Düşünce

Radikal Teori: Vizyon, Strateji ve Aktivizm


Yeni Toplumun Teknolojisi

Fizikçi Jacob Bigelow 1829’da, Harvard’da verdiği bir dizi derste şunu kaydetti:

Muhtemelen hiçbir dönemde, bilimin pratik uygulamaları, toplumun yetenek ve girişimciliğinin bu kadar büyük bölümünü günümüzdeki kadar yoğun kullanmamıştır. Böylesi bir girişime dair muhtelif konuları [...] kapsamak için, Teknoloji genel adını benimsedim; bazı eski sözlüklerde bulunan, yeterince ifade yüklü bir kelime... Bu başlık altında, özellikle de bilimin uygulamalarını içeren daha gösterişli zanaatların ilkeleri, usulleri ve terminolojileri anlatılmaya çalışıldı...1

Otuz iki yıl sonra, 1861’de, Boston’da Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) kuruldu. Başlıktaki “Teknoloji” kelimesi “MIT’ deki bilim çalışmalarının, kibar bir öğrenme şeklinden ziyade, pratik sonuçlara yönlendirilebileceğini göstermek için Bigelow’un kendisi tarafından önerildi.”2

Bilim daima teknolojiden ayrı olmuştur. Eski zamanlarda bilim aristokrat-filozoflara “aitti”. Teknoloji, kol gücüyle çalışanların işiydi. Aynı şekilde, 18. yüzyıl süresince İngiltere’de, “bilim, kültürlü, paralı ve boş zamanı olan sınıfların bir etkinliği idi.” Aslında “‘bilim insanı’ terimi 19. yüzyıl ortalarına kadar Britanya’da mevcut değildi; gerçekte kullanılan tabir ‘bilim geliştiricisi’ idi.”3

Teknolojinin kökleri Ortaçağa gitmesine rağmen, bilim ve teknolojinin buluşması ancak 19. yüzyılın ortasında gerçekleşmiştir.

Nitekim teknolojiyi “bilimsel bilginin pratik uygulaması” olarak tanımlarsak, çeşitli teknolojik alanlarımız olur: medikal teknoloji, bilgisayar teknolojisi, vb. Bu alanlardan sıradan insanlar için önemi en büyük ve en doğrudan olanı muhtemelen mühendisliktir.

Mühendisliğin tüm branşlarından biri var ki, yerküredeki insan yaşamıyla hemen her bakımdan ilişkilidir. Gelin bu ifadenin doğruluğunu kanıtlamaya çalışalım.

Sabah evinde uyanan sıradan bir insan düşünün. Bu ev, mühendisliğin bu kritik branşındaki mühendisler tarafından tasarlanmış ve inşa edilmiştir (buna “İ. Mühendisliği,” ya da kısaca İ.M. diyelim). Tasarım İ.M.nin bir dalının (ya da alt disiplininin) bilimsel bilgisi temelinde yapılmıştır: yapısal bölümü.

Sonra, bu kişi tuvalete gider. İ.M. mühendisler sıhhi tesisat ve atık su tesisatını tasarlamış ve inşa etmişlerdir. İ. M. dalları, hidrolik, sıhhi tesisat, su kaynakları, zemin mekaniğini (baraj tasarımı) kapsadı.

Kadın ya da erkek kahramanımız kahvaltısını yapar: mısır gevreği veya diğer tarım ürünleriyle. İ. M. dalları sulama ve drenaj, boru hatları, enerji bölümünü kapsar.

İşe gitmek üzere araba, tren ya da uçağa biniyor. Kullanılan otoyol, demiryolu ya da havaalanı İ. M. tarafından tasarlanmış ve inşa edilmiştir. İ. M. dalı ulaşımı kapsar.

İşyerleri, şehir, kasaba v.b.’de konumlanmıştır. İ. M. dalı: şehir planlama.

