Ekoloji

Su ve Barajlar


Ilısu Barajı: Barbarlık İçin Bir Anıt

Çevirenlerin Notu

Bu metin 2006 Temmuz’unda, Galway’deki İrlanda Ulusal Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olan Maggie Ronayne tarafından hazırlanan yaklaşık 160 sayfalık raporun, başlangıç niteliğindeki Özet ve Öneriler bölümünün çevirisidir. Yazarın isteği üzerine, söz konusu raporun tamamını temsil eden İçindekiler bölümü, bu metnin ekine ilave edilmiştir.

Ilısu Barajı, muhtemelen, Türkiye’nin en aktüel ve en tehlikeli çevresel sorunlarından birisi olmasına karşın, kamu gündeminde pek az yer tutmaktadır. Ilısu barajını inşa etmek üzere bir araya gelen birinci konsorsiyum, 2002 senesinde projenin, Dünya Bankası ve Dünya Barajlar Komisyonu gibi kuruluşların büyük barajlar için önerdiği şartları sağlamadığı gerekçesiyle ve bu alandaki uluslararası muhalefetin baskıları sonucunda dağılmış, baraj inşaatı belirsiz bir tarihe ertelenmişti. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, şaibeli projeye yeni bir başlangıç yapmak için, Ilısu Çevresel Etki Değerlendirmesi’ni güncellemek üzere bir ihale açtı ve söz konusu çalışma 2005 senesinde, baraj müteahhitlerinin sponsor olduğu sözüm ona bir “çevre grubu” tarafından (Ilısu Çevre Grubu, IÇG) tamamlandı. İşte, Maggie Ronayne’nin çalışmasında değerlendirilen bu Güncelleme, Ilısu için yeni bir konsorsiyumun bir araya gelmesine ve projenin, en azından bugün itibariyle, uluslararası alanda bir eleştiriyle karşılaşmadan yoluna devam etmesine vesile olmuştur. Geçen yıllar içerisinde, Ilısu’ya karşı yerel muhalefetin bölgesel savaş koşulları altında bastırılması, Türkiye’nin batısından kaynaklanan çevresel muhalefetin yerel ve uluslararası muhalefetle bağ kurmaması, en önemlisi, bazı Avrupa devletlerinin kendi hükümetlerinin kredi kuruluşlarının dahi konsorsiyuma bizzat katılmaları, baraj mücadelesini çevreciler ve yerli halk açısından kaybedilme noktasına getirmiştir.

Meclisin 3 Eylül 2007 tarihli oturumunda Recep Tayyip Erdoğan, “Ilısu Barajı’ndan vazgeçmeyeceklerini” vurguluyor ve DTP’yi baraj inşaatına “ideolojik yaklaşmakla” suçluyor. Bugün itibariyle yeni konsorsiyum ve DSİ arasında sözleşme imzalanmıştır ve inşaatın başlaması için sadece Bakanlar Kurulu’nun onayı beklenmektedir. Türkiye çevre örgütlerinin konuyu ciddiyetle gündeme almaları ve projeye mali destek veren kurumları, birinci konsorsiyumun dağılmasına gerekçe oluşturan uluslararası şartlar çerçevesine uyarmaları ve hukuki süreç başlatmaları gerekmektedir.

Özet ve Tavsiyeler

Ilısu barajı, Türkiye’nin Güneydoğu Kürt bölgesinde, Dicle nehri üzerine yapılması planlanan bir hidroelektrik projesidir. 300 km² üzerinde bir rezervuar alanı yaratması beklenmektedir; devasa Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) bir parçasını oluşturan Dicle üzerindeki barajlar serisinin önemli bir halkasıdır. ÇED Raporu güncellemesine göre (4-119), projenin maliyeti 1.8 milyar avrodur (3 milyar YTL), ki gerçekte bu düşük bir tahmindir. Yaklaşık 78.000 köylü yerinden edilecektir (Güncelleme daha düşük bir sayı veriyor fakat onun rakamları hatalıdır); çevre kirliliğine yol açacak ve aşağı bölgedeki, Irak ve Suriye’deki toplulukların su kaynaklarını azaltacak ve muazzam bir kültürel yıkımla sonuçlanacaktır. Barajın planları ilk olarak on yıllar öncesinde ortaya atılmıştır fakat 1990’lı yılların sonlarında, ilk şirketler konsorsiyumunun ortaya çıkışının ardından, baraj inşaatından etkilenen toplulukların, onların oluşturdukları örgütlerin ve pek çoğu AB merkezli diğer kampanyaların mücadeleleri sayesinde, süreç içinde kayda değer pek çok kazanım elde edilmiştir.

Hiçbir hükümet veya kredi kuruluşu, bu ÇED Raporu Güncellemesine dayanarak, Ilısu Barajı’na akla uygun bir gerekçeyle kredi sağlama kararı veremez. Nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

ÇED Raporu Güncellemesi bir Değerlendirme Değildir

ÇED Raporu Güncellemesi projenin etkilerine ilişkin bağımsız bir değerlendirme değildir. Türk yetkililer tarafından toplanan verilere dayanmak zorunda bırakılmıştır, bu bilgileri bağımsız bir şekilde kontrol etmemektedir ve sıklıkla, proje ve hükümet politikaları için hazırlanmış bir promosyon broşürü izlenimi vermektedir.

Güncellemenin büyük bir kısmı aslında bir değerlendirme değildir: yaşamı tehdit edecek nitelikteki muhtemel etkiler hakkındaki en temel verilerin büyük bir kısmına yer verilmemiştir ve bunun için pek az saha çalışması yapılmıştır. Yazarlar, topluluklar üzerindeki etkileri bizzat kendileri değerlendirmek ve ölçmek yerine, bunun yapılmasını tavsiye eden bir konumu benimsemişlerdir.

Bu rapor, itibarı zedelenmiş olan 2001 değerlendirmesinde yer alan eski bilgileri yeniden ısıtarak yüzeysel bir şekilde tekrar önümüze getirmektedir. Kültürel etkiler ve kadınlar konusunda, elinizdeki metnin yazarının ve Dr. W.H Kitchen’ın 2001 ÇED Raporu hakkındaki eleştirileri ve müteakip çalışmaları kullanılmıştır. Bu çalışmalar Ilısu Barajı’nın olası mali destekçileri tarafından yeniden gözden geçirilmelidir çünkü bizim değerlendirmemizde tespit edilen sorunların çoğu mevcut Güncelleme için de geçerlidir.

Proje ve belgeleri, barajdan etkilenecek tüm toplumsal kesimlerle, bilhassa kadınlar, savaş nedeniyle yerinden edilenler, Hasankeyf sakinleri, göçebeler ve mevsimlik tarım işçileriyle yeterli derecede istişare yapılmadığını, bu toplulukları bilgilendirmekte açıkça başarısız kalındığını göstermektedir. Proje memurları ve hükümetler, STK’lar ve profesyonellerle yaptıkları istişarenin, barajdan doğrudan etkilenecek halk topluluklarının katılımıyla ve onlarla birlikte yapılan istişareyle sanki aynı şey olduğu düşüncesindedirler, fakat bunlar aynı şey değildir.

Projeyle ilgili meseleler birbirinden ayrıştırılmış ve bağlamından koparılmıştır; örneğin, Ilısu Barajı’nın bir parçasını oluşturduğu GAP kalkınma projesine veya Dicle Nehri sularının kullanımıyla ilgili uluslararası hassasiyete dair eleştirel bir değerlendirme yoktur.

Devam eden işkence ve diğer baskılar, bölgede tırmanan ihtilaf ve Orta Doğu’daki savaş, barajdan etkilenecek halkla yapılan istişarelerin içinde yer aldığı bağlamı oluşturmaktadır, fakat Güncelleme’de bu konular ciddi bir şekilde ele alınmamıştır.

Açıkça görülüyor ki değerlendirme ekibi doğru bir değerlendirme veya güncelleme yapabilecekleri kaynağa ve izne sahip değillerdi fakat yine de işlerine devam ettiler. Bu durum onların mesleki yeterlilikleri hakkında şüphe yaratan ve elde ettikleri sonuçların güvenilirliğini zedeleyen bir durumdur.

1990’larda Ilısu Çevresel Etki Değerlendirmesi’ne (ÇED) muhtemel bir ekip lideri olarak katılan bir etki değerlendirme uzmanı, projeden çekilme nedenini şöyle açıklamıştı:

“Ilısu Barajı’nın Çevresel Etki Değerlendirmesi’ne 1997’nin Nisan ve Mayıs aylarında muhtemel bir ekip lideri olarak katıldım ve tüm sürecin gülünç karakteri ortaya çıktığında ayrıldım. O dönemde uluslararası ÇED için çevre ekibini oluşturmakla sorumlu olan İsviçreli-Alman bir mühendis bazı şeyleri açıklığa kavuşturdu. Güvenilir bir alan çalışması ve istişare için gerekli kaynaklar ve izin verilmeyecekti ve ÇED’in projeye önemli bir etkisi olmayacak, proje etki değerlendirme raporu olsa da olmasa da yürütülecekti.”

