Düşünce

Medya ve Yayıncılık


Yurttaş Gazeteciliği İle Gazeteciliğin Tarifi Değişiyor

Yurttaş gazeteciliği, demokratik toplumlarda medyanın, iktidarı ve gündemde olanları denetleme, deşifre etme, takip etme gibi çok önemli görevleri yerine getirmediğini aksine basın-yayının, iktidar ve sermayenin araçları konumuna geldiğini gören yurttaşların girişimleriyle öne çıkıyor. Bir yandan yeni haber alma ve haber verme biçimleri sunarken diğer yandan da dinamik ve aktivist bir sivil topluma doğru bilinç oluşturan yurttaş gazetecileri, dijital araçları ve en yeni teknolojileri kullanarak habercilik algısını tümüyle değiştirmeyi umuyor.

Bu yazıda amacım yurttaş gazeteciliğinin ortaya çıkışını medya tarihi içerisinde ele alıp, gazeteciliğe yeni bir tarif ve perspektif sunan bu kavramı tanımlayarak başlıca özelliklerini belirtmek ve yurttaş gazetecilerinin dijital araçları, mobil teknolojileri ve web 2.0’ı nasıl kullandıklarını da tartışmak olacak. Elbette ki konuyu dünyadan ve Türkiye’den örneklerle de değerlendirmek yararlı olacaktır.

Yurttaş Gazeteciliği bir İhtiyaç Olarak Ortaya Çıkıyor!

Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde tamamen devlete bağlı ya da özel girişim olmayan ve yurttaşların birbiriyle iletişim kurmalarına olanak sunan ilk gazetelerin ortaya çıktığı dönemde gazeteler sıradan yurttaşların tartışmalara katıldığı bir araçtı. 1830’larda Fransız düşünür Alexis de Tocqueville de, gazeteyi demokratik ülkelerde birbirlerinden uzak olan yurttaşları buluşturan önemli bir araç olarak gördüğünü söyler. Tocqueville, “Demokrasi olmadan gerçek gazetelere sahip olamazsınız ve gazeteler olmadan da demokrasi olamaz.” sözüyle gazetecilik ve demokrasi ilişkisini vurgular. 1830’dan bu yana geçen 180 yıl içerisinde Tocqueville’in söyledikleri sınanırcasına kitle medyasında tekelleşme, ticarileşme ve ‘apolitikleşme’ ortaya çıkmıştır. Daniel C. Hallin, ABD’de o dönemlerde yaşanan gelişmeleri tarihsel perspektiften şöyle anlatır;

“…1820 ve 30’larda mülkiyet kısıtlamaları kaldırılıp, oy kullanma hakkı tüm erkek nüfusu kapsayacak kadar genişlediğinde gazete kitlelerin tümü için erişilebilir hale geldi. 1830 öncesi döneminin gazetelerinin tek nüshası altı sentti. Bu ücretli bir işçinin günlük gelirinin yaklaşık ’unu oluşturuyordu. Gazeteler esas olarak tecimsel ve siyasal seçkinler tarafından okunuyordu. Gazetelerin kitlesel bir kamunun eline geçmesini sağlayan, bugünün tecimsel kitle iletişim araçlarının öncüsü olan 1830’ların metelik basınıdır. Amerikan basınının bu dönüşümü bir paradoksu yansıtıyordu: bir yanda bu dönüşüm gazetelerin piyasasını demokratikleştirdi, ama diğer yandan siyasal iletişim araçlarını büyük şirketlerin ellerinde topladı ve daha önceleri gazete tarafından gerçekleştirilen seferberlik ve tarafgirlik rollerinin dumura uğramasına neden oldu.”[i]

Bu tarihten itibaren ABD medyası gittikçe tekelleşti. Büyük şirket sahipleri medya kuruluşları kurmayı ya da satın almayı sürdürürken başta gazeteler olmak üzere kitle medyası kar odaklı bir işleyişe geçti. Erken dönemlerde başlayan ticarileşme, zamanla yerini küresel liberalizme, kapitalizme ve serbest pazar ekonomilerine bıraktı. Kar odaklı üretim ve rekabet öylesine öne çıktı ki “medya kuruluşları kamuoyunu haber pazarı olarak algılama eğilimini çok açık biçimde hissettirdi.”

