Bağımsız Yayıncıların Gerçek Sorunu Nerede Yatıyor?
Taylan Doğan
2 Mart 2008
Şubat ayında aralarında Belge Yayınları, Ceylan Yayınları,
Evrensel Basım Yayın, Güncel Yayıncılık, Ozan Yayıncılık, Özgür
Yayınları, Pencere Yayınları, Peri Yayınları ve Varlık Yayınları’nın
da bulunduğu 19 yayınevi [1] bir deklarasyon yayımlayarak Türkiye’de
gerek kitap gerekse dergicilik alanında bağımsız yayıncığın sonunun
geldiği konusunda uyarıda bulundular. Böyle giderse okurun, bağımsız
yayıncıların önemli bir katkısının olduğu kitap/dergi çeşitliliğinin
yerine tek tipleşmeye mahkum bir yayıncılık dünyasıyla karşı karşıya
kalacağını belirttiler. [Söz konusu deklarasyon aşağıda ek 1’de
verilmektedir.]
Deklarasyon imza atan yayınevlerinin başlıca şikayet konuları
şöyle özetlenebilir:
a) Yayıncılık dünyasında dağıtımdan satış ve reklam/tanıtım
kanallarına kadar büyük medya gruplarının denetiminin had safhaya
ulaşmış olması;
b) Holding yayıncılığının aynı zamanda okurların beğenisini ve
dolayısıyla hangi kitabın satıp satmayacağını da şekillendirebilecek
bir güce erişmiş olması;
c) Dağıtım şirketlerinin enerjilerini yayıncı tekellerinin
ürünlerine ayırmak zorunda kalması ve bağımsız yayıncıların “konu
mankenine dönüşmesi”;
d) Dergi yayıncılığı alanında Doğan grubuna bağlı olan Yay-Sat
dağıtım firmasının, bağımsız dergilerin yaşamasını zora sokan yeni
koşullar dayatmış olması;
e) Ders kitaplarının ücretsiz olarak dağıtılmasıyla birlikte
bağımsız kitapçıların art arda kapanmaya başlaması;
f) AKP’li belediyelerin ve Kültür Bakanlığı’nın kaynakları tek yanlı
kullanarak kendilerine yakın olan yayınevlerini desteklemesi;
g) Ve son olarak, ifade özgürlüğü ile ilgili düzenlemelerin de
yayıncıları zor durumda bırakması.
***
Bazı bağımsız yayınevlerinin yayımladıkları metinde yukarıdaki haklı
sorunlar dile getiriliyor. Fakat ardından imzacı yayınevlerinin kısa
ve orta vadede hangi ortak projeleri hayata geçireceği ve okurun bu
projelere destek olmak için neler yapabileceği konusunda hiçbir
bilgi verilmiyor. Bu yüzden, deklarasyonu okuyan kitap okurları
bağımsız yayıncılığın tehdit altında olmasından endişe duyuyorlar,
fakat deklarasyonun amacının tam olarak ne olduğunu da
anlayamıyorlar. Bağımsız yayıncıların sorunlarını aşmak üzere
alternatif yapılar içinde bir araya gelmesinin bir ön adımıyla mı,
yoksa şikayet yönü ağır basan bir metinle mi karşı karşıya
olduklarına karar veremiyorlar.
Halbuki ülkemizde özellikle 2000’li yıllarla birlikte hız kazanan
yayıncılık alanındaki tekelleşme eğilimleri karşısında bağımsız
yayıncıların ne tür adımlar atabileceği bir sır değil. [2] Nitekim
daha önceleri bizimle oldukça benzer süreçleri yaşayan ABD ve
Avrupa’daki bağımsız yayıncıların ortaklaşma deneyimleri de esin
verici olabilir.
