Prodüksiyonlar

Etkinlikler

Etiketler

Yorum Yazıları
BGST’den Karşılaşma Adlı Bir Oyun

Freud bütün dürtüleri iki ana başlık altında toplar: ölüm ve yaşam. Yani, amiyane bir tabirle insanın tüm “yapıp etmelerine”, “eylemlerine”, “edimlerine” bu iki ana dürtü yön verir. Bunlar tıpkı Janus’un sureti gibidir, birbirlerinin deyim yerindeyse mütemmim cüzüdürler. Bu nedenle belki de Heidegger hayatı, hakikati, Dasein’ı “anlamak” için ölüm’e müracaat etmektedir. Ölümün karanlığından, dipsizliğinden belki de ancak hayatın ışığı doğacaktır. Mim.

İnsan hayat ile hayatın hakikati ile daima bir ölüm vesilesiyle yüzleşir. Ölüm bir nevi bizim hayat ile karşılaşmamızdır. Hayat ile tüm hesaplaşmalar ölüm sayesinde gerçekleşir. Tüm dostluklar, düşmanlıklar bilcümle yaşanmışlıklar ölüm ile hatırlanır, ölüm ile bilenir. Ölüm bir nevi hayatın kara kutusuna, hafızasına, hayatın virtualitesine yapılan vahşi bir davettir. Yerimiz kısa, zamanımız dar farkındayım ve ölümü, dolayısıyla da hayatı bir kenara bırakıp asıl sadete geleyim.

MODA SAHNESİNDE BİR KARŞILAŞMA
Ölüme, hayata dair bu kadar lakırdıyı geçenlerde Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu(BGST) tarafından sahnelenen bir oyun vesilesiyle ettim. Moda Sahnesinde(son dönemde adından sıkça söz edilmekte) sahnelenen oyun esasında edebiyatta, sanatta kısacası kültür ve sanatın her alanında sık tesadüf edilen bir motif üzerine inşa edilmekte: Ölüm vesilesiyle hayatı yani geriye kalanı sorgulamak.


Seyirciyi kahkahaya boğan oyun eski Türkiye’nin(!)elit katmanını temsil eden Rauf Yıldırım’ın ölümü vasıtasıyla Eski Türkiye’nin, geçmişin, yeni Türkiye’nin(!), bugünün bir fotoğrafını çekmekte, Türkiye toplumsal, siyasi, sınıfsal yapısının anatomisini çıkarmakta; seyirciyi Rauf Yıldırım’ın ölümü vesilesiyle eski, yeni Türkiye ile karşılaşmaya, yüzleşmeye davet etmektedir.

Oyunda karşılaştığımız her bir anlatı kişisi bu karşılaşma, yüzleşme misyonunu yerine getirmektedir. Bu manada, geleneksel Türk tiyatrosuna gayet uygun bir biçimde oyunda yer alan yüzeysel anlatı kişileri yani tiplemeler toplumsal yapının farklı bir katmanını temsil etmektedir. Yani oyun kişilerinin her biri sosyolojik, politik, etnik ve sınıfsal bir temsiliyeti üstlenmektedir. Kimisi istihbaratçıyı, askeri, kimisi yeni Türkiye’de palazlanan İslamcı burjuvaziyi, kimisi işçileri, kimisi Kürdü, kimisi lümpen proletaryayı, kimisi ise İslamcılık içindeki bir çatlamayı yani antikapitalist Müslümanlığı… temsil etmektedir.

RAUF’UN İTİRAFI
Rauf Yıldırım eski Türkiye’deki kirli ilişkilerden beslenen büyük bir inşaat şirketinin(Atılım İnşaat)sahibidir. Seneler evvel yanında çalışan bir kadından “gayri meşru” bir erkek çocuk peydahlamıştır. Fakat siyasi ve ticari itibarını muhafaza etmek maksadıyla bu çocuğun öz evladı olduğunu gizler. Ölümünden sonra çocuğu Mehmet’e bıraktığı bir mektupta ise bu gerçeği itiraf eder. Bu itiraf esasında aileye dair başka sırların da açığa çıkmasına neden olur: Rauf Yıldırım’ın başka çocukları da vardır ve Mehmet kendisinden senelerce saklanan diğer kardeşlerinin peşine düşer, onların izini sürer. Mehmet’in bu çabası eşliğinde hem Rauf Yıldırım’ın gizlediği pisliklerin ortaya saçıldığına hem de Türkiye toplumsal, siyasi, sınıfsal ve etnik yapısına, son dönemin siyasi gelişmelerine, Ergenekon vs.gibi operasyonlara tanıklık ederiz.