Kadın ya da erkek kahramanlarımızı izlemeye ihtiyaç kalmadı. İki düzineden (!) fazla İ. M. dallarının (kısmi) bir listesi İ. Mühendisliğinin sıradan insanların hayatındaki önemini göstermek için yeterlidir. İ. M. dallarının listesi: havacılık, soğuk alanlar, İ. M.’de hesaplama, yapı mühendisliği, mühendislik mekaniği, çevre mühendisliği, malzemeler, profesyonel konular, kadastro, liman ve kıyı mühendisliği, vb.

İ. M.’ deki İ harfi “inşaat”tan gelir, bu yüzden “inşaat mühendisliği” hakkında konuşuyoruz. Yani, mühendislik sivil halkın yaşamının büyük bölümü ile ilgilidir. Ancak halk, inşaat mühendisinin ne yaptığı hakkında sadece çok muğlâk bir fikre sahiptir. Çok da tuhaf olmayan bir sebep yüzünden çoğu insan yukarıdaki aktivitelerin tümünün mimarlar tarafından gerçekleştirildiğini düşünür: Bunun sebebi belki de, Hollywood tarafından, mimarların, avukatlar ve doktorlar gibi mühendislerden daha çekici kişiler olarak addedilmiş olmasıdır. Hatta sözlükler, mimarlığın “özellikle içinde yaşanabilir yapıları inşa etme ve tasarlama bilim ya da sanatı” olarak oldukça yanlış bir tanımını veriyorlar. (Bu konudaki bazı yorumlar için aşağıya bakın.) Mühendisler çoğunlukla can sıkıcı ve etik olmayan müteahhitler, vb. olarak düşünülüyorlar.

Gerçekler biraz farklıdır. “Sadece belirli insanlar mühendis olmayı tercih ediyor ve bu mesleki alana girmelerine olanak veren ve yoğun bir çaba gerektiren bir üniversite müfredatının zorluklarına katlanmaya gönüllü oluyorlar.” 4  “Mühendisler dürüstlüğe ve halkın refahına adanmış bir mesleğe katılmayı seçtiler.”5 Aslında, inşaat mühendisleri, sıhhi tesisat mühendisliği alandaki çalışmalarıyla insanların ortalama ömürlerini ikiye katladılar.

İnşaat mühendisliğindeki elli yıllık deneyimim bana yukarıda alıntılanan her iki ifade ile hemfikir olmayı öğretti. Her ne kadar bir mühendis olan Kurt Prufer, Auschwitz’deki fırınları inşa ettiyse, ya da (kimya) mühendisleri Agent Orange’ı ürettiyse de, bunlar mühendislerin büyük bir kesimini yansıtmıyor. Bununla beraber mevcut toplumsal sistemde, mühendislerle ilgili gerçek bir problem vardır. Bu problem (politik, vb.) dış etkilere ve baskılara boyun eğmeme konusundaki cesaretsizlikleriyle ilgilidir. Mimarların ise, yukarıda bahsedilen tüm “tasarım ve inşalarla” hiçbir ilişkisi yoktur. Yalnızca “yaşanabilir olan” tasarım ve inşalarla uğraşırlar ve burada da tüm yaptıkları estetikle ilgilidir.

Katılımcı ekonomi vizyonunun özü, bu vizyona rehberlik eden ve onun ahlaki temeli olan değerlerdir. Katılımcı ekonomik analizin karakteristik özeliklerinin (ahlaki temel, rasyonalite ve dürüstlük) sınırları çok genişletilmiştir. Özellikle, katılımcı ekonomi girişiminin ahlaki temeli bugüne kadar önerilen herhangi bir şeyden çok daha ileridir.

Böylece, eğer inşaat mühendislerinin “dürüstlüğe ve halkın refahına adanmış” (yani, katılımcı ekonomiye ait niteliklere sahip) insanlar olduklarını kabul edersek, o zaman inşaat mühendisliğini, bu bölümün konusu olan “Yeni Toplumun Teknolojisi” analizinin nesnesi olarak seçmek mantıklıdır.

Değerlendirmemizi üç alanda kuracağız: katılım, karar verme ve yenilik ihtiyacı.

