DOKSAN YIL SONRA: ERMENİ SOYKIRIMI SÜRÜYOR

Emîr Hesenpûr

Geçen yıl Parlamentomuz Ermeni soykırımını tanıdığında Kanadalılar bir zafere imza attılar. Avam Kamarası’nda onaylanan teklif “Avam Kamarası 1915 Ermeni soykırımını tanır ve bu edimi insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak mahkum eder” diye ilan ediyordu.

Bununla birlikte, Kanada’da ve başka yerlerde Ermeni halkının adalet mücadelesi henüz sona ermiş değil.

10 yıl önce, Ermeni soykırımının 80. yıldönümünde Montréal’daki bazı yurttaşlar şehrin kuzey ucundaki Marcellin-Wilson Park’ında halka açık bir anıt dikmeye karar verdiler. Anıtın dikilmesini engellemek için Türk Büyükelçiliği ve Konsolosluğu Québec hükümetini, Türkiye’de büyük işler yapmakta olan iki Montréal firmasına karşı misillemede bulunmakla tehdit etti[1]. Bunun, Kanada’nın iç işlerine müdahale etmekten ve aynı zamanda Kanadalı yurttaşların hak ve özgürlüklerini ihlal etmekten aşağı kalır bir yanı yoktu.

Devlet kurumu soykırımın başlıca failidir. Kanada dahil olmak üzere devletler, Ermeni soykırımını görmezden gelmeye, inkâr etmeye ve bu soykırım üzerinde kumar oynamaya devam ediyorlar. Başbakan Paul Martin ve Dışişleri Bakanı, Avam Kamarası’ndaki teklifin kabul edilmemesini sağlamaya çalıştı ve bunu başaramayınca Kanada demokrasisinin en yüksek organının, yani Parlamento’nun kararını geri çevirdiler. Kanada’nın “ulusal çıkarı”, bir başka deyişle bu NATO müttefiki ile olan ekonomik, politik ve askeri bağları adalet davasına üstün geldi.

Ermeni soykırımı hangi anlamda Kanada’nın bir meselesidir? Ermeni örneği, tıpkı diğer örnekler gibi, “uluslararası bir suçtur”. Bu, faillerin insanlığa karşı suç işledikleri; kendi ulusal sınırları dışında ve uluslararası yargı çerçevesinde yargılanabileceği sonucunu doğurur. Kanada 1948’de Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması hakkındaki BM Anlaşmasını imzalamıştır. Ayrıca, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçların faillerini yargılayan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin “devlet olarak tarafı”dır.

Soykırımlar bitmiyor. Ermeni soykırımının başlangıcının kesin tarihinin 24 Nisan 1915 olmasına karşın, bu suç Osmanlı Türkiye’si tarafından 19. yüzyılın sonlarında işlenmeye başlamıştır ve Osmanlı devletinin yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin geçtiği tarih olan 1923 itibarıyla Ermeni halkının kendi kadim topraklarında ortadan kaldırılmasıyla sona ermiştir.

90 yıl sonra soykırım sadece az sayıda hayatta kalan insanın, onların torunlarının ve Ermeni halkının geriye kalanının hafızasında yaşamakla kalmıyor; fakat Türk devleti tarafından inkâr edilmeye devam ediliyor. Soykırımın, İsrail[2] ve Birleşik Devletler dahil olmak üzere başka devletler tarafından inkâr edilmesi de suçun işlenmesine katkıda bulunuyor.

Soykırım Türkiye devletinin Ermeni anayurdunda Ermeni yaşamının her türlü izi etnik temizliğe tâbi tutan süregiden projesi çerçevesinde bir politika olarak da devam ediyor. Örneğin, Ermeni anayurdundaki yerleşim yerlerinin isimleri, tarihi eserleri, yapıları, müziği, dansı ve sanatı etnik temizliğe tâbi tutuluyor; arşivlerde, kütüphanelerde ve müzelerde bütün bu izler ortadan kaldırılıyor. Soykırım en sert biçimiyle, Van ve Kars gibi Türk şehirlerindeki müzelerde kurbanların, yani Ermenilerin “Türk halkına karşı yapılan bir soykırımın” failleri olarak resmedilmesiyle devam ediyor.

