Şeyh Ubeydullah İsyanı Üzerine Yeni Belgeler*
Alişan Akpınar
Sezen Bilir
Tacim Sebüktegin
Şeyh Ubeydullah isyanı üzerine, Osmanlı, İran, Rus ve İngiliz
arşivlerini kullanarak hazırlanmış kapsamlı bir çalışma ne yazık
ki yoktur. Celile Celil'in Rus arşivlerini kullanarak yazdığı
çalışması [1] ve Wadie Jwaideh'in daha çok İngiliz arşivini
kullanarak hazırladığı çalışması [2] dışarıda tutulursa diğer
yazarlar daha çok bu iki kaynakta yer alan bilgileri tekrarlamakla
yetinmişlerdir. Oysa Osmanlı ve İran arşivleri belki de bu konuda
ilk başvurulması gereken kaynaklardır. Biz bu çalışmamızda,
Osmanlı arşivinde yer alan bazı belgeleri ortaya koyarak, isyanla
ilgili eksik kalmış yönleri az da olsa tamamlama amacını taşıyoruz.
Burada yayınlayacağımız belgelerle, özellikle Şeyh Ubeydullah'ın
ve isyanının, Osmanlı açısından nasıl görüldüğü ve değerlendirildiği
üzerine önemli ip uçları bulunabileceği kanısındayız.
Şeyh Ubeydullah İsyanı ve İsyanı Hazırlayan Koşullar
Bilindiği gibi 19. yüzyıl Osmanlı açısından tam bir alt üst
oluşa sahne olmuştur. Aslında aynı şey bu dönemde Kürtler için
de geçerlidir. 19. yüzyıla kadar belirli bir özerklikle Osmanlı
topraklarında yaşayan Kürtler için, bu yüzyılda bir çok şey
değişmeye başlayacaktır. II. Mahmut'la (1808-1839) başlayan
modernleşme ve merkezileşme çalışmaları sırasında, Kürt bölgelerinin
de özerk statüsü kaldırılmıştır. Bunun üzerine bölgedeki önemli
Emirlikler ayaklanarak bu duruma karşı koymuşlar ancak Osmanlı
tarafından yenilgiye uğratılmışlardır. Osmanlı'nın Kürt beylerini
yenilgiye uğratması ve bu Kürt Emirliklerini ortadan kaldırması
beklendiğinin tersine, bölgedeki kontrolünü kolaylaştırmamış,
ortaya çıkan yüzlerce başı boş aşiret nedeniyle zorlaştırmıştır.
Bölgede çok güçlü konumda olan Mirlerin ve Beylerin konumlarını
kaybetmeleri üzerine devlet bölgeye valilerini yollamış ancak
bu valiler "… yerel olaylara ilişkin ne onlar (Mirler) kadar
bilgi sahibiydiler ne de halkın nezdinde meşru yöneticiydiler.
Bu nedenlerden dolayı da aşiretler arası çelişkilere ve kan
davalarına çözüm getirmeye muktedir değillerdi." [3] Kürdistan
Eyaletinde ciddi bir boşluk doğmuş ve kendi başına hareket eden
yüzlerce aşiret ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, bu boşluğu dolduracak,
aşiretler arası anlaşmazlıkları önleyecek bir güç gereklidir.
İşte bu rolü bir süre sonra güçlü dini liderler oynamaya başlamıştır.
"Aşiretler arası çatışmalar beklenmedik boyutlara ulaşarak
tehlikeli bir hal alınca, aşiret üyelerinin, şeyhleri (Bunların
müritlerinin sayıları Mevlana Halid'in gayretleriyle epeyce
artmıştı) sorunlara çözüm bulacak kişiler olarak görmeleri ve
bunun neticesinde şeyhlerin otoritelerinin aşiret sınırlarını
aşarak politik önderler haline gelmelerine yol açacak bir biçimde
artması doğaldır." [4] Bundan başka 19. yüzyılın ikinci
yarısında Osmanlı, Kürdistan Eyaletindeki toprakları tapulu
hale getirmeye başlamış ve tapu memurlarının en çok muhatap
olduğu şeyhler nüfuzlarını kullanarak bir çok toprağı kendi
tapularına almışlardır. Bu tür nedenler sonucunda 19. yüzyılın
ikinci yarısında Kürtlerin yaşadığı topraklarda Şeyhler büyük
bir güç kazanmışlardır. [5]
İşte bu şartlarda Şemdinli'nin güçlü şeyh ailelerinden gelen
ve Şeyh Taha'nın oğlu olan Şeyh Ubeydullah, amcası Şeyh Salih'in
yerine Nakşibendi tarikatının başına geçer. Bölgede çok etken
olan Nakşibendi aşireti, Ubeydullah'ın döneminde de etkinliğini
giderek artırır. Özellikle Botan, Behdinan, Hakkari ve Ardelan
Emirliklerine ait topraklar Ubeydullah'ın kontrolü altındadır.
[6]
1877 yılı Şeyh açısından çok önemli olmuştur. Bu yılda başlayan
93 harbinde (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) Şeyh, bir tarafı
seçmek zorunda olduğunun bilincindedir ve İslami değerlerinde
etkisiyle, halifenin devletini yani Osmanlı'yı seçmiştir (bu
kararda Rusların Ermenilerle kurduğu ilişkiler ve bölgede bir
Ermeni devleti kurulacağı fikrinin de etken olduğunu unutmamak
gerekir). Ancak bilindiği gibi savaş Osmanlılar açısından tam
bir felaketle sonuçlanır. Savaş sonrasında imzalanan Berlin
Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti 210.000 km kare toprak kaybetmiştir.
Toprak kaybının büyük kısmı Balkanlar'da olsa da bu kayıplar
arasında Kars, Ardahan, Batum gibi bölgeler de vardır. [7]
Savaş sonucunda Kürtler de büyük bir yıkım yaşamıştır. Çalışabilir
nüfusun savaşa alınması, alınan ek vergiler, bunu izleyen yenilgi
ve alınan vergilerin giderek artması halkı sefalete sürüklemiştir.
"Açlık yayılıyor her tarafta açlık ve hastalıklardan bitkin
düşmüş, iskeletleri andıran, hiçbir umudu kalmamış insanlar
dolaşıyor… diye yazıyor Mşak gazetesi. Başkale mıntıkasında
10 bin kişi, Beyazid ve Alaşkert civarında 2 binle 3 bin arası
ve bir o kadar da Midyad, Bohtan ve Cezire bölgelerinde ölmüştür."
[8]
Savaşın yarattığı yıkım, bölgede yaşanan sefalet ve otorite
boşluğu, Ermenilerin bölgede devlet kuracakları söylentisi [9]
ve Şeyh'in aklındaki birleşik bir Kürt devleti kurma fikri,
bu yıllarda bir araya gelince isyanın zemini hazırlanmış olur.
İlk olarak 1879'da Şeyh'in birlikleriyle Osmanlı kuvvetleri
karşı karşıya gelmişse de, her iki taraf da bir birinden faydalanma
arzusunda olduğundan, kısa sürede anlaşma sağlanır ve Osmanlı
topraklarındaki olay büyümeden önlenir. Şeyh'in gözü, daha kolay
lokma olarak gördüğü İran'dadır, ancak ondan sonra Osmanlıyı
düşünecektir. İran'ın bu dönemdeki güçsüzlüğü, Osmanlı'nın başında
bir halifenin bulunmasına karşın İran'ın Şiiliği, İran'ı bir
hedef haline getirmekte ve bu saldırıya dini bir görünüm kazandırmayı
da kolaylaştırmaktadır. [10]
1880 Ağustosunda Şeyh, sınırda ayaklanmış Mangur aşiretine
destek için oğlu Abdülkadir yönetiminde bin kişilik bir Kürt
müfrezesi yollar, ardından 10 Eylül'de Mangur alınır, 15 Eylül'de
Piran aşireti de isyana katılır. Bir çok aşireti yanına çekmeyi
başaran Şeyh ve oğlu Abdülkadir önderliğindeki birlikler Savacbulak'ı
da alarak Tebrize yaklaşırlar. [11] Ancak bu noktada düvel-i
muazzama devreye girer. Ruslar bölgede büyük bir Kürdistan kurulmasını
istemedikleri gibi, İran'ın kendilerinden yardım etmesinden
yararlanarak bölgeye müdahale etmek ve İran'ı yanına çekmek
niyetindedir. İngilizler de kesinlikle bölgede birleşik büyük
bir Kürdistan kurulmasını istemezler, ayrıca bu isyanı, Rusya'yı
bölgeye sokacak tehlikeli bir gelişme olarak görürler ve Osmanlıya
baskı uygulayarak, sınırlarını kapatmasını ve Şeyh'i desteklememesini
isterler. Bir süre sonra gerçekten de Osmanlılar sınırı kapatarak
Şeyh'in İran ve Osmanlı birlikleri arasında sıkışmasını sağlar
ve isyan yenilgiyle sonuçlanır. Bu konudaki Osmanlı belgelerinin
ortaya çıkartılmamış olması, Osmanlı'nın bu süreçteki politikalarının
belirsiz ve kafa karıştırıcı olduğu gibi yorumlara neden olmuştur.