Katılım

Bir yandan meslek erbabı olmayan birisinin inşaat mühendisinin işine katılımını diğer yandan mühendisin toplumsal sürece katılımını inceliyoruz.

Bir inşaat mühendisi çok uzmanlaşmış bilgiye sahip bir profesyoneldir. Dolayısıyla, işin erbabı olmayan biri onun işine katılabilir mi?

Tarihsel kayıtları inceleyelim. “İnsanlık tarihindeki hemen tüm muhitler işin erbabı olmayan insanlarca tasarlanmıştır. Dünyadaki en harika yerlerin çoğu [...] mimarlar tarafından tasarlanmadı.”6 Ortaçağ İtalya’sının özgür şehir devletlerinde yurttaşlar, yurttaş komiteleri vasıtasıyla teknik projelerin planlamasına katıldılar. “Dante, Floransa komitesinin üyesiyken, görevde olduğu sürede San Procolo’nun genişletilmesi için düzenlemeler yapılmasında yer aldı.”7

Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de, Mimarlık profesörü olan Christopher Alexander, “’katılım’ın tam olarak ne anlama geldiğini sorarak başlayalım. Bir çevrenin kullanıcılarının onu şekillendirmeye yardım ettiği herhangi bir süreç anlamına gelebilir”8 diye yazdı (vurgu eklendi).  Katılımın bu “tanımının” 1973 tarihli olması oldukça dikkate değerdir.

İnsanların çevrelerini “şekillendirme” ihtiyacı neredeyse içgüdüseldir demek bir abartma değilmiş gibi görünüyor. Ancak sıradan insanlar bir inşaat mühendisiyle anlamlı bir şekilde iletişim kurabilirler mi ve mühendisin çalışmasına değerli bir katkı yapabilirler mi? Çalışmasını, mesleğin erbabı olmayan birisine bile anlaşılır bir şekilde sunmak mühendise bağlıdır. Ayrıca, tüm insanların, bilgilerini pratik bir tarzda uygulamak, yani teknolojik davranmak üzere akıllarını kullanma konusunda doğuştan bir yeteneği vardır. İnsanlarda doğuştan olmayan şey akıllarını “bilimsel olarak” kullanmaktır.

Bu teknolojik (ya da zımni) düşünmenin oldukça “dramatik” bir örneği şöyledir: ABD’deki bir uçak şirketinde, bir bilgisayar programıyla büyük bir jet motorunun artyakıcısının çizim yöntemini tanımlamak için, tümü doktora seviyesinde 4 matematikçiyle bir ekip oluşturuldu. Bu son derece karmaşık bir şekildi. Bu problem üzerinde yaklaşık 2 yıl harcadılar ve tatmin edici bir çözüm bulamadılar. Ancak uçak fabrikasının deneysel atölyesine gittiklerinde, bir teknik ressam ile birlikte tecrübeli bir metal levha ustasının bunlardan bir tanesini çizmeyi ve yapmayı gerçekten başarmış olduklarını gördüler. Matematikçilerden biri “bu ikilinin  artyakıcıyı yapmayı başarabildiklerini, ancak bunu nasıl yaptıklarını anlamadıklarını” kaydetti.

Bu yüzden, sıradan insanlar (kullanıcılar) “bir mühendise işinde yardım ederek çevrelerini şekillendirme hakkına ve yeteneğine sahiptirler” ifadesi geçerli gibi görünüyor.

Şimdi inşaat mühendisinin toplumdaki katılımını inceleyelim. İnşaat mühendisi bir uzmandır. Ancak, uzmanlığını topluma sunduktan sonra diğer herhangi bir vatandaş gibi aynı haklar ve sorumluluklarıyla sadece sıradan bir vatandaştır.