Türkiye’de bağımsız yayıncılar, doğası gereği tekelleşen
“piyasa”da boğulup gitmek istemiyorlarsa geçmişte birçok yayınevinin
ortaklaşa kurduğu dağıtım oluşumlarını (örneğin DADA ve PİA
deneyimleri) eleştirel bir gözle yeniden değerlendirebilirler.
Böylelikle karşılıklı güven ilişkisine ve dayanışmacı ilkelere
dayanan ortak dağıtım şirketleri oluşturabilirler. Nitelikli
kitapların bulunduğu, kendi kitaplarının satış noktası olarak da iş
görebilecek bağımsız kitabevleri açabilirler. Bunların biraz daha
orta vadeye ilişkin projeler olduğu ve sermaye yetersizliği
yaşandığı söyleniyorsa, ortak kitap kulüpleri kurabilirler. Örneğin,
yaygın bir üyelik kampanyası başlatabilir ve düzenli bir üyelik
ücreti karşılığında yüksek indirimler sağlayarak kitap üretimi için
ön-finansman oluşturabilirler. Bağımsız yayıncılar için düzenli bir
gelir kaynağının ne kadar önemli olduğunu herkes tarafından
biliniyor. Ayrıca gelişen internet teknolojisi bağımsız yayıncılara
kaliteli bir internet sitesi kurarak kendi kitaplarını tanıtma ve
on-line satışa sunma fırsatı da tanıyor. Tarafsızlığını büyük ölçüde
yitirmiş ve artık sadece büyük yayıncılara hizmet eden kitap
dergileri/ekleri karşısında yayınevlerine eşit mesafede duran ve
nitelikli kitap eleştirilerine yer veren bir kitap dergisi
yayımlayabilirler. Böyle bir girişim, bağımsız yayıncıların
prestijini de önemli derecede artırabilir.
Öneriler çoğaltılabilir. Bize göre burada asıl üzerinde durulması
gereken, hemen her bağımsız yayıncının aklına gelmesine karşın buna
benzer projelerin niçin hayat bulamadığıdır. Bağımsız yayıncılık
dünyasında karşılıklı güven eksikliğinin bunda bir rol oynadığı
söylenebilir. Bağımsız yayıncıların gerek kendi aralarında gerekse
çalışanları ve çevirmenleriyle kurdukları ilişkilerde etik kurallara
sıkı sıkıya bağlı kalmaları, holding yayıncılığıyla aralarındaki
farkı vurgulamak açısından büyük önem taşımaktadır. Gelecekte
kurulabilecek ortak yapıların sağlıklı işleyebilmesi biraz da
bağımsız yayıncılık kavramında örtük olarak var olan “hakkaniyet,
güven, dayanışma” gibi ilkelerin bugünden yaşama geçirilmesine
bağlıdır.
Fakat bağımsız yayıncıların piyasaya dönük haklı eleştirilerinin
ortak projeler üretme noktasında bir inisiyatife dönüşememesinde
yılların getirdiği alışkanlıklar da bir o kadar etkili olmaktadır.
Uzun yıllar Türkiye’de bağımsız yayıncılar “nitelikli veya muhalif
kitaplar” üretirken piyasayla kurdukları ilişki tarzı diğer
yayınevlerinden farklı olmadı. Herkes kendi kitaplarını mevcut
dağıtım ağı üzerinden dağıttı, bağımsız kitapçılar fazla olduğu için
kitaplar raflarda kendilerine yer bulabildi ve henüz büyük sermaye
yayıncılığa girmemiş olduğundan ödemeler gecikmeli de olsa
alınabildi. Ne zaman ki sermaye yayıncılığı güçlendi, işte o zaman
bağımsız yayıncılar denizin kendileri için bitmekte olduğunu fark
etmeye başladılar. Öyle sanıyoruz ki bundan sonra sadece kitap
üretmekle değil, alternatif mekanizmalar geliştirmekle de
ilgilenmemiz gerekecek. Bundan 5-10 yıl öncesine kadar bizi bu kadar
olumsuz şekilde etkilemeyen “piyasa”nın eninde sonunda güçlülerden
yana işlediğini ve bize düşenin farklı kanallar inşa olduğunu
hatırlamamız gerekecek.
