Fransız “Malı” Molière’e de Boykot!
İlker Yasin Keskin
26.12.2011
Geçtiğimiz günlerde kalbur
üstü diyebileceğimiz bir devlet okulunda çalışan bir Fransızca
Öğretmeni beni aradı. Kendisi geçen sene Molière Efendi’yi
Fransız Kültür Merkezi’nde izlediğini; çok beğendiğini ve bu oyunu
mutlaka okuluna getirtmek ve öğrencileri ile buluşturmak istediğini
söyledi. Ben de bu oyunumuzun Selam Sana Shakespeare
ile birlikte bir gençlik tiyatrosu örneği olduğunu ve zaten bu türden
okul organizasyonları yaptığımızı söyledim. Çok sevindi. Maya
Sahnesi’ne davet ettim. Oraya geldi ve tanıştık. Shakespeare’den de
bahsettim kendisine. Oyuna canlı müzik eklediğimizi; akşam oyunlarında
canlı müzik eşliğinde bu oyunu oynadığımızı anlattım. Kendisini oyuna
davet ettim. Kabul etti ancak aklı hep Molière Efendi’‘deydi
doğal olarak. Önce kesinlikle Molière’i daha sonra Shakespeare’i
getirtmek istediğini belirtti. Hatta acaba ne kadar süre sonra
Shakespeare’i getirsek vs. gibi organizasyon üzerine zevkli düşüncelere
daldığı oluyordu. Hemen o gün okul idarecileri ile bir görüşme
ayarladı. Okula gittim. Görüşmede müdür, müdür yardımcısı, bir veli,
rehberlik sorumlusu ve bahsettiğim Fransızca Öğretmeni vardı.
İşte aşağıda okuyacağınız
satırlar çok yakın bir zamanda yaşanmış bu görüşmede geçen diyalogları
içermektedir. Diyaloglar üç aşağı beş yukarı böyle yaşanmıştır. Aynen
aktarmaya çalıştım. Buyrun…
Müdür:
Hoş geldiniz.
Ben:
Hoş bulduk. Öncelikle kendimi tanıtayım. Ben İlker Yasin Keskin.
Boğaziçi Fizik Öğretmenliği mezunuyum. İstanbul Üniversitesi’nde
Tiyatro yüksek lisansı yaptım. Hem eğitimciyim hem de
tiyatrocuyum diyebilirim. Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’na
(BGST) bağlı Tiyatro Boğaziçi’nde tiyatro yapıyorum. BGST/ Tiyatro
Boğaziçi, Boğaziçi Üniversite’sinde sanatla haşır neşir olmuş
insanların mezun olduktan sonra kurduğu 16 yıllık bir topluluk… Müdür
bey… Şimdi bizim diğer oyunlarımızın yanında iki
tane gençlik tiyatrosu oyunumuz var. Yanlış anlamayın. Çocuk tiyatrosu
değil. Biz bu oyunları ilköğretim altıdan itibaren tüm öğrencilere
yönelik hazırladık. İkisinin de M.E.B. izni var. Molière
Efendi daha hareketli ve doğrudan komedi olduğu için
ilköğretim dört ve beşler dahi rahatlıkla izleyebiliyorlar. Biz bu
oyunlarda tiyatro ve edebiyat sanatının iki büyük ismi olan Molière ve
Shakespeare’i tanıtıyoruz. Hayatlarını ve sanatının özelliklerini
anlatıyoruz. Eğlenceli belgesel veyahut alternatif ders faaliyeti
diyebiliriz. Molière Efendi üç senedir, Selam Sana Shakespeare iki
senedir pek çok okulda oynandı. Ve bu sınavların hepsini başarıyla
tamamladı. İşte bunlar da referans listemiz…
Müdür:
Şimdi,bu ticari bir faaliyet tabi. Sizin ekibiniz altı kişi. Buradan
sizi memnun edecek bir gelirle ayrılmanız gerekiyor doğal olarak. Bizim
öğrenciye bilet satmamız gerekir. Ancak okulumuzda böyle faaliyetlere
ilgi çok düşük.
Ben:
Fakat müdür bey, bir öğretmenimiz organizasyon yapacağını söylüyor.
Oyunumuzu izlemiş, beğenmiş…
Fransızca
Öğretmeni: Ben oyunu izledim… Çok beğendim müdür bey. Bu
oyun doğrudan öğrencilere yönelik ve çok eğitici… Üstelik benim
girdiğim tüm derslerde öğrenciler böyle bir oyunun gelmesini çok
istiyorlar. Bizzat kendileri dillendiriyor bunu.