James Ramsay, İmtiyazlı Çevreci {{dipnot1}} (M. Ronayne’ye 22 Şubat 2006 ve 1 Haziran 2006’da iletilen e-posta)

Kültür ve Miras Üzerindeki Etkiler Doğru Değerlendirilmemiştir

Topluluklar üzerindeki şiddetli ve yaşamsal kültürel etkilerin pek çoğu hakkındaki temel bilgiler eksiktir.

Ilısu Çevre Grubu (IÇG), kültürel mirasa ilişkin dayanak oluşturacak sağlam veriler toplamamıştır.

ÇED Raporu Güncellemesi’nin dayandığı bilgi kaynakları ciddi anlamda hatalıdır.

Rezervuar alanında kültür ve mirasın önemine, bunun kimler için ve niye önemli olduğuna ilişkin derinlemesine bir değerlendirme yoktur.

Başta kadınlar ve onların herkesi yaşatmayı temin altına alan kültürel çalışmaları olmak üzere, yerli köylü halkın kültür ve mirası ve onların topraklarıyla aralarındaki bağ değersizleştirilmekte ve görünmez kılınmaktadır.

Rezervuar alanındaki kültür ve mirasa ilişkin etnik çeşitlilik ve diğer çeşitlilikler çarpıtılmakta ve inkâr edilmektedir.

Dini miras ve kutsal mekânlara erişimin karşı karşıya bulunduğu tehdit noksan değerlendirilmiştir.

Kültürel miras üzerindeki birikimli etkiler, nehir boyundaki etkiler, çeşitli arkeolojik sahalar ve kültür üzerinde baraj yapımıyla ilgili çalışmaların, örneğin inşaat, hafriyat, yol yapımı ve yeniden iskân edilen aileler için yeni köylerin inşaatı gibi faaliyetlerin yaratacağı etkiler hakkında uygun bir değerlendirme yoktur.

Alternatif proje tasarımları ve farklı enerji projeleri kültürel miras üzerindeki etkileri bakımından değerlendirilmemiştir.

Yaşatma Kültürünün Yok Edilmesi: Baraj Kadınlara Fayda Sağlamaz; Aksine Kadınları ve Onların Baktığı Her Şeyi Hedef Alır

Ilısu rezervuar alanında –her yerde olduğu gibi– ailelerin ve toplulukların bakımını üstlenenler öncelikli olarak kadınlardır:

“Başkalarının bakımını üstlenmek, ucu bucağı belli olmayan çeşitli koşullar içinde, bir dizi göz kamaştırıcı becerinin devreye sokulması sayesinde başarılır. Kadınlar diğerleri için yemek pişirmenin, alışverişe gitmenin, temizlik yapmanın, çamaşır yıkamanın, ürün yetiştirmenin, barınak hazırlamanın ve tarla biçmenin yanı sıra, huzuru sağlar ve yol gösterirler, bakar ve öğretmenlik yaparlar, düzenler ve akıl verirler, disipline eder ve cesaretlendirirler, savaşır ve barışı sağlarlar. Her koşul altında yıpratıcı ve yorucu olan bu hizmetler, bu duygusal ev işleri, hem hane içinde hem de hane dışında gerçekleştirilir. Bakmakta olduklarımızı ilk savunan biz oluruz. Adalet kampanyalarının motor gücü, bu hareketlerin içinde şöhretli ve hatta görünür olmasalar bile genellikle kadınlardır –anneler, eşler, sevgililer, kız kardeşler, kız çocukları, anneanneler, babaanneler ve halalar, teyzelerdir.”

Selma James, Küresel Kadın Grevi’nin Koordinatörü (Journal of the Global Women’s Strike 3 2006, 1)

Kadınlar bu şekilde, bütün toplumun hayatta kalmasını teminat altına alarak ve kültürün özünü oluşturan ekonomik ve duygusal ilişkileri mümkün kılarak kültüre temel bir katkı sunarlar. Kadınların bu çalışmaları ve mümkün kıldıkları bağlar olmasaydı, kültür de olmaz ve hiçbirimiz fiziksel ve duygusal olarak hayatta kalamazdık. Ben bunu yaşatma kültürü (culture of caring) olarak adlandırmıştım (Ronayne 2006a ve 2006b). Yani, topluluğu bir arada tutan başoyuncu kadınlardır. Bu nedenle, kadınların bir topluluğu korumak ve yaşamasını temin etmek için yaptıklarını değerlendirmeksizin ve bunun kıymetini görmeksizin, o topluluğun ve bir barajın o topluluk üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi mümkün değildir. Buradan hareketle, kadınların ve onların gerçekleştirdiği yaşatma işinin görülmemesi ve böylelikle değersizleştirilip yok olmaya açık hale getirilmesi halinde, topluluğun da yok edileceği sonucuna ulaşabiliriz. İşte barajın yol açacağı en büyük kültürel yıkım budur.

Oysa ÇED Raporu Güncellemesinde kadınların kültüre katkılarına, bunun geçmişine veya bugününe hiçbir şekilde değinilmemekte, tüm toplulukların gözden çıkarılmaları ve yerinden edilmeleri çok daha kolaylaştırılmaktadır. Üstelik arkeolog ve antropologların kurtarma projelerinin bu toplulukları korumayacağı da teslim edilmemektedir.

GAP’ın kadınlar için bir kalkınma projesi olduğu iddia ediliyor. Kalkınma projelerini değerlendirirken, kendilerini ve kendileriyle birlikte çalışan diğerlerini de yoksulluktan kurtaran kadınların verdiği tavsiyeleri takip ediyorum.

“Venezüella’da, dünyanın neredeyse her yerinde olduğu gibi, yoksulluğun bir kadın yüzü vardır. Yoksulluğu kontrol altına almak için kadınlara yatırım yapmanın bir zorunluluk olduğunu saptadık çünkü yoksulluğun üstesinden gelmenin tek yolu bu.”

Profesör Nora Castaneda, Ekonomist ve Venezüella Kadın Kalkınma Bankası’nın (Banmujer) Başkanı, (Castaneda ve López 2006, 52).

Nitekim, yoksulluk içinde yaşayanların çoğunluğu her yerde kadınlar olduğu için, GAP gibi yoksullukla mücadele edeceği iddiasındaki bir kalkınma programının işe yarayıp yaramadığını anlamak için insanların sorularını ilk olarak yerli kadınlara yöneltmeleri gerekir. BM Kalkınma Programı GAP’ı, kadınların kalkınmasında son yılların örnek programı olarak vitrine taşımıştır (belgeler için bkz. Ronayne 2002 ve Ronayne 2005) ve IÇG’na göre, GAP’la ilgili projelere mali kaynak sağlamaktadır. Gerçekte, Ilısu barajı ve GAP, kadınlara ve onların bakımındaki herkese, kuşaklar boyu yarattıkları ve muhafaza ettikleri yaşatma kültürüne yönelik bir saldırıdır.

Bölgedeki kadınlar hem arazide hem de hanelerinde ve köylerinde ağır bir iş yükünün altındalar; yoksulluk ve savaş bu yükü ciddi anlamda artırıyor. Güncelleme rezervuar alanındaki yoksulluğun boyutlarını ve barajın yapılması halinde bunun ne denli kötüleşeceğini gizliyor; bilhassa kadınların yoksulluğunu nasıl artıracağına, bunun yaşatma kültürünün devamını nasıl zorlaştıracağına değinmiyor.

Toplulukların temiz suya ve sağlık hizmetlerine erişimlerinin olmaması ve gıda güvenliğini sağlama mücadelesi de kadınların iş yükünün şimdi ne kadar ağır olduğunun ve baraj inşaatına devam edilirse bunun ne denli kötüleşeceğinin örnekleri olarak bizim raporumuzda tartışmaya açılıyor. Barajdan etkilenecek topluluklar için sağlık hizmetinin nasıl ele alınacağı hakkında kayda değer bir plan yoktur. Hastaların bakımını üstlenmek ve yiyecek dilenmek zorunda kalanlar kadınlar olacaktır. Bu durum bilhassa çocuk ölümlerini kolaylıkla beraberinde getirebilir.

Güncellemede, barajın etki alanındaki toplulukların iş bölümü incelemeye alınmamıştır. Barajı inşa edenlerin istişare sürecinde dikkat çekmediği dil, okur-yazarlık, okul eğitimi eksikliği gibi sorunlar ve kadınların savaş kuşağında yaşayan Kürt kadınlar olarak karşılaştıkları ekstra zorluklar hakkında kapsamlı bir değerlendirme yoktur.

Kadınların çalışması, görüşleri ve talepleri, barajın etkileri veya ödenecek tazminat değerlendirilirken dikkate alınmamıştır. Kadınlar diyor ki ‘bizim sorumuz şu: bu bize zarar verecek mi?’ Fakat kendilerine doğru bir cevap verilmemiştir ve barajın ileri sürülen yerel faydaları bir yalandan ibarettir. Üretilecek elektriğin bile yerel kullanım için düşünülmediği görülmektedir.