Bugün durum nedir? “Çok uzun süredir, mühendisler toplumumuzu şekillendirmeye yardım edecek ahlaki tartışmalara katılma konusunda başarısız oldular. Bu tartışmalardan etik gerekçelerle ve profesyonalizm adına kaçınıyoruz. Bununla birlikte, teknik ve analitik yeteneklerimizin pek çok tip problemin çözümünde kullanılabileceğini göz ardı etmek işimize geliyor. Maalesef toplumsal olarak doğru olanı desteklememek çok daha yaygındır.”9

Yukarıda ifade edilen görüşü yazan inşaat mühendisi Dennis A. Randolph, ASCE’nin (Amerika İnşaat Mühendisleri Odası) bir üyesidir ve Virginia Fairfax County’de Otoyol Operasyonları Şefidir. Randolph gibi mühendisler (ya da daha iyisi, vatandaşlar) dünyadaki sıradan insanlara umut veriyorlar.

Tabi ki, ABD’deki “krizin temelde felsefi bir kriz olduğunu çok az kişi kabul eder; [ABD’de!] hakim olan görüş, diğerkâm-kollektivist bir görüştür” diye feryat eden  Villanova Universitesi profesörü Ronald A. Chadderton gibi mühendisler de vardır. 10 (vurgu eklendi). Şu gerçek göz ardı edilmemelidir ki, dünyada Chadderton tipinde diğerkâmlık karşıtı bireyciler oldukça fazladır.

Bu noktada ASCE’nin çalışmaları üzerinde biraz durmak ilginç olabilir. Yunan bir inşaat mühendisi olarak, tüm meslek yaşamım boyunca, ASCE’nin, kurulduğu tarih olan 1852’den bu yana  yayınlarındaki değerli (doğru kelime budur) bilgi birikimine güvenmişimdir. İşin özü, ASCE ABD toplumunun oldukça tutucu bir sektörü olan Amerikan inşaat mühendislerinin sendikalist organıdır. Ancak, hayat insanları “diğerkâm-kollektivist” olmaya doğru itiyor: “Yıkım öylesine yaygındı ve arta kalan risk öylesine uğursuzdu ki bugün –neredeyse iki yıl sonra- New Orleans’ın geleceği hala karanlıkta. [ASCE’nin] Katrina Kasırgası Harici Değerlendirme Paneli’nin (HDP) bulgularını ve öngörülerini paylaşma zorunluluğu vardır... Böylece diğer insanlar bu trajediden dersler çıkarabilir ve benzer felaketlerin, sadece New Orleans’ta değil diğer topluluklarda da, tekrarlamasını engelleyebilir.”11

İlginç bir (katılımcı ekonomik!) detay: HDP (13’ü ABD’den, 1’i Hollanda’dan) 14 üyeden oluşuyordu ve 40’tan fazla organizasyonu temsilen hükümetten, akademiden ve endüstriden 150 uzman ile ilişkideydi –en az 164 kişinin demokratik işbirliğinin bir örneği.

Ahlaki mükemmellik kavramı, mühendis–işveren ilişkisindeki sözleşmesel etiğin çok ötesine geçiyor. Mühendis ve toplum arasında, ki bu sadece ulusal toplum değil dünya toplumudur,  ahlaki bir sözleşmeye ihtiyaç var. Biz, inşaat mühendisleri olarak, dünyanın fakir bölgelerinin gelişimine yardım etmek için pek çok şey yaptık. Ancak inşaat mühendisliğindeki ahlaki mükemmeliyet kavramının özü, tüm bilgimizi, yeteneklerimizi ve toplumdaki nüfuzumu Kalküta’dan New York’a tüm evsizlere ev sağlamak ve favela dehşetini yok etmek için kullanmamız yönünde tutkulu bir taahhüt olmalıdır.12

 “Koordinatör sınıf” üyeleri olan (oldukça muhafazakâr) inşaat mühendisleri bile katılımcı ekonomi vizyonuna bağlılığa hazır olabilirler mi? Aslında bu mühendislerden biri, C. R. Pennoni, “Vizyon üretmek, geçmiş, şimdi ve geleceğe bir bakış, bir değişim çalışmasıdır –bugünün gerçeğinin ötesini düşünmektir... Bir plan, sadece detaylı bir eylem gündemi sağlar, oysa bir vizyon çoğu kez ilham verir, ,”13 diye yazıyor.