[12] Oysa belgeler incelendiğinde görülüyor ki:
- Osmanlılar, uzun yıllardır bölgede yaşanan karmaşayı
önlemenin ve Kürt aşiretlerini kontrol altına almanın tek
yolunun Şeyh Ubeydullah gibi bölgede çok etkin ve nüfuzlu
birini yanlarına çekmek olduğunu düşünmektedir. [13]
- Bölgede İngiliz ve Rusların kurdurmak istediği düşünülen
Ermeni devletine karşı yine tek kozunun Kürtler ve onları
kontrol edebilecek Şeyh Ubeydullah'ın olduğu kanısındadır.
- Ancak Şeyh'in bu desteği yanlış anlayıp bölgede birleşik
ve büyük bir Kürdistan kurma hayaline kesinlikle sıcak bakmamaktadır.
- Şeyh'in İran'a karşı giriştiği harekat konusunda ısrarlı
olmasına karşıdır. Çünkü Rusya ve İngiltere'nin bölgeye
müdahale edebileceğinden korkmaktadır. Bu nedenle Şeyh'in
İran'a saldırısı sırasında, sınırlarını kapatarak İran'a
yardımcı olmuş, ancak isyandan sonra şeyhle olan iyi ilişkilerini
sürdürmeye çalışmıştır. [14] Hatta öyle ki isyandan sonra
savaşta yaralanan Şeyh'in adamlarına maaş dahi bağlamıştır.
[15]
İsyanın bastırılmasından sonra Osmanlı topraklarına kaçan
Şeyh Ubeydullah, tehlike olarak görüldüğünden Osmanlılar tarafından
İstanbul'a çağrılır. Gerçi Şeyh bir süre Osmanlıyı oyalamayı
başarsa da sonunda Osmanlı'nın baskılarıyla İstanbul'a getirtilir.
Şeyh İstanbul'da büyük bir törenle karşılanır. " Sultan ‘misafirini'
şeref töreniyle karşılamayı esirgememişti. Şehrin bütün ileri
gelen resmi şahsiyetleri Şeyh'i karşılamaya çıkmışlardı. Sokaklar
insanlarla dolup taşmıştı. Ubeydullah'ın İstanbul'a girişi sırasında,
onun şerefine top atılmıştı." [16] Ancak Şeyh Ubeydullah
amacından henüz vazgeçmemiştir. Şeyh 1882 Temmuzunda Ramazan
bayramı sırasında, tacir kılığına girerek, sahte bir pasaportla,
Fransız şirketlerinden birine ait Pak isimli gemiyle Poti'ye
oradan da Hakkari'ye kaçar. [17] Bunun üzerine bölgeye askeri
yığınak yapan ve Şeyh'in ikna olmayacağını görünce üzerine asker
gönderen Osmanlılar, Şeyh'i yakalar ve oğlu Abdülkadir'le birlikte
maaş bağlamak suretiyle Mekke'ye gönderir. Şeyh 1883 yılında
Mekke'de ölür.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu isyanın tüm yönleriyle
ortaya çıkabilmesi için Osmanlı ve İran arşiv malzemelerinin
de mutlaka gün ışığına çıkarılması gerekmektedir. Bu çalışma
bu konuda ufak da olsa bir adım atma amacıyla hazırlanmıştır.
BELGE 1
Belge No.: YA-RES ( Yıldız Sarayı Arşivi Sadaret Resmi
Maruzat Evrakı) 5/17
Belgenin Özeti
[Göçebe Kürtlerin yerleştirilmeleri ve iskan edilerek
medeniyete kavuşturulmaları çok önemli bir sorundur. Bu konuda
bölgeye gönderilmiş bulunan müfettişlerin Meclis-i Vükelaya
sundukları raporlar görüşülmüş ve bazı kararlar alınmıştır.
Müfettişlerin verdikleri raporlara göre; zaman zaman Kürtlerin
yaşadıkları yerlerde bulunan Hıristiyanlara karşı yapılan bazı
adaletsiz uygulamalar, buralardaki Hıristiyanların himaye hakkını
ele geçirmiş İngiltere ve Rusya'nın bölgeye müdahalesine neden
olabilir. Bu nedenle bölgedeki göçebe Kürtlerin bir an önce
itaat altına alınması gerekmektedir. Ayrıca İran sınırında yaşayan
Kürt aşiretleri, İranlılar tarafından kendi yanlarına çekilmek
üzere sürekli rütbe ve maaş verilerek ödüllendirilmektedir.
Göçebe halde bulunan bu aşiretlerin, İran tarafına geçmemeleri
için, derhal yerleşik hale getirilmesi gerekmektedir. Bunu sağlamak
için derhal, bölgedeki önemli ve itibarlı aşiret reisleriyle
ilişkiye geçilmeli ve eğer gerekirse bazı istekleri de kabul
edilmelidir. Aksi takdirde özellikle Nesturilerin bulunduğu
bölgelerde büyük karışıklıklar çıkabilir ve kısa sürede bu bölge
de Balkanlara dönebilir. Yani bu bölge adeta Kürdistan'ın Karadağ'ı
olabilir. Zaten bölgedeki Piskopos da birkaç yıldır Tiflis'le
bağlantı halindedir. Bu nedenle bölgede büyük bir gücü ve nüfuzu
olan ŞEYH UBEYDULLAH ve oğluyla derhal ilişkiye geçilmeli ve
bölgedeki nüfuzu kullanılarak bölgedeki aşiretler yerleşik hale
getirilmeli, asayiş sağlanmalı. Çünkü Rumeli'nin nazik hali
bu kez de Anadolu'ya sıçramak üzeredir. Bu bölgede Hıristiyanlarla
ilgili ıslahatlar hızla yapılmaz ve göçebe Kürt aşiretleri iskan
edilmezse yabancı devletlerin de karışmasıyla büyük sorunlar
çıkabilir. İşte tüm bunlar göz önüne alınarak, Dördüncü Ordu
Komutanı Semih Paşa'ya bunları anlatan ayrıntılı bir talimatname
gönderilmeli ve ayrıca Dersim bölgesine de, halkın devletin
nüfuzuna alışmasını sağlayacak uygun bir mutasarrıf atanmalıdır.]
1.
Atûfetlü Efendim Hazretleri
Kürdlerin tavattun ve iskânlarıyla hâlen ve istikbâlen te'mîn-i
saâdet hâlleri ve oralarca dem-be-dem vuku' bulmakta olan uygunsuzlukların
men'-i vuku'u zımnında şimdiden lâzım-ül-icrâ olan bazı tedâbîr
ve mütâlaâta dâir devâir müfettişi ibhetlü, devletlü Paşa hazretlerinin
atebe-i ûlyaya takdîm etmiş olduğu arîzanın encümen-i mahsûsca
bilâ-taraf mütâlaasıyla netice-i müzâkerâtın arz-ı istîzânı
muktezâ-yı emr ü fermân hümâyûn-ı cenâb-ı mülk-dârîden idiğini
hâvî olan tezkire-i âliye-i husûsiyye mezkûr arîza ile birlikte
led-el- mütâlaa ol babta cereyân eden mübâhasât üzerine verilen
karâr-ı muktezâ meclis-i mahsûs-ı vükelâdan tanzîm olunan mazbata
leffen arz ve takdîm kılınmış olmakla karâr-ı müzâkerât hakkında
her ne vechile irâde-i isâbet ifâde-i hazret-i şehin-şâhi ziver-sahîfe-i
sudûr buyrulur ise infâz-ı hükm-i âlîsine ibtidar edileceği
beyânıyla tezkire-i senâverî terkîm kılındı efendim.
Fi 1 Safer 1297 (14- 01- 1880)
2.