BASTIRILAN GERİ DÖNÜYOR
İtiraf esasında hem insan hayatında hem de siyasi rejimlerin hayatında bir kırılma noktasıdır. İnsanların, rejimin tüm pislikleri, bastırılmışlıkları, kirleri Başbakan’ın deyimiyle cemaziyülevvel’i itiraf anlarında ortaya çıkar. Ancak itiraf masumane bir eylem, basit bir arınma değildir, güç yüklüdür. İtiraf yeni bir iktidar aygıtını, özne ile nesne arasındaki yeni ilişkiyi tesis etmekte kullanılan en mühim mekanizmadır. Yeni iktidarı kuran, geçmişin itiraf edilmesidir, geçmişten arınmaktır. İtirafı tayin eden, onu tetikleyen kaygı külliyen bugüne ve geleceğe dairdir, itirafı geleceğin, bugünün çıkarları, ittifakları tayin eder. Rauf Yıldırım’ın oyundaki itirafını alt metin düzeyinde bu çerçeveden okumakta fayda var. Oyundaki bu itiraf esasında Cumhuriyet tarihinin etnik ve dinsel kimlikler üzerinde uyguladığı baskıyı ifade etmekte ve bu baskıyı bir itiraf vesilesiyle dışa vurmaktadır.
İslamcılık, Kürtlük gibi etnik ve dinsel kimlikler cumhuriyetin üzerinde dolanan adeta bir heyula gibidir. Cumhuriyetin üzerinde bir hayalet dolaşmaktadır: İslamcılık ve Kürtlük hayaleti. Cumhuriyet bu iki etnik ve dinsel kimliği gayri meşru çocuk muamelesine maruz bıraktı ama bu iki etnik ve dinsel kimlik de uygun bir anda deyim yerindeyse su yüzüne çıktı, fışkırdı, yukarıdan aşağıya inşa edilen, tepeden inmeci Cumhuriyetin yüzüne bir tokat gibi çarptı. 


Uzatmayayım, klişe bir tabirle bastırılan geri döndü. Oyun işte alt metin düzeyinde bize bunu söylüyor: Tüm bastırmalara rağmen gerçeklerden kaçamayız, gerçekliğimizle yüzleşmemiz, onunla karşılaşmamız, kardeşlerimizle kucaklaşmamız gerekir: Biz İslamcısıyla, Kürdüyle, askeriyle, işçisiyle “kaynaşmış, imtiyazsız bir kitleyiz”. Mim. Şayet oyuna giderseniz kapanış sahnesine, sahnedeki mizansene, tiplemelerin konumuna bir de bu gözle dikkatle bakmanızı tavsiye ederim. Hoşça koreografiler eşliğinde, eğlenceli, bol kahkahalı, gündelik gerçekliğimizi yansıtan bir oyun izlemek isterseniz, Moda Sahnesinde Karşılaşmalar adlı oyun sizi bekliyor. Ne diyeyim, izleyin, söylediklerimin doğruluğuna ya da yanlışlığına siz karar verin.




› Yazdırılabilir Versiyon
› Orijinal Versiyon: http://www.bgst.org/tr/yorum-yazilari-44/bgstden-karsilasma-adli-bir-oyun

Paylaş:
E-bülten

BGST Aylık Bülten'e abone olmak için isim ve e-posta adresinizi bırakınız.

Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul / 0212 251 19 21

iletisim@bgst.org

BGST web sitesinde yayımlanan yazılar/çeviriler BGST sitesindeki orijinal linki verilerek kaynak gösterilmek ve yazarının/çevireninin adı mutlaka belirtilmek kaydıyla, ayrıca bir izin almadan internet üzerinden elektronik ortamda kullanılabilir. Yazı ve çevirilerin basılı ortamda kullanımı için yazar/çevirenin izni gereklidir.