Karar Alma

Umudu Gerçeğe Dönüştürmek: Kapitalizmin Ötesinde Yaşam (2006) kitabında Michael Albert şöyle yazıyor: “[Biz,] doğru bilgileri düzgün ve verimli bir şekilde saptayabilen ve aktarabilen bir mekanizma tasarlamalıyız... Öyle ki, işçilere ve tüketicilere yaptıkları tercihlerden etkilendikleri oranda bu tercihler üzerinde söz hakkı verilmelidir,” (vurgu eklendi).14.

Bir ASCE dergisinde 1993’te yayınlanan bir makalede şunları okuyoruz:

Mühendis:

  1. Bir mühendislik projesinden etkilenen tüm bireylerin, projeye ilişkin kararlara uygun derecelerde katılma haklarına saygı gösterecek.
  2. Kendilerini etkileyebilecek tüm mühendislik karalarına ilişkin olarak tüm taraflara eksiksiz, doğru ve anlaşılabilir bilgileri sağlayacak.
  3. Mazur gösterilemez kötü sonuçlara yol açacak projelere, uygun işverenler ya da makamlarca onaylanmış olsalar bile, onay vermeyi ya da bu tür projeler içinde yer almayı reddedecek ve diğerlerini de bu şekilde davranma yönünde cesaretlendirecektir.”15

Öyle görünüyor ki, yeryüzünde yaşadığı sadece 100.000 yılda Homo Sapiens neslinin tüm bireyleri, hemen hemen aynı düşünme biçimine sahip oldu. Aralarında 14 yıl fark olan yukarıdaki metinlerdeki, hatta kelimeler düzeyindeki çakışmaya dikkatinizi çekerim.

Tezini ispatlamak için 1993’teki alıntının yazarı trajik bir örnek veriyor, Challenger kazası:

Fırlatmanın başlatılmasının aleyhinde olan Morton-Thiokol’un mühendisleri açıkça görüldüğü üzere, yukarıda değinilen etik ilkelerin üçüncü maddesine göre davrandılar, mazur gösterilemeyecek bir zarara neden olma olasılığını yüksek gördükleri bir eylemde yer almayı reddettiler. Ne yazık ki, mühendislere şirkete sadık kalmayı öğreten mühendislik etik ilkelerinin (yukarıdakinden farklı bir etik ilkeler bütünü) iç çelişkilerine takıldılar... Mühendisler önerilen [etik ilkeler] tarafından yönlendirilmiş olsalardı, bu kararda en büyük paya sahip olması gereken taraflardan birinin astronotlar olduğunu kabul edebileceklerdi ve astronotlar karar verme sürecine davet edilebileceklerdi... Astronotlara gerçekler anlatılmış olsaydı, –en başta onları etkileyen- bu kararda onların da katkılarını olacaktı.”16

İşte yeni toplumdaki katılımcı ekonomi uygulamasının başka bir örneği: bir şehirdeki binaların kaçınılmaz olarak, yapısal ve toplumsal açıdan doğru olan, A yöntemine göre inşa edildiğini farz edelim. Ancak, şehirde var olan toplumsal sistemde, güçlü insanların oluşturduğu küçük bir grup bu binaları, yapısal olarak doğru olmayan ama kârlı olan, B yöntemine göre inşa etmeye karar veriyor.

Şehirde var olan toplumsal sistem yerine, katılımcı ekonomi etkin olmuş olsaydı, bina yapma kararı katılımcı bir şekilde verilmiş olacaktı ve seçim, doğru olan (ancak kârlı olmayan), A yönteminden yana olacaktı.

Örnek hipotetik değildir. Şehir, Yunanistan’ın orta bölgesindeki, Volos şehridir. Deprem bölgesinde yer alan bu şehirde meydana gelecek bir sonraki büyük deprem muhtemelen, katılımcı ekonominin özü olan, temel ahlaki mantığın değerini kanıtlayacaktır.