ÇED Raporu Güncellemesi ağırlıklı olarak Yeniden Yerleşim Planı (YYP) tetkiklerine dayanıyor fakat bizim çalışmamızda köylü kadınların bu tetkiklere güvenmediklerini gösteren ifadeler var. YYP tetkiklerinde kendi görüşlerinin yanlış temsil edildiğini, yapılan anketlerin amacının belirsiz olduğunu, kız çocuklarına vaat edilen işlerde hiçbir gelişme olmadığını, anket başına ücret alan öğrencilerin en ciddi etkiler hakkındaki soruları yanıtlamaları için kendilerine yeterli süre tanımadıklarını söylüyorlar.

Köylü kadınlar bizim araştırmamızda, Temmuz 2006 itibariyle kendilerine ÇED Raporu ve YYP Güncellemeleri hakkında bilgi verilmediğini veya kendilerine danışılmadığını belirttiler. Suçeken (Kürtçe adıyla Şikefta) köyünden bir kadın şöyle diyor:

“Yalan söylüyorlar değil mi? Buradaki insanlar para ve daha iyi yaşam koşulları istiyorlar ama hükümet buradaki insanlara para vermiyor. Kadınlar barajı istemiyor. Hiçbir yere gitmek istemiyoruz. Bizim köyümüz çok güzel; cennet gibi. Burası bizim tarihimiz. Onlar bizim tarihimizi yok etmek istiyorlar. Kadınlar baraja karşı.”

Kadınların uğradığı zararlarının arazi planlaması veya gelir düzenlemesi ve eğitim yolu ile telafi “edilebileceği” şeklindeki öneriler tehlikeli derecede yanıltıcıdır.

Kadınların yoksulluğu, bunun neden olduğu toplumsal güç eksikliği ve başta ordu olmak üzere onların karşısında sıralanan güçlerin varlığı, para yetkililer tarafından doğrudan kendilerine tahsis edilmiş bile olsa (ki bu pek ihtimal dâhilinde değildir), kadınların para veya tapuyu ellerinde tutamayacaklarını göstermektedir. Veya aileler içinde ihtilaflar yaşanacak ve hane içi şiddet artacaktır.

Kadın taban örgütleri şöyle diyor: “Mikro-kredilerin ve gelir yaratma projelerinin, genellikle kadınların yoksulluğunu ortadan kaldırmayı amaçlayan ciddi değişimleri engellediğini biliyoruz. Bunlar hiç yoktan iyi olabilir ama sizi fakir bırakır ve bitip tükenmeyen ağır işlere adeta mahkûm eder. Bu arada proje çalışanları ‘fakirlere yardım ettikleri’ için iyi paralar kazanırlar.” (James 2006, 8).

YYP tetkiki ve ÇED Raporu Güncellemesi’nin yöntemleri, kadınları mağdur olarak sunmak üzere tasarlanmıştır ve onların yoksulluğunu, kadınlara yönelik yoğun şiddeti ve yüzeysel bir ‘kadın hakları’ davasını barajların önünü açmak üzere kullanmaktadır. Kadınların bu şekilde kullanılması bir uygarlık göstergesi değil, barbarlıktır.

Kadınların görüşlerinin ve taleplerinin bu şekilde yanlış temsil edilmesine cevaben bizim çalışmamızda görüşlerine başvurulan köylü kadınların bir sözcüsü şunları şöyledi:

“Onlar kendileri adına ve kendi menfaatleri için konuşuyorlar. Bunlar bizim görüşlerimiz değil. Evet, yoksuluz ve pek çok sorunumuz var. Fakat bu barajın sorunlarımızı çözeceğinden emin değilim.”

Proje belgelerinde kadınların çalışmasının ve böylelikle onların taleplerinin görünür hale getirilmesi mücadele gerektirmiştir ama şimdi, kadınlara en iyi ihtimalle birer araştırma nesnesi olarak yaklaşıldığı görülmektedir. Bu onların katkılarının küçümsendiğini göstermektedir.

Herhangi bir proje yürürlüğe konmadan önce savaşa –köylü kadınlara göre “yoksulluğun esas nedenine”– son verilmelidir, kadınların geçmiş ve bugünkü katkıları teslim edilmeli, çalışmaları hesaba katılmalı, karşılığı verilmelidir.

Bizim değerlendirmemizde Venezüella ile karşılaştırmalar yapılmaktadır. Venezüella’da petrol geliri topluluklara geri döndürülmekte, kadınların görünmeyen işgücü Anayasa ile tanınmakta ve ücretlendirilmekte, bir Devlet bankası yoksul kadınlara yatırım yapmak üzere tahsis edilmekte, arazi planlaması ve yeniden dağılımı, kadının liderliğindeki hanelere öncelik tanıyan bir yasayla desteklenen yerel kadınlar öncülüğünde yürütülmektedir.

İnsanların Topraklarından Sürülmesi ve Geçimlik Tarımın İmhası: 21. Yüzyıl İçin Yayla Temizliği

İnsanları topraklarından çıkarmanın, ailelerini yaşatacak gıdayı yetiştirebilecekleri araçlardan mahrum bırakmanın ve aynı zamanda onların tarihleriyle, yaşamalarını sağlayacak bilgiyle ve kültürel ve kutsal mekânlarıyla bağlarını koparmanın yaşamı tehdit ettiğini söylemek mübalağa olamayacaktır. Hiçbir harita, hiçbir kazı bu yaşamı kurtaramaz.

Projenin, yerinden edilmeleri halinde kırsal topluluklara yeni araziler vereceği söylense de bu yapılmamaktadır. Güncelleme, insanlara tahsis edilecek arazi sıkıntısı olduğunu iddia etmekte ve bu seçeneği “tercih etmedikleri” için –çoğunluğu değilse bile pek çoğu bunu tercih edeceği halde geçmiş projelerin deneyiminden hareketle Devlet’e güvenmedikleri için– sanki köylüleri kabahatli bulmaktadır. Gerçek soruna, arazi dağılımına değinilmemektedir. Oysa arazinin nerdeyse tamamı sadece 25 toprak ağasına verilmiştir.

Baraj öncesinde yapılan arazi planlaması sadece daha fazla ihtilafa yol açacaktır, çünkü gayrı resmi uygulamalar ve anlaşmalar için resmi sınırlar koymaktadır ve topluluk tarafından, topluluğun yararına yürütülmemektedir. Arazi planlaması, topluluk içi, aileler arası ve insan-toprak ilişkilerinde olabilecek en kötü dönüşümü, toprağı yaşatma kültüründen pazarın önceliğine doğru, insanları yoksullaştıran ve birbirine düşüren bir dönüşümü temsil etmektedir.

Savaş nedeniyle köylerinden edilmiş bulunan toplulukların nasıl ele alınacağıyla ilgili öneriler özellikle şaşırtıcıdır:

Güncelleme, yetkililerin bu köylüleri bulmak için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını iddia ediyor ki bu doğru değildir; proje memurları insanların topraklarına pek çaba göstermeden, kullanım veya mülkiyet meselelerini açıklığa kavuşturmadan el koyabilir.

Ayrıca barajın, bu durumdaki aileler için adalet ve terk etmeye zorlandıkları köylerine geri dönüş hakkı yerine bir telafi aracı olarak kullanılması önerilmektedir –ki, bunun yasal açıdan sorgulanması gerekir.

Baraj inşaatı henüz başlamamış olmasına rağmen yetkililer, insanların 1990’lı yıllarda boşaltılan köylerine geri dönmelerini engelliyor olabilirler. Etki değerlendirmesi bunu araştırmıyor.

Savaş nedeniyle yerinden edildikten sonra köylerine dönmüş olan bazı aileler ve Batman barajı nedeniyle Ilısu bölgesine taşınmış olan köylüler ikinci kez yerlerinden ediliyor olabilirler.

Yerli hareket, dayatılanın aksine, fiziksel olduğu kadar kültürel beslenmenin de hayatta kalmanın ve direnmenin temeli olduğunu göstermiştir. Bu durum Güncelleme’de göz ardı edilmiştir. Rezervuar alanındaki insanlar projeye yaşamlarını ve refahlarını doğrudan tehdit ettiği için karşı çıkıyorlar fakat aynı zamanda tarihlerinin –geleneksel bilgilerinin, boşaltılmış köylerinin, mezarlıklarının, kutsal mekânlarının, ziyaretgâhlarının ve Hasankeyf’in– kendilerine güç verdiğini biliyorlar.