Habermas ise basının yapısal dönüşümüne ilişkin çözümlemelerinde, liberal devirle birlikte, kamusal alanın özel alandan ayrılması ve piyasada özel çıkarların rekabetinin kamusal çıkarları dıştalamasıyla, kitlesel düzeye vardırılan entegrasyon kültürünün sonucu olarak da kamusal toplululuğun birer tüketici konumuna indirgendiğini belirtir. Özellikle ticari reklamcılık ilkesi, basını başlangıçta olduğu gibi, salt haber ve düşünce dolaşımına dayalı bir kamusal işlevin büyük ölçüde dışında bırakmakla kalmamış, yurttaşları da düşünce yoluyla kamusala ve demokratik sürece katılım gücünden yoksun bırakarak sadece malların dolaşımının takipçisi yapmıştır. Bu durum haber üretimlerini ve sunuş biçimlerini de açıkça belirler hale geldi. Bugün, hiçbir belli başlı hiçbir haber örgütü reklam veren kuruluşların, sahiplerinin ve kapitalizmin açıkça eleştirmeni haline gelemez, çünkü bir haber örgütünün amacı kazanç sağlamaktır.

Noam Chomsky ve Edward Herman ise “Propaganda Modeli” ile medyanın ekonomi politiğini analiz eden belli başlı süzgeçleri ortaya koyar. Chomsky ve Herman, büyüklük, mülkiyet, kar yöneliminin, medyayı disiplin altına alan bir araç olarak  “tepki üretimi”nin, antikomünizmin, medyanın hükümet, iş dünyası ve bu temel kaynakların ve gücün faillerinin finanse ettiği ve onayladığı “uzmanların kitle medyasının işleyişini belirlediğini belirttir. Öte yandan kitle medyasının temel geçim kaynağı olarak reklamcılık bugün hala, TV ve gazetelerin “yayın çizgilerini” açıkça belirlemeye devam ediyor.

Slovenyalı sosyal bilimci Slavko Splichal ise ‘kamusallığın’, kavramsallaştırıldığı ilk günlerden bu yana demokratik sosyal düzen açısından önemli katkılar sunacağına inanıldığına ve kamusallığın, basını kamu iradesinin yapısal bir öğesi olarak meşrulaştırdığını belirtir. Bu açıdan TV ve radyo umut vadediyordu ancak sahiplerinin mülkiyet hakları basının kurumsal özgürlüğünün ve iletişim teknolojilerinin yurttaşların kamusal tartışmalara demokratik katılımlarının önüne geçmiştir.

Öte yandan kitle medyası bugün şirketlerin ve devletlerin “PR ajansları” tarafından sunulan basın metinlerini, açıklamalarını, tanıtım ve duyuru faaliyetlerini olduğu gibi yayınlayarak sorgulayıcı, eleştirel, doğru ve kaliteli bilgi paylaşımı sunma özelliklerini yitirmiştir. Küçük ve özelleşmiş medyanın haber kaynağının p’ini PR ajansları oluşturur.

Siyasal iktidar ve sermaye sahipleri arasındaki çıkar ilişkileri medyanın özerk gücünü kaybetmesine ve yasama-yürütme ve yargının yanındaki ‘dördüncü kuvvet’ olma özelliğini yitirmesine neden olmuştur. Medyanın ‘dördüncü kuvvet’ olma ve yurttaşlar adına iktidarda olanları denetleme gücü ortadan kalkınca Le Monde Diplomatique'in yayın yönetmeni Ignacio Ramonet, 'dördüncü kuvvet medya'yı denetleyen, gerektiği zaman haber çarpıtmalarını ve eksik bilgilendirmeleri açığa çıkaran bir 'beşinci kuvvet-yurttaş kuvvetine olan gereksinimi gündeme getirmiştir. 

