Barışma Aczi
Ömer F. Kurhan
24.10.2011
Hakkari Çukurca’da onlarca genç insanımızın
hayatına mal olan, belki bir o kadarının sakat kalmasına neden olan çatışmayla
tiyatro ve sanat camiasının nasıl bir ilişki kurduğu ele alınmayı hak
eden bir konu.
Yaşanan bir “şok” var. Yaşanan şokun ardından,
hali hazırda devam eden kapsamlı kara ve hava operasyonları var. Medyada
verilen haberlere itibar edilecek olursa, Cumhurbaşkanı Gül’ün
“intikam” vaadi gerçekleşiyor ve karşılık “misliyle” veriliyor. Hürriyet’in
verdiği son habere göre, “49 terörist öldürüldü.” Yani toprağa düşen
genç bedenlerin sayısı katlanarak artıyor.
Ayrıca, memleketimizin değişik bölgelerinde,
kurt işaretleri eşliğinde militarist kitle gösterileri düzenleniyor. BDP ve
kimliklerini örtbas etmeyen Kürtler tehdit ediliyor, kuşatma altına alınıyor.
Elazığ gibi illerimizde, etnik boğazlaşmanın sınırlarında dolaşan karşılaşmalar
yaşanıyor.
Sanat camiasının yaşanan olaylar karşısında
nasıl bir ruh hali içinde olduğuna dair verilerin adresi TWITTER olmuş
durumda. TWITTER ortaya çıkalı, medyanın işi çok kolaylaştı: Sanatçılar,
ülke gündemini işgal eden ve şok yaratan olaylarla ilgili duygu ve düşüncelerini
TWITTER üzerinden dolaşıma sokuyor, medya da bunları “haber” yapıyor.
Türkiye’de yaşanan savaşın nasıl barışa
doğru evrim geçirebileceği konusunda seçenekler aslında belli:
1. “Ne mutlu Türküm diyene!” hedefinden
taviz verilmeden, bir terör örgütü olan PKK ve uzantıları ezilmeli, Kürtlerin
Türkleştirilmesi için kapsamlı sosyal, ekonomik ve kültürel tedbirler alınmalı.
2. Kürtlere Türkleşme dayatması yapılmamalı,
kardeş kavim ya da halk olarak kültürel hakları tanınmalı, bir terör örgütü
olan PKK ise yalnızlaştırılmalı, marjinalleştirilmeli ve nihayetinde yok
edilmeli.
3. Kürtlerin demokratik taleplerini ciddiye
alan reformlar yapılırken, eş zamanlı olarak PKK nasıl silah bırakır ve
yasal siyaset düzlemine çekilir? sorularının da yanıt bulacağı bir müzakere
ya da görüşme süreci örgütlenmeli.
Devlet aklı 1990-2000 arasında birinci seçenekte
karar kılmıştı. 2000-2010 dönemi devlet içi kafa karışıklığın yaşandığı
bir dönemdi. 2010-… döneminde ise, devlet aklı ikinci seçenek üzerinden
bir çözüm üretmeye çalışıyor. Yani “dağda şahin, ovada güvercin”
konsepti deneniyor.
Peki, sanat camiasında üretilen seçenekler
hangileri?
Hâkim seçeneğin ne olduğu belli: Bu işi
çözse çözse Godot çözer. Meselenin çözümü bir kez Godot’ya havale
edildikten sonra desteklenen seçenekler ise, yukarda özetini verdiğim üç seçenekten
başkası değil. Hangisi hangi oranda destekleniyor biraz muamma. Özellikle
üçüncü seçeneği dillendirmek, soluğu KCK tutuklularının yanında almak
gibi bir tehlikeye işaret ediyor.
Bu arada, Türkiye’nin her zaman beklenen şiddetli
depremlerinden birisi Van’ı vurmuş durumda. Bu yazı yazılırken ölü ve
yaralı sayısı hakkında henüz kesin bilgiler gelmemişti. Bir noktadan emin
olabiliriz: Devletimizin sosyal olmak gibi bir derdi yok. İnsani olarak ağır
bir fatura ödediğimiz, hatta resmi yolsuzluklara konu olan 1999 Kocaeli
depreminden beri, insan hayatını korumaya dönük ciddi bir çalışma yapılmadığını
Van depremi bir kez daha gösterdi.
Savaş dururken, uygarlığın high-tech
nimetleri niçin insan hayatını korumak için seferber edilmiş olsun ki? Ayrıca
Van depremi, bir türlü PKK terörüne destek vermekten vazgeçmeyen, ısrarla
genç evlatlarını dağlara yollayan Kürt halkına Allah’ın verdiği bir
ceza olarak da yorumlanamaz mı? Böylece, Türkiye’nin batısında Türk-İslam
sentezi tabanlı “şehitler ölmez, vatan bölünmez” infialinin katarsis
arayışları bir miktar tatmin edilmiş olamaz mı?
Savaşa değil de barışa yatırım yapma
aczine düşmüş bir toplum görüntüsü çizdiğimiz kesin. Sanat camiasının
bu tablodaki yeri hiç de aykırı değil. Bu tespiti yaptıktan sonra iki yıl
önce çarpıcı bir çıkış yapan Barış İçin Sanat Girişimi’nin kısa
tarihini değerlendirmenin ve yolunda gitmeyen nedir sorusuna bir açıklama
getirmenin zamanı geldi, geçiyor diye düşünüyorum. Önümüzü daha iyi görmeye
çalışmakta fayda var.
Daha önce “Barış
İçin Sanat” adlı yazımda bu konuyu ele almıştım. Okunduğunu
biliyorum, ama barışma aczinin sanat camiasına hakimiyeti hakkında suskunluk
pek bozulmadı. Madem öyle, konuyu bizzat araştırmaktan başka çare yok.