Yenilik

Genel olarak mühendisler, özellikle inşaat mühendisleri, yeniliğe oldukça kayıtsız kaldılar. İşlerinin büyük bölümü, toplum için son derece yararlı olmasına rağmen, rutindir ve rutin olmuştur. Bununla beraber, örneğin bir yakınlarının hayatını kurtarmak için yenilik yapmaya zorlandıklarında tıbba yaptıkları yenilikçi katkılarının da gösterdiği gibi, mühendisler son derece etkin olduklarını kanıtladılar.

Yeni, katılımcı bir toplumda yenilik ihtiyacı yaşamsaldır. Mühendislerin yapabileceği yeniliklerin mümkün ve gerekli olduğu alanlar şöyle sıralanabilir diye düşünüyoruz:

  • Depremler her yıl on binlerce insan öldürüyor (insan yaşamında sadece savaş eşit derecede yıkıcıdır). Ölümlerin çoğu, özellikle üçüncü dünya ülkelerinde, yığma taş duvarlı evlerde oluyor. İnşaat mühendislerinin, yerel malzemelerle seri üretimi yapılabilen, hafif evler icat etmeleri bir zorunluluktur. Yerel halkın bu yeni tip evlerin tasarım ve inşasına katılımının ne derece önemli olduğu anlatmakla bitmez. Bu seri üretim tipi ev deprem bölgesi olmayan alanların –Kalküta’nın evsizleri ya da Favelalarda yaşayan halkın- yerleşim sorununa da çözüm olabilir. İnşaat mühendisleri için çelikle güçlendirilmiş beton iskeletli çok katlı binaların depreme dirençlerini yeniden test etmek için süreleri de dolmuştur. Bu yapıların kırılgan doğası birçok kere ispatlanmıştır. 20. Yüzyılın başından beri tüm dünyada çöken bu tip yapıların tarihine genel bir bakış ihmal edilmemelidir.
  • Üniversiteler, ASCE, vb. kurumlarda inşaat mühendisliğindeki çökme vakaları için ilaveten ayrı bir bölüm ya da şube veya ders olması gerektiğini öneriyoruz. Eğer yerel inşaat mühendisleri son yüzyılda meydana gelen çökme vakaları üzerinde çalışarak çökmelere karşı bir bilinç oluşturacak şekilde eğitilmiş olsalardı Minneapolis’deki köprünün Ağustos 2007’deki çöküşünün önlenebilmesi mümkündü.
  • İnşaat mühendislerinin “çekingenliği”, büyük ölçüde, otomobillerin yeryüzü ve sakinlerinin en kötü düşmanı olmasını sağladı. Zaman, mühendisler ve dürüstçe bilgilendirilmiş ve katılımcı yurttaşların otomobil konusunu yeniden sorgulama zamanıdır. Çözüm, toplu taşıma için, çelik tekerlekleri çelik raylar üzerinde kullanmaktı(r).
  • İklimin sebep olduğu Katrina kasırgası, seller ve diğer doğal yıkımlar denetim altına alınamaz. Denetim altına alınabilir olan şey insanı koruyan insan yapımı yapılardır. Mühendislere ve yurttaşlara şu soru sorulmalıdır: problemin ciddi bir tahkikatı yapıldı mı?
  • 11 Haziran 1976’da, 94. Kongre’nin Temsilciler Meclisi’nin bir alt komitesinde bir oturum gerçekleşti. Tartışılan konunun başlığı “Güneş Enerjisini Elektriğe Çevirme: Büyük Bir Atılım mı?” idi. Tartışılan (muhtemel) atılım Amerikalı fizikçi Joseph C. Yater’in bir molekül kadar küçük boyutlarda son derece minyatür araçlar kullanarak (‘nanoteknoloji’ terimi sadece iki yaşındadır) güneş enerjisini elektriğe çevirme düşüncesiydi. Otuz-iki yıl sonra, bu türden hiç bir araç kullanımda değildir. Zaman, güneş enerjisinin birinci öncelikte olmasını gerektirmektedir. Silikon Vadisi’ndeki, mühendislik okullarındaki, araştırma enstitülerindeki vb. insanlar zamanlarını “cezbedici” cep telefonlarını icat etmeye harcamak yerine bu yaşamsal problemi çözmeye çalışmalıdır.

