Yayınlar

Etiketler

Namus

Lynn Welchman ve Sara Hossainin yayına hazırladıkları Namus: Suçlar, Paradigmalar ve Kadına Yönelik Şiddet, farklı coğrafyalarda çalışan kişi ve kurumların mücadele ve deneyimlerinden doğan bir derleme. Eyleme dönük ortak bir araştırma projesinin ürünü olan kitap, namus suçlarına karşı mücadele stratejileri geliştirmeyi kolaylaştıran bilgilerin haritasını çıkarmayı ve yaymayı hedefliyor. Kitapta, İtalya, Meksika, İngiltere, Norveç, Pakistan, Mısır, Bangladeş, Hindistan, Lübnan, İsrail, Ürdün, Filistin ve Irak Kürdistanı başta olmak üzere Latin Amerikadan Güney Asyaya uzanan geniş bir coğrafyada namus suçları, bu suçları ortaya çıkaran dinamikler ve suçlarla mücadelede yürütülen çalışmalar ele alınıyor.

Günümüzde hâlâ dünyanın farklı bölgelerinde olduğu gibi Türkiyede de şarkı söylediği, çok güldüğü, sigara içtiği, eve geç geldiği, eşinden ya da sevgilisinden ayrılmak istediği, hemcinsine âşık olduğu vb. pek çok sebeple öldürülen kadınların, lgbti bireylerin ve erkeklerin hikâyelerine tanık oluyoruz. İşte bu kitap, hem kadın cinayetlerinin hem de nefret cinayetlerinin son bulması için  mücadele eden aktivistler, akademisyenler, avukatlar, sivil toplum çalışanları, siyasetçiler, öğrenciler arasında deneyim ve bilgi alışverişi sağlamayı hedefliyor.  






Namus: Suçlar, Paradigmalar ve Kadına Yönelik Şiddet Kitabı Üzerine

Bu yazı Modus Operandi dergisinin Temmuz 2015 tarihli 2. sayısında yayımlanmıştır. 

‘Namus’: Suçlar, Paradigmalar ve Kadına Yönelik Şiddet, farklı coğrafyalarda ‘namus suçları’ ile mücadele eden örgüt ve bireylerin geliştirdikleri stratejileri ve biriktirdikleri deneyimleri bir araya getiren oldukça değerli bir kitap. Derleme, kitabın editörleri Lynn Welchman ve Sara Hossain’in yönettikleri Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu’ndaki (SOAS) İslam ve Ortadoğu Hukuku Merkezi (CIMEL) ile İnsan Haklarının Yasal Olarak Korunması için Uluslararası Merkez’in (INTERIGHTS) işbirliğiyle yürütülen “Namus Suçlarını Belirleme Stratejileri” başlıklı araştırma projesinin bir ürünü. 2005 yılında Zed Books tarafından yayımlanan kitap, son yıllarda toplumsal cinsiyet alanında önemli eserleri bulunan bgst Yayınları tarafından 2014 yılında Türkçe’ye çevrildi. İngiltere’den Filistin’e, Arjantin’den Hindistan’a pek çok farklı toplumsal bağlamda namus suçları, bu suçların altında yatan nedenler ve bu suçlarla mücadele biçim ve deneyimlerinin tartışıldığı toplam 18 makaleden oluşan derleme, hem akademisyenler hem de aktivistler için önemli bir referans kaynağı olma hedefini taşıyor.

Baştan söylemek gerekir ki, kitabın en önemli yanlarından bir tanesi ‘namus’ ve namus adına işlenen suçlar tartışmasını belirli bir coğrafyaya, bölgeye ve/veya kültüre sıkıştırmadan konuyu farklı bağlamlarda kadınlara karşı uygulanan şiddet, şiddet tehdidi ve hak ihlalleri çerçevesinde ele alması. Namus kavramı, genelde, özellikle de Batı dünyasında, Akdeniz havzası, Doğu coğrafyası ya da İslam kültürüyle özdeşleştirilerek düşünülür ve tartışılır. Elimizdeki derleme, namus kavramının tanımını ve dolayısıyla namus suçlarının kapsamını daraltan, Batı toplumlarını namus kavramından ve namus suçlarından azade gören, böylelikle Batı’ya ahlaki bir üstünlük atfeden ve bu bağlamda kadınlara karşı pek çok şiddet biçiminin üstünü örterek bir arada ele alınmasını engelleyen bu yerleşik yaklaşımı sorunsallaştırıyor. Kitaptaki makalelerin de gösterdiği gibi, namusun farklı toplumsal ve kültürel bağlamlarda farklı anlamları ve zihinsel çağrışımları var; dolayısıyla da kadınların namusla olan ilişkilerindeki deneyimleri de farklılıklar gösteriyor. Buna bağlı olarak, namus suçlarının namus adına işlenen cinayetlerden zorla evliliklere, tecavüz sanığıyla zorla evlendirilmeden kadın sünnetine ve kapatılma ve hapsedilmeye kadar kadına karşı şiddetin ve hak ihlalinin çok çeşitli tezahürleri ve kadınlar için çok farklı sonuçları var.