Yurttaş Gazeteciliğini Tanımlamak

Yurttaş gazeteciliği ile izleyici veya okurun habercilik sürecine dâhil edilmesi kastedilmektedir. Herhangi bir profesyonel gazetecilik eğitimi almamış ve haber kuruluşunda çalışmayan yurttaşların olayları kaydetmeleri, bildirmeleri ve yorumda bulunmalarını içerir. Yurttaş gazeteciliği, geleneksel haber editörlerinin “eşik bekçiliği”ne (gatekeeping) karşı “eşik izleyiciliği”’ni (gatewatching)  önermektedir. Profesyonel gazetecilikte editörler eşik bekçiliği yaparak iletilerin izleyici veya okurlara ulaşırken bir süzgeçten geçmesini sağlarlar. Kitle medyalarının haber kaynaklarını belirleyen özellikle büyük ajansların oluşturduğu ve Chomsky’nin de dikkat çektiği “kaynak” süzgeci kurumsal bir eşik bekçiliğine işaret eder. Yurttaşlar ise bloglar, anlık bildirimler, paylaşımlar, video ve fotoğraflarla eşik bekçiliğini yıkmayı amaçlarlar. Yurttaşlar aynı zamanda ana akım gazeteleri haberlerin doğrulanması veya yalanlanması şeklinde sürekli izlemektedirler. Örneğin; Almanya’nın en büyük gazetelerinden Bild, Bildblog [ii] adlı bir site tarafından düzenli olarak izlenmektedir. BildBlog, Almanyalı bir grup yurttaş gazetecisinin Bild gazetesinde yayınlanan haberleri takip ederek denetlediği bir mecradır.

ABD’de ise yurttaşların fikir belirtmediği, dâhil olmadığı, gönüllü olmadığı, oy vermediği ve aktif olarak kamusa alana dâhil olmadıkları kaygısıyla Washington DC merkezli bir kurum olan PEW, 1990’larda yurttaş gazeteciliği uygulamalarına destek vermeye başlamıştır.  PEW’in direktörü Jan Schaffer’ın a belirttiği gibi “PEW, gazetecilikten ziyade sivil katılıma odaklanmıştı.” Pew Center'ın destekleriyle en çok uygulama alanını yerel medyada bulan yurttaş/kamu gazeteciliği, ana akım medyanın haber politikalarını eleştirerek, medya kullanıcılarını pasif birer izleyici olmaktan, aktif birer katılımcıya dönüştürme çabaları içindedir. Görüldüğü gibi yurttaş gazeteciliği, hem gazeteciliğe yeni bir tarif sunuyor hem de sivil katılımı ve kamusal alanın dönüşümünü teşvik ediyor.

Yurttaş gazeteciliğinin üç temel ayağının genişlik (breadth), derinlik (depth) ve zaman (time) olduğunu belirtebiliriz. Yurttaşların kaynak olarak ilk elden bilgi aktarımını gerçekleştirmeleri kapsamın genişliğini belirler. Konusunda uzman, bilgili ve belli alanlarda uzmanlaşmış yurttaşların katılımıyla haber sürecinin derinliği artar. Sürekli ve düzenli bilgi akışı, haber süreçlerini haber ajanslarının çalışma saatleri dışına çıkararak zaman algısını değiştirir. Yurttaş gazeteciliği bireylere yorumda bulunma ve tartışma alanları sunar, ana akım medyanın görmezden geldiği ya da üzerine eğilmediği konu, olay veya olguları ele alır ve eşik bekçilerini takip edip izleyerek denetim sağlar.

İletişimin gerçekten demokratikleşmesi yurttaşların sadece “özgür medya tüketicileri” olmalarını değil esas olarak aktif bir biçimde içerik üreterek kişilerarası iletişimde ve kitle iletişiminde mesajları karşılıklı iletebilecekleri bir ortama sahip olmalarını, ilgi ve ihtiyaçlarını tanımlayarak karşılamalarına imkân sunulmasını da içerir. Bu açıdan dijital medya teknolojileri ve İnternet, yurttaş katılımını artırmış ve uluslararası bir boyuta taşımıştır. Ulusal ve uluslararası olarak iletişim kuran, bilgi paylaşan, ortak ilgi ve çıkarlara sahip olan web toplulukları oluşmuştur.

Yurttaş Gazeteciliği dijital mecralarla güçleniyor!

