Düşünce

Medya ve Yayıncılık


Merkez Çevre Paradigması ve İslami Medya II

13 Mayıs’ta Kültürel Çoğulcu Gündem sitesinde yayımlanan “Merkez Çevre Paradigması ve İslami Medya” adlı yazımda kısaca şu görüşleri dile getirmiştim: Merkez-çevre paradigması, günümüzde özellikle AKP’yi destekleyen İslami medyada popülarize edildiği haliyle, “merkez”de asker-sivil bir elitin iktidarını varsayar. “Çevre”de ise “halk” vardır. Fakat bu “halk”, sınıfsal ayrışmaların veya başka türden tahakküm ilişkilerinin söz konusu olmadığı yekpare bir bütün gibi algılanır. “Halkın” siyasi arenadaki öz temsilcileri olan Demokrat Parti (DP), Adalet Partisi (AP), Özal’ın başkanlığındaki Anavatan Partisi (ANAP) ve nihayet AKP, iktidarı Kemalist elitin elinden alıp gerçek sahiplerine vermeye çalışan, doğası itibarıyla demokrat partilerdir. Türkiye’de demokrasi mücadelesi esas olarak bu “demokrat çevre” ile “despotik Kemalist elit” arasında geçmektedir.

Bir önceki yazımda, bu paradigmanın Türkiye’de gerçek iktidar ilişkilerini açıklamaktan uzak olduğunu öne sürmüştüm. Türkiye’de anti-demokratik devlet aygıtının iktidarını, 1950’lerden günümüze kadar genellikle asker-sivil bürokrasiyle milliyetçi-muhafazakâr partilerin ittifakıyla yeniden ürettiğini ifade etmiştim. Günümüzde ise merkez-çevre paradigmasının İslami medyada bir propaganda söylemine dönüştüğünü ve bu durumun, bir yandan AKP ile asker/sivil bürokrasinin ittifakını gizlerken, diğer yandan ezilenler üzerinde kurulan yoğun baskıyı gözlerden saklamaya hizmet ettiğini söylemeye çalışmıştım. Somut örnek olarak ise, yaklaşık bir aydır devam eden DTP operasyonu karşısında İslami medyanın takındığı tutumu ele alacağımı belirtmiştim.

DTP Operasyonu ve Tetikçi Bir Gazete Olarak Zaman

Aslında “İslami medya” diyerek alanı biraz fazla genişlettiğimi itiraf etmeliyim. İslami medyayı oluşturan belli başlı gazetelerin hepsini yakından izlediğimi söyleyemem. Dolayısıyla, bu ikinci yazıda esas olarak belli bir süredir düzenli olarak izlemeye çalıştığım Zaman gazetesi üzerinde duracağım.

Zaman gazetesi, “çevre”den gelip devlette pazarlığa oturan ve sistemi yeniden üretmeye hizmet eden belirli işlevler üstlenmesi karşılığında çok yaygın iktidar olanaklarından pay almasına izin verilen Fethullah Gülen cemaatine yakınlığıyla biliniyor. Dolayısıyla Zaman, bir zamanlar devlete daha mesafeli yaklaşan, belli ölçüde muhalif tutumlar sergileyen bir yayın organının, nasıl ana-akım medyanın bir parçasına dönüşebildiğini göstermesi açısından ilginç bir örnek oluşturuyor.

Bilindiği gibi ülkemizde ana-akım medyayı karakterize eden başlıca özelliklerden birisi, muhalif toplumsal hareketlere karşı sistematik karalama kampanyaları yürütmesi ve devletin uyguladığı fiziki şiddete ideolojik bir söylemle eşlik ederek toplumu ikna etme rolünü yerine getirmesidir.

Son dönemde yoğunlaşan DTP’ye dönük operasyonlar boyunca Zaman gazetesinin bu işlevi layıkıyla gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz. Elbette ana-akım medyada yer alan farklı çizgideki gazeteler de polisin iddiasını temel alan yayınlar yaptılar: DTP operasyonunda gözaltına alınalar, Koma Civaken Kurdistan’ın (KCK) Türkiye ve DTP içindeki uzantılarıdır. Böylece KCK’nin Türkiye yapılanması ortaya çıkartılmıştır.