Ek: 1
BAĞIMSIZ YAYINCILIĞIN SONU MU?
Biz bağımsız yayıncılar tarafından kaleme alınan bu metin bir
bildiri değildir, bir dayatma asla değil… Bu yazıda amaçlanan şey;
bir siyasi duruşun, bir siyasal görüşün propagandasını benimsetmek,
yaymak; bir partinin program takdimini yapmak, dünyaya bakışını
sunmak değildir. Burada siyaset yapılmamaktadır. Aşağıda imzası olan
farklı çizgideki biz yayıncılara tek tek bakılınca, bunun böyle
anlaşılması gerektiği çok net bir şekilde görülecektir. Ve şu da
görülecektir ki, aşağıda imzası olan yayıncıların ortak özelliği
başına buyruk olmaktır, kimsenin onayına, kimsenin iznine gereksinim
duymadan, dilediği davranışı sergileyen ve zaman zaman mucize
sonuçlar da alabilen bir yapıda olmamızdır. Bunun kısaca tanımı ise
şudur: Bağımsız bir duruş sergilemek.
İşte şimdi tam da bu noktada, bu bağımsız duruşun bedeli bize
-dolayısı ile siz okurlara- ödettirilmek isteniyor.
Biz ve bizim gibi bağımsız yayıncılar her taraftan sıkıştırıldık,
her yandan kuşatıldık. Ortalıktan çekilmek, yok olmak tehlikesi ile
karşı karşıyayız, mevcudu kalmayan nesneye dönüşmek, yok pahasına
gitmek üzereyiz.
Bir yanımızdan holding, banka, medya yayıncılığı, bir yanımızdan
korsan yayın ve diğer başka bir yanımızdan da tek tipleşmiş bir
Millî Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı ve belediyeler, bize
cehennem azabının ne olduğunu göstermişlerdir.
Bizlerin yayınladığı eserler, yazılı ve görsel medyada yer
bulamamaktadır. Basının adına medya denmiş, bu sözsel değişimle
birlikte birtakım yeni anlayışlar hâkim olmaya başlamıştır. Ve artık
içinde bulunduğumuz dönemde ise medya adı da geçmişte kalmış, evrim
geçirip tekelci medyaya dönüşmüştür. Artık esas olarak, kapalı devre
bir tanıtım, kapalı devre bir sunum yapılmaktadır. Tanıtım ve
sunumlarda, bol reklâm veren ve bol reklâm alan boyutunun
gerektirdiği her türden ilişki, kapalı devre paslaşmalar ile
gelişmektedir. Her türden sunum ve tanıtımda eser niteliğinin,
okunur olup olmamasının, kalıcılığının, edebî değerinin vb. hiçbir
kıymet-i harbiyesi yoktur. Artık söz konusu olan; iyilik, güzellik,
kötülük, çirkinlik, ilericilik, gericilik dışında bir şeydir. Mesele
tamamen piyasadır. Eser artık eserlikten çıkmış, sadece bir maldır
o. O artık piyasa koşullarında pazarlanacak bir metadır. Pazara
sürekli mallar sunulur, içinden kimi tutar, kimi tutmaz. Holding kâr
zarar hesabını salt yayınevi boyutunda yapmaz, yayın ile hiçbir
ilgisi olmayan alanlardaki -elektrik, inşaat, otomotiv, beyaz eşya,
kara eşya, para, pul vb.- diğer şirketler de bu boyutun
içerisindedir. Piyasalarda iş külliyen değerlendirilir. Holding
olarak değerlendirilir, tek tek şirketler olarak değil. Holdingler
bazen zarar eden şirketlerini kapatmazlar. Kaldı ki bu şirket salt
kâr zarar hesabı gözetilerek kurulmamış da olabilir. Asıl mesele
reklâm olabilir, marka olabilir, imaj olabilir, şu ya da bu ilişki
olabilir, her şey olabilir.