Meclis-İ Vükela Mazbatası
Tâife-i Ekrâdın tavattun ve iskânlarıyla dâire-i medeniyyete
iddihâlleri hakkında olan lüzûm ve ehemmiyyetin taâzumuyla ol
babda bazı mütâlaâtı mübeyyin ibhetlü, devletlü müfettiş paşa
hazretleri tarafından hâk-i pây-ı hümâyûna takdîm kılınan arîzanın
meclis-i vükelâca bilâ-taraf tezekkür-i mütâlaasıyla netîce-i
müzâkerâtın arz ve istîzânı muktezâ-yı emr ü fermân maâlî-yi
ünvân hazret-i pâdişâhîden idiği tezkire-i âliyye-i husûsiyye
ile teblîğ olunmasıyla mezkûr tezkîre ve arîza meyâne-i âcizânemizde
kırâat ve mütâlaa kılındı. Müfettiş-i müşârün-ileyhin hulâsa-i
mütâlaât ve ihtârâtı Kürdlerin bulundukları yerlerde meskûn
olan Hıristiyanlar hakkında bazı mertebe vuku' bulan taaddiyâtları
İngiltere ve Rusya devletlerine ol havâlî ahâlî-yi gayr-i müslimesi
için bir hakk-ı himâyet verilmiş olduğundan ve bu hakk-ı himâyet
ise ileride devletçe pek muzır olacağından Kürdlerin a'mâli
tedâbîr ile cümleten taht-ı itâate alınması lüzûmuna binâen
Semih Paşa hazretlerinin me'mûriyyet-i mahsûsa-i muvakkatesini
mes'ele-i ıslâhiyyeye tahvîl ile Erzurum'da bulunan komisyon
hey'etiyle birlikte olarak kuvve-i askeriyye muâvenetiyle işbu
hulûl edecek mevâsim-i sayfın nihâyetine kadar Kürdistânın her
bir cihetince evâmir-i hükûmet-i seniyyenin ser-tâ-ser mer'iyyet
ve cereyânı ve İran hudûdu üzerinde bulunan aşiretler ve rüesâsı
hakkında İran devleti tarafından teşvîkât ve taltîfât icrâsıyla
taraflarına celb ve imâleye çalışmakda idiğinden bunların ol
tarafa geçmemeleri esbâbının istihsâli ile göçebelik hâlde bulunanların
sûret-i iskânları husûsunun ve rüesâ ve mu'teberânıyla söyleşilerek
ve mümkin-ül-âsaf bazı istidâları olduğu hâlde onların dahi
kabul edebileceği tefhîm edilerek bu emr-i mühimmin husûlüne
dahi sarf-ı sa'y olunmakla beraber Nesturî tâifesinin sâkin
oldukları cebel-i Ezir(?) vakt-ı zarfında Kürdistân'ın Karadağ'ı
olacağından ve birkaç seneden beri idâre-i umûr-ı ruhâniyyelerinde
bulunan Piskopos Tiflis ile münâsebet peydâ etmiş olduğundan
bunun celb ve te'mîn ve taltîfi ve Şeyh Ubeydullah ile mahdûmunun
oralarca olan nüfûz u haysiyyelerinden istifâde olunmak üzere
haklarında hürmet ve riâyet ibrâzıyla ba'de-t-te'mîn iskân-ı
aşâir husûsunun kendisiyle müzâkere edilmesi lüzûmunu mutazammın
bulunmuştur. Vâkıâ Rumeli'nin nezâket-i hâli şimdi Anadolu tarafına
intikâl etmeye başlayıp işbu kıt'ada meskûn olan Hıristiyanların
cezb-i teveccüh ve muhabbetleri maddesi devletin müşârün-ileyhümâ
beyninde bir mes'ele-i müsabâkat ihdâs etmiş oralarca ecânibin
i'tirâz ve şikâyetine mahal kalmamak üzere hâlen ve zemânen
mütehattim olan ıslâhâtın icrâsı devlet-i âliyye için hakikaten
mevâdd-ı mühimme ve müste'celeden olmasına ve tâife-i Ekrâdın
vuku'a gelmekde olan hareket-i nâ-sezâlarının önü alınamayacak
olursa bunun akıbeti dahi pek vahim olacağı tabîî bulunmasına
binâen müfettiş-i müşârün-ileyhin ihtârı vechile bu babda Semih
Paşa hazretlerine ve asliyye-i nezâret-i celîlesinden etrâflı
bir ta'lîmât i'tâsı ve bir de Dersim için mutasarrıf ta'yini
esâsen mukadder olup bu da ol havâlîce husûl-ı âsâyiş ve inzibâta
ve ahâlinin nüfûz-ı hükûmete alışmalarına murâd olacağı cihetle
dâiresi nerelerden teşkîl olunacağı nezâretçe kararlaşdırılmak
ve me'mûriyyeti ba'de-i arz ve istizân olunmak üzere münâsib
bir mutasarrıf intihâbı husûsunun dahi nezâret müşârün-ileyhine
havâlesi müfettiş-i müşârün-ileyhe dahi hâzır olduğu hâlde müttehiden
tensîb edilmiş olmakla ol babda kat'î ahvâlde emr ü fermân veliyy-ül-emr
efendimizindir.
Fi 1 Safer 1297 ( 14- 01- 1880)
BELGE 2
Belge No.: YA-RES 9/23
Belgenin Özeti
[İran hududunda meydana gelen heyecanın ve hareketlenmenin
Şeyh Ubeydullah'ın hareketinden kaynaklandığı anlaşılmış, bu
arada Rus Devleti'nin de Nahçıvan'a ve Osmanlı sınırına asker
sevk ettiği öğrenilmiştir. Bunun üzerine Tebriz konsolosu durumu
Ruslara sormuş ve Ruslardan sınırlarımızı korumak için asker
naklediyoruz cevabını almıştır. Ayrıca yapılan araştırmaya göre
yapılan yığınağın, on dört tabur ile iki batarya toptan oluştuğu
anlaşılmıştır.
İşte tüm bu durumlar ışığında Meclis-i Vükela toplanmış
ve bu konuları görüşerek bazı kararlar almıştır: İranlıların
talepleri dile getirilmiş ve Osmanlı tarafından İran'a saldırıp
hasar verenler varsa derhal tahkikat yapılarak bunların tespit
edilmesi gerektiği belirtilmiş, ancak İran'dan Osmanlı topraklarına
saldıran aşiretlerin de engellenmesi hususunun İran büyükelçiliğine
bildirilmesi kararlaştırılmıştır.
Malum savaştan sonra (Burada 1877-78 Osmanlı-Rus savaşından
bahsediliyor) bölgede Osmanlı devletinin kontrolü zayıflamış,
Kürtlerin çoğunlukta bulunduğu bölgelerle, Ermenilerin büyük
oranda yaşadıkları Van ve Hakkari'de Şeyh Ubeydullah önderliğinde
hareketler başlamıştır. İran'ın bu durumda Osmanlı'dan istediği
yardım yerine getirilmezse öyle anlaşılıyor ki Rusya'ya başvuracaklardır.
Zaten Rusya'nın da sınıra asker yığmaya başlaması bunun göstergesidir.
Tarafsız devletlerin elçilerinin de uyardıkları gibi Rusya'nın
niyeti kendi sınırlarını korumak değil, bölgeye müdahale etmektir.
Bu nedenle gerekli önlemler derhal alınmalıdır. Öncelikle bir
teftiş heyeti kurularak bölgeye gönderilmeli ve raporlara göre
gerekli önlemler derhal alınmalıdır. Bu nedenle, Telgraf Nazırı
Haydar Efendi ile, Amare (Bağdat'a bağlı) mutasarrıfı Kemal
Efendi'nin bu tahkikat komisyonunun başına geçirilmesi ve derhal
bölgeye gönderilmesi kararı alınmıştır.]
1.
Atûfetlü Efendim Hazretleri
Hudûd-ı İraniyye dahilinde zuhûra gelen kıyâm ve heyecân
Şeyh Ubeydullah ile avanesinin tahrîkât ve igfâlâtından münbais
olduğu hakkında İran devleti tarafından der-miyân olunan şikâyâtın
tahkîk ve terkikîyle şâyet bizim taraftan hudûdu tecâvüz edenler
var ise men'ine ve tedâbîr-i lâzımenin ittihâz ve icrâsına memûr
olmak ve dâire-i askeriyyeden dahi münâsip bir zât terfîk edilmek
üzere telgraf nâzırı sâbık atûfetlû Haydar Efendi hazretleriyle
Amare mutasarrıfı Kemali Efendinin birinci ve ikinci komiser
sıfatıyla ta'yîn ve igrâmları ve teferruâtı hakkında meclis-i
vükelâdan kaleme alınan mazbata melfûfatıyla maân arz ve takdîm
kılınmağla karar-ı müzâkere hakkında emr ü irâde-i seniyye-i
cenâb-ı padişâhi her ne vechile şeref-sudûr buyurulur ise hükm-i
celîli icrâ olunacağı beyânıyla tezkire-i senâ-verî terkîm olundu
efendim
1 Safer 1298 / 21 Kanûn-ı Evvel 1296 ( 02-
01- 1881)
2.