Güncelleme yerli halkı ve onların kültürünü, bilhassa kırsal toplulukları ve onların topraklarıyla olan bağını küçümsüyor, onları alçaltıyor ve kültürlerini görünmez kılıyor. Güncelleme (bilhassa YYP), barajı ilerleme ve modernlik olarak sunuyor; geleneğin alçaltılmasını meşrulaştırmak için kadınları kullanıyor. Geleneksel olan her şeyin iyi olmadığını ilk dile getirenler kadınlar olsa da onların davasını, kuşakların bilgisini ve kültürünü insanların takılıp kaldıkları bir sürü irrasyonel alışkanlık diye aşağılamak üzere kullanmak kadınlara fayda sağlamamaktadır.

Irkçılık, bilhassa kırsal topluluklara yönelik olarak, Güncelleme’nin her yerine sinmiştir. Bu bölgedeki toplulukların göçe ve zorla yerinden edilmeye zaten alışkın oldukları ve kendilerini pek de kötü hissetmeyecekleri ima edilmektedir.

21. Yüzyıl için bu yayla temizliğini uygulamak suretiyle sürekli kazanç yaratmak isteyen GAP ve çok-uluslu şirketler, geçimlik tarımın yok edilmesini ve suyun, toprağın ve tüm bölge kaynaklarının özelleştirilmesini bir ihtiyaç olarak değerlendirmişlerdir. Bunun anlamı halkın topraklarından zorla çıkarılması ve Türkiye’nin Güney Doğusunda kültürel ve toplumsal yıkımıdır.

Kadim Miras Hakkıyla Değerlendirilmemiştir

Baraj, ilk insandan Neandertal’e ve tam anlamıyla modern ilk insana uzanan köklerimiz açısından büyük önem taşıyan bir bölgenin geniş bir kısmını sular altında bırakacaktır. Tarımın ilk ortaya çıktığı, insanların ilk kez kasaba ve kentlerde yaşamaya başladığı, imparatorlukların kurulduğu, çeşitli dinlerin yeşerdiği ve ortaçağ hanedanlarının ve modern imparatorlukların yönetmeye çalıştığı bir bölge sular altında kalacaktır. Burası dünyanın bahçesidir ve çeşitli dinlerin kutsal mekanlarının buluştuğu noktadır. IÇG, tüm bunların uluslararası önemine ve büyüleyici karakterine gereğince dikkat çekmemiştir.

Ilısu rezervuar alanındaki Neolitik (Yeni Taş Çağı) arkeolojik sahalar, çok büyük bir uluslararası öneme sahiptir ve kuvvetle muhtemelen, toplulukların tarımı ilk kez nasıl keşfettikleri ve köylerde yaşamaya nasıl başladıklarına ilişkin mevcut bilimsel kavrayışımızı köklü bir şekilde değiştirecek deliller barındırmaktadır.

İlk kez bu bölgede evcilleştirilmiş olan muhtelif tarım bitkilerinin barındırdığı genetik bilgi rezervuar tarafından silinecek, dünyanın tohum bankasının yaşamsal bir kısmı muhtemelen tahrip edilecektir.

Değerlendirme, kadim imparatorlukları anlayabilmemiz açısından bölgedeki kanıtların önemini ve bu kanıtların sağlayacağı kavrayışın Orta Doğu’da süre giden ihtilaflarla ilişkisini görmekte veya açıklamakta başarısızdır. Bu bölge, Uruk, Urartu, Medes, Asur, Roma ve Bizans imparatorlukları dâhil pek çok imparatorluğun sınırıdır ve İran ve Güney Mezopotamya ile ticaret bağlantıları vardır. Deliller burada birçok dev höyüğün, anıtsal mimarinin, gömü kentlerin, kalelerin, mezarlıkların ve Birecik barajının inşası için alelacele kazılırken uluslararası dikkatleri üzerinde toplayan Zeugma’daki gibi yer mozaiklerine sahip olan, muhtemel zengin yerleşim alanlarının varlığına dikkat çeker. Tek başına bu mirasın kazılması bile on yıllar alacak ve milyonlarca kazı çalışmasını gerektirecektir.

Hasankeyf kenti, bir Asur yerleşimiydi, Roma kalesiydi, Hıristiyan piskoposluk merkeziydi ve ortaçağ Orta Doğu dünyasının bir merkeziydi. Kürt Eyyubiler dâhil çeşitli ortaçağ hanedanları burada yaşamıştı ve burası, dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan Kürt halkı için çok büyük bir kültürel öneme sahiptir.

Rezervuar alanında, insan türü olarak bizler için anahtar öneme sahip deliller içerebilecek binlerce insan yapımı ve doğal mağara vardır. Bu mağaralar, Palaeolitik (Eski Taş Çağı) avcı-toplayıcılar tarafından yapılmış, Fransa’daki ünlü Lascaux mağarasındakilere muhtemelen çok benzeyen harikulade resimler ve gravürler içerebilir. Günümüzde bu mağaraların pek çoğu halen kullanılmaktadır.

Bu bölgenin, Kur’an, Tevrat ve İncil’deki kutsal mekânların ve tek tanrılı dinler öncesindeki dinsel pratiklerin bir parçası olduğu bilinmesine rağmen, barajın dinsel miras üzerindeki etkilerine ilişkin hiçbir değerlendirme yoktur. Örneğin, Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki bölge Cennet Bahçesi diye bilinir. Hac yolları ve İslam’ın kutsal mekânları kadar İslamiyet öncesi dinsel ayinlerin bir parçasını oluşturan doğal özellikler de baraj nedeniyle sular altında kalacak, insanların dinsel vecibeleri engellenecektir.

Kültürel miras yalnızca belirli sahalarda bulunmaz. Coğrafyanın tamamı çok önemli bir kültürel ve doğal mirastır ve onu yaşatan ve besleyen toplulukların binlerce yıllık çalışmasının bir ürünüdür. Burası kurtarma kazıları veya etnografik çalışmalarla korunamaz.

ÇED Raporu Güncellemesi’nde ayrıca dikkat çeken, antik ve ortaçağa özgü bu miras ile bölgedeki modern toplulukları birbirinden koparma eğilimidir. Bu tür iddiaların amacı sadece modern kültürü ve toplumu küçültmeye ve baraj yapımını kolaylaştırmaya hizmet edebilir.

Oysa günümüzde rezervuar alanında yaşayan topluluklar binlerce yıllık bilginin mirasçılarıdır. İnsan olarak köylerde birlikte nasıl yaşanacağını, topraktan nasıl beslenileceğini, toplulukların nasıl inşa edileceğini ve imparatorlukların veya diğer elitlerin dayatmalarına nasıl karşı konulacağını gösteren binlerce yıllık bir emeğin mirasçılarıdır. Yaşatan, ailelerini ve topluluklarını kuşaklar boyunca hayatta tutan kadınlar, bu yaşam bilgisinin ilk mirasçılarıdır.

Etnik Temizlik Olarak Baraj

Rezervuar alanındaki kültür ve mirasın farklı görünümleri hakkında bir fikir oluşturabilmek için, toplulukların etnik kimlikleri ve mirası, bilhassa katlanmak zorunda kaldıkları baskılar nedeniyle dikkatle gözden geçirilmek zorundadır. Güncelleme, bölgedeki kültür ve mirasın çeşitliliğini ısrarla çarpıtmakta, göz ardı etmekte ve reddetmektedir. Bizler 2001 yılında barajı, hükümetlerin ve şirketlerin suç ortağı olduğu bir etnik temizlik biçimi olarak tasvir etmiştik ve arkeologların en büyük küresel örgütü olan Dünya Arkeoloji Kongresi (World Archeological Congress 2001b) de bu şekilde tarif etmişti.

Mevcut kültür, miras ve kültürel çeşitlilik söz konusu olduğunda Güncelleme sansür veya oto sansür uygulamaktadır.

Ermeni soykırımının potansiyel delillerinden ve rezervuar alanındaki yüzyıllar öncesine ait Ermeni mirasından bahsedilmemiştir.

Ortaçağ Kürt mirası göz ardı edilmiş veya üstü örtülmüştür.

Önemli dinsel miras tartışma dışı bırakılmıştır.

Hasankeyf’teki Arap nüfusunun mirasını korumaya yönelik detaylı bir bütçe planı hazırlanmamıştır.

IÇG’nin da kabul ettiği gibi, yakın dönem Kürt mirasının değerlendirmesi yapılmamıştır.

Rezervuar alanında mezarların, kaybedilmiş insanların bulunması olasılığı araştırılmamıştır.

İnsanların mezarlıkları –insanların topraklarıyla ve geçmişleriyle kurdukları en kuvvetli bağlardan biri– ve bunların akıbetinin ne olacağına ilişkin detaylı bütçe önerileri ortaya konmamıştır.

Boşaltılmış köylere nasıl erişileceğine ilişkin herhangi bir öneri hazırlanmamıştır.

Barajın toplumsal ve kültürel etkilerine ilişkin tartışma bilhassa yüzeyseldir; ilgili paragrafların alakasız konulara değindiği görülmektedir.