Kitapta da namusun bu anlamda belirli bir tanımını yapma ve namus suçlarının neleri kapsayıp neleri kapsamadığına dair belirli bir tanım geliştirme çabası yok. Ancak editörlerin de ifade ettiği gibi, namusun genel olarak ya da en asgari düzeyde kadınların bedenleri, davranışları, tercihleri, özgürlükleri ve özellikle de cinsellikleri üzerinde erkeklerin, ailelerin ve cemaatlerin denetim kurmalarına yarayan ve bu yolla belirli bir toplumsal düzenin inşa edilmesini ve işlemesini sağlayan bir kavram olduğunu söylemek mümkün. Böylesi geniş bir tanım, bir yandan namus adına işlenen suçların ve hak ihlallerinin kapsamını genişletmeyi, farklı bağlamlardaki çeşitli namus suçları arasındaki çok zaman gizli kalan ortak ya da benzer yanları açığa çıkarmayı ve dolayısıyla yerelde değişen anlayışlara rağmen kadınların namus deneyimlerini bir arada konuşabilmeyi olanaklı kılıyor. Diğer yandan ise, bunlara da bağlı olarak, araştırma projesinin ve kitabın en önemli amaçlarından biri olan namus suçlarına karşı stratejilerin paylaşılması ve geliştirilmesi mücadelesine katkıda bulunuyor.

Derlemedeki makalelere baktığımızda namus suçları ile mücadelede öne çıkan en yaygın stratejinin yasal ve hukuki temelli olduğunu görüyoruz. Özellikle 1980’lerin ertesinde kısmen ana akımlaşan ve devletlere kadına karşı şiddeti önleme, soruşturma ve cezalandırma yükümlülüğü veren uluslararası yaklaşım ve ilgili yasal mevzuat bu mücadelede önemli bir yerde duruyor. Günümüzde Birleşmiş Milletler bünyesinde kadına karşı şiddet ile ilgili temel yaklaşım meseleyi kadın-erkek eşitsizliğinin bir tezahürü ve bir insan hakları ihlali olarak gören yaklaşımdır. Yerel ölçekte çalışan sivil toplum kuruluşları ile aktivist ve akademisyenler devletlere bu yükümlülüklerini hatırlatarak ulusal ölçekte yapılması gereken yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi için çabalıyorlar. Bir yandan namus suçlarının görünürlüğünü artırarak hem ulusal hem uluslararası düzeyde bir kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar, diğer yandan da milletvekilleri, bürokratlar ve bakanlarla görüşerek ya da onlara çağrı yaparak yasal reformların yapılmasını ve uygulamaya konmasını sağlamak için mücadele ediyorlar.

Derlemede aktarılan deneyimlerde de gördüğümüz gibi, bu çaba yalnızca kadına karşı şiddet ve daha özelde namus suçları ile ilgili cezai, medeni ve idari yaptırımları içeren yasal mevzuatı getirmekle sınırlı değil. Zira gerek çelişkili hukuki yaklaşımlar ve yorumlar gerekse yazılı kanunların uygulanmasının önünde engel oluşturan cinsiyet ayrımcı toplumsal ve kültürel değerler, yasal reformların tam anlamıyla etkili bir şekilde uygulanmasını ve dönüştürücü bir güç oluşturmasını çoğu zaman mümkün kılmamakta. Buna namus suçlarının faillerine cezada indirim getiren yasal hükümleri ya da böyle hükümler olmadığı durumlarda failler tarafından sıkça başvurulan ve pek çok kez kabul gören “haksız tahrik” unsurunu örnek olarak verebiliriz. Türkiye’de de pek çok örneğini gördüğümüz gibi, kadın cinayetlerinde ve LGBTİ bireylere karşı işlenen nefret cinayetlerinde “namus gerekçeli” savunmaların mahkemelerde “dikkate alınması”, yalnızca toplumsal cinsiyete ve cinsel yönelime dayalı eşitsizlikleri ve şiddeti meşrulaştırmıyor, aynı zamanda ilgili suçu da kısmen ya da tamamen haklılaştırmış oluyor. Böylesi bir cezasızlık da yeni namus adına işlenen suçların önünü açıyor.