Müdür:
Doğrudur hoca hanım. Ama ben geneli için şey ettim. Bakın okulumuzdan
bu oyun için yüz kişi bulmak zor olur. İki yüz kişi ise imkansız
diyeyim.
Fransızca
Öğretmeni: Olur mu müdür bey. Benim öğrencilerimi
toplasanız zaten o kadar ediyor. Hepsi gelirler.
Müdür: Gelmezler
hocam, gelmezler. Siz yenisiniz, okulumuzu tam tanımıyor olabilirsiniz…
Öğrencilerin gelir durumunu da düşünün. Bilete para vermek istemezler.
Ben:
Müdür bey. Beni buraya … hocam davet etti. O bu oyunu istiyorum diyor
ve seyirci bulabileceğini söylüyor…
Müdür:
Doğrudur ama dediğim gibi gerçekten zor olur. Sizi memnun edecek bir
seyirci sayısına ulaşamayız. Üstelik sizden kira bedeli de almak
durumundayız.
Ben:
Nasıl yani, salon okulun değil mi? (Okulun çok güzel bir
salonu var bu arada…)
Müdür:
Biz salonu kira bedelini alıyoruz bütün faaliyetlerden.
Ben:
Müdür bey, anlıyorum… Ama bakın herhangi bir oyunumuzu getirelim
demiyorum. Biz doğrudan gençleri ilgilendiren iki isimden bahsediyoruz.
Molière ve Shakespeare… Çocukların doktor da olsa mühendis de olsa
bilmesi gereken isimlerden bahsediyoruz… Bu isimleri derslerinde de
görüyorlar. Hedef kitlesi doğrudan okulunuzun gençleri olmayan herhangi
bir oyunumuzu getirelim demiyorum ki… Belki de temel eserler arasında
adları geçen insanları okulunuza getirelim diyorum.
Müdür: Tamam,
tamam… Şöyle yapalım. Öğretmen
arkadaşlarımız bir nabız yoklasın. Bir sayı çıkarsınlar. Hocam siz bir
nabız yoklayın o zaman. Bir liste çıkarın… Ona göre karar veririz.
Veli: Molière
tabi istemeyebilir öğrencilerimiz. (Elinde Molière
program dergisi var. Oradan Molière ‘in Fransız olduğunu
görüyor sanırım…)
Ben:
Nasıl?
Veli: Öğrencilerimiz
bu konuda çok hassaslar. Fransa boykotu var biliyorsunuz.
Rehberlik
Sorumlusu: Gerçi Molière demiyorlar. Molière Efendi
diyorlar. Efendi lafı var… Belki oradan yırtabilir… Hahaha!
Gülüşmeler…
Veli: Mesela
oğlum beni aradı bugün. “Anne kesinlikle marketten Fransız malı alma!”
diyor. Gerçekten…
Müdür: O
yasa meclisten geçince tabi. Pek doğal olarak…
Veli: Ne
yazık değil mi? Nasıl böyle bir şey yapabilirler…
Müdür: Üstelik
koca meclisten kırk küsur kişi ile yasa çıkardılar.
Veli: Ne
kadar doğal bir tepki değil mi müdür bey? Kendiliğinden toplum olarak
tepkimizi ortaya koyuyoruz…
Müdür: Tabi
canım. Yani halk olarak kendiliğinden bir tepki veriliyor. Şey o zaman
biz Molière’i yapmayalım. Shakespeare’i alalım.
Ben:
Nasıl? (Gülüyorum…) Dört asır önce yaşamış bir
insanın ne günahı var canım…
Müdür: Yo,
hayır… Onu demek istemiyorum. Bizim öğrencilerimiz biraz duyarlıdır bu
konularda… Gelmek istemeyeceklerdir.
Veli: Tabi,
tabi…
Fransızca
öğretmeni hariç herkes onaylıyor.
Fransızca
Öğretmeni: Müdür bey ben bu ortamdan çok rahatsız oldum.
Olayı siyasete çevirdiniz. Sanatsal bir faaliyetten bahsederken
nerelere geldik. Bu tavırlarınızı hiç doğru bulmuyorum… Şunun şurasında
okula iki tane oyun getireceğiz. Onu konuşurken konu nerelere geldi.