Türk hükümetinin Québec hükümetine karşı misilleme tehdidinin aynı zamanda soykırımın Türkiye’nin sınırlarının ötesine ve 20. yüzyılın sonuna doğru genişletilmesi anlamına da geliyor.

Eğer Türkiye Cumhuriyeti soykırımı Türkiye ve dünya ölçeğinde işlemeye devam ediyorsa, bu suça karşı mücadelenin de dünya ölçeğinde verilmesi gerekir. Bizim Kanada’da, bakanlar kurulunun Avam Kamarası’nın kararını desteklemesini temin etmek gibi bir sorumluluğumuz var. Bu mücadelenin yükü yalnızca Ermeni Kanadalıların omuzlarında olmamalı. Bütün Kanadalıların, özellikle Türk kökenli olanların soykırımın tanınması ve adalet çağrısında bulunulması için özel bir sorumluluğu var.

Bazı Kürtlerin de Osmanlı devletinin suç ortağı olarak soykırıma katıldığı biliniyor. Kürt kökenli bir Kanada yurttaşı olarak ben, bu suça ve yine aynı dönemde, 1915-1923 arasında meydana gelmiş olan Asurilerin soykırımdan geçirilmesine katılmış olan bütün Kürtleri, gayet kendinden emin bir şekilde ve hiçbir tereddüt duymaksızın mahkum ediyorum. Eğer suç ortakları hâlâ hayatta olsalardı, onların yargılanmasını ve cezalandırılmasını isterdim.

Soykırım üzerine tarihsel çalışmalar yürüten Mark Levene Osmanlı Devleti’nin 1878’den 1923’e kadar, Ermenistan ve Kürdistan’ın bazı bölgelerini de içeren Doğu Anadolu’yu modern bir “soykırım alanına” çevirdiğini belirtiyor[4]. Ermeni ve Asuri halkları tamamen ortadan kaldırıldı ve 1917’den başlayarak Kürtler yüz binler halinde tehcire tâbi tutuldular. Bunun ardından, 1937-38 yıllarında soykırımsal bir kampanyanın kurbanı oldular.

Soykırım bölgede ve dünyanın başka yerlerinde devam etti ve en açık ve gaddar biçimine Nazilerin 1933-45 yılları arasındaki Holocaust uygulamasında büründü. Bütün devletler, hatta devlet-olmayan birimler de bu suçu işleme kapasitesine sahiptir.

Biz burada Kanada’da soykırımın bir daha asla tekrarlanmayacağı konusunda kendimizi rahatlamış hissetmemeliyiz. Kanada’nın yerli halkları soykırıma tâbi tutuldular ve II. Dünya Savaşı yıllarında Japon ve İtalyan kökenli Kanadalılar toplanıp kamplara kapatıldılar. Haklar bildirgesi, anayasa ve nefret ile soykırımın savunusuna karşı yasalar önemli yasal araçlardır; fakat ırkçılığın, milliyetçi şovenizmin, faşizmin ve soykırımın sonunun gelmesini garanti etmezler. Ancak yurttaşların uyanıklığı ve eylemleri yeni felaketleri engelleyebilir. Geçmişte pek çok defalar kitle katliamları görülmüştür; fakat soykırım, kendisi de modernizmin ve onun politikası ile kültürünün bir ürünü olan milliyetçilikle bağları açısından ayırt edicidir.

Son on yılda Ermeni Soykırımı’na kaşı yürütülen mücadelede önemli bir ilerleme olduğunu görüyorum. Türkiye’nin içinde ve dışındaki bazı entelektüeller halihazırda soykırımı tanımış buluyor. Eğer eninde sonunda adalet yerini bulacaksa, adalete yönelik bu mücadelede Türk halkı Ermeni halkının müttefiki olarak görülmelidir. Suç, Türk halkı tarafından değil, hükümet tarafından planlanmıştı.

Soykırımın son evresi (yani, 1915-23 arasında gerçekleşenler), 1908 “Jön Türk Devrimi’nin” hemen sonrasında Osmanlı Sultanı ile iktidarı paylaşan küçük bir Türk milliyetçisi grup tarafından planlandı. Bütün Türklere, yani Türk halkına suçun failleri muamelesi yapmak ciddi bir hata olacaktır. Gerçekte, pek çok Türk ve Kürt bazı Ermeni kurbanların hayatlarını kurtarırken kendi hayatlarını tehlikeye atmıştır.