Etkileşimi ve dahiliyeti artıran medya teknolojileri ve dijital araçlar yurttaş gazeteciliğinin etkisini de her geçen gün artırmaktadır. Bu örnekler arasında Asya’daki tsunami facialarının detaylarının duyurulması, Londra’daki terör faaliyetlerinin açıklığa kavuşturulması da yer alır. Londra’daki saldırının ardından geçen ilk altı saatte BBC’ye olay mahallinde bulunan yurttaşlardan 1000’i aşkın fotoğraf, 4000 kısa mesaj ve 20 000 e-posta gelmiştir.

2009 yılının Haziran ayında İran’da gerçekleştirilen seçim protestolarında ise İranlı yurttaşlar mobil telefonlar ve dijital kameralarla çektikleri fotoğraf ve videoları CNN ve BBC gibi kanallarla paylaşarak anlık muhabirlikler gerçekleştirmişlerdir. Twitter’da açılan #iranelections49 etiketi İranlıların protestolar ve seçim süreçleriyle ilgili haber ve bilgi paylaşımında bulundukları bir alan yaratmıştır. İran’da yaşananlara daha sonra Twitter Devrimi de denecektir. Twitter, yurttaş gazeteciliği adına en önemli mecralardan biridir. Dünya çağında bilgi paylaşımına, ana akım medyada yer alan bir haberin doğrulanması, yalanlanması ya da detaylandırılmasına imkân sunan ve içeriğin kullanıcılar tarafından üretildiği dijital bir platformdur. 140 karakter limiti sunan Twitter’ın “anlık paylaşım ekolü” hem Tahran’dan hem de dünyanın birçok yerinden haber ve güncellemelere ulaşma imkânı sunmuştur.

Yapısal ve örgütlenme anlamında farklılıklar olsa dahi dijital platformların kullanımı ve yurttaş gazeteciliği örnekleri olarak birbirine benzeyen diğer örnekler arasında 2001’de Filipinler’de gerçekleştirilen kısa mesaj eylemleri, 2009’da Moldova’da gerçekleştirilen protestolar, 2006’daki Şili eğitim yasası eylemleri, 2008’de Güney Kore’deki biftek eylemleri sayılabilir. Bu eylemlerin her birinde sosyal medya eyleme katılanların bilgi, haber, görüş ve yorum paylaştıkları araçlar olmuştur. Yurttaş gazeteciliği ve sosyal hareketlilikler iç içe geçmiştir.

Birçok örnekte yurttaş gazetecileri salt haber ve bilgi paylaşımı gerçekleştirmiyor, kamusal alanda aktif katılım ve muhalif mücadele örgütleyerek demokratik toplumsal değişimlerin öncüleri oluyor, farkındalığı artırarak toplumsal hareketliliği artırmayı sağlıyorlar. İran’daki Twitter Devrimi örneğinde olduğu gibi genç İranlılar bizlerin tek haber ve bilgi kaynakları ise onları yaşanan değişimin öncüleri olarak görmemiz de kaçınılmaz olmaktadır.

Elihu Kantz ve Paul Lazasrfeld kitle medyasının tek başına bireylerin fikirlerini değiştirmediğini, iki yönlü bir süreç olduğunu belirtir. Medya tarafından iletilen yorum ve fikirler aile, arkadaş ve çevre ile paylaşılarak şekillenir.[iii] Bu ikinci ayakta düşünceler şekillenirken sosyal medya ve internet bir fark yaratabilir. İnterneti ve sosyal medyayı aktif kullanan bir yurttaş gazeteciliği ise olaylar hakkında detayları açıklayacak farklı uzman katkıları, çeşitli perspektiflerden görüş ve yorumları sunarak daha kuvvetli bir kamusal alan oluşumuna katkı sunar. Yurttaş gazeteciliği, yurttaş katılımını dijital anlamda da örgütlediği ve artırdığı ölçüde elektronik bir demokrasiye olanak sunar. Amerikalı araştırmacı Benjamin Barber’ın da dileğine göre “elektronik ve siber demokrasi” doğrudan ve oybirlikli bir “güçlü demokrasi” çerçevesinde “aydınlanmış” yurttaşların web sitelerine erişimle daha iyi bilgilendirilmiş ve etkin olacakları, elektronik forumlarla kendilerini özgürce dile getirebilecekleri, seçilmişleri atamayabilecekleri ve görevden alabilecekleri, politik öncelikleri belirleyebilecekleri aracısız bir toplum düşünü gerçekleştirir.