Ma'rûz- ı çâker-i kemîneleridir ki
Rusya devleti tarafından Nahçıvana ve hudûda asker sevk olunduğu
ve bunlar sebebiyle gelen askerin mikdârı hakkında Tebriz şeh-benderliğinden
bâ-tahrîrat i'tâ olunan ma'lûmâta havî Vanda bulunan Dördüncü
Ordu-yı Hümayûn Müşîri Devletlü Nâfiz Paşa hazretleri tarafından
sudûr-ı telgrafnamenin hallî sûreti leffen huzûr-ı sâmiyyen
dâver-i efâhimle takdîm kılınmış olmağla ol babda emr ü fermân
hazret-i veliyy-ül-emrindir
24 Muharrem 1298 / 15 Kanûn-ı Sâni 1296 (
26- 12- 1880)
3.
Vanda Dördüncü Ordu-yı Hümâyûn Müşîri Mahmud Paşadan Harbiye
Nezâretine mevrûd
14 Kânun-ı evvel 1296 tarihli ve şifreli telgrafnamenin hallî
sûretidir.
Rusya devleti tarafından Nahçıvana ve hudûda kuvve-i külliyye-i
askeriyye sevk olunmakda olduğu istihbâr olunması üzerine devlet-i
müşârün -ileyhanın Tebrizde mukîm konsolosundan kuvve-i mezkûrenin
vürûdları sebebi suâl olundukda hudûdlarının muhâfazası için
olduğu cevâbı alındığı ve muahharen olunan tahkîkât ve mesmûâta
göre kuvve-i mezkûrenin on dört tabur ile iki batarya topdan
ibâret idigi anlaşıldığı Tebriz şeh-benderliğinden el-yevm alınan
26 Teşrîn-i Sani 1296 tarihli tahrîrâtda iş'âr olunmağla arz
ve malûmât olunur.
4.
Van vilayetinden makâm-ı sâmî vekâlet-penâhîye meb'ûs telgrafname
hallî
Rusya tarafından Nahçıvan ve hudûda sevki istihbâr olunan
ve lede-s-suâl esbâbı hudûdun muhafâzası için olduğu Tebriz
Rusya konsolosu cânibinden beyân olunan kuvve-i külliyye-i askeriyyenin
on tabur ile iki batarya topdan ibâret idiginin tahkîkât-ı ahîre
üzerine anlaşıldığı Tebriz şeh-benderliğiden müşîr paşa hazretlerine
mevrûd 27 Teşrîn-i Sani 1296 tarihli tahrîrâtın iş'âr olunmağla
fermân.
14 Kanûn-ı Evvel 1296 ( 26- 12- 1880)
5.
MECLİS-İ VÜKELA MAZBATASI
Hudûd-ı İraniyye dâhilinde zuhûra gelen kıyâm ve isyân Şeyh
Ubeydullah ile Hamza Ağa menkûrun tahrîkâtından münbais olduğu
beyânıyla bunların ve bizim taraf aşâir ve Ekrâdından hudûd-ı
İraniyyeye tecâvüz edenlerin te'dîb ve terbiyeleri ile hudûdun
muhâfazası İran sefâretinden bâ-takrir taleb olunmuş olunduğu
gibi İran Şahı hazretleri tarafından dahi Tahran sefâret-i seniyyesine
şifâhen bu yolda ifâdât vuku' bulmuş ve muhâfaza-i hudûd için
iktizâ edenlere evvel ve âhir icrâ-i teblîgât edilmiş olub ancak
tebaa-i saltanat-ı seniyyeden hudûd-ı İraniyyeye tecâvüz edenlerin
te'dîbi bahsine gelince aşâir-i İraniyyeden dahi öteden beri
bizim taraf ahalisi haklarında icrâ-yı mezâlim ve ta'dîyât edenlerin
icrâ-yı mecâzâtıyla muâmele-i mütekâbele-i irâesi lâzım geleceğinden
bizim taraf aşâirinden öte tarafa îfâ'-yı hasar edenler var
ise bi-l-tahkîk anların ba'de-mâ bu misillu ahvâl îfâ edememeleri
mümkün ve usûlen mütehattim olan tedâbirin istihsânı için mahalline
bir heyet-i mahsûsa irsâli müsemmem olduğu cihetle İranîler
tarafından dahi tebaa-i Osmaniyye haklarında vuku'undan şikâyet
olunan mazarrat ve hasârâtın men'i esbâbının istihsâl ve temîni
lüzumu meclis-i âcizânemiz kararıyla Hariciyye Nezâretinden
İran sefâretine teblîğ olunmuşdur.
Hudûd-ı Devlet-i Aliyyenin ehemmiyet-i tabîiyyesi muhârebe-i
sâbıkadan dolayı kesb eylediği inkılâbâtdan nâşi bi-l-vücûh
tezâyüd etmekle beraber Ekrâd ve aşâirin mecmû' olmasından ve
diğer taraflardan Ermenilerin ekseriyeti dahi Van ve Hakkari
cihetlerinde bulunmasından dolayı Şeyh-i mûmâ-ileyh gibi beyn-el-aşâir
mevcûd olan nüfûzunu ahvâl-i mevki'yyeye ve menâfi' devlete
muvâfık olmayacak sûrette isti'mâl ile böyle gavâil zuhûruna
sebeb olanların men'i harekâtı ferâiz-i umûrdan olduğu gibi
İran sefîrinin dahi işbu harekât-ı âsiyâniyyenin def'i ve ref'iyle
heyecânın henüz zâil olamamasını Şeyh-i mûmâ-ileyhin tahrîkâtına
atıf ile bunlar te'dîb ve hudûd üzerinden tebâ'id olunmadıkça
istikrâr-ı âsâyiş kâbil olamayacağından ve bu babda devlet metbûâsının
taraf-ı devlet-i aliyyeden ümîd-i muâ'venetden meyus olduğu
hâlde diğer bir çare taharrîsine mecbûr olacağından bahisle
Rusya devletine müracaât edeceklerini telmîhen vuku' bulan ifâdâtı
ve Rusyalının Nahçıvana ve hudûda asker sevk etmekde olduğuna
dair Dördüncü Ordu-yı Hümâyun Müşîriyyetinden Harbiye Nezâretine
ve Van vilâyetinden bab-ı âliye gelen ve leffen arz ve takdîm
kılınan telgrafnâme mündericâtı dahi nazar-ı dikkat ve ehemmiyyeti
câlib görünmüşdür.
Egerçi Rusyalının hudûd-ı İraniyyeye asker sevk etmesi zâhiren
hudûdu muhâfaza ve icâbı hâlinde İranlıyı müzâhere maksadına
mahmûl ise de hakikâti devlet-i aliyye ile İran devleti arasında
tabi'ül-muhâfaza olan münâsebeti ihlâl ile oralarca menâfi'-i
devletine muzır müdâhelât îka' arzına mütebenni olarak bu surat
hâlen ve aynen bizim için muhâzir-i âzimeyi istilzâm edeceği
derkâr olub bu işin devlet-i aliyyece tedâbir-i mümkine ittihâz
ve icrâsıyla biran evvel önü alınmasının lüzûm ve ehemmiyyeti
hakkında bazı bî-taraf devletler süferâsının ma'ruz-ı hayr-ı
hevâhiden vuku bulan ihtârâtı dahi şu mütâlaata dâir olduğundan
maslahatın kesb eylediği ehemmiyete göre bir tedbîr ittîhazı
lâzımeden ve şimdiki hâle göre mes'ele İranîlerin şikâyâtından
ibâret olub kâbil-i tahkîk bir şey denilemeyeceği umûr-ı bedîhîyeden
olmağla evrak-ı iştikâye üzerine bilâ-taraf icrâ-yı tahkîkât
ile tebin edecek hale göre icâbına bakılmak üzere evvel emirde
karar-ı vâkıa tevfîken bir heyet-i tahkîkiye tayin ve îzâmı
iktizâ-yı maslahata muvâfık görünmekle beraber bu sûret-i şikâyât
vakalarının devlet-i aliyyece nazar-ı itibârâ alındığını arâi
ederek İranîlerin Rusyaya temâyül mecbûriyyetini def' edeceği
İran sefîrinin esnâ-yı mukâlemede henüz heyet-i tahkîkiyenin
dahi gönderilmediğini îrad etmesiyle müstedill idiğinden heyet-i
mezkûrenin hemân intibâh ve îzâmıyla karar-ı vâkıaın ibrâz-ı
faâliyâtı lüzûm ve vücûbu tayin etmiş ve telgraf nazırı sabık
Haydar Efendi hazretleri mukaddema iki def'a Tahran sefâret-i
seniyyesinde bulunarak oraların ahvâl ve âdâtına tamâmıyla matlu'
ve şu hidmet-i mühimmeyi hakkıyla ifâya muktedîr bendegândan
bulunmuş olduğundan dâire-i Harbiyyeden dahi münâsib bir zat
terfik olunmak üzere müşârün-ileyhin birinci ve geçende Amare
mutasarrıflığına tayin olunan Kemal Efendinin dahi ikinci komiser
sıfatıyla ve ber-minval-i ma'ruz hudûd-ı İraniyyeyi tecâvüz
edenler var ise onların müsâraaten bil-tahkîk men'i ve sâir
lâzım-ül ittihâz olan tedâbir ve muâmelâtın icrâsı me'muriyyetiyle
evrâk-ı iştikâyenin kendilerine verilerek hemân seriyyen îzamları
ve müşâr ve mûmâ-ileyhümaya Anadolu cihetine gönderilen birinci
ve ikinci teftîş memûrlarına verilen maaşlara tevfîken ilk tahsîsiyle
iş bu maaşlar ile kararnâme hükmünce iktizâ eden harcırahlarının
dahi mesârif-i fevkalâde meyânında tesviyyesi bi-l-ittihâd tezekkür
ve tensîb kılınmış olmağla kati' ahvâlde emr-ü fermân hazret-i
veliyy-ül-emr efendimizindir
Fi 1 Safer 1298 / 21 Kanun-i evvel 1296 ( 02-
01- 1881)
BELGE 3
Belge No.: YA-HUS ( Yıldız Sarayı Arşivi Sadaret Hususi
Mruzat Evrakı)167/42
Belgenin Özeti
[Şeyh Ubeydulah Van'ın Erciş kazasında bulunan ahaliye
hitaben bir mektup gönderir, Şeyh mektubunda; İranlıların Müslümanlara
büyük kötülükler yaptığını ve bu nedenle baharın gelmesiyle
birlikte İran'a karşı başlatılacak cihada tüm Müslümanların
katılmaları gerektiğini bildirir. Mektubu getirenlerin şifahen
ayrıca bir mesaj daha ileteceklerini belirten Şeyh, ayrıca bu
ayaklanmanın Osmanlı Devleti ve diğer Avrupa devletlerince de
olumlu karşılandığını ve bunların hepsinin İran'ı kusurlu bulduklarını
belirtmiştir. Farsça olan bu mektup daha sonra Osmanlı Devleti
tarafından ele geçirilmiş ve çevrilerek sadarete sunulmuştur.]
