Oyuncular Sendikası
Ömer F. Kurhan
16.09.2011
İki yıl önce, Türkiye
Tiyatrolar Birliği (TTB) etrafında buluşan az sayıda topluluğun
girişimiyle, Türkiye’deki tiyatroların ve tiyatro örgütlerinin iletişim
ve dayanışma platformunu inşa etmenin yolları araştırılmış ve aradan
yarım sezon bile geçmeden ciddi bir sonuç alınamayacağı anlaşılmıştı.
İki büyük toplantı organize edilmesine rağmen, daha sonra “Türkiye
Tiyatroları Güç Birliği Girişimi” (TTGBG) adını alacak örgütler arası
platformun taşınamayacağı sezon sonunda tamamen belirgin hale gelmişti.
Hali hazırda süregiden bir sorun, 1990’lı yılların ardından 2000’li
yıllarda yaşanan tiyatro patlaması ve çeşitlemesine örgütsel bir yanıt
oluşturulamaması.
Bu dönemde en dürüst
yaklaşımı sergileyen, işleyiş ilkeleri bakımından kendisine demokratik,
sosyalizan ve hatta anarşizan bir çerçeve çizen İstanbul Alternatif
Tiyatrolar Platformu (İATP) oldu. Kendisini bir girişim olarak yeniden
tanımladı, sahteciliğe düşmektense kelimenin gerçek anlamında örgüt
olma iddiasını geri çekti ve kendisini İATP-G(irişim) olarak yeniden
adlandırdı. İATP-G’li toplulukların TTB ile ortaklaşması gerçekleşmedi.
Bu olay TTGBG’nin ortada bırakılması ve örgütsel sahteciliğe dayalı
tutumların TTB’de ağır basması sonucunda meydana geldi.
Moral bozucu ya da eski
tas eski hamam algısına yol açabilecek bu süreç sona ererken dikkat
çekmeye çalıştığım bir olay Oyuncular Sendikası girişimiydi.
Bu girişim, gerçekten de hayati bir ihtiyacın ürünüydü ve ayakları yere
basan bir örgütlenme olma şansı çok yüksekti. Türkiye’de televizyon
sektörünün çeşitlenip büyümesi sonucunda şekillenen, bir yandan sinema
diğer yandan tiyatroyla da ilişkili kalabalık bir oyuncu kitlesini
kurucu olarak kabul ettiğinde, dönemin sosyolojisine uygun bir çıkışı
gerçekleştirmiş oldu.
Buna karşılık tiyatro
alanında TOMEB ya da TODER gibi oyuncu örgütlerinin, şu ya da bu
düzeyde adı var kendisi yok durumunda olduğunu tespit etmek zor
değildi. Bu tip örgütlerin yönetimleri eleştirilebilir, ama asıl sorun
profesyonel oyuncuların geçiminin giderek daha fazla televizyona
endeksli hale gelmesiydi. Oyuncular tiyatro alanında mesleki konum
almakta zorlanıyor, geçimlerini televizyon sektöründe kovaladıkları
işlerle sağlamaları neredeyse bir kural haline geliyordu.
Bugün mesleki düzeyde
tiyatrocuların devlet memurluğu ya da kısmen belediye çalışanı olmanın
dışında istikrarlı bir şekilde konumlandığı ve geçim sorunlarının
üstesinden geldiği bir çalışma ortamından söz etmek imkânsız. Kaldı ki,
bu şanslı sayılabilecek kesimden insanların bile daha fazla gelir
oluşturmak amacıyla televizyon sektöründe iş kovaladıkları bir gerçek.
Bu anlamda, “tiyatroya adanmışlık” bir retorik olmanın ötesine
geçemiyor. Tiyatro alanında, ancak patronluk yapabilenler “adanmışlık”
iddiasını sürdürebiliyorlar –ki onlar da genelde devletin mali
yardımıyla desteklenen küçük özel teşebbüslerin yöneticileri
konumundalar.