Nüfusun yerinden edilmesini ve kadim mirasa erişimin ortadan kaldırılmasını savunmak için, etkilenen toplulukların geçmişleriyle bağlarının çok zayıf olduğu söyleniyor. Sular altında kalacak olan yakın döneme ait yerlerin ve yapıtların önemi incelenirken, kültürün “sadece yerel” olduğu ifade ediliyor.

Tarih ve arkeolojinin, belirli toplulukların tarihini, bilhassa halkların kendilerine dayatılanları reddedişlerinin ve isyanlarının tarihini değersizleştirmek, çarpıtmak, inkâr etmek ve görünmez kılmak suretiyle baskı ve kaynak hırsızlığını meşrulaştırmak üzere kullanılabileceği ve kullanılmış olduğu bilinen bir gerçektir. Ilısu’ya fon sağlamayı düşünen hükümetlerin, tarihsel gerçekliğin suistimal edilmesine nasıl suç ortağı olabileceklerini iyi görmeleri gerekir; IÇG’nin değerlendirmesi bu bilgiyi sağlamamaktadır.

Bu başarısızlık, bu etki değerlendirmesi ve baraj için kurulan çerçevenin, Türk yetkililerin kültürel çeşitliliğe yönelik yaklaşımını temsil ettiğini göstermektedir: inkâr, baskı ve asimilasyon.

Herhangi bir bağımsız değerlendirme bu durumun, rezervuar alanındaki kültürel ve toplumsal tarihin bırakın yüzyıllar öncesine, son 100 yılına dair bile net bir fotoğrafının çekilmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşacaktır. Ilısu için yapılacak herhangi bir etnografik tetkik, tarihin bu çarpıtmasına katkı sunacaktır.

Tetkik ve Kurtarma Planları Yetersizdir

Kültürel etkiler üzerine bir değerlendirme yapabilmek için gerekli bilgilerin çoğu derlenmemiş olduğundan, ÇED Raporu Güncellemesi’nde kültürel mirasa yönelik tehdidin hafifletilmesi hakkındaki bölümlerin hiçbiri bir anlam taşımaz ve ciddiye alınamaz.

Yaşamı tehdit eden kültürel etkileri, yaşatma kültürünün yıkımını, kadınların yaşamın devamını temin eden uzmanlaşmış emeğini, yerli kırsal kültürü, insan türünün köklerine ilişkin verileri, dinsel mirası, kültürel mirası, kültürel ve doğal peyzajı ve insanların bu peyzajı korumak için sarf ettiği emeği, Ermenilerin mirasını, Kürtlerin mirasını, Arapların mirasını ve daha pek çok şeyi ele alabilecek herhangi bir planlama olmadığı görülmektedir.

Güncelleme ve YYP’nin arkeolojik tetkik ve kurtarma çalışmaları için sunduğu öneriler, teknik, ahlaki ve mali açıdan yetersizdir. Planlar tamamlanmamıştır, yanlıştır, genellikle amatörcedir, gereken çalışmanın boyutları konusunda yanıltıcıdır ve tamamı, açık bir gerekçe veya stratejiden yoksundur.

Güncelleme ilk defa, miras üzerinde herhangi bir araştırmaya başlamadan önce topluluklarla istişarede bulunmak gerektiğini kabul etmiştir, fakat bunu yapmak üzere herhangi bir plan veya bütçe hazırlanmamıştır.

IÇG, kültürel mirasla ilgili Türkiye’de ve uluslararası ölçekte, kurtarma işlemlerine ve baraj inşaatlarına çeşitli engeller getiren kanun ve standartları yok saymaktadır.

Kurtarma yöntemleriyle ilgili önerilerin pek çoğunu, mesleki bir belgede okumak çok şaşırtıcıdır. Bölgeden arkeologlar bu tarz bir kurtarma çalışmasını “hazine avcılığı” olarak tasvir etmişlerdir. Hasankeyf’teki kazı çalışmalarının başkanı bile (kendisinin de hazırlanmasına yardım ettiği) Master Plan’ın belirli kısımlarının işe yaramayacağından söz etmiştir.

Arkeolojik sahaların sayısı tam olarak bilinmemektedir fakat şimdiden binleri bulmuştur. Rezervuar alanının yüzde 60-80’i arkeolojik yerler için halen taranmamıştır. IÇG sayılarla oynamakta ve etkileri gizlemek ve harcamaları düşürmek için keyfi tahminlerde bulunmaktadır.

ÇED Güncellemesi’nin hem Hasankeyf hem de geniş rezervuar alanındaki kültürel miras üzerindeki zararın hafifletilmesi için ayırdığı bütçe son derece düşük tahmin edilmiştir. Yeterince detaylandırılmamıştır ve birçok kalem ihmal edilmiştir; gerçekçi bir bütçe çıkarma olasılığı zaten yoktur çünkü tam bir arazi tetkiki yapılmamıştır.

YYP bütçesi daha da akıldışıdır; yetkililerin, kültürel etkilerin büyük bir kısmıyla hiç ilgilenmediklerini göstermektedir ve yalnızca 40 höyüğün parçaları üzerinde ve Hasankeyf’in bir bölümünde kazı yapılması planlanmaktadır.

Hasankeyf’e tahsis edilen 30.5 milyon dolarlık bütçenin çoğu, kazı çalışmaları için değil, sadece birkaç anıtın yerini değiştirmek için harcanacaktır –bu kendi içinde kabul edilemez bir plandır. Ayrıca, araziye para dökmek sorunları zaten çözemez.

Biz kendi değerlendirmemizde, ÇED ve YYP’nin önerilerini, Orta Anadolu, Çatalhöyük’teki bir höyüğün kazı çalışmaları ile karşılaştırdık. Çatalhöyük’teki ünlü Neolitik köy, milyonlarca dolarlık bütçeyle 25 yıldan uzun bir süredir yüzlerce kişi tarafından kazılmaktadır. Ilısu rezervuar alanında kurtarılması önerilen 40 höyüğün her biri bir Çatalhöyük olabilir fakat bunların bir savaş kuşağında, yeterli süre, personel veya kaynak ayrılmadan –yedi ila sekiz yıl süreyle beş arkeolog ve 15 işçiden oluşacak bir ekibin yapacağı bir kazıyla– doğru bir şekilde kurtarılması olasılığı yoktur. Eğer 25 yıl ve milyonlarca dolar bir standart ise bu, Ilısu bölgesindeki her bir höyük için neden uygulamaya konmuyor?

Kültürel etkilerin gerçek boyutlarıyla ilgilenmek şöyle dursun, ÇED Raporu ve YYP’nin hatalı önerilerinin küçük bir kısmını yerine getirmek için bile yeterli zaman yoktur.

Tabi tüm bunların yapılabilmesi için etkilenen topluluklara tümüyle danışılmış ve müsaadelerinin alınmış olması şarttır. Oysa pek çok köylü, bilhassa savaş nedeniyle yerlerinden edilmiş olanlar, kurtarma kazılarının ilerlemesini istememekte ve bunları projenin devamını kolaylaştırıcı girişimler olarak görmektedirler.

Hasankeyf Mastır Plan’ı yetersizdir; toplulukların geçim kaynakları üzerinde potansiyel tehlikelere işaret etmektedir. Kasabanın sular altında bırakılmasının kanunsuz bir girişim olduğuna değinilmemektedir. Bölge sakinleri yeni kasabalarının yerinin tayini sürecine dahi katılmamışlardır ve hatta kendilerine bununla ilgili olarak hiçbir şekilde danışılmamıştır. Akla uygun hiçbir gerekçesi olmayan kurtarma kazılarıyla ilgili pek çok sorun vardır. Kültürel park alanları ve müzeler için yapılan planlar teknik açıdan kabul edilemez. Mirasın büyük bir kısmı taşınamaz ve bölge sakinleri ve kampanya yürütenler buna karşı çıkmaktadırlar.

Yeni Hasankeyf ve Yukarı Kasaba için önerilen kültürel park alanları hakkında halka danışılmamıştır. Bu planlar, toplulukları ve yapıtları sergilere dönüştürecek ve bölge sakinlerinin yoksulluğunu artıracak bir turizm endüstrisinin önü açılacaktır.

Güncelleme özetinde bu yöndeki iddiaların aksine, etnografik araştırmalar veya toplulukların değer verdiği kültürün belgelenmesi için tutarlı bir plan yapılmamıştır.

Ne etnografik araştırmalar için, ne de yerinden edilen halkın geçim şartlarının yeniden düzenlenmesi için gereken mali kaynaklar hakkında detaylı bir bütçe hazırlanmıştır. Fakat kadim yerlerin kurtarılması için milyonlar ayrıldığı görülmektedir. Demek ki kadim yapıtlara ve yerlere, rezervuar alanında bugün halen yaşamakta olan ve kültürü üreten binlerce insandan daha büyük değer biçilmektedir.

Topluluklar bunu onaylasalar bile –pek çoğu onaylamıyor– böylesi bir çalışma için yedi ila sekiz yıl tamamen yetersizdir.