1.
Şeyh Ubeydullah Efendinin Van vilâyeti dahilinde kâin Erciş
kazası ahâlisine hitaben yazmış olduğu halde ele geçirilerek
Dördüncü Orduyu Hümayûn müşiriyyet-i celîlesinden irsal olunan
faris'ül-ibare mektubla tercümesi suretidir.
Erciş kazasıyla o tarafın umûm ahâlisiyle cem-i muhallasan
ve mensubâne selam ve duâ' ederim.
Malûmunuz olsun ki bu sene İranîlerin gözü içlerinde bulunan
Müslümanların başlarına getirdikleri şey hiçbir zamanda görülmemiş
ve işidilmemişdir. Bunun üzerine cümle islâmiyâna vâcib ve farzdır
ki gayret ve hamiyyet-i islâmiyyeti elden bırakmayıb bahar için
cihâd tedârikini görüb mart ahirinde hazır ve muhya olmanız
lazımdır. Bu taraf islâmı cümleten müttefîken ve müttehîd olarak
İran ile olunacak cihâda hazır ve Müslümanların intikâmından
geri kalmayacakları emr-i zâhir olup inşallah-ı teâla sizler
dahil cümleten ittifâk edib baharın cihâdına hazır ve amâde
ve bundan böyle cihâd ele geçmeyeceğinden her kim kendisini
bu hânedânın mahsûblarından add eder ise lâzım gelir ki bu sefer
hayr-ı esere gelmesinde rehâvet ve müsâhile etmesin. Bir de
mektubun hâmillerinde ifâde-i şifâhîye vardır el-hamdüli-llâh
devlet-i aliyye vesâir Avrupa devletleri efkârları muhalasaların
murâdı üzerine olub ve cümleten İranîleri muvâheze ve sâhib-i
taksîr tutmuşlardır. İnşallah bu kere cümleten din yolunda ve
hamiyyet-i islâmiyete merdâne fedâ-yı can ederseniz ziyâde te'kîd
lâzım değildir. Esselam-ı aleyküm.
21 Rebi'ülevvel 1298 ( 20- 02- 1881)
2.
Ma'rûz-ı çâker-i kemîneleridir ki
Şeyh Ubeydullah Efendi tarafından Van vilâyeti dahilinde
kâin Erciş kazası ahâlisine hitâben yazılmış olduğu halde ele
geçirilmiş olan Faris-ül ibâre tahrîrâtın sûretiyle tercümesinin
irsâl kılndığı Van'da bulunan Dördüncü Ordu-yı Hümâyûn müşiriyyet-i
celîlesinden bâ-tahrîrât iş'âr olunmuş olduğundan tahrîrât-ı
merkûmenin tercümesinin ihrâc etdirilen sûreti mazûr-ı âli dâver-i
ifhamıyla buyurulmak üzere leffen huzûr-ı maâlî-i mevkûr vekâlet-penâhîlerine
takdîm kılınmış olunmağla ol babda emr ü fermân hazret-i veliyy-ül-emrindir.
18 Cemâziyelevvel 1298 / 5 Nisan 1297 ( 17-
04- 1881)
3.
Şeyh Ubeydullah tarafından Erciş kazası ahâlîsini cihâda dâvet
yolunda yazılmış ve Dördüncü
Ordu-yı Hümâyûn müşîriyyetince ele geçirilerek Harbiye Nezâretine
gönderilmiş olan tahrîrâtın sûret-i mütercümesi Nezâret müşâr'ün-ileyhinin
tezkiresiyle beraber manzûr-ı âli buyurulmak üzere leffen arz
ve takdîm kılındı efendim.
20 Cemâziyelevvel 1298 / 7 Nisan 1297 ( 19-04-1881)
BELGE 4
Belge No.: YA-RES: 10/12
Belgenin Özeti
[Şeyh Ubeydullah'ın Müslüman ve Hıristiyan halkı birleştirerek
onların hukuklarını muhafaza edeceği bahanesiyle bir isyan hareketine
hazırlandığı İran ve diğer devletler tarafından, Osmanlı Devleti'ne
bildirilmektedir. Şeyh'in Osmanlı sınırında olması ve böyle
bir harekete kalkışmayacağı konusunda herhangi bir garanti verilememesi,
genel kamuoyunu Osmanlı aleyhine çevirmiştir. İran Şahı ise,
Şeyh'in verdiği bunca zarara rağmen, bölgeden uzaklaştırılmasını
dahi istemediğini, sadece Osmanlı'nın, Şeyh'in bir daha böyle
bir şey yapmayacağına ve Osmanlı tarafındaki Kürt aşiretlerin
böyle bir duruma karıştırılmayacağı konusunda garanti vermesini
istediğini bildirmiştir. Aslında Şeyh'in bir daha ayaklanmayacağına
inanılsa, garanti verilerek bu iş halledilebilir. Ancak yapılan
incelemeler ve alınan istihbarata göre İran'ın ve diğer devletlerin
amaçladıkları şudur; Osmanlı böyle bir garanti verdikten sonra
devreye girilerek Şeyh yeniden ayaklandırılacak ve böylece:
- İran Osmanlı'dan zararlarına karşı tazminat talep
edebilecek
- Rusya ve İngiltere İran taraftarlığına kalkışacak
- Ermenistan ve Kürdistan'ın muhtariyetleri talep edilecek.
Zaten Rusya'nın Türkmenler aleyhinde Göktepe bölgesini
işgali ve İngiltere'nin buna ses çıkarmaması, bu iki devletin
Asya konusunda uzlaştıklarını göstermektedir. Kürtler konusunda
da Rusya ve İngiltere'nin ortak davranacağı hissolunmuştur.
Bu nedenle Şeyh ve oğullarıyla görüşülüp, iyi niyetle ikna edilerek
derhal sınırdan uzaklaştırılmaları gerekmektedir. Bu konularda
istihbarat için Tahran'a gitmiş olan Sipahsalar'ın (Serasker,
askerlerin en büyük âmiri anlamında kullanılan bir tabir) verdiği
bilgiye göre; Osmanlı'nın bölgedeki askeri gücünün yetersiz
olduğu ve bu kuvvetlerle bölgedeki asayişi sağlayamayacağı,
Şeyhin ikamet ettiği Nehri bölgesinin Osmanlı nüfuzu dışında
bir alan olması nedeniyle kolayca müdahale edilemeyeceği ve
Şeyh'in hem Osmanlı depolarından, hem de başka yollardan yeni
silahlar edinmekte olduğu bildirilmiştir. Ayrıca Sipahsalar,
Osmanlı'nın bölgeye müdahale edemeyeceği düşüncesi nedeniyle,
İran'ın bölgeye müdahale edebileceğini söylemiştir.
Bu konu görüşülmüş ve alınan diğer bilgilerle beraber,
Şeyh'in Mart sonunda İran'a karşı bir harekete girişeceği saptanmıştır.