Bununla birlikte, Zaman gazetesinin DTP operasyonuna özel bir önem verdiği ve Kürt hareketini gözden düşürmek için tam bir propaganda kampanyası yürüttüğünü söylemeliyiz. Şunu rahatlıkla öne sürebiliriz: İktidar ilişkilerinin ve ittifakların hızla değiştiği ülkemizde, Hürriyet ve benzeri gazetelerin İslamcı hareketlerin tasfiye edilmeye/ehlileştirilmeye çalışıldığı 28 Şubat’ta oynadığı tetikçi rolünü, bugün Zaman, Kürt hareketinin yoğun bir baskıyla karşılaştığı, zayıflatılıp “uygun” bir çizgiye çekilmeye çalışıldığı bir dönemde oynuyor. Bir başka deyişle, Kürtlerin 28 Şubatı’nda operasyonun medya ayağını en çok Zaman gazetesi temsil ediyor.

Zaman, bütün İslami medyanın Ergenekon operasyonları döneminde Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) için yaptığını DTP için yapıyor. Polis kaynaklı örgüt şemaları yayımlıyor. KCK’nin, Türkiye yapısı aracılığıyla Fethullah Gülen’e suikast yapacağını iddiasını daha belirgin şekilde öne çıkartıyor. KESK’te polisin el koyduğu belgeleri, “örgütsel doküman” olarak tanımlıyor. Aşağıdan yukarıya doğru halkın kendisini örgütlemesini/temsil etmesini öne çıkaran ve devletin rolünü sınırlamayı amaçlayan örgütlenme çabalarını, “gölge devlet” olarak lanse ediyor. Böylece, DTP içinde PKK eğilimli olarak lanse ettiği yönetici ve üyelerin, devlet içinde devlet kurmayı amaçladıkları yolunda bir izlenim yaratıyor. Kürt hareketinin toplum tabanında kök salmaya, kurumsallaşmaya, politikalar oluşturmaya dönük “meclisler” şeklindeki örgütlenme çabalarını, sanki söz konusu olan silahlı eylemler düzenleyen dar kapsamlı illegal bir örgütmüş gibi kriminalize etmeye çabalıyor. Sonuç olarak, Kürtlerin DTP’de, sendikalarda, kadın ve gençlik alanında ve başka sivil kurumlarda karşımıza çıkan örgütlenmelerini, bir “suç örgütü” olarak göstermeyi görev biliyor.

Sistemin, DTP’ye dönük operasyonla neyi amaçladığını ise açıkça söylemekten geri durmuyor. 30 Mayıs 2009 tarihli Zaman’da çıkan “KCK Operasyonları Örgütün Arşivini Ortaya Çıkardı” başlıklı haberde, habercilik diline başvurularak sanki bir olguymuş gibi şu tespit ortaya atılıyor: “KCK'ye yönelik operasyonlar DTP'li siyasetçilerin de elini rahatlattı. Soruşturma çerçevesinde elde edilen bulgu ve belgelerden KCK elemanlarının DTP'ye baskı uyguladığı, tehdit ettiği ve sorguladığı belirlenmişti. DTP'nin, yapılan baskılar sebebiyle daha sert bir çizgide siyaset yürütmek zorunda kaldığı ileri sürülmüştü.”

Zaman’ın Kürt hareketine dönük sistematik yıpratma kampanyasını nasıl yorumlamalıyız? Bu konuda daha ayrıntılı görüşler oluşturabilmek için hiç kuşkusuz Gülen cemaatini, devletle ilişkilerini ve asıl önemlisi bölgedeki durumunu yakından bilmek gerekiyor.

Fakat “çevre”den gelip iktidara ortak olmak için ciddi bir medya gücüne dönüşen ve elindeki bu gücü devlet politikalarını tamamlayıcı şekilde kullanan Gülen cemaatinin önde gelenleri, devlet adına Kürt bölgesini yönetmeye talip görünüyorlar. Kürt bölgesinde iktidar olanaklarından tam olarak yararlanabilmek için de Kürt hareketinin zayıflaması ve kontrol altına alınması için devlet politikalarına katkı sunuyorlar.




› Yazdırılabilir Versiyon
› Orijinal Versiyon: http://www.bgst.org/tr/medya-ve-yayincilik/merkez-cevre-paradigmasi-ve-islami-medya-ii-1

Paylaş:
E-bülten

BGST Aylık Bülten'e abone olmak için isim ve e-posta adresinizi bırakınız.

Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul / 0212 251 19 21

iletisim@bgst.org

BGST web sitesinde yayımlanan yazılar/çeviriler BGST sitesindeki orijinal linki verilerek kaynak gösterilmek ve yazarının/çevireninin adı mutlaka belirtilmek kaydıyla, ayrıca bir izin almadan internet üzerinden elektronik ortamda kullanılabilir. Yazı ve çevirilerin basılı ortamda kullanımı için yazar/çevirenin izni gereklidir.