Etki altındaki toplulukların bu yıkıcı proje onlara dayatılırken “incelenmesi”, kültür ve mirasın korunması bir yana, yeterli bilgi edinme olasılığını da ortadan kaldıracak, sadece “yakında ölecek bir kültürün” parçalarının kaydedilmesini sağlayacaktır. Böylesi bir çalışma meslek sahiplerinin kariyer inşa etmelerine yarayabilir fakat kültürün yerli topluluklar açısından taşıdığı hayati değer ve ebediyen yok olacak genel yaşamsal değeri dikkate alındığında, onu korumak adına hiçbir işe yaramayacaktır.

Hangi konuların ele alınacağına ve hangi fiziksel mirasın kaydedileceğine ilişkin etnografik öneriler topluluklardaki kadınlara, çocuklara ve erkeklere danışılmadan yürürlüğe konmuştur. Bunlar kültürü –bilhassa kadınların kültürel çalışmalarını ve yerli toplulukların kırsal kültürünü– en iyimser yaklaşımla “gündelik yaşamın bir dekorasyonu” (James 1986, 5), en kötü yaklaşımla da bir “yerliler” sergisi haline getirmek üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Etnografik araştırmalar ve toplulukların değer verdiği miras için hazırlanan çeşitli öneriler, antropoloji ve etno-antropoloji mesleklerinin birçok temel prensibini hiçe saymaktadır. Arkeolojik kurtarma çalışmaları gibi etnografik çalışmalar, baraj inşaatının devamını kolaylaştırmak üzere tasarlanmıştır. Son birkaç yüzyıldır antropolojinin, halkları sömürgeleştirmek, yerinden etmek, üzerlerinde deneyler yapmak ve onlara projeler dayatmak üzere değerlendirmelerde bulunmak için kullanılmış olduğu çeşitli vakalar bilinmektedir.

Güncelleme, arkeoloji, antropoloji, sosyoloji, hukuk ve diğer mesleklerin, toplulukların ve kültürün yıkımını mazur göstermek ve desteklemek üzere nasıl kullanılabileceğini gösteren bir çalışmadır.

Cennet Bahçesinde Savaş: Savaş Kültürü ve Baskılar Hesaba Katılmamıştır

Bölge had safhada militarize vaziyettedir; tam anlamıyla bir savaş kuşağıdır, ayrıca, işgal altındaki Irak sınırına yakındır. IÇG, bölgedeki ihtilafın ve daha geniş çaptaki savaşın kültürel miras ve Ilısu kurtarma çalışmaları üzerindeki etkilerine ve kendileriyle bu bağlam içerisinde “istişare edilen” halk açısından sonuçlarına değinmemektedir. 1990’lardaki savaşın neden olduğu zorla yerinden edilmeyle ilgili aşikar yalanları tekrarlamakta ve mevcut ihtilafı normalleştirmeye gayret etmektedir. Oysa topluluklar barajı ve GAP’ı savaşın bir uzantısı olarak görmektedirler.

İnsanların maruz kaldığı ihtilaf ve tehdit (örneğin bölgedeki kültürel miras ordunun sorumluluğu altındadır) profesyonellerin projelerini mesleki ve etik standartlara uygun bir şekilde değerlendirmelerini ve uygulamalarını –bilhassa karar alma süreçlerine toplulukların tüm kesimlerinin katılımı ve toplu istişare söz konusu olduğunda– imkânsız kılmaktadır. Profesyonellerin bu temel standartlara aykırı davranmaları beklenmektedir.

Arkeologlar, köylülerin müsaadesi olmadan, fakat ordunun desteğiyle kurtarma çalışması yaparlarsa, eski imparatorlukların yerli nüfusun kültürünü değersizleştirip yok ederken yerli arkeolojik sahaları talan eden sömürgeci bürokratlarından pek de farkları kalmayacak. Şimdi, Kürt coğrafyasının bu militarize edilmiş bölgesinde –ve Irak’ın kültürel olarak talan edilmesiyle standartların iyiden iyiye aşındığı bir ortamda– kendilerinden tam olarak bunu yapmaları bekleniyor.

Ilısu’daki kültürel yıkıma bireysel olarak karşı çıkan bazı arkeologlar, bazılarının bana bizzat ifade ettiği gibi, standartların korunmadığını ve olası toplu mezarlar gibi yaşamsal meselelerin araştırılmadığını biliyorlar fakat işlerini kaybetmek ve daha kötü yaptırımlara maruz kalmak korkusuyla konuşamıyorlar. Devlet memuru olan arkeologların projeye yüksek sesle karşı çıkmaları veya eleştirmeleri Türk yasalarına göre bir suç teşkil ediyor.

Kültürel yıkım, bilhassa kutsal mekânlara ve dini pratiklere yönelik olanlar, Batılı Hükümetlerin Orta Doğu’da yürüttükleri savaşı bir medeniyetler çatışması olarak tasvir etmeleri dikkate alındığında, bölgedeki daha geniş çaplı savaş stratejisinin bir parçası olarak görülebilir. Hükümetler Ilısu barajının finansmanıyla ilgili ricaları değerlendirirken, özellikle İslam mirasının yok edilmesinin sonuçlarını dikkate almalıdırlar.

Dünya Arkeoloji Kongresi’nin de belirttiği gibi (2001a), ne kadar zaman ve para ayrılırsa ayrılsın, kültürel mirasın yeterli bir seviyede kurtarılması, bu bölgede hüküm süren koşullar altında mümkün değildir.

Pek çok Yönerge, Kanun ve Standart İhlal Edilmiştir

ÇED Raporu Güncellemesi, IÇG’nin kılavuz olarak benimsedikleri de dâhil olmak üzere, etki değerlendirmesiyle ilgili pek çok uluslararası standarda aykırı davranmıştır.

Proje pek çok uluslararası yönerge ve kanuna aykırıdır. 2001/2’de tespit edilen 34 kategorinin ihlali geçerliliğini korumaktadır.

Bu projenin uygulanabilir olmadığını görmek için daha fazla araştırma yapılmasına gerek yoktur. Bu baraj uluslararası temel standartları ve kanunların gerekliliklerini asla sağlayamayacaktır. İspatı için bir araştırma yapıldığı takdirde, projeye ait bütün belge ve değerlendirmelerin çeşitli standartları ve kanunları ihlal ettiği açıkça görülecektir.

Sonuç

Etkilenen topluluklar bu “kalkınmanın” destekçileri değil mağdurlarıdır. Onların yaşamı ve kültürleri insanlık için çok değerlidir fakat pazar için en ufak bir değeri yoktur.

Ilısu ve diğer GAP barajları yerli halkın gücünün önüne set çekmek, onları sömürmek ve yönetmek, halkın ve başta kadınların toplumsal ve siyasi denetimi içindir. Kadınlara yönelik bir saldırı olarak ele alındığında, kültüre ve bizzat kadınların koruduğu ve geliştirdiği yaşatma kültürüne bir saldırıdır. Kadınlara yönelik bu saldırıya izin verildiğinde, binlerce arkeolojik sahanın, kültürel yerin, mezarlıkların ve sözlü geleneğin yıkımı da peşi sıra gelecektir.

GAP, bir kalkınma programı kisvesi altında geliştirilen bir savaş aygıtıdır. Bu savaş sadece Türk yetkilileri tarafından değil, aynı zamanda çok uluslu şirketler ve AB ve ABD’deki hükümetlerin sponsorları tarafından da yürütülmektedir.

Irak mirasının, ABD’nin başını çektiği savaş ve işgal esnasında ayaklar altına alındığı, pek çoğu kadın ve çocuk olan mirasçılarının ve onların yaşatma kültürünün yok edildiği bir ortamda Ilısu, pek ala Ortadoğu’da kültür kırımının bir devamı olarak değerlendirilebilir.

GAP barajları modernliğin sembolleri değil, Orta Doğu’nun kültürel kitle imha silahlarıdır ve Ilısu barajı, uygarlık ve ilerlemenin değil, barajı inşa edecek hükümetlerin ve şirketlerin barbarlıklarının bir anıtı olacaktır.

Tavsiyeler

Hükümetlere ve Diğer Olası Baraj Finansörlerine:

Hükümetler ve diğer olası finansörler bu ÇED Raporu Güncellemesine dayanarak akla uygun bir gerekçeyle baraj inşaatını desteklemeye karar veremezler.

Baraj planlamacıları ve olası yatırımcılar, sadece siyasi partiler ve STK’lar ile görüşmemeli, doğrudan bu projeden etkilenecek yerel topluluklarla, bilhassa aileleri ve toplulukları asıl ayakta tutan kadınlarla görüşmelidirler.

Hükümetler barajın finansmanı için kendilerine yapılan teklifleri değerlendirirken, Orta Doğu’daki daha ileri kültürel yıkıma, özellikle İslam mirası ve kutsal mekânlar üzerinde doğacak sonuçlara ciddi önem vermelidirler.