Zaten Şeyh'in Erciş'e gönderdiği mektupta bu açıklandığı gibi,
bu isyanın Osmanlı ve Avrupa devletlerince de desteklendiği
bildirilmiştir. Şeyh Ubeydullah'ın, yapılan görüşmelerde defalarca
isyan etmek gibi bir niyetinin olmadığını söylemesine rağmen,
isyan hazırlığı içinde olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle gerekli
tüm askeri tedbirlerin alınması gerekir.]
1.
Hâriciyye Nezâret-i Celîlesi Cânib-i Âliyesine
Devletlü efendim hazretleri
Fi 6 … 1881tarih ve yüz on dokuz numarolu telgrafnâme-i çâkerânemle
arz ve işâr olunduğu vechile güyâ Şeyh Ubeydullah efendinin
tedârikât-ı külliyye ile meşgûl olduğu gibi tarafeyn-i Kürdistânı
ahâli-i İslâmiyye ve Hırıstiyâniyesini birleşdirerek muhâfaza-i
hukukları ser-riştesiyle ilân-ı asiyâne cür'et ve idâre-i muhtâriyyet
talebine cesâret eyleyeceği birkaç günden beri sûret-i mevsûkada
İran ve ecnebi me'mûrları taraflarından rivâyet kılınmakda olduğu
cihetle bu havâdis geçenlerde cana ve mala zarar-dîde olan ve
olmak havfında bulunan ahâli-i İrâniyyeyi fevk-al-me'mûl heyecâna
getirib ahz-i sâr olunmalıdır ve Ekrâdın etdiği yanlarına bırağılmamalıdır
efkârı taammüm eylemiş ve Şeyhin el-yevm hudûdda bulunması ve
hiç olmazsa bu tarafa tekrar tecâvüzü hakkında henüz te'minât
verilmemesi ezhân-ı umûmiyyeyi kâmilen aleyhimize davet etmişdir.
Şâh hazretleri ise Şeyh Ubeydullah'ın ifa' eylediği bunca hasarât
meydanda olduğu halde bunlardan bahs olunmayıb ve hatta teb'îdi
hususûndan dahi sarf-ı nazarla ba'de-mâ ifsâdât ve ilkaât ve
tecâvüzâtdan keff-i yed ile asâyiş-i hudûdu ihlâl eylemeyeceğine
dair cânib-i saltanat-ı seniyyeden taleb-i te'mînât edilmiş
olduğu halde henüz bu babda dahî bir cevâb-ı kat'î verilmemiş
idiginden bahisle her ne denilecek ise serîan bildirilmesini
cânib-i sefâret-i seniyyeden musirr-âne taleb etdirmekde bulunmuş
ve bu babda vüzerât-ı umûr-ı hâriciyyeden bu kerre dahî vârid
olub bir sûreti melfûfâtı nüshalarıyla beraber leffen takdîm
kılınan takrîr-i resmî ile de te'kîd ve isti'câl olunmuşdur.
Eger Şeyh ve tevâbi'nin ba'de-mâ bir güne tecâvüzât ve ilkaâtda
bulunmayacağı bizce muhakkak olubda te'mînât-ı matlube i'tâ'
edilebilmiş olsa işin politikaca olan ciheti reside-i hitâm
olmuş olacak ise de tahkîkât-ı ahîre-i acizâneme göre şu taleb-i
temînât husûsuna muvahhirân Rusyalının parmağı girib taraf-ı
saltanat-ı seniyyeden temînât verildikden sonra teşvîkât-ı ecânib
ile Şeyh mûmâ-ileyhine tecâvüzât ve harekât-ı sâbıkasını tecrîd
eyleyeceği ve bu halde devlet-i İraniyyenin tazmînât talebine
kıyâm edeceği ve tabiî cânib-i bâb-ı âliden olunacak muhâlefet
üzerine Rusya ve İngilterelinin İran tarafdarlığına kalkışacak
ve bir tarafdan dahî el-yevm mevzu'-i bahs olan Ermenistan ve
Kürdistan muhtâriyyet idârelerinin teşkîli sûretini iltizâm
eyleyecekleri ve bir de Rusyalunun Türkmenler aleyhinde olan
galebesi ve Göktepeyi istîlâ edib ileriye müteheyy'i-i hareket
bulunması üzerine İngiltere tarafından kat'â bir şey denilememesi
Asya için beynlerinde bir ittihâd olduğunu isbât eylediğinden
Ekrâd meselesinde dahi Rusyalının İngiltere ile beraber ittifâkı
his olunmuş çâkerlerini teminât-ı matlûbenin i'tâsından ziyâde
Şeyh ve mahdûmlarının hudûddan hüsn-i sûretle te'bidleri ve
tedâbir-i lâzıme-i sâirenin ittihâzı ile asâyîş-i mahalliyye
ve hudûdiyyenin ikmâli ve bu sırada menâfi'miz cümlesinden olan
bazı mevâdd ve şerâ'itin İrana kabûl etdirilmesi saltanat-ı
seniyyece daha hayırlu olacağı cihetine meyl etdirmiş ise de
gerek bu mes'ele hakkında bâb-ı âlînin efkâr ve mütâlaa-i âliyesini
ve gerek ahvâl-i mahalliyyeyi fıkdân-ı talimât ve ma'lûmât cihetiyle
bi-t-tab'iyle bilemediğinden efkâr-ı çâkerânemin ruhiyyet-i
sevâb olub olmadığının temyîzi ârâ-yi sâibe-i mehâmm-perverilerine
menûtdur üç gün mukaddem Tahrana muvâsalat eylemiş olan sipâh-sâlâr
hazretleri vukû' bulan mülâkât-ı acizânemde Van ve Hakkari vilayetlerinde
yalnız üç bin nefer kadar mevcûd asâkir-i nizâmiyye olub bu
kadar kuvve-i askeriyye ile oraların muhâfaza-i asâyişi mümkün
olamayacağından bahs ile beraber Şeyh mûma-ileyhin bulunduğu
Şemdinân nâhiyesi ve ikâmetgâh-ı mahsûs olan Nevçe nâm-ı diğer
Nehri karyesi asâkir-i şâhâneden hâlî ve hukuk ve nüfûz-ı hükûmet-i
devlet-i âliye bu nâhiyede gayr-ı cârî olduğundan Şeyh mûma-ileyhin
keyfe mâ yeşâ oralarda hükûmet ve hareket eylediği gibi civârda
bulunan asâkir-i şâhâne mühimmât ve debo me'mûrlarını igfâl
ile hükümet-i seniyyenin haber ve ıtlâ'ı olmaksızın oralardan
ve hâricden esliha-i cedîde ve mühimmât tedârik ve iştirâsıyla
meşgûl bulunduğunu söylemiş ve güyâ Şeyhin bulunduğu nâhiye
ile mezkûr karye zîr-i idâre-i devlet-i âlîyede bulunmadığından
devlet-i İraniyyenin oralara sevk-i asker eylemeğe hakkı olacağı
zu'munda idigi revş-i hâl ve kâlinden his olunmuş ve şu mâde
dahi ayrıca cây-i dikkat ve ehemmiyyet bulunmuş olduğundan keyfiyyeti
hemân bâ-telgrâf Dördüncü Ordu-yı Hümâyûn müşîrriyyetiyle Van
vilâyet-i celîlesine iş'âr eyledim. Herhâlde emr ü fermân hazret-i
men leh-ül-emrindir.
7 Rebi'ülevvel 1298 / 26 Kânûn-ı Sânî 1296
( 06- 02- 1881)
2.
