Ülke

Milli Mutabakat Sona Mı Erdi?
Milli Mutabakat Sona Mı Erdi?

15 Temmuzda gerçekleşen ve bugün de pek çok noktası karanlıkta kalmış olan darbe girişiminin ardından bir milli mutabakat rejimi inşa edildi. AKP, MHP ve CHP bu mutabakatı Yenikapı mitinginde cümle âleme duyurdu. Bu mutabakatın iki temel dayanağı vardı: Birincisi, FETÖ’nün (Fethullahçı Terör Örgütü) devletten temizlenmesi ve çökertilmesini sağlamak, ikincisi, Ortadoğu’da son yıllarda yaşanan gelişmelerle birlikte belirli kazanımlar elde etmeye başlamış Kürtlerin bu kazanımlarını olabildiğince geriletmek.

CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nun MİT tırlarıyla ilgili davada tutuklanması sonrası 15 Haziran 2017’de başlatılan ADALET yürüyüşü, bu mutabakat bitti mi sorusunu sormamızı gerektiriyor. Öyle ya yıllardır seküler muhalefeti dizginleyip kontrol altında tutan, sokaklara çıkılmasını hoş karşılamayan, bu konuda hep temkinli olan, son referandumun ardından yaşanan şaibeler nedeniyle sokaklara dökülmeye hazır kitleleri durduran CHP olmamış mıydı? Yapılan ciddi bir sivil itaatsizlik eylemiydi ve referandum sonrası kendine olan güveni artmış seküler muhalefeti, adaletsizliğe uğradığını düşünen sosyalistleri, Kürtleri sokağa davet ediyordu CHP. Bu radikal çıkış milli mutabakatın artık bittiği anlamına mı geliyordu?

Bu soruya cevabımızı mutabakatın temel dayanağı olan iki meseleye sırasıyla bakarak verebiliriz. Öncelikle Kürt meselesine bakalım: Türkiye’nin güneyinde kurulacak bir Kürt devletine izin vermemek, Türkiye’deki Kürt hareketini şiddetle bastırmak hatta yok etmek ve Kürtlerin bu son süreçte elde ettikleri kazanımları geriletmek şeklinde özetlenebilecek bu mutabakat aynen devam etmektedir. AKP, MHP ve CHP bu konuda hemfikirdir ve mutabakatın bu ayağında bir sorun yoktur. Hatta CHP kanadı, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin ilan ettiği bağımsızlık referandumunu AKP’nin yeterince sert kınamadığı ve Barzani’ye çok taviz verdiği gerekçesiyle hükümeti eleştirmektedir. Yine CHP kanadından 80’li 90’lı yıllara dönmüş, baskı ve zulüm altında her gün insan hakları ihlallerinin yaşandığı Kürt bölgeleriyle ilgili ciddi hiç bir eleştiri dile getirilmemektedir. CHP’nin Kürt meselesiyle ilgili görüşleri Türkiye’nin müesses nizamıyla ve milli mutabakat ortaklarıyla uyum içindedir. Dolayısıyla en azından şimdilik mutabakatın bu ayağında sorun olmadığı söylenebilir. 

Gelelim FETÖ ile mücadele kısmına. İşte burada son aylarda bazı sorunlar ve sorular ortaya çıkmaya başladı diyebiliriz. Damatlar krizi olarak da bilinen ve AKP’nin iki etkili isminin damatlarının gözaltına alındıktan sonra çeşitli bahanelerle salıverilmesi hem MHP hem de CHP tarafından eleştirildi. Hatta milli mutabakat kurulduktan sonra ilk kez MHP’yi bir konuda muhalefet ederken gördük ve küçük bir gerilim de yaşandı. AKP’nin perde arkasından Gülen cemaatiyle görüştüğü ve FETÖ ile mücadelenin zayıfladığı gibi düşünceler dile getirilmeye başlandı. CHP özellikle Adil Öksüz meselesini gündeme taşıyarak “kontrollü darbe” ve “asıl darbe AKP tarafından yapıldı” söylemini kullanmaya başladı. Ancak tüm bu tartışmalar mutabakatın FETÖ ile mücadele kısmında ayrışma yaşandığını göstermez. Bu konuda bazı sorunlar olsa da mutabakatın bu ayağı da hali hazırda devrededir. Dolayısıyla 15 Temmuz sonrası iki temel madde üzerinde oluşan AKP, MHP, CHP mutabakatı devam etmektedir.

