"Nesini Söylesem" Üzerine Bir Değerlendirme
İlker Aslan (22.05.2007)
Bugün İATG kapsamında iki oyun izledik. İlki, İstanbul
Üniversitesi Eğitim-Araştırma Topluluğu Deneysel Sahne'nin sahnelediği Gogol'ün
Bir Delinin Güncesi adlı oyundu. İkinci oyun ise Zeytinburnu Halk
Sahnesi'nin sergilediği ve metnini grubun kendisinin oluşturduğu Nesini
Söylesem adlı oyundu.
Bir kolektif oyunlaştırma girişimi olması sebebiyle ZHS'nin
oyunu özel olarak ilgimi çekti çünkü bu girişim mevcutta bizim BGST Tiyatro
Birimi'nde yaptığımız tartışmalarla bir paralellik oluşturuyordu. Öncelikle şunu
belirtmekte fayda var; gün sonu söyleşisinde grubun çalıştırıcısı Fadime'nin de
belirttiği gibi ZHS'nin Nesini Söylesem adlı oyunu aslında devam eden bir
proje olarak görmek gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında, burada değinmeye
çalışacağım noktaların grupta ön açıcı tartışmaların oluşabilmesi açısından
faydalı olması dileğini barındırdığını belirtmek istiyorum.
Oyunun kaba kurgusu şöyle: Çalışmak amacıyla sezonluk olarak
İstanbul'a çeşitli illerden gelmiş olan bir grup arkadaş memleketlerine geri
dönmeden önce bir veda mahiyetinde sıra gecesi yaparlar. Ve bu gece sırsında o
sezon yaşadıkları ilginç olayları birbirine anlatırlar. Anlatılar aralara sıra
gecesinin girdiği üç farklı episod halinde sunulur:
-
Emlakçı episodu: Hikaye bir emlakçıda çıraklık yapan sezonluk bir
işçinin ağzından anlatılır. Emlakçı para için her şeyi satabilecek birisidir.
Bir yandan çürük binalar için sağlam raporu alıp onları görece ucuz fiyata
satmakta bir yandan da yanında çalışan çıraktan tutun çırağın kız arkadaşına
kadar herkese aşağılayıcı davranmaktadır. Dükkana gelen müşterilere göre
muamele yapar. Örneğin, dükkana çingeneler gelir ama onları aşağıladığı
yetmezmiş gibi ev vermemek için de fahiş fiyatlar ister ve onlara ev kiralamaz.
Sonra dükkanına gelen dul bir kadına sarkıntılık eder. Son olarak gelen Kürt
müşterileri ise daha yeni sağlam raporu aldığı çürük bir daireyi satın almaya
ikna eder. Muhtemelen bina yakın zamanda yıkılacaktır.
-
Ayakkabı dükkanı episodu: Bir binanın bodrum katlarının da altında bir
katta çok zor koşullarda çalışan ayakkabı yapıcılarını görürüz. Bir tanesi,
Memoli, diğerlerinden ayrışır. Tek ilgilendiği at yarışıdır. Hatta bu yüzden
aynı yerde çaycı olarak çalışan kız arkadaşını dahi yarı yolda bıraktığı
olmuştur. Ayrıca çalıştığı yerde işini de kötü yapmaktadır ve sonuçta
ayakkabılar ya bozuk çıkmakta ya da iade edilmektedir. Bu ortam çalışanlar
arasında gerilimlere de gebedir. Tartışmalar süre gider ve bunların kavgaya
dönüşmesi hep an meselesidir. En son, Memoli yüzünden 4000 ayakkabının iade
edilmesiyle usta Memoli'yi döver ve bir gün daha sona erer, hepsi evlerine
dönerler.
-
Dans kulübü episodu: Sahilde piknik yapmaya gelmiş bir aile orada tiner
koklayan bir çocukla karşılaşır. Çocukları her ne kadar tinerci çocukla
arkadaşlık yapmak konusunda daha açık olsalar da anne ve babalarının
müdahelesiyle karşılaşırlar ve hep beraber tası tarağı toplayıp oradan
ayrılırlar. Daha sonra tinerci çocuk dansçı arkadaşlarıyla karşılaşır.
Arkadaşları onu tiner koklaması sebebiyle eleştiriler ve ona alternatif olarak
dans etmeyi sunarlar. Bundan sonra çocukların dans çalışmalarını yürüttüğü ve
dans kulübü dedikleri mekana giderler. Oyunun bundan sonrasında tiyatro ile
birlikte dans çalışması da yürüten oyuncuların dans şovunu izleriz ve oyun bu
sahneyle final verir.
***
TB'de, kolektif oyunlaştırma sürecinde, Ömer Faruk Kurhan'ın
kaleme aldığı Minimum Tiyatro
adlı kitabı okuma ve üzerine tartışma fırsatımız olmuştu. Bu tartışma temel
olarak kolektif bir oyunlaştırma sürecinin nasıl olabileceği üzerine
odaklanmıştı. Bu tartışmayı özetlemek gerekirse, üzerine anlaşmaya varılan
noktalar kabaca aşağıdaki gibiydi:
Ø
Minimum bir tiyatro çalışması kurgulanırken söz
konusu olan standart-profesyonel yönetmen, oyuncu, ışıkçı vs. gibi keskin rol
ayrımlarının ortadan kalktığı, katılımcı bir ortamın nasıl oluşturulacağı
sorusudur. Bu anlamda kritik olan "ön-hazırlık" kelimesinin "ön" ekini
işlevsizleştirecek bir çalışma düzeninin kurulup kurulamayacağıdır.
Ø
Uygulamada yola çıkılması uygun düşen nokta
anlatılardır. Şu ana kadar çalışmalarda yeterince vurgu alamayan hikaye anlatımı
aslında minimum bir tiyatro pratiğinin temelini oluşturur. Anlatılan hikayelerin
çatışmalı bir olay içeriğine sahip olması gerekir.
Ø
Bu hikayelerde geçen olayın(ya da olayların) belli
bir yol haritası çerçevesinde kurgulanması gerekir.
Ø
Bahsi geçen olay örgüsü içinde yer alan eylemciler,
bu eylemcilerin temel nitelikleri ve fonksiyonu belirlenmelidir. Bu şekilde bir
doğaçlama yapmak için bir araya gelen oyunculardan esas olarak olayı kuran alt-olaylar
şekillendirilirken ve eşzamanlı olarak eylemcilerin fonksiyonu belirlenirken
yaratıcı ve hazırlıklı olmaları beklenir.
Ø
Anlatıdan harekete eylemsel temsile dönüştürülen
sahne parçasının dramaturjik değerlendirmesi tüm kadro tarafından çalışmadan
hemen sonra katılımcı bir şekilde yapılmalıdır. Dramaturji faaliyetinde arka-plan
çalışması eğitim araştırma sürecinin vazgeçilmez bir parçasıdır ve sahnede ele
alınan konuların bilimsel yorumuna kuvvet kazandıracak aktarımlar, seminerler,
okuma çalışmaları bu anlamda örgütlenmelidir.
Yukarıda da belirtildiği gibi, uygulama anlamında üzerinde
tartıştığımız ilk konu bir anlatıdan eylemsel temsile nasıl geçilebileceği
sorusu idi. ZHS'nin oyununa da baktığımızda, anlatı açısından hiç sorun
çekmediklerini anlayabiliyoruz. Grubun ele aldığı anlatılar gerçekten de vurucu
ve dramatik çelişki içeren unsurları barındırıyor. Asıl üzerinde düşünülmeye
devam edilmesi gereken ise bu anlatılardan nasıl bir eylemsel temsil
oluşturulabileceği sorusu. ZHS'nin bu anlatılardan yola çıkarak yaptığı
doğaçlamalar üç episod halinde kurgulanmıştı. Bu episodların ilkinde diğer
ikisine oranla görece içinde dramatik gerilim barındıran çelişkili bir olay ele
alınmış ve dramatik bir çatı oluşturma konusunda daha başarılı bir adım atılmış
olarak niteleyebiliriz. Örneğin, bu sahnede hem ortam ve arkaplan tasvir
ediliyor, yani olaysal bağlam oluşturuluyor hem de emlakçının nasıl bir tip
olduğunu ve olayın nerede geçtiğini görebiliyoruz, yani kişisel bağlamla olaysal
bağlam ilişkisine dair bir fikir ediniyoruz. Kabaca bu episodun hikayesini
inceleyecek olursak: Para için her şeyi yapabilecek olan emlakçı, çingenelere ev
vermez, dul bir kadına sarkıntılık eder ve en sonunda da sağlam raporu aldığı
çürük bir evi Kürt müşterilerine satar ve bundan dolayı vicdanı da hiç sızlamaz.
Oysa ki, sattığı evin yıkılması muhtemeldir. Dramatik çelişki buradan doğar.
Episodda iki temel vukuattan bahsetmek mümkündür:
1.
Emlakçı çürük eve sağlam raporu alır.
2.
Sağlam raporu aldığı çürük evi Kürt müşterilerine satar
Bu episoddaki alt olaylar ise şöyle sıralanabilir:
-
Çırak, her an emlakçının gelebileceği endişesiyle, kız arkadaşı ile dükkanda
buluşur
-
Emlakçı dükkana gelen çingene müşterilere ayrımcılık yapar ve onlara ev
kiralamaz
-
Emlakçı dükkana gelen dul bir kadına sarkıntılık yapar ve sonunda tokatı yer
Bu örnekte olduğu gibi yapısal bir analiz çalışmasının diğer
sahnelere de yapılmasının yol açıcı olacağını düşünüyorum. Örneğin bu episodu
yapısal olarak incelerken, en temel tiyatro metinlerden biri olan Aristo'nun
Poetika'sına da referans verecek olursak, bu episodda bir baş, orta ve
sondan tam anlamıyla söz etmek mümkün değildir. Mesela bu sahneye bir de satılan
evin yıkıldığını eklesek yukarıda bahsi geçen anlamda da bir yanıt oluşturabilme
adına adım atılmış olabilirdi.
Özetle, dramatik bir çatı oluşturmaya yönelik belli adımlar
atılmış ve bazı unsurlar yakalanmış olsa da bu episod yapısal olarak
incelendiğinde geliştirmeye açık yönleri tespit edilip üzerinde çalışılabilir.
Benzer bir şekilde diğer iki episod için de aşağıdaki başlıklardan yapılacak
çalışmaların oyun açısından faydalı olacağını düşünüyorum:
-
Yapısal analiz
-
Olay örgüsü analizi
-
Kişisel bağlam-olaysal bağlam ilişkisi
-
Karakterlerin fonksiyonları
Yapısal bir analizin yanında TB'de yürüttüğümüz ikinci bir
başlık ise değer analizi idi. Bu analizi bilimsel, politik, etik ve estetik gibi
değerler üzerinde yapmaya çalışıyor ve halen bunları formüle etmeye, buradan bir
metodoloji oluşturmaya çalışıyoruz. Gün sonu söyleşisinden anladığım kadarıyla,
şu anda grup değer analizi tartışmasına girmeyi çok tercih etmiyor. Şu aşamada,
bunu daha çok oyuncuların sezgisel olarak yapmaları yeterli olarak görülüyor. O
yüzden bu tartışmayı burada açmayı uygun bulmadım.
Son olarak, yine gün sonu söyleşisinden anladığım grubun bu
oyunu çalışmaya devam edeceği yönünde. Daha önce MSÜO'nun İATG kapsamında
izlediğim Küresel Zamanlar adlı oyunun değerlendirmesinde, Ömer Faruk
Kurhan'ın önerdiği oyun kurma üzerine yapılacak bir atölye çalışmasının bu
bağlamda ZHS için de ön açıcı olabileceğini düşünüyorum. Zaten TB'nin
çalışmalarını bu konu çerçevesinde yürüttüğü düşünülürse, aslında İATP-G
topluluklarının belli bir kısmının gündeminde olan bir konu üzerine atölye
yapılması İATG sonrası süreçte ele alınması gereken bir konu olmaya aday
görünüyor.
|