MECLİS-İ VÜKELA MAZBATASI
Tahran sefâret-i seniyyesinden vârid olup melfûfuyla maan
arz ve takdîm kılınan tahrîrât meâlinden muhât-ı ilm-i âlî buyurulacağı
vechile Şeyh Ubeydullah Efendinin tedârikât-ı külliyye ile meşgûl
olduğu gibi tarafeyn-i Kürdistânı ahâlî-yi İslâmiyye ve Hıristaniyyesini
birleşdirerek muhafaza-i hukukları ser-riştesiyle îlân-ı âsi-yâne
ve idâre-i muhtâriyyet talebine kıyâm eyleyeceği İran ve ecnebî
me'mûrları tarafından rivâyet olunduğu cihetle bu havâdis geçenlerde
leffen ve meâlen zarar-dîde olan ve olmak havfında bulunan ahâlî-yi
İraniyyeyi pek ziyâde heyecâna getirib ahz-i sâr efkârı ta'mîm
eylemek Şeyhin el-yevm hudûdda bulunması ezhân-ı umûmiyyeyi
külliyyen tahrîş etmiş idiği ve Şâh hazretleri ise hasarât-ı
vâkıadan bahsolunmayıb ve hatta Şeyhin teb'îdi husûsundan dahi
sarf-ı nazar olunub yalnız bundan böyle tecâvüzâtdan keff-i
yed edeceğinden mutmain olmak arzûsunda olarak te'mîn mâdesini
sefâret-i seniyyeden musirr-âne taleb ettirmekde bulunmuş ve
bu babda vüzerât-ı umûr-ı hâriciyyeden sûreti melfûf takrîr
ile te'kîd ve istîcâli kılınmış olduğu ve eğer Şeyh ve tevâbi'nin
ba'de mâ bir güne tecâvüzât ve ilkaâtte bulunmayacağı bizce
muhakkak olup da te'mînat-ı matlûbe i'tâ edilebilmiş olsa işin
politikaca olan ciheti resîde-i hitâm olmuş olacak ise de tahkikat-ı
âhireye göre taleb-i te'mînat husûsuna muahheren Rusyalının
parmağı girib taraf-ı saltanat-ı seniyyeden te'mînat verildikten
sonra teşvîkât-ı ecânib ile Şeyh-i mûmâ-ileyhin yine tecâvüz
ve harekâtı sâbıkasını tecdîd eyleyeceği ve bu hâlde devlet-i
İraniyyenin tazmînât talebine kıyâm edeceği ve tabîî cânib-i
bâb-ı âlîde olacak muhâlefet üzerine Rusya ve İngiltereli İran
tarafdarlığına kalkışarak bir tarafdan dahi el-yevm mevzû'yu
bahsolan Kürdistân ile Ermeni sâkin mahallerin muhtâriyet-i
idârelerinin teşkîli sûretini iltizâm eyleyecekleri ve bir de
Rusyalının Türkmenler aleyhinde olan galebesi ve Göktepeyi istilâ
edip ileriye müteheyyi'-i hareket bulunması üzerine İngiltere
tarafından kat'â bir şey denilmesi Asya için beynlerinde bir
ittihâd bulunduğu isbât eylediğinden Ekrâd mes'elesinde dahi
Rusyalının İngiltere ile ittifâkı his olunmuş matlûbenin i'tâsından
ziyâde Şeyh ile mahdûmlarının hudûddan hüsn-i sûretle teb'îdleri
ve tedâbîr-i sâirenin ittihâzı ile âsâyiş ve emniyyet-i mahalliye
ve hudûdiyyenin ikmâli ve bu sırada menâfi-i devletten olan
bazı mevadd ve şerâitin İrana kabûl ettirilmesi saltanat-ı seniyyece
daha hayırlı olacağı gösterilmiş sefâret-i müşârün-ileyhin şu
işârâtı meclis-i vükelâca verilen karârı müeyyid görünmüş olduğu
gibi bu def'a Van vilâyetine gelen telgrafta dahi Şeyh tarafından
Erciş ahâlî-yi umûmiyyesine yazılıb tutulan şukkada İrana tecâvüz-i
ittifâk eden ahâlî-yi İslâmiyye ile beraber hareket olunmak
üzere Mart âhirinde hazır bulunmaları ve devlet-i âliye ile
Avrupa devletlerinin efkârı kendi efkârına muvafık bulunduğu
i'lân olunub mûmâ-ileyh-i maa-t-taltîf icrâ edilen bunca teblîgat
ve kendi tarafından yemîn ile verilen te'mînât üzerine şu i'lân-ı
efkâr-ı sâbıka-i tecâvüz-kârânelerinden kat'â feragât etmediklerine
delîl olduğundan ve eğerçi bizim taraf-ı aşâiriyyenin Şeyhin
efkârına hizmet etmemeleri yolunda taahhüdât ve senedât-ı kuvviyyeye
rabtolunmakta iseler de mûmâ-ileyhin efkâr-ı tecâvüziyyeden
ferâgat etmeyeceği ve vakt-i hareket ve taarruzu takarrüb ettiği
cihetle bunun vehâmet-i azîmesinden korkulduğundan istîzânı
muâmeleye ibtidâr ve sür'atle cevâba intizâr olunduğu ve mezkûr
şukka sûretinin posta ile gönderileceği ve keyfiyet-i taraf-ı
müşîrîden Harbiye Nezâret-i celîlesine bildirildiği beyân olunmuş
olacağından karâr-ı sâbık ma'rûze tatbîken tedâbîr-i lâzımeye
teşebbüs olunması hakkında her ne vechile irâde-i seniyye-i
hazret-i pâdişâhî şeref-sudûr buyuruyor ise muktezâ-yı âlîsi
icrâ olunacağı beyânıyla tezkire-i senâ-veri terkîm olundu efendim.
Fi 18 Rebiülâhir 1298 / Fi 7 Mart1297 ( 19-
03- 1881)
BELGE 5
Belge No.: YA-RES 10/ 59
Belgenin Özeti
[Şeyh Ubeydullah'ın ikna edilerek İstanbul'a getirilmesi
düşünüldüğünden bu konu Şeyh'e iletilmiştir. Gerçi Şeyh İstanbul'a
geleceğini bildirmişse de niyetinin pek de gelmek olmadığı ve
zaman kazanmak istediği düşünülmektedir. Çünkü Şeyh, Osmanlı
Devleti'nin, kendisini, İran'a karşı yürüttüğü mücadelede desteklediği
yolundaki neşriyatına devam etmektedir. Ancak Osmanlı Devleti
bunun doğru olmadığını ilan edince, bazı aşiretler Şeyh'i desteklemekten
vazgeçmişlerdir. Bu nedenle üzüntü içine girmiş olan Şeyh'in
İran tarafına iltica edebileceği düşünülmektedir. Eğer böyle
olursa İranlılar Şeyh'i Osmanlıya karşı kullanabilir düşüncesiyle,
Şeyh'in bir an önce istemese de İstanbul'a getirilmesi ve bölgede
ilanlar dağıtılarak, Şeyh'in yaptıklarının desteklenmediğinin
herkese duyurulması kararı alınmıştır. Ayrıca Şeyh'in İran'a
iltica etmesi durumu için İran sefaretiyle görüşülmesi ve Şeyh'in
onlara ilticasını kabul etmeyecekleri konusunda garanti vermeleri
aksi takdirde Şeyh konusunda Osmanlıya verdikleri şikayeti geri
çekmeleri istenecektir.]
1.
Tezkîre-i Vekâlet Sûreti
Yaverân-ı hazret-i şehriyâriden Musulda bulunan mîr-livâ
saâdetlü Ahmed Râtib Paşa tarafından Şeyh Ubeydullah Efendiye
dâir meşhûdât ve istitlâât-ı husûsiyyesini hâvî atabe-i ulyâ-yı
hazret-i mülûk-âneye arz ve takdîm olunup sûreti irsâl buyurulan
telgrafnâmenin meclîs-i mahsûs-ı vükelâda bi-l-mütâlaa ol babda
ittihâzı lâzım gelen tedâbir ve muâmelâtın kararlaştırılıb hâk-i
pâyi şevket ihtivâ-yı(?) cenâb-ı padişahîye bâ-mazbata arz-ı
irâde ve fermân buyurulduğunu manzur-ı tezkîre-i aliyye-i husûsiyyeleri
ile mezkûr telgrafnâme mütâlaa ve sûret-i iş'âra göre îcâb-ı
maslahat bilâ-taraf müzâkere olunarak ol babta kaleme alınan
mazbata leffen arz ve takdîm kılınmakla icrâ-yı mîr-livâ hakkında
her ne vechile irâde-i isâbet-âde cenâb-ı şehinşahî şeref-sünûh
ve sudûr buyurulur ise icrâ-yı hükm-i celîline ibtidâr edileceği
beyânıyla tezkîre-i senâ-verî terkîm olundu efendim.
18 Cemâziyelevvel 1298/4-6 Nisan 1297 ( 17-
04- 1881)
Hâmiş Sûretidir
Resîde-i dest-i taazzim olan işbu tezkîre-i sâmiyye-i vekâlet-penâhîleriyle
melfûf meclîs-i vükelâ mazbatası manzûr-ı maâli mevfûr cenâb-ı
padişâhî buyurularak zikrolunan mazbatada arz ve istizân kılındığı
vechile Şeyh Ubeydullah Efendi'nin dersaâdete celbinde olunacak
icbâr üzerine şayed İranîlere ilticâ ederse kendisi himâye ile
aleyhimizde istimâl olunmak esâsı dâiresinde İran sefâretiyle
müzâkere edilmek üzere Hariciyye Nezâretine me'zûniyyet itâsı
ve Şeyh'in neşriyâtını tekzîbe îcâb eden mevâki' hükümet-i seniyye
nâmına olarak ilannâmeler dağıttırılmasının dâhi Dördüncü Ordu-yı
Hümâyun-ı Müşîriyyet ve Van vilâyetine teblîği rehîn-i tensîb
âlî-yi hazret-i padişâhî olmuş ve Şeyhin İranlıya dehâlet ve
ilticâsını mani' olacak her güne tedâbir ve esbâbın tamamıyla
ittihâz ve istihsâline bezl-i mesahi eylemesi zımnında müşîriyyet-i
müşârün-ileyhâya teblîgât-ı ekberde ve katabe-i icrâsı dahi
irâde ve fermân buyurulub mazbata-i mezkûre iâde kılınmış olmakla
ol babda
20 Cemâziyelevvel 1298 / 8 Nisan 1297 ( 19-
04- 1881)
2.