Faydalı bir teknoloji için en önemli faktörün, katılımcı karar alma yollarının yanı sıra, katılımcı ekonomiye dayalı bir toplumun ahlaki boyutu olduğunu düşünüyoruz. Mühendisler mayın, napalm ve misket bombaları keşfetmeleri ve üretmeleri için mevcut toplumun barbar yönetici elitlerinin emir ve baskılarına dayanmak zorunda bırakılmayacaklardır. İnsanlığın rasyonel ve ahlaki olarak doğru ihtiyaçlarını karşılamak için zekâlarını özgürce kullanacaklardır.

Ayrıca, bir katılımcı ekonomi toplumundaki mühendislerin (özellikle inşaat mühendislerinin) bilgi ve deneyimlerini sıradan insanların güvenliğine dürüstçe adamak için çeşitli imkânları olacaktır. Örneğin, dünya çapında depremler ve eskiyen altyapıya ilişkin (başat) problemlerle yüz yüze gelmek için bir şans verilecektir. Bir katılımcı ekonomi toplumunda, insanların radara yakalanmayan ölümcül uçaklar yerine, güvenli köprüleri olacak.

Notlar:

1. David F. Noble, America by Design (Oxford University Press, 1977): 3,4.

2. A.g.e.: 23.

3. Rita Arditti, Science and Liberation (Black Rose Books, 1980): 18.

4. Aarne P. Vesilind “Why Do Engineers Wear Black Hats,” Journal of Prof. Issues, American Society of Civil Engineers (ASCE from now on) (Vol. 119 No.1, Jan. 1993):2.

5. Mark J. Holliday “Ethical Responsibilities of Engineering Profession,” Journal of Prof. Issues, ASCE (Vol. 120 No. 3, Jul. 1994): 271.

6. Christopher Alexander The Oregon Experiment (Oxford University Press, 1975): 45, 46.

7. A.g.e.: 158, 159.

8. A.g.e.: 39.

9. Dennis A. Randolph “Civil Engineering Shaping Society: Our Social Responsibilities,” Journal of Prof. Issues, ASCE (Vol. 118 No. 1, Jan. 1992): 13.

10. Ronald A. Chadderton “Praxeology and Engineering,” Journal of Prof. Issues, ASCE (Vol. 109 No. 3, Jul. 1983): 159.

11. “The ERP Report: What Went Wrong and Why,” ASCE, Civil Engineering Magazine (Vol. 77 No. 6, June 2007): 54.

12. George Bugliarello “Ideal of Civil Engineering,” Journal of Prof. Issues, ASCE (Vol. 120 No. 3, Jul. 1994): 293.

13. C. R. Pennoni “Visioning: the Future of Civil Engineering,” Journal of Prof. Issues, ASCE, (Vol. 118 No. 3, Jul. 1992): 221.

14. Michael Albert Umudu Gerçeğe Dönüştürmek: Kapitalizmin Ötesinde Yaşam (BGST Yayınları, 2007).

15. Vesilind “Why Do Engineers Wear Black Hats”.

16. A.g.e.: 6.




› Yazdırılabilir Versiyon
› Orijinal Versiyon: http://www.bgst.org/tr/radikal-teori-vizyon-strateji-ve-aktivizm/yeni-toplumun-teknolojisi

Paylaş:
E-bülten

BGST Aylık Bülten'e abone olmak için isim ve e-posta adresinizi bırakınız.

Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul / 0212 251 19 21

iletisim@bgst.org

BGST web sitesinde yayımlanan yazılar/çeviriler BGST sitesindeki orijinal linki verilerek kaynak gösterilmek ve yazarının/çevireninin adı mutlaka belirtilmek kaydıyla, ayrıca bir izin almadan internet üzerinden elektronik ortamda kullanılabilir. Yazı ve çevirilerin basılı ortamda kullanımı için yazar/çevirenin izni gereklidir.