Türk Yetkililer de Dâhil Olmak Üzere Tüm Proje Geliştiricilerine:

YYP anketinin tamamlanması sürecinde yolsuzluk yapılıp yapılmadığı araştırılmalıdır.

Tamamlanmış YYP anketinin tamamı bir an önce yayınlanmalı ve bilhassa etkilenen topluluklar, içeriği ve önemi hakkında tam olarak bilgilendirilmelidir.

Hasankeyf Master Plan’ın tamamı biran önce tüm ilgili taraflara sunulmalıdır.

Tarihsel Çevre Değerlerini Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (TAÇDAM) derlediği çeşitli arkeolojik ve etnografik tetkik raporları, başta etkilenen topluluklar olmak üzere tüm kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Bütün belgeler, toplulukların tüm kesimlerinin erişebileceği bir formatta sunulmalıdır.

IKONOS resimleri ve IÇG’nin bunlara yönelik yorumu, kullanılmamış diğer ham veriler ve rezervuar alanındaki site numaralarını yorumlamak için kullanılmış konum bilgileri bir an önce açıklanmalıdır.

Ilısu planları durdurulmalı ve GAP’ın kadınların yararına işlediği iddiasını öncelikle araştırmak üzere, GAP hakkında bağımsız bir inceleme başlatılmalıdır.

Tüm bunların anlamlı bir şekilde gerçekleşebilmesi için, bu projenin hedefi konumundaki yerel topluluklar sürece başoyuncu olarak dâhil edilmelidirler. Bu, önceliklerde bir değişimi –bölgedeki ihtilafa ve askeri denetime derhal son verilmesini ve toplulukların her kesiminin geçmişe ve bugüne olan katkılarının tümüyle değerlendirilmesini– gerektirecektir.

Çok Taraflı Kurumlara, Sivil Toplum Kuruluşlarına ve Siyasi Partilere:

STK’lar ve Kürt yanlısı parti, yeniden yerleşim ve “talim-terbiye” projeleri için fon almayı veya kalkınmacılarla ve hükümetlerle birlikte katılımcı demokrasiyle hiçbir alakası olmayan “komisyonlarda” yer almayı reddetmek suretiyle, kalkınmacılarla işbirliği yapmayı kabul etmeyebilir.

BM ve diğer uluslararası kurumlar, kültürel yıkımı, etnik temizliği ve kadınlardan başlayarak yerel toplulukları hedef alan tüm sonuçlarını göz önünde tutarak, GAP kalkınma projesiyle bağlantılı finansman programlarındaki rollerinin hesabını vermeye bu rollerini gözden geçirmeye davet edilmelidirler.

Teşekkürler

Gelişmeler hakkında beni bilgilendirmek üzere toplantılar düzenleyen, barajlardan ve savaştan etkilenen topluluklara ve onların örgütlerine (kişilerin güvenliği açısından söyleşi yapılan pek çok isim burada verilmemektedir), metinler hakkındaki yorumları ve cemaat ve kültür alanındaki kadın çalışmaları konusundaki yönlendirmeleri için Küresel Kadın Grevi’nin Uluslararası Koordinatörü Selma James’e, 2006 yılında Suçeken köyündeki kadınlarla iletişime geçmemize yardım ettikleri ve çevirileri ile destek oldukları için Ayşan Sönmez ve Feminist Kadın Çevresi’ne, bu çalışmayı çok çeşitli biçimlerde sürekli desteklediği ve cesaret verdiği için İrlanda Ulusal Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nden Profesör John Waddell’e, 2000–2002 yılları arasında benimle birlikte Ilısu Barajı üzerine çalıştığı ve ortak yazdığımız makalelerden özetler kullanmama izin verdiği için Sheffield Üniversitesi Yaşam Boyu Öğrenim Enstitüsü’nden Dr. W. H. Kitchen’a teşekkür ederim.

Referanslar

Castaňeda, N. ve López, N. 2006. Creating a Caring Economy, Nora Castaňeda and Women’s Development Bank of Venezuela, London: Crossroads Books.

James, S. 1986. Sex, Race and Class, Londra: Housewives in Dialogue

James, S. 2006. Introduction: carrying the Bolivarian revolution to the United States, Castaňeda, N. ve López, N. (Ed.) Creating a Caring Economy, Nora Castaňeda and the Women’s Development Bank of Venezuela içinde, London: Crossroads Books, 7-14.

Ronayne, M. 2002. The Ilısu Dam: Displacement of Communities and Destruction of Culture, London: National University of Ireland, Galway, KHRP, Cornerhouse and Ilısu Dam Campaign.

Ronayne, M. 2005. The Cultural and Environmental Impacts of Large Dams in Southeast Turkey, London: National University of Ireland, Galway and KHRP.

Ronayne, M. 2006. Archeology against cultural destruction: the case of the Ilısu dam in Southeast Turkey, Public Archeology 5(4), 223-236.

Ronayne, M. 2007. The culture of caring and its distruction in the Middle East: women’s work, water, war and archeology, Hamilakis, P. ve Duke, Y. (Ed.) Archeology and Capitalism içinde, One World Archeology Series, California: West Coast Press, 247-265.

World Archeological Congress. 2001. Withdrawal of support for Ilısu dam project, Press Statement, 14 Kasım,http://www.wac.uct.ac.za/whd/llsu.htm.

© Copyright M. Ronayne, İrlanda Ulusal Üniversitesi, Galway, Arkeloloji Bölümü, Galway, İrlanda, Temmuz 2006. Bu yayından kaynak gösterilmeden ve yazarın ismi verilmeden alıntı yapılamaz ve fotoğraf kullanılamaz. Bu çalışmanın giriş niteliğindeki Özet ve Tavsiyeler bölümü, yazarın izniyle Türkçeye çevrilmiş ve yayımlanmıştır.

EK: Raporun tamamını temsil eden İçindekiler bölümü

Kısımlar ve Bölümler

Özet ve Tavsiyeler

1. Giriş ve Yöntem

2. Etki Değerlendirmesi Nasıl Projenin Promosyonu Haline Geldi

Bu Etki Değerlendirmesi bir Değerlendirme Değildir

ÇED Raporu Güncellemesi Bağımsız bir Değerlendirme Değildir

Yerel Topluluklar, En Başta Yaşamı Ayakta Tutan Kadınlar, Bu Projeden Fayda Sağlamayacaklardır, Sürece Dâhil Edilmemişlerdir ve Onlara Danışılmamakta veya Yeterli Derecede Bilgi Verilmemektedir

Kadınlarla yetersiz istişare

İhtilaf nedeniyle yerinden edilenlerle istişare edilmemesi

Hasankeyf’te yetersiz istişare

Şirketlerle ve hükümet dış yatırım kuruluşlarıyla yetersiz istişare

Projenin Temel Meselelerinin Ayrıştırılarak Bağlam Dışı Bırakılması

GAP Projesi’nin Sorunlarının ve Bölgedeki Savaşın Değerlendirilmemesi

GAP ve DSİ’nin eleştirel bir değerlendirmesi yoktur

Bölgedeki ihtilafın muhasebesi yetersizdir, sansürlüdür

3. Yaşatma Kültürü ve Ilısu Barajı Bunu Nasıl Yok Edecek

Kültür ve Mirasın Çok Sınırlı Değerlendirilmesi

ÇED Raporu Güncellemesinin Dayandırıldığı Kaynaklar Ciddi Anlamda Hatalıdır

Toplulukların Kültür ve Mirasına Yönelik Yıkıcı Etkiler

Kadınların yaşatma çalışmaları toplumun kültürünü nasıl şekillendirmiştir, Ilısu Barajı yaşatmayı ve dolayısıyla kültürü nasıl yok edecektir

İnsanların topraklarından atılması: kültürel miras ve yeniden yerleşim neden birlikte ele alınmalıdır

Arazi yoklaması nasıl yapılmamalı: kültürü pazara uyarlayacak biçimde ölçmek suretiyle aileleri ve toplulukları birbirine düşürmek

Kökenler ve yollar: toplulukları köklerinden koparmak

Yerinden etmeyi, yerli halkın kırsal kültürünü ve böylelikle bağlılık ve direnişi yok etme silahı olarak kullanmak

Öldürme Kültürü: Ilısu, Savaş ve Kültürel Miras

Etnik Temizlik olarak Baraj: Kültürel Çeşitlilik ve Miras Üzerindeki Etkilerin Başarısız Değerlendirilmesi

Kürtler, Ermeniler, Araplar ve Türkler – miras çeşitliliği göz ardı edilmiştir

Hasankeyf: önem değerlendirmesi başarısızdır

Dini Miras Üzerindeki Etkilerin Değerlendirilmemesi

Cennet Bahçesinde Savaş: Kadim Miras Üzerinde Yıkıcı Etkiler

Baraj dünyanın bahçesini nasıl yok edecek: tarımın başlangıcı

İnsanlığın Orta Doğu’daki kökenlerini sular altında bırakmak

Mağaralar ve mağara sanatı

Sömürgeci talan: kadim imparatorluklardan alınmayan dersler

Kültürel Miras Tüm Coğrafyayı Kapsıyor: Bu Miras Baraj’dan Önce “Kurtarılamaz”