Bir yandan Osmanlı Türkiye’sinin silahlı kuvvetleri ve siviller tarafından gerçekleştirilen zulümlerin açığa çıkartılmasında ısrar ederken, diğer yandan suç işlenirken bu suça karşı Türklerin ve Kürtlerin direnişini övmek de eşit derecede önem taşımaktadır. Soykırımdan arınmış bir dünya ancak buna benzer dayanışma gelenekleri kurduğumuzda ve teşvik ettiğimizde mümkün olacaktır. Bundan 20 yıl önce, Türkiye’den bir Kürt sinema yönetmeni olan Yılmaz Güney soykırımın Türkiye yurttaşları tarafından tanınması için bir kampanya başlatmıştı[5]. Bu yıl, bir Türk akademisyen olan Taner Akçam’ın soykırımın tanınması ihtiyacı üzerine yazdığı bir kitap Türkiye’de yayınlandı. Eğer Avrupa Birliği Türkiye’yi soykırımın tanınması konusunda sıkıştırırsa bir adım ileri gitmiş olmayacağız.

Türkiye’deki insanların eylemleri yoluyla Türkiye Devleti suçu kabul ederse, belirli bir ölçüde adalet yerini bulmuş olacaktır. Bu, kuşkusuz mümkündür ve soykırımın kabul edilmesi mücadelesinin toplumsal bir harekete dönüşmesi ve enternasyonalizm politikası izlemesiyle gerçekleşecektir.

Bizler, Kanada’da bu mücadelede ısrar etmeliyiz ve suçun yüzüncü yıldönümünü anacağımız tarihe kadar Türkiye’nin soykırımı tanımasını temin etmeliyiz. Ermeni halkı bir milyondan fazla insanını ve anayurdunun önemli bir parçasını kaybetti. Türkiye Devleti bu konuda çaba göstermeye istekli olsa bile, adaletin nasıl yerini bulacağını hayal etmek güçtür. Bununla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları şimdi ve gelecekte kendi devletlerini soykırım yapma hakkından men edebilir ve Ermeni soykırımını tanıyarak bu yönde ilk adımları atabilir. Bizler bu mücadeleye Kadana’da katkıda bulunmalıyız.

Emîr Hesenpûr Toronto Üniversitesi’nde Yakın ve Ortadoğu Medeniyetleri Bölümü’nde Doçent olarak görev yapmaktadır.

Kanada ctv televizyonu’nun web sitesinden alınmıştır. http://www.ctv.ca/generic/WebSpecials/armenian_genocide/ninety.html


[1] Alexander Norris, “Armenians fear city bowing to pressure,” The Gazette [Montreal], March 2, 1996, pp. A1, A15
[2] Yair Auron, The Banality of Indifference: Zionism and the Armenian Genocide. New Brunswick (USA), Transaction Publishers, 2000.
[3] Azmi Süslü et all., Armenians in the History of Turks: Basic Text Book. Kars, Rectorate of the Kafkas University. Printed in Ankara 1995.
[4] Mark Levene, “Creating a modern ‘zone of genocide’: The impact of nation- and state-formation on Eastern Anatolia, 1878-1923,” Holocaust and Genocide Studies, Vol. 12, No. 3, 1998, pp. 393-433.
[5] “‘Retrouver notre honneur’: Un interview de Ragib Zarakolu,” France-Arménie, Mai 1998.

Çeviren: Taylan Doğan
BGST Kuramsal Eğitim ve Araştırma Birimi

bgst@bgst.org 0212 2511921 Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul
BGST web sitesinde yayımlanan yazılar/çeviriler BGST sitesindeki orijinal linki verilerek kaynak gösterilmek ve yazarının/çevirmeninin adı mutlaka belirtilmek kaydıyla, ayrıca bir izin almadan internet üzerinden elektronik ortamda kullanılabilir. Yazı ve çevirilerin basılı ortamda kullanımı için yazar/çevirmenin izni gereklidir.

Barındırma: HostingEvi