Her ne kadar derlemedeki makaleler namus suçlarıyla mücadelede ağırlıklı olarak yasa ve hukuk temelli stratejilere odaklansa da, kitapta salt bir yasal ve hukuki yaklaşımın namus suçlarının önüne geçmede tek başına yeterli olmayacağı fikri de ön plana çıkıyor. Hem yasal reformların gerçekleştirilmesi hem de pratikte uygulanması için, namus suçlarına karşı geliştirilecek stratejilerin, kadına karşı şiddeti üreten iktidar ilişkilerini ve toplumsal ve kültürel düşünce ve davranış biçimlerini dönüştürmeye yönelik farkındalık ve eğitim programlarının geliştirilmesini içerecek şekilde genişletilmesi gerektiği üzerinde duruluyor. Bu noktada da ailenin, medyanın ve eğitim kurumlarının rolü kimi yazarlar tarafından vurgulanıyor. Bu da aslında namus suçlarına karşı verilen yasal, hukuki ve toplumsal mücadelelerin bir bütün olduğunu bir kez hatırlatıyor.

‘Namus’: Suçlar, Paradigmalar ve Kadına Yönelik Şiddet, hem namus ve namus suçları kavramlarının karmaşıklığını ve tanımlanmalarındaki zorlukları ortaya koyarken hem de namusun neden olduğu hak ihlallerine ve namus suçlarına karşı verilen mücadelelerin olanaklarını ve bu mücadelelerde karşılaşılan güçlükleri ve engelleri tartışmaya açıyor. Başta da belirttiğim gibi, bunu çeşitli toplumsal-kültürel bağlamlardan deneyimleri farklı aktörlerin perspektifinden aktararak yapıyor. Farklı coğrafya ve perspektiflerden derlenen bir kitap olmasına rağmen, makalelerin her biri kitabın ana sorunsalı çerçevesinde tartışmayı yürütüyor. Bu anlamda da derleme böylesi yayınlarda her zaman için kolay sağlanamayan bir bütünlük arz ediyor. Kitabın çevirisinin de özenle yapıldığını ve makaleler arasında dilsel bir bütünlük sağlandığını belirtmek gerek. Derleme, hepimize “kırmızı giydiği”, “radyo programına bağlanıp şarkı istediği” ya da “sokakta yürürken güldüğü” için öldürülen kadınların sayısının her geçen gün arttığı Türkiye’de, toplumsal cinsiyet eşitsizlik ve adaletsizliklerinin her daim odağında olan namus üzerine yeniden düşünmemiz ve tartışmamız için bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda da kadına karşı erkek şiddetinin çeşitli tezahürleriyle günden güne daha yakıcı hale geldiği bir ortamda namus suçlarına karşı mücadele stratejileri ve yöntemleri üzerine, aralarında sivil toplum kuruluşları, aktivistler, akademisyenler, hukukçular ve öğrencilerin de olduğu geniş bir kesime önemli bir referans kaynağı oluşturuyor.





Paylaş:
E-bülten

BGST Aylık Bülten'e abone olmak için isim ve e-posta adresinizi bırakınız.

Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul / 0212 251 19 21

iletisim@bgst.org

BGST web sitesinde yayımlanan yazılar/çeviriler BGST sitesindeki orijinal linki verilerek kaynak gösterilmek ve yazarının/çevireninin adı mutlaka belirtilmek kaydıyla, ayrıca bir izin almadan internet üzerinden elektronik ortamda kullanılabilir. Yazı ve çevirilerin basılı ortamda kullanımı için yazar/çevirenin izni gereklidir.