Terörle Mücadele Kanunu Tasarısı İfade ve Basın Özgürlüğünü Nasıl Sınırlandıracak?

Taylan Doğan

30 Mayıs 2006

Terörle Mücadele Kanunu (TMK) tasarısı yürürlüğü girdiğinde ifade ve basın özgürlüğü açısından ağır insan hakları ihlallerinin oluşmasına yol açacak ve varolan sorunların açık bir şekilde tartışılmasını engelleyecektir. Sorunların açıkça tartışılamaması, demokratik ve barışçıl seçeneklerin gelişmesini önleyen başlıca etkenlerden birisidir. Her şeyden önce toplumun, sorunların kapsamını, insani boyutlarını ve her birimizin hayatı üzerindeki sonuçlarını yeterince öğrenememesine yol açar. Dolayısıyla toplumun sorunların çözümüne etkin bir şekilde katılma ihtimalini baştan ortadan kaldırır.

Tasarının olası etkilerini tartışabilmek için ifade ve basın özgürlüğü ile ilgili maddelerin kısaca ele alınması yararlı olabilir.

Gazete ve dergilerin kapatılması bizi nasıl etkileyebilir?

Tasarının ifade ve basın özgürlüğünü iki madde çerçevesinde ağır bir kısıtlamaya maruz bırakmayı hedeflediği görülebilir. Bunlardan ilki, süreli yayınların yayımlanmasının durdurulmasını ve bu yolla kapatılmasını amaçlayan 5. maddedir. 5. Madde, "Terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde suç işlemeye alenen teşvik, işlenmiş olan suçları ve suçlularını övme veya terör örgütünün propagandası niteliğinde olan içeriğe sahip süreli yayınların" on beş günden bir aya kadar durdurulabileceğini söylüyor.

Herhangi bir gazetenin sık sık yayın durdurma cezasına maruz kalması pratikte kapanmak demek olacağı için 5. madde gazete ve dergileri açıkça kapatmayı amaçlıyor.

Türkiye’de pek çok şeyin "işlenmiş olan suçları ve suçluları övme" olarak kabul edileceği ve "terör örgütünün propagandası niteliğinde bir içeriğe" sahip sayılacağı aşikar. Örneğin 2001 yılında üniversite öğrencileri tarafından başlatılan ve velilerin de desteklediği "anadilde eğitim kampanyası" devlet tarafından suç sayıldı. Yine sivil toplum örgütleri tarafından Kürt sorununun demokratik çözümü için düzenlenen pek çok etkinlik suç sayılabilir ve bunları haber olarak yayımlayan gazete ve dergilerin yayınları durdurulabilir. Güneydoğu’da yaşanan çatışmalar konusunda resmi kaynaklar dışındaki kaynaklardan haber geçilmesi de rahatlıkla "terör örgütünün propagandası niteliğinde" görülebilir.

Eğer TMK yasalaşırsa, savcı ve hakimler süreli yayınları durdurmak, böylece kapanmaya zorlamak için gerekçe bulmakta muhtemelen güçlük çekmeyecekler. Burada üzerinde durulması gereken, söz konusu gazete ve dergilerin kapanmasından bizim toplum olarak nasıl etkileneceğimiz.

5. maddenin asıl amacı olan "Özgür Gündem" gazetesi ile diğer muhalif gazete ve dergiler sınırlı bir tiraja sahip olageldiler. Bununla birlikte, özellikle 90’lı yıllarda bu yayın organlarının yaptığı habercilik gizlenmek istenen ağır insan hakları ihlallerinin er ya da geç gündeme gelmesine ve tartışılmasına yol açtı. 2000’li yıllarda köylerin boşaltılması, faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar, gözaltında kayıplar gibi ağır ve yaygın insan hakları ihlalleri biraz olsun kamuoyunun gündemine gelebildiyse söz konusu yayın organları bunda hiç kuşkusuz önemli bir paya sahip oldu. Daha yakın tarihlerde 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babasının Kızıltepe‘de öldürülmesi gibi örnekleri ele alabilir ve bazı düşünce deneyleri yapabiliriz: Eğer o tarihlerde TMK tasarısı yürürlükte olsaydı ve cesur bir habercilik yapan yayın organları kapanmak zorunda kalsaydı, bu insan hakları ihlallerinden eşit derecede haberimiz olur muydu?

Kısacası 5. madde süreli yayınların yayımlanmasını durdurarak resmi güçlerin "terörle mücadele ederken" işledikleri ağır insan hakları ihlallerini, halkın demokratik tepkilerini, ülkemizdeki çeşitli sorunlar etrafında yürütülen sivil kampanyaları görünmez kılmayı ve toplumun gündeminden çıkarmayı amaçlamaktadır.

Gazeteciler, yazarlar, yayıncılar cezaevine girsin

TMK tasarısının 6. maddesi ise toplumsal sorunların tartışılmasını engelleme hedefini kapsam ve içerik bakımından 5. maddenin daha da ötesine taşıyor. Bunun yanı sıra gazeteci, yayıncı, yazar ve yayın organları sahipleri için verilecek cezaları düzenliyor.

6. madde "terör örgütünün veya amacının propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" diyor. "Propaganda" basın yayın yoluyla yapılırsa ceza yarı oranında arttırılıyor. Ayrıca yayın organlarının sahipleri için bin gün ile on bin gün arasında adli para cezası öngörüyor. Tabii para cezası ödenemediğinde hapis cezasına çevriliyor. Somut olmak açısından, bir günlük adli para cezasının 20 YTL ile 100 YTL arasında değiştiğini, yani bir yayın organı sahibinin 20.000 YTL ile 1.000.000 YTL (20 milyar-1 trilyon TL) arasında para cezası alabileceğini söyleyebiliriz. Bu cezalar ödenemediğinde ise onlarca yıl hapis yatılacak.

"Terör örgütünün amacının" propagandasının yapılması Kürt sorununun demokratik çözümünü talep etmekten insan hakları kampanyaları düzenlenmesine kadar pek çok şeyi kapsayabilir. Yaşanan güncel örnekler aslında TMK’nın pratikte uygulanmaya başlandığını gösteriyor. Örneğin