Veli: Sakin
olun hoca hanım. Lütfen siyaset değil bu milli bir his. Milli bir his…
His bu… Duygu…
Fransızca
Öğretmeni: Lütfen sözümü kesmeyin … hanım! Benim bir
sürü Fransız arkadaşım var. Onların hiç biri Fransa devletinin aldığı
kararı onaylamıyor. Tutup da herkese fatura kesmek… İnanılır gibi değil…
Veli: Hocam
sakin olun. Bakın biz burada…
Fransızca
Öğretmeni: Hayır sözümü kesmeyin lütfen… Bakın oğlunuz …
derslerimi sabote edip duruyor zaten… Branşım Fransızca ya; aklı sıra
dersimi sabote etmek istiyor… Ben de güya hoş görülü davranmaya
çalışıyorum. Onu anlamaya çalışıyorum… Ama yok bundan sonra kesinlikle
dersimi bir daha sabote etmesine izin vermeyeceğim.
Müdür:
Hocam…
Fransızca
Öğretmeni: Müdür bey sizi de anlamıyorum. Bir kere biz
buraya gayet heyecanlı bir şekilde güzel bir organizasyon için geldik.
Sizin dediğiniz şeylere bakın. Öğrencilerimiz istemezmiş falan. Yok
öyle şey efendim. Benim iki yüze yakın öğrencim var bu okulda ve hepsi
de istekliler diyorum dinlemiyorsunuz… Molière’in Fransız olmasından
dolayı organizasyondan vazgeçiyorsunuz..
Rehberlik
Sorumlusu ve Müdür Yardımcısı: Hocam espriydi o sadece…
Fransızca
Öğretmeni: Nasıl bir espri anlamadım. Burada o espri
yüzünden oyun iptal ediliyor…
Ben:
Hocam. Bir saniye… Ben müdür beyin şöyle demek istediğini anlıyorum. Bu
ateşli gündemde öğrenciler Molière’e tavır koyabilir. O yüzden
Shakespeare’i alalım diyor. Biraz gündem değişince Molière’i de
getirtebiliriz.
Müdür:
Gündem değişince mi? Ah! Biz bu olayı unutursak artık hangi insani
değerimiz kalır ki… Unutmak yok… Unutmak yok…
Fransızca
Öğretmeni: Bakın ben bu tavrınızdan çok rahatsızım müdür
bey…
Müdür:
Hocam lütfen düzgün bir üslupla konuşun.
Fransızca
Öğretmeni: Ben düzgün konuşuyorum zaten. Siz siyaset
yapıyorsunuz.
Müdür:
Hocam asıl siz siyaset yapıyorsunuz… Asıl siz siyaset yapıyorsunuz!
Konuyu nerelere getirdiniz? Bakın ben buraya bir oyun izlediniz,
beğendiniz ve getirmek istiyorsunuz diye biliyordum ama…
Ben: Evet
öyle zaten!
Müdür:
Tamam öyleymiş. Ama siz olayı siyasete çevirdiniz hoca hanım…
Fransızca
Öğretmeni: Kim ben mi? Burada Molière’den bahsederken
olayı Fransa’nın soykırım yasası gündemine getiren sizler oldunuz…
Müdür: Tamam
İlker Bey… Biz bu iki oyunu da okulumuzda istemiyoruz. İsteyenler sizin
sahnenize gelip izlesinler. Teşekkürler…
(Gülerek olay
mekanından ayrılıyorum…)
Fransızca Öğretmeni ile
okul çıkışında sohbet ettik. Olaydan ötürü morali çok bozuktu.
Kendisine moral vermeye çalıştım. Ertesi gün Maya Sahnesi’nde
oynadığımız “Selam Sana Shakespare”‘e de geldi. Oyun üzerine
sohbet ettik. Ama aklı hep o yaşadığımız görüşme fiyaskosundaydı. Okula
ilk girdiğimde bazı öğrencileri ile tanıştırmıştı. Onların böyle bir
faaliyet için nasıl istekli olduğunu ben de görmüştüm. Okulun kocaman
salonu ile bu organizasyon için hiç bir alt yapı sorununa sahip
olmadığını söylüyor; organizasyonu böyle bir okulda yapamamanın mucize
olduğunu ve o mucizenin yaşandığını anlatmaya çalışıyordu… Öğrencilerin
bu okula sınavla girdiğini söylüyor ve çoğunun ailesinin halinin
vaktinin yerinde olduğunu anlatıyordu. Müdürün en baştan öğrencilerin
isteksiz olacağını söylemesinin, maddi durumlarının yeterli olmadığını
ima etmesinin gayet yersiz ve gerçekle ilgisinin olmadığını söylüyordu.
Peki biz bu oyunlarımızı
neden öğrenciler ile buluşturamadık? Sorunun cevabı yukarıdaki sahne
metninde var zaten…