Düşünce

Kültür

Kültür dünyası, belki de, özgürlükçü muhalif/eleştirel düşünce ile sistem içi bakış açıları arası çatışmanın en sert ve en görünür olduğu alandır. Fakat, aynı zamanda, bu iki zıt görüşün en fazla birbirine karıştı-rıldı-ğı, özellikle sistemik olanın diğer


Tehlike Altında Diller ve Dil Ölümü

Tehlike Altında Diller ve Dil Ölümü

Steven Roger Fischer
13 Şubat 2008
Çeviren: Ömer F. Kurhan

[Aşağıdaki yazı Steven Roger Fischer’in “A History of Language” (Reaktion Books, 2001) kitabından alınmıştır.]

Diller onları konuşan insanlardan daha sık ölür. Gerçekten de, geçen 50.000 yıllık Avrupa insanlık tarihi, genetik değil, kapsamlı bir dilsel değişime sahne olmuştur. Ders kitapları yaklaşık 5.000 dilin varlığını sürdürdüğünü belirtse de, muhtemelen bugün 4.000’i konuşuluyor ve bu sayı hızla düşüyor. Yirmi ikinci yüzyılın başında, belki de 1.000’in altında dilin hâlâ konuşuluyor olacağı tahmin edilmektedir. Toplumsal entegrasyon ve etnik çözülme insanlık tarihinde hiç bu kadar kesin bir şekilde dile getirilmemişti. Diller ekonomik, kültürel, politik, dinsel ve başka nedenlerle her zaman ortadan kalkmıştır. Bir dilin ortadan kalkması için azınlık dili olması gerekmez: Çoğu Avrupa çoğunluk dili yerini, doğudan gelen çeşitli istila dalgalarının taşıdığı azınlık Hint-Avrupa dillerine bıraktı. Dillerin tehlike altında olması bugün insanlığın karşı karşıya kaldığı en zorlu meydana okumalardan birisidir, devasa bilimsel ve insani sorunlar ortaya koymaktadır.

Genel kanının aksine, felaket – kuraklık, savaş, deprem, volkan patlamaları, toprak kaymaları, tsunamiler, sel baskınları – sonucu gerçekleşen dil ölümleri son derece nadirdir. İlk çağlarda katliam, hastalık ve yasaklama istatistiki olarak dil kaybının daha sık seyreden nedenleri olabilir; fakat, daha yakın insanlık tarihinde, neredeyse her zaman başka bir dilin yerini almasıyla meydana gelen dil kaybı, çoğu zaman ‘gönüllü’ bir nitelik taşır; yani, ‘gönülsüz bir şekilde arzulanır.’ Bu şekilde, Hint-Avrupa öncesi Akitanya dili[1] Keltlerin Galya dilinin, daha sonra Galya dili de Romalıların Latin dilinin egemenliğini kabul etti. Benzer bir şekilde, Britanya’nın Briton dilini konuşan Keltleri azınlık işgalcilerin Latin dilini kabul etti, ama nihayetinde, daha sonraki azınlık işgalciler olan Cermenlerin dilini benimsedi. Elbe Nehri ile Oder Nehri arasında yaşayan Batı Slavlarının konuştuğu Slav dili olan Polabya dili, 800 yıl süren yakın temas sonrasında, 1750 civarında Cermen dili ve kültürü tarafından asimile edildi. Buna karşılık, Berlin’in güney doğusunda, Spree Nehri’nin yukarı ve orta kesiminin Batı Slavları olan Sorblar ya da Vendler[2], talihlerinin yaver gitmesi sayesinde Slav dillerini ve kültürlerini bugüne kadar korumayı başardılar. 500 yıllık kolonizasyondan sonra, bugün Latin Amerika’nın neredeyse tamamı İspanyolca konuşmaktadır. Artık dünyanın son sığınağı olmaktan çıkan Ester Adası, sonunda İspanyolcaya boyun eğmiş ve gelir oluşturmak için atalardan kalan Polinezya mirasını pazarlamaktadır. Bir kez ‘üstün’ bir yabancı güçle temas kurulduğunda, dünyanın her yerinde ebeveynler, güvenlik ve iyiliklerini istedikleri çocuklarını uyarlanmaya itmektedirler. İki dilliliği teşvik ve tolere ederek dillerinin yerini başka bir dilin almasını sağlayanlar genelde onlardır. Çocuklar da yeni dili benimsemekte ve sonunda tek dilli olmaktadırlar.

Dil değiştirmenin doğrudan kazanımları olmakla birlikte, dillerini terk edenler değişmez bir şekilde etnik kimlik kaybı ve kolonyal ya da metropoliten güç tarafından yenilmişlik hissine kapılmaktadır. Buna aşağılık duyguları da eşlik etmekte, kutsal köklerden kopmuşluktan kaynaklanan derin bir acı yaşamaktadırlar. Bu aynı zamanda sözlü hikayelerin, ilahilerin, mitlerin, dinin ve teknik vokabülerin, aynı zamanda geleneklerin, adetlerin ve düzenlenmiş davranışların kaybını da içermektedir. Tüm eski toplum düşüşe geçerken yeni dil çoğunlukla ortaya çıkan boşluğu dolduramaz; bu durum yeni bir kimlik, ‘değerli bir şeyler’ arayan kayıp kuşaklar doğurur.