Türkiye’de ise BİANET, Bağımsız İletişim Ağı (BİA) Yerel Medya Eğitim Programları ile ülke çapında yurttaş gazetecilerinin yetişmesine yönelik çalışmalar gerçekleştirmektedir. Böylelikle medyadaki teksesliliğe karşı “sivil toplumun kendini ifade edebilmesinin aracı olarak yerel medyanın güçlenmesini” hedef olarak tayin eden BİA, yerel medyanın ekonomik, siyasal ve yasal zorluklar karşısında kendi ayakları üzerinde durabilecek bir konuma gelmesini ister.

Mimesis Sahne Sanatları Portali[iv] ise Nisan 2010’dan bu yana faaliyetini sürdüren sahne sanatları üzerine yazı ve söyleşilerin yayınlandığı bir sitedir. Sadece tiyatro sanatçılarının değil tüm okurların katkılarını alan Mimesis, bu anlamda üreten tüketici/okur modelini benimsemiştir;

“Mimesis Sahne Sanatları Portali bir yayın kadrosuna ve daha geniş bir yazı kuruluna sahip olmakla birlikte her türlü katkıyı değerlendirmeye açıktır. Sahne sanatları alanında yazılmış yorum ve eleştiri yazılarınızı, düzenlediğiniz ya da izlediğiniz etkinliklerin haberlerini, yaptığınız söyleşileri, biriktirdiğiniz görsel malzemeyi Mimesis aracılığıyla geniş bir okuyucu kitlesine ulaştırabilirsiniz.“

Ana akım medyanın filtreli habercilik anlayışına karşılık tarafsız haberciliği savunan bağımsız bir karşı medya hareketi olarak ortaya çıkan 140 Journos ise Facebook ve Twitter üzerinden yayın yapan bir yurttaş gazeteciliği örneğidir.[v] 19 Ocak 2012 tarihinde Twitter merkezli yayın hayatına başlayan 140 Journos, ana akım medyanın bulunmadığı veya yeterince işlemediği olaylardan takipçilerine hızlı ve tarafsız haber içeriği sunmaktadır. Alandan röportajlar, fotoğraflar ve canlı yayınlarla olayların nabzını tutuyor. Bağımsız, filtresiz, hızlı haber sunmayı, tarafsız yaklaşımıyla toplumun her kesimini olan her şeyden haberdar ederek toplumsal farkındalığı arttırmayı ve medya atmosferini kökünden değiştirmeyi amaçlayan 140journos; tüm akıllı telefon ve tablet bilgisayarlara ücretsiz olarak indirilebilecek bir vatandaş haberciliği uygulaması (application) geliştirmek üzere çalışmalarını sürdürüyor.

Ötekilerin Postası ise yine Facebook ve Twitter üzerinden yayın yapan bir yurttaş gazeteciliği girişimidir. Daha önce Facebook'ta Açlık Grevi Postası adıyla bir araya gelen grup, bugün Ötekilerin Postası adıyla tüm ‘ötekilerin sesi’ olmayı hedeflemektedir.[vi]

Yurttaş Gazeteciliği’ne Dönük Eleştiriler ve Kaygılar

Yurttaş gazeteciliğinin destekçisi olduğu kadar muhalifi de vardır. Bunların bir kısmı meslek eğitimi almış olmalarına rağmen, düzenli iş bulamayan gazetecilerdir. Eleştirmenlerin temel konusu, “yayıncılar ile yurttaşlar arasında oluşacak sağlıksız, meslek ahlakına aykırı muhtemel birliktelikler dolayısıyla birçok büyük medya kuruluşunun onca yıldır kurduğu gerçeklere dayalı habercilik anlayışının ziyan olmasıdır”.