Tekelci medyanın bugün ulaştığı durum, biz bağımsız yayıncılar
açısından içler acısıdır. Tekelci medya, devredeki bir akımı
kesebilmekte veya yeniden bir akım yaratabilmektedir. Tasarımlayıp,
piyasayı sanal yıldızlar ile doldurabileceği gibi, gerçek olanların,
sahicilerin üstünü çizebilmektedir. Değerli okur; lütfen
yazılanları, çizilenleri, söyleşileri, röportajları, çok satanları
vb. şöylesine bir düşününüz ve etkilenip aldığınız kitapların
bazılarını da bu düşüncenizin yanına ekleyip, bir bütün olarak
yeniden düşününüz. Düşünmek her zaman iyidir. Düşünmek var olmak
demektir.
Şimdi biraz da işimizin dağıtıcı ve kitapçı boyutuna gidelim.
Masanın üstündeki bir bölüme onları yatıralım.
Bizi kitapçıya, dolayısıyla okura ulaştıran ve bize benzeyen,
bizim çapımızdaki dağıtım şirketlerinin önemli bir bölümü ya batmış
ya da ticari işletmesinin yönünü başka bir alana yönlendirmiştir.
Hâlâ ayakta kalma becerisi gösteren dağıtım şirketleri ise, yukarıda
söz konusu edilen bizim dışımızdaki holding yayınevlerinin kitap
servisi ile ağırlıklı olarak ilgilenmek zorunda kalmakta, bizler ise
bu dağıtım şirketlerinde konu mankenliğimizi sürdürmeye devam
etmekteyiz. Holdingler onlara kurallarını dayatmakta, bizler ise,
hâlâ inatla bizleri izleyen okurlar sayesinde bazı raflarda yer
bulabilmekteyiz.
Dergi yayıncılığı yapmakta olanlar ise, tekel durumundaki dağıtım
şirketlerine kapak fiyatlarının % 50 ile % 80'i arasında pay
vermeden dergilerini bayilere verememektedir. Örneğin YAYSAT 3.000
adet dergiyi dağıtmak için 2.950 YTL., satılan her dergi için % 18
ve %50 oranının üstünde iade alınan her dergi için 0,40 YTL. talep
etmektedir. Bu koşullar, geçtiğimiz yılın son ayında, mevcut
sözleşmelerin süresi bile dikkate alınmaksızın, tüm Yaysat
tedarikçisi dergilere bildirilmiştir.
Yayın ile okur arasında köprü olan birçok kitapçı dükkânı ise,
Milli Eğitim Bakanlığının yanlış uygulamaları sonucu, önce birer
birer, son bir-iki yıl içinde ise kitlesel olarak ya kapanmışlar ya
da kitabın dışına çıkarak kırtasiyeye yönelmişler, başka işler yapar
hâle gelmişlerdir. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı, ders kitaplarını
gene öğrenciye ücretsiz olarak ulaştırabilirdi, bu iş için de gene
kitapçı dükkânlarını kullanabilirdi. Bu iş, tekniğin ulaştığı bu
çağda çok da basit bir uygulama ile gerçekleştirilebilirdi. Ders
kitabı ücreti, işçi ve memur devlette çalışıyor ise maaşlarına ilave
edilebilir, özel sektörde; vergi dairesini, Bağ-Kur'u, SSK'yı,
işsizlik söz konusu ise Yeşil Kart'ı kullanarak bir çözüme ulaşılır,
bu kurumlarda kitap tutarı ölçüsünde gerekli ödemeler, indirimler
ile gene kitapçı kanalı kullanılabilirdi. Böylece, kitabı hem
okuyup, hem satan, yaptığı işten keyif alan kitapçıların sayısı
büyük ölçüde azalmamış olurdu. Şimdi o klasik kitapçıların da
yerini; medya, holding, banka ve son beş yıl içinde de milyar
dolarları telaffuz eder hâle gelmiş oluşumların dev kitapevi
zincirleri almış ve bu alana çöreklenmişlerdir.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi, neredeyse iktidarın tüm belediyeleri,
türlü ilişkiler ve irtibatlar ile kendilerine bağımlı yandaş
yayınevlerinin tırlar dolusu kitabını ilçelerindeki kütüphanelere,
onlar da yetmez ise depolarına doldurmuşlardır. Kültür Bakanlığı da,
gene aynı şekilde, bu iş için ayrılan fonu, hem kitap hem de dergi
alımında siyasal yanı, ilişki boyutunu gözeterek kullanmaktadır.