Bir dilin yerini diğerinin almasının alternatifi kalıcı iki dilliliktir. Başka bir deyişle, insanlar kendi aralarında yerli dillerini konuşmaya devam edecek, ama dışardan olan herkesle Uluslararası Standart İngilizce ya da İspanyolca gibi metropoliten bir dili kullanarak iletişim kuracaklardır. Gerçek azınlık dilleri, yani yaklaşık 20.000 ya da daha az sayıda insanın konuştuğu diller, koşullara bağlı olarak, ancak tam bir izolasyon içinde muhafaza edilebilir. Başka türlü, kesin yok oluş kaçınılmazdır.

Bugüne kadar hiç görülmedik bir şekilde yokluğa karışan yalnızca diller değildir. Lehçeler de ortadan kalkmaktadır. Dillerin işitsel-görsel yayınlarda duyulan tüm bölgesel lehçeleri, genelde yönetici sınıfın konuştuğu, hükümetlerin ya da şirket merkezlerinin medyada temsil edilmek üzere seçtikleri saygın lehçenin egemenliğini kabul etmektedir. Dillerin çeşitliliğini ortadan kaldıran bu olgu, yağmur ormanlarının kökünün kazınmasıyla karşılaştırılabilecek niteliktedir. Ayrıca, on dokuzuncu yüzyılın başından beri, eğitim geleneksel olarak bir ulusun saygın dili ve bu dilin saygın lehçesiyle verilmektedir. Bu da, “kuralcı” (prescriptive) modlar dayatılırken, konuşmanın büyük ölçüde tek biçimli olmasına yol açmaktadır.

Tehlike altındaki dilleri korumaya dönük çoğu girişim başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bazen, fauna ve flora çeşitliliğinin muhafaza edilmesine benzer şekilde, insan türü için kültürel olarak dilsel çeşitliliği muhafaza etmenin de temel olduğu öne sürülür. Fakat, her kültür adapte olmak ve hayatta kalmak için değişir; bu kaybolmak değil, sosyal evrimdir. Tehlike altında olan dilleri koruma tutkusu, yabancı dilbilimcilerde bu dilleri konuşan yerli topluluklardan daha fazladır. Bilimsel amaçlarla tehlike altındaki diller olası tüm kaynaklar seferber edilerek tabii ki formel tasvirlerle belgelenmelidir. Fakat korunamazlar.

Bir kez öldüğünde, dilleri ‘diriltmek’ mümkün değildir. Diller arasında Lazarus[3] yoktur. Sık sık İbranicenin modern zamanlarda ‘yeniden canlandırıldığı’ söylenmektedir. Fakat, İbranice hiçbir zaman ölmemiştir. Dinsel ve etnik sebeplerle, onu konuşanlar için saygın dil olmuştur. İbranice Yahudi din hizmetinin yazı ve şarkı diliydi, bu nedenle sürekli duyuldu ve söylendi. Nihayetinde, politik gereklilik sonucu 1948’de Yahudi devletinin kurulmasıyla, İbranice ayinsel ikinci dil olmaktan çıkıp etkin birinci dil olma seviyesine yükseltildi. Modern dil canlandırma girişimleri, Manx[4] ve Cornish[5] örneklerinde olduğu gibi, değişmez bir şekilde küçük çıkar guruplarının çeşitliliğini muhafaza eder, geniş ölçekli dilsel tepkiler ortaya çıkmaz: Bu dillerin yerini almış metropoliten diller birinci dil olmaya devam eder. Çoğu dilbilimci, insan dillerinin kitlesel yok oluşunun hali hazırda öngörülebilir olduğunu, bunun yeni küresel toplum için insanlığın ödediği bir bedel olduğunu kabul etmektedir.

Notlar:
Bu yazı Kültürel Çoğulcu Gündem sitesinden alınmıştır

[1] Roma fethi öncesinde ve muhtemelen Orta Çağ’ın başlarına kadar olan dönemde, yaklaşık olarak Pireneler ile Garon arasında yer alan, daha sonra Gaskonya adını alacak antik Akitanya’da konuşulurdu. Bask dilinin bir lehçesi ya da lehçe gruplarından birisi olduğu düşünülmektedir. – ç.n.
[2] Cermen dillerinde, Cermen yerleşim alanlarının içinde ya da yakınında yaşayan Slavlara verilen ad (alm. Wenden). – ç.n.
[3] Lazarus Hrisitiyan mitolojisinde dirilmenin, yeniden hayata dönüşün simgesidir. – ç.n.
[4] Kökeni eski İrlanda diline dayanır. 19. yüzyılda düşüşe geçti ve yerini hızla İngilizce almaya başladı. 20. yüzyılın ortasına gelindiğinde Manx dilini konuşan bir avuç insan kalmıştı. Yeniden canlandırılması için akademik faaliyetler başlatıldı ve ikinci dil olarak öğretildi. – ç.n.
[5] Kelt dillerinin Britonik bir grubuna verilen addır. 18. yüzyılın sonuna kadar bir cemaat dili olarak varlığını devam ettirmiş, 20. yüzyılın başında yeniden canlandırılmıştır. – ç.n.




› Yazdırılabilir Versiyon
› Orijinal Versiyon: http://www.bgst.org/tr/kultur/tehlike-altinda-diller-ve-dil-olumu

Paylaş:
E-bülten

BGST Aylık Bülten'e abone olmak için isim ve e-posta adresinizi bırakınız.

Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul / 0212 251 19 21

iletisim@bgst.org

BGST web sitesinde yayımlanan yazılar/çeviriler BGST sitesindeki orijinal linki verilerek kaynak gösterilmek ve yazarının/çevireninin adı mutlaka belirtilmek kaydıyla, ayrıca bir izin almadan internet üzerinden elektronik ortamda kullanılabilir. Yazı ve çevirilerin basılı ortamda kullanımı için yazar/çevirenin izni gereklidir.