Kullancılar tarafından üretilen içeriğe yönelik “doğruluk”  ve “kesinlik” kaygılarının olduğu sıklıkla dile getiriliyor. Bir çok isme göre İran’daki protestolar sırasında çok fazla gürültü ve aşırı bilgi paylaşımı vardı. Bu bilgilerin bir kısmı henüz doğrulanmadan tartışma, görüş ve yorumları etkiledi. Özellikle Twitter’daki yorumlar ve bilgiler muhalif lider Musevi’yi desteklemeye yönelikti. Bu da tarafsızlık konusunda soru işaretleri uyandırdı.

Clay Shirky gibi bazı düşünürler ise hızın doğruluktan önce geldiğini belirtiyor. Shirky’e göre “eğer sosyal medyada yanlış bilgi varsa o hemen başka birileri tarafından düzeltilecektir.” 140 Journos da benzer bir yaklaşıma sahiptir. 140 Journos kurucularından Cem Aydoğdu, “Doğru ya da yanlış tüm bilgi ve haberleri editoryal denetimden geçirmeden paylaşıyoruz. Yanlış bilgi veya haber diğer yurttaşlar tarafından anında düzeltilebilir.” diyerek bu eleştirilere cevap sunar.

Shirky’ye göre özellikle siyasi iktidar, sansür ve propaganda ile yurttaşların seslerini susturmaya veya kontrol altında tutmaya çalışacaktır. İran ve Moldova devrimlerinde siyasi iktidar interneti kapatmayı ve sansürlemeyi denemiştir. Ancak internetin kapanmasının ekonomik kaybından ötürü bunu uzun vadede göze alamadılar.

Öte yandan yurttaş gazeteciliğine yönelik belki de en büyük kaygı “yurttaşların sessizliği” olacak. Hiçbir bilgi, haber, yorum veya görüş paylaşımında bulunmayan yurttaşlar, pasifleşmeyi ve kitle medyasının geleneksel yaklaşımını sürdürmesini kabul ederler.

Profesyonel olmayan gazetecilerin uzun vadeli örgütsel yapılanmalardan ve stratejilerden yoksun olabilirler. Ayrıca yurttaş gazetecileri çoğu zaman haber ve bilgi paylaşımından ziyade fikir, görüş ve yorum sunarlar. Burns, “pro-am” profesyonel/amatör gazetecilik modeliyle amatör gazetecilerin profesyonel editörler ve teknik bilgi sahibi uzmanlar tarafından destek alarak içerik çalışmalarında bulunmalarını önerir. Burns, pro-am modelinde profesyonellerin iktidar sahibi olmadıklarını sadece teknik ve moderasyon desteği sunduklarını vurgular. Pro-am modele en iyi örneklerden biri Wikipedia’dır. Wikipedia, katılıma ve kolektif değerlendirmeye açık, kolektif mülkiyet ve kişisel değerlendirme sunan katkıların yetenek, ilgi ve odaklanmaya göre alındığı bir platformdur. Burns, pro-am modeliyle finansal var olma sorunu yaşayan profesyonel gazetecilik ile uzun vadeli takip ve örgütsel yapılanma sorunu yaşayan amatör gazetecilerin işbirliği yapabileceğini söyler.

Yurttaş gazeteciliği başta da belirttiğim gibi ana akım ya da konvansiyonel medya ve basın yayının yarattığı boşluğu dolduran, izleyici ve okurları haber üretimi ve bilgi paylaşımlarına katan bir kavram. Bu alanda yapılan işlerin, ortaya çıkan mecraların etkilerini daha sık göreceğimiz ise aşikâr. Türkiye’de ortaya çıkan toplumsal hareketlenmelerde de yurttaş gazeteciliği uygulamalarını etkileri yadsınamaz. Haberin doğruluğu veya bilgiye güven yurttaş gazetecilerine en çok yöneltilen eleştiriler arasında yer alıyor. Haliyle biz de soruyoruz. Bir de tersinden düşünelim. Bizler ana akım medyaya ne kadar güvenebiliriz?

KAYNAKÇA

Kitaplar

Chomsky N. & Herman E.S., Rızanın İmalatı: Kitle Medyasının Ekonomi Politiği, Ender Abadoğlu (çev.) bgst yayınları, 2012.