Kültürel coğrafya

Doğal miras

4. Hazine Avcıları ve İnsan Sergileri: Ilısu için Yapılan Kurtarma Planları Kültürü Neden Kurtaramaz

Kültürel Mirasa Yapılacak Zararı Hafifletici Yeterli Hiçbir Önlem Yok

Topluluklara yönelik kültürel etkilerin çoğu için bir planlama yok

Sayıları şimdiden binleri bulan arkeolojik alanların kesin sayısı hala bilinmiyor

Arazi planları yetersiz

Kurtarma kazısı planları yetersiz

Kurtarma planları için önerilen süre ve personel ihtiyacı gerçekçi değil

Kurtarma planları için ayrılan bütçe yetersiz

TAÇDAM, Kültür Bakanlığı ve kurtarma projelerinin yönetimiyle ilgili problemler

Hafifletilemez Bir Felaket: Hasankeyf’i “Kurtarmak” Onu Korumayacaktır

Ilısu’nın Kültürel Miras Parkları: Toplulukları ve Yapıtları Sergiye Dönüştürmek

Birçok Yönerge, Kanun ve Mesleki Standart İhlal Edilmiştir

5. Sonuç

Referanslar

Ekler

1. ÇED Raporu Güncellemesi Üzerine Teknik Notlar

2. Yeniden Yerleşim Harekât Planı Güncellemesi ile İlgili Bazı Sorunlar

3. Yerli Halk Olarak Kürt Halkı: Dünya Bankası Yönergesi

Metin Kutuları

Bir Etki Değerlendirme Uzmanı Ilısu ÇED Raporu Hakkında İfşaatta Bulunuyor

Okur Yazarlık, Okul Eğitimi ve Dil: Çok Önemli Meseleler İstişarede Göz ardı Edildi

Güncellenmiş YYP Tetkiki Üzerine Köylü Kadınların Yorumları

Köylü Kadınlardan Güncellemeler, 2006

Rezervuar Alanındaki Yoksulluğun Boyutları

Bir Sürü Baraj Var Fakat Temiz, Erişilebilir Su Yok

GAP’a Yapılan Harcamalar Kimlerin Fayda Sağladığını Ortaya Koyuyor

Kürt Bölgesinde Devam Eden İhtilaf

Hatalı ve Tamamlanmamış Arkeolojik Tetkiklere Bel Bağlamak

Barajın Vaat Edilen Faydaları Neden Birer Yalandan İbaret

Kadınların Yoksulluğu Ilısu Barajı’nı Meşrulaştırmak İçin Gerekçe Olarak Kullanılmamalı

Talim-Terbiye ve Gelir Üretimi: Yerli Halkı Yoksul Bırakmak İçin Reçete

Kadınların Emeğini Hesaba Katmak – Kültürü Hesaba Katmak

STK’lar ve Siyasi Partiler: Kalkınmacıların “Ortakları” mı?

Önem Değerlendirmesi – Diğer Bir Temel Standardın Göz Ardı Edilmesi

Yerli Halk Olarak Kürtler

Dünyanın Tohum Bankasının Yok Edilmesi

Şekillerin Listesi

1. Kapak Fotoğrafı: 1990’lı yıllarda Türk güvenlik güçleri tarafından boşaltılan ve yıkılan, şimdi Ilısu Barajı’nın tehdidi altında bulunan Çattepe Köyü. Bu köy, bir kısmı Bizans imparatorluğu sınır boyundaki önemli bir kaleyi içine alan kadim bir höyüğün tepesinde durmaktadır. (Fotoğraf: M. Ronayne)

Kısaltmalar

ÇED Raporu Güncellemesi: Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali için Çevresel Etki Değerlendirme Raporu Güncellenmesi.

IÇG: Ilısu Çevre Grubu - ÇED raporu ve Güncellemesi’nin yazarları. Ilısu konsorsiyumu tarafından çevresel etki değerlendirmesini hazırlamak üzere görevlendirilmiş bir şirketler grubudur: Hydro Concepts Engineering, Hydro-Québec International ve Archéotec Inc.

YYP Güncellemesi: DSİ (Devlet Su İşleri) tarafından ücretli olarak tutulan Encon çevre danışmanlığı tarafından derlenen Yeniden Yerleşim Planı Güncellemesidir.

Konsorsiyum: Ilısu Barajı’nı inşa etmek üzere bir araya gelen yeni şirketler grubu. VA Tech (Avusturya, şu an satışta) liderliğindedir ve bu raporun yazıldığı dönemde Alstom (İsviçre), Stucky Ltd. (İsviçre), Züblin (Almanya) ve Türk inşaat şirketleri Nurol, Cengiz, Temelsu ve Çelikler’i de içermektedir.

Notlar:

1 Bu çalışma, rezervuar bölgesindeki cemaatler ve Küresel Kadın Grevi ile istişare edilerek hazırlanmıştır.

2 Maggie Ronayne, İrlanda Ulusal Üniversitesi (National University of Ireland, Galway) Arkeoloji Bölümü’nde öğretim üyesidir. Aynı zamanda Küresel Kadın Grevi’nin (Global Women’s Strike) İrlanda’daki koordinatörüdür. Küresel Kadın Grevi, örgütlü olduğu toplam 60 ülkenin 11’inde ulusal koordinasyona sahip bulunan, tüm siyasi partilerden bağımsız kadın taban hareketlerinin oluşturduğu bir ağdır. Yazarın kadınlara ve kadınların kültürel çalışmalarına yönelik akademik çalışmaları Küresel Kadın Grevi’nden beslenmektedir.

Mesleki uzmanlığı, savaşların ve geniş kapsamlı kalkınma projelerinin sebep olduğu kültürel yıkıma karşı arkeolojik meseleler üzerinedir ve bu çalışması, Türkiye’nin Kürt bölgesindeki baraj inşaatına karşı mücadele eden köylüleri desteklemeyi amaçlamaktadır. 1999 yılından beri Ilısu Barajı ve GAP kalkınma projesinin kültürel etkilerini araştırmak ve bu etkilere karşı koymak üzere çalışmaktadır. 2000-2002 yılları arasında faaliyet gösteren Britanya merkezli Ilısu Barajı Kampanyası’na (Ilısu Dam Campaign) danışmanlık yapan iki gönüllüden biridir. Bu kampanyada yer alan STK’lardan bağımsız olarak, yönetiminde sekiz yıl yer aldığı Dünya Arkeoloji Kongresi’nin (World Archeological Congress) projenin son konsorsiyumuna karşı yürüttüğü kampanyayı koordine etmiştir. Meslektaşlarıyla birlikte çalışarak, projeye karşı uluslararası bir arkeolojik muhalefet örgütlemiştir. Buna, projenin devam etmesi durumunda gerçekleştirilmek üzere planlanan Britanyalı ve İrlandalı saha arkeologlarının önderliğindeki bir boykot da dâhildir.

Ronayne bir arkeolog olarak İskoçya, Galler, Fransa ve İrlanda’da saha çalışmaları yapmıştır ve halen Kamu Arkeolojisi alanında akademik çalışmalar yürütmektedir. Pek çok makale ve kitap yazmış ve yayına hazırlamıştır. Yazdığı en son kitap, Güneydoğu Türkiye’deki Büyük Barajların Kültürel ve Çevresel Etkileri’dir (The Cultural and Environmental Impact of Large Dams In Southeast Turkey, Ekim 2005’te yeniden basıldı). Ilısu ve GAP projesi hakkındaki yazıları Kürtçe (Kurmancî), Türkçe, İtalyanca, Almanca, Fransızca ve Çince’ye çevrilmiştir.

Maggie Ronayne’ye şu adresten ulaşabilirsiniz: Department of Archeology, National University of Ireland, Galway. Tel: +353 91 493701. E-mail:



(1)

Chartered Environmental Engineer – Britanya’daki CIWEM (Chartered Institution of Water and Environmental Management) tarafından kendisine lisans verilmiş olan çevre uzmanı


› Yazdırılabilir Versiyon
› Orijinal Versiyon: http://www.bgst.org/tr/su-ve-barajlar/ilisu-baraji-barbarlik-icin-bir-anit-1

Paylaş:
E-bülten

BGST Aylık Bülten'e abone olmak için isim ve e-posta adresinizi bırakınız.

Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul / 0212 251 19 21

iletisim@bgst.org

BGST web sitesinde yayımlanan yazılar/çeviriler BGST sitesindeki orijinal linki verilerek kaynak gösterilmek ve yazarının/çevireninin adı mutlaka belirtilmek kaydıyla, ayrıca bir izin almadan internet üzerinden elektronik ortamda kullanılabilir. Yazı ve çevirilerin basılı ortamda kullanımı için yazar/çevirenin izni gereklidir.