Milli mutabakat bozulmadıysa bu olanları ve CHP’nin sokaklara inişini nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Öncelikle şunu unutmamak gerekir ki asıl olarak bu mutabakatın bir tarafında seküler-modernist- Batıcı kitleler ve onların dünya görüşü diğer tarafında otoriter-İslamcı-muhafazakar kitleler ve iktidarları bulunmaktadır. Yani bu ittifak deprem üretebilecek bir fay hattı üzerinde inşa edilmiştir. Henüz büyük bir deprem üretmemişse de küçük küçük sarsıntılar sürekli olmaktadır. Özellikle seküler kesimlere yönelik çok yönlü saldırılar devam etmektedir ve CHP’nin bu kitleleri kontrol altında tutması giderek güçleşmektedir. Büyük İstanbul depremini beklediğimiz gibi bu fayda da büyük bir deprem beklemek hayalcilik olmaz. Anlaşılan CHP’de bunun farkında ve ADALET yürüyüşünü uyarıcı bir sarsıntı olarak yürütmekte kararlı. Bu şekilde referandumda yaşanan şaibeler ve diğer irili ufaklı saldırılarla patlama noktasına gelmiş seküler kitleler biraz rahatlayacak ve AKP’ye de sınırını bil mesajı verilecektir.

CHP ADALET yürüyüşüyle şunu söylemeyi amaçlamaktadır, “Ey AKP istersem yüz binlerce insanı sokağa dökebilirim,  yüzde kırk dokuzu evlerinde zor tutuyorum ama bak yapmıyorum, mutabakatın temel ilkelerine bağlıyım, sen de artık sınırını bil. HDP’li milletvekillerini, eş başkanlarını, siyasetçilerini tutukladığında bir şey dedik mi sana? Hatta tutuklamaları yapman için gerekli olan yasal düzenlemeyi TBMM’den geçirirken destek bile olmadık mı? Ama sen kalkmış benim milletvekilimi tutukluyorsun. Haddini, sınırını bil yoksa yüzde kırk dokuzu çıkarırım sokağa.” Yaşananlar en başından beri dikkatli izlenirse CHP’nin olayı büyütmeme tavrı rahatlıkla görülebilir.

Bu tespit ADALET yürüyüşünden uzak durmalı sonucunu doğurmaz. Hem eylemin biçimi hem dile getirdiği adalet söylemi elbette desteklenebilir. CHP’nin olayı büyütmeme tavrına karşın, değişik kesimler bu eyleme katılarak adalet isteğini yükseltebilir ve yükseltmelidir. Ancak Godo’yu bekler gibi CHP’nin Türkiye’deki özgürlük ve demokrasi mücadelesini taşımasını ve öncülük etmesini beklemek anlamsızdır. Türkiye bir dönüm noktasındadır. Geleceğini ya otoriterizm yanlısı İslamcı-muhafazakâr kadrolara teslim edecektir ya da bölgesiyle barış içinde yaşayan, daha özgürlükçü ve demokratik bir sistem tercihinde bulunacaktır. 

Özetlemek gerekirse 15 Temmuz sonrası devletin derin sularında kurulan mutabakat devam etmektedir. Ancak bu mutabakatın kurulduğu zemin, seküler yaşam tarzına ve kurumlarına yapılan saldırılar, Ortadoğu’da yaşananlar ve 2019 seçimlerine kadar yaşanacak olanlar çok ciddi bir sarsıntının yaklaştığını göstermektedir. Devletçi ve müesses nizamcı CHP’nin bu ciddi sarsıntıyı omuzlayamayacağı açıktır. Zaten devletçi yapısı ve refleksleri buna izin vermez. Türkiye’nin seküler kesimleri, sosyalist muhalefeti ve Kürtleri, yani bu ülkenin barış içinde, daha adil ve daha demokratik bir geleceğe yönelmesini isteyen tüm kesimler, gelmekte olan sarsıntıya hazır olmak zorundadır. Şu aşamada bunun en etkili yolunun yerelde kurulacak yapıların, mahalle örgütlenmelerinin ve inisiyatiflerinin olduğu açıktır. 




› Yazdırılabilir Versiyon
› Orijinal Versiyon: http://www.bgst.org/tr/ulke-gundem/milli-mutabakat-sona-m-erdi

Paylaş:
E-bülten

BGST Aylık Bülten'e abone olmak için isim ve e-posta adresinizi bırakınız.

Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul / 0212 251 19 21

iletisim@bgst.org

BGST web sitesinde yayımlanan yazılar/çeviriler BGST sitesindeki orijinal linki verilerek kaynak gösterilmek ve yazarının/çevireninin adı mutlaka belirtilmek kaydıyla, ayrıca bir izin almadan internet üzerinden elektronik ortamda kullanılabilir. Yazı ve çevirilerin basılı ortamda kullanımı için yazar/çevirenin izni gereklidir.