Köse H., İletişim Sosyolojisi Temel Kavramlar Antolojisi, Yirmidört Yayınevi, 2006, İstanbul.

Maigret E., Medya ve İletişim Sosyolojisi, Halime Yücel (çev.), İletişim Yayınları, 2012.

Makaleler

Bruns A. "News Produsage in a Pro-Am Mediasphere: Why Citizen Journalism Matters." In News Online: Transformations and Continuities, eds. Graham Meikle and Guy Redden. London: Palgrave Macmillan, 2010

Hallin D.C., “Eleştirel Kuram Perspektifinden Amerikan Haber Medyası”, Kitle İletişim Kuramları, Erol Mutlu (çev.), Ütopya Yayınevi, 2005.

Kutlu T.Ö. & Bekiroğlu O., "Türkiye'de Yurttaş Gazeteciliği Bağlamında İnternet Haberciliği: Bianet Örneğinde Kentsel Dönüşüm Projesiyle İlgili Haberlerin Analizi" Selçuk İletişim, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Dergisi, Ocak 2010 Cilt 6 Sayı 2.

Morozov E., “Iran: Downside to the Twitter Revolution”, Dissent, Güz 2009, s. 12.

Splichal S.,”’New’ Media, ‘Old’ Theories: Does the (National) Public Melt into the Air of Global Governance?”, Euroepan Journal of Communication, 2009.

İnternet

Bianet, “Yurttaş Gazeteciliği, Sorumlu Habercilik...”,  14 Ocak 2003, (14.01.2013)

BildBlog, http://www.bildblog.de/

Bruns A., “Beyond the Pro/Am Schism: Opportunities for Collaboration between Professional and Citizen Journalists under a Produsage Framework”, 23.07.2008, (14.01.2013)

İnceoğlu Y., “Yurttaş gazeteciliği şart”,  15.06.2004, (13.01.2013)

Macnamara J. R., “The Impact of PR on the Media”, 2010, (15.01.2013)

Mimesis Sahne Sanatları Portali, http://mimesis-dergi.org/

 Newman N., “The rise of social media and its impact on mainstream journalism: A study of hoq newspapers and broadcasters in UK and US are responding to a vawe of participatory social media, and a historic shift in control towards individual consumers”, Eylül 2009, (14.01.2013)

Schaffer, J., “The Media and Civic Engagement”, 22.06.1999, (13.01.2013)

Shirky C., “The Political Power of Social Media”, Şubat 2011, (13.01.2013)

Diğer Yayınlar

 Aydoğdu C., ““Komşudan al haberi”: Yurttaş Gazeteciliği” oturumundaki sunumundan, Alternatif Medya Şenliği, İstanbul 23.12.2012.

Dipnotlar

[i] Daniel C Hallin, “Eleştirel Kuram Perspektifinden Amerikan Haber Medyası”, Kitle İletişim Kuramları, Erol Mutlu (çev.), Ütopya Yayınevi, 2005, s.300.

[ii] http://www.bildblog.de/

[iii] Clay Shirky, “The Political Power of Social Media”, http://www.foreignaffairs.com/print/66987, Şubat 2011.

[iv] http://mimesis-dergi.org/

[v] https://twitter.com/140journos

[vi] http://www.facebook.com/OtekilerinPostasi ve https://twitter.com/RadikalAktivist




› Yazdırılabilir Versiyon
› Orijinal Versiyon: http://www.bgst.org/tr/medya-ve-yayincilik/yurttas-gazeteciligi-ile-gazeteciligin-tarifi-degisiyor

Paylaş:
E-bülten

BGST Aylık Bülten'e abone olmak için isim ve e-posta adresinizi bırakınız.

Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul / 0212 251 19 21

iletisim@bgst.org

BGST web sitesinde yayımlanan yazılar/çeviriler BGST sitesindeki orijinal linki verilerek kaynak gösterilmek ve yazarının/çevireninin adı mutlaka belirtilmek kaydıyla, ayrıca bir izin almadan internet üzerinden elektronik ortamda kullanılabilir. Yazı ve çevirilerin basılı ortamda kullanımı için yazar/çevirenin izni gereklidir.