MECLİS-İ VÜKELA MAZBATASI
Şeyh Ubeydullah Efendinin davetine dair şeref-sâdır olan
emr ü fermân-ı hümâyuna hazret-i padîşâhî üzerine vâki'olan
teşebbüsât ve istıtlââtına dair me'mûriyyet-i mahsûsa ile ol
tarafda bulunan yâverân-ı sefâret-i şehriyariden Ahmet Ratib
paşa cânibinden takdîm olunan telgrafnâme ol babda müteallik
buyurulan irâde-i seniyye-i cenâb-ı padîşâhîye mutazammın tezkire-i
husûsiyye ile bu günki meclis-i acizânemizde mütâlaa olunan
telgrafnâme-i mezkûreyi hulâsa-i meâli Şeyh mûmâ-ileyh davet-i
seniyyeye arz-ı memnûniyetle beraber bu babda hâk-i pây-ı âlîye
bazı mahâzîr arz etmiş olduğundan yine azîmeti fermân buyrulur
ise imtisâl edeceğini der-miyân etmekde ise de kendisi dersaadete
azimet niyetinde olmayıb maneviyyâtını icrâ için vakit kazanmak
fikrinde ve tehiyyât ve tecâvüzâta dair ilânât ve neşriyyâtını
devlet-i âlîyyenin rey ve talimâtına isnad eylemekde olduğundan
işbu davet-i seniyyenin bir dereceye kadar intişârıyla harekât
ve ilânâtının hallaf-ı maraz-ı âli olduğu anlaşılmasıyla aşâirden
birtakımı Şeyhinden yüz çevirib bu hâlden kendisi ye's ve fütûre
düşmüş olduğu ve Kürdistandan ayrılması işine gelmeyeceğinden
İranîler ile bi-l-muhâbere temîn edilir ise İrana ilticâ edeceği
mütâlaasına göre şimdiden bu cihetin taht-ı te'mînât-ı resmiyyeye
alınması lüzûmunu havî idiginden iktizâ-yi hâli bilâ-taraf müzâkere
edildi. Şeyhin teşebbüsât ve tahrîkâtından İraniler ile beraber
Rusyalılar dahi şikâyet ederek devlet-i âlîyyece bir tedbîr-i
ittihâz olunmadığı hâlde Şeyhi takîbe mecbûr olacaklarını resmen
ifâde etmekde bulunmuş ve Şeyh mûmâ-ileyh dahi her nasılsa igfâlâta
kaymış olduğundan şu aralık bir münâsib sûretle oradan kaldırılmış
şikâbât ve müdâhilâtın önü alması maksadına ve davet-i seniyye
dahi bu mütâlaa üzerine meclis-i acizânemizce verilen karara
mütebenni olub ancak şeyhin rızâsıyla dersaâdete azîmet etmeyeceği
anlaşılmış ve icbâr edilecek olur ise İranîlere ilticâ etmesi
melhuz olub ol halde İranîlerin Şeyhi bizim aleyhimizde istimaal
ve şimdi İranîlerin etdiği şikâyet bize intikâl eyleyeceği mütâlaasına
binâen ol emirde İran sefâretiyle müzâkere edilmesi lâzıme-i
hâlden görünmüşdür. Çünkü Şeyh mûmâ-ileyhin oradan kaldırılmasına
esâsen İranîler tarafından vukû' bulan şikâyet üzerine teşebbüs
edilmiş olduğu cihetle kendisinin icbârı halinde onlara ilticâ
edecek olur ise kabûl etmeyeceklerini İranilerin resmen te'mîn
etmeleri ve buna muvafakât etmezler ise şikâyetden vazgeçmeleri
lazım geleceği gibi İranîler tarafından böyle bir te'mînât verildiği
takdîrde dahi Şeyhin behe-mahal oradan kaldırılması zarûri olarak
bu cihetinin İranîlerden alınacak cevab üzerine icrâ-yı icâbe
ve Şeyh mûmâ-ileyh harekâtını devlet-i âlîyyenin rızâsına isnâd
ile aşâiri igfâl eylemekde olduğundan bu neşriyyâtın muvâfık
neffi ol emr olmadığını işidenler kendisinden yüz çevirmekde
olduğu gibi geçende meclis-i acizânemiz kararıyla güşîde olunan
telgrafname üzerine neşriyyât-ı mezkûre Dördüncü Ordu-yı Hümâyun
müşirriyeti ve Van vilâyeti cânibinden tekzîb etdirilmiş idiginden
bu sûretin her tarafca ilânıyla Şeyhin igfâl ettigi aşâiriyle
aralarına tefrîk düşürülmüş tezkîr ve tensîb kılınmış olmağla
rehin-i tasvib-i alî buyurulduğu hâlde şu esâsı dairesinde İran
sefâretiyle müzâkere edilmek üzere Harbiyye Nezâretine mezûniyyet
itâsıyla Şeyhin neşriyyâtını tekzîben icâb eden muvâkıa hükûmet-i
seniyye nâmına olarak ilân-nâmeler dağıdılmasına dahi müşîriyyet
ve vilâyet müşarün-ileyhimâya teblîği bâbında ve kât'iyye-i
ahvâlde emr ü fermân hazret-i veliyy-ül-emr efendimizindir.
18 Cemâziyelevvel 1298 / 5 Nisan 1297 ( 17-
04- 1881)
Notlar:
* Bu yazı; Vesta Dergisi, Sayı 6, Yıl 2006'da yayımlanmıştır.
[1] Celile Celil, 1880 Şeyh Ubeydullah Nehri Kürt Ayaklanması
(İstanbul: Pêrî Yayınları, 1998).
[2] Wadie Jwaideh, Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi Kökenleri
ve Gelişimi (İstanbul: İletişim Yayınları, 1999).
[3] Martin von Bruinessen, Ağa, Şeyh, Devlet (İstanbul:
İletişim Yayınları, 2003), s. 341, ayrıca a.g.e. s. 268
ve devamı.
[4] Martin von Bruinessen, a.g.e., s. 341-342.
[5] Martin von Bruinessen, a.g.e., s. 347.
[6] Wadie Jwaideh, a.g.e., s. 144.
[7] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, T.T.K Yayınları,
Ankara 1988, Cilt 8, sayfa 76; François Georgen, Osmanlı
İmparatorluğu Tarihi (İstanbul: Cem Yayınevi, 1995),
Cilt 2, s. 145.
[8] Celile Celil, a.g.e., s. 55.
[9] Bu söylentinin güçlenmesine neden olan en önemli şey
Berlin Antlaşması'na konulan bir maddedir. Antlaşmanın 61.
Maddesine göre; "Bab-ı âli Ermenilerin sakin oldukları
eyâletlerde ihtiyâcât-ı mahalliyenin îcâb ettiği ıslâhat
ve tanzimâtı bilâ-tehir ihrâ ve Ermenilerin emniyetini Kürdler
ve Çerkeslerden muhâfaza edeceğini tehid eder."
[10] İran'a karşı yürütülen mücadeleye dini bir nitelik
de kazandırıldığına dair bakınız; BOA, YA-HUS 167/42 (Belge
3).
[11] Celile Celil, a.g.e., s. 90 ve devamı.
[12] Bu konuda bakınız; W. Jwaideh, a.g.e., s. 162 ve devamı.
[13] Bakınız; BOA (Başbakanlık Osmanlı Arşivi),YA-RES (
Yıldız Sarayı Arşivi Sadaret Resmi Maruzat Evrakı) 5/17
(Belge 1).
[14] Bakınız; BOA, YA-RES 9/23; YA-HUS (Yıldız Sarayı Arşivi
Sadaret Hususi Maruzat Evrakı) 167/42; YA-RES 10/12; YA-RES
10/59. (Belge 2-3-4-5)
[15] Bakınız BOA, YA-RES 8/23. (Bu belgeyi ve isyanla ilgili
diğer Osmanlı belgelerini, hazırlamakta olduğumuz daha geniş
kapsamlı bir çalışmada okuyucuya sunacağız.)
[16] Celile Celil, a.g.e., s. 113.
[17] Rus Devlet Arşivi belgelerinden aktaran Celile Celil,
a.g.e., s. 114.