Korsanı engellemek için -tabii ki korsan engellenememiş ve hatta
bandrol sonrasında daha da artmıştır- icat edilen bandrole bizlerin
yaptığı ödemeler de bu fona dâhil edilmektedir.
Sadece işin ekonomik boyutu değil, düşünce ve ifade özgürlüğünü
engelleyen hukuki düzenlemeler ve uygulamalar da yayınevlerini hedef
alıyor.
Sonuç olarak; biz bağımsız yayıncılar -küçük, orta boy, büyük-
ortadan silinince, kitap ve dergi yayıncılığı gene sürecektir. Gene
16 sayfaya bir forma denecek, gene kitaplara kapak takılacak, o
kapaklar üzerinde gene yazar adları, eser adları olacak. Gene
önünüze çeşit çeşit, tür tür kitaplar konacak. İmza günleri,
söyleşiler gene sürecek. Ama bir fark olacak, yavaş yavaş seçiminize
sunulan kitaplar birbirine benzemeye başlayacak, bazı canlı
türlerinin hızla tükenmesi gibi, bir kültürel tükeniş ile karşı
karşıya kaldığınızı gördüğünüzde iş işten geçmiş olacak. Çünkü artık
bir zamanların kültürel çeşitliliğini, farklılıklarını yeniden
yaratmak mümkün olmayacak.
Not: 23.01.2008 tarihli toplantıya kadar bu metni, yayınlanması için
imzalayan yayınevlerinin adı aşağıdadır. Bu bildiri, Şubat 2008
tarihli Evrensel Kültür, Varlık ve Virgül dergilerinde
yayınevlerinin imzası ile yayımlanacaktır. Aşağıda imzası olmayan
diğer yayıncı arkadaşlarımızın da, adı anılan dergiler yayın
aşamasına geçmeden, kendilerini listeye ekletmeleri önemle
duyurulur.
Metni imzalayan yayınevleri alfabetik olarak:
Belge Yayınları, Bulut Yayınları, Ceylan Yayınları, Dharma
Yayıncılık, Evrensel Basım Yayın, Gelecek Atölyesi, Güncel
Yayıncılık, Günizi Yayınları, Ozan Yayıncılık, Özgür Yayınları,
Pencere Yayınları, Peri Yayınları, Pusula Yayıncılık, Tekin
Yayınevi, Varlık Yayınları, Yalçın Yayınları
Şubat 2008
Notlar:
[1] Deklarasyonda 19 yayınevi denmesine karşın, metinde
16 yayınevinin imzası var.
[2] 90’ların ikinci yarısında başlayan ve 2000’lerde
giderek kurumsallaşan tekeleşme eğilimlerinin uzun
yıllar yayıncılık piyasasında çalışan kitapçılar,
dağıtımcılar ve yayıncılarla söyleşiler yapılarak
değerlendirilmesini içeren yakın tarihli bir çalışma
için bkz. “Türkiye’de
Yayıncılık Alanında Dönüşümler” Taylan Tosun,
Abdullah Arı, Fatih Taş (BGST Yayınları çalışanları);