Oyuncular Sendikası
girişiminin, esas olarak televizyon sektöründe uygulanan neo-liberal
politikalara bir itirazın sonucunda şekillendiği tespit edilebilir.
Film çekimlerinin yapıldığı setlerde yaşanan çeşitli iş kazaları, işsiz
kalındığında sınıfsal hiyerarşide açlıkla yüzleşmeye varan düşüşler,
sanat emekçilerinin asgari sosyal haklardan mahrum kalmasına neden olan
mevzuat vs. hayati ve de acil bir dayanışma örgütü ihtiyacı doğurmuştu.
Oyuncular Sendikası asgari
bazı hedeflere ulaştığı ve oyuncuların çalışma koşullarında belli bir
düzelme sağladığı takdirde, tiyatro da bundan fayda sağlayabilir.
Tiyatronun televizyona bağımlı kılınması ve giderek alt, devşirme
yapılan bir sanatsal disipline dönüşmesi olgusunda çarpıcı değişimler
yaşanabilir. Televizyon, sinema ve tiyatro arasında daha sağlıklı bir
iletişim kurulabilir. Diğer işlerden vakit kaldıkça tiyatro yapan
değil, gerçekten tiyatro yapan mesleki bir duruş, ütopya konusu
olmaktan çıkabilir.
Bununla birlikte, dışardan
bir bakış açısıyla, bu örgütlenmeye şüpheci yaklaşmak için nedenler de
yok değil. Bugüne kadar neler tartışılmış, hangi kararlara niçin
ulaşılmış anlamak pek mümkün değil. Örgütün sitesine göz attığınızda
ciddi bir belgeleme eksikliği göze çarpıyor. Tek çare, kısa haberler
üretmenin ötesinde, örgütlenme sürecinde etkin ve kurucu roller
üstlenmiş insanlarla uzun uzun söyleşmek. Ancak bu şekilde Oyuncular
Sendikası’nın kısa tarihini öğrenmek mümkün görünüyor.
Sanıyorum en kritik karar,
oyuncuların bağlı olduğu sanat alanlarından ve bu alanlardaki diğer
emekçilerden bağımsız olarak kendi meslek örgütlerini kurmaları. Bu
durumda, örneğin Sine-Sen gibi tüm sinema çalışanlarını kapsamaya
çalışan bir yapının altının boşalması kaçınılmaz. Oyuncuları
çalıştıkları sanat alanlarına göre de ayrıştırmak imkânsız hale
geldiğinde, tiyatro alanı ile sınırlı TOMEB ya da TODER gibi örgütlerin
varlığının tamamen anlamsızlaşması da kaçınılmaz.
Fransa’da uzun yıllar
doktorluk yapan bir arkadaşım Türkiye’de mesleki örgütlenmeye dayalı
sendikacılığın geliştirilmesi gerektiğini ve AB ile bütünleşme hedefi
korunduğu sürece bu yönde gelişmelerin olmasını beklediğini söylemişti.
Oyuncular Sendikası bu öngörüye uygun olarak, Avrupa’daki oyuncu
sendikası deneyimlerini aktarması için çeşitli konukları ağırlıyor.
Ayrıntılarına vakıf olamasak da kabaca bu bilgiye sahibiz. Orta sınıf
tabanlı ve meslek eksenli sendika yapılarının Türkiye’de etkinlik kurma
çabasına bakarak “su yolunu buluyor” demek belki acelecilik olur, ama
“su yolunu bulmaya çalışıyor” diyebilmek için gerekli çıkışı en azından
oyuncular yapmış durumda.
Artık kuruluşunu ilan
etmiş ve yüzlerce oyuncunun desteğini alan Oyuncular Sendikası’nı kısa
duyuru ya da haberlerle yetinerek gündem yapmak yeterli değil. Dönemsel
olarak gerçek bir sosyal tabana dayandığı kolaylıkla tespit
edilebilecek bu sendikanın, sanat alanındaki en ciddi örgütsel çıkış
haline gelmesi mümkün.
*Bu yazı
Mimesis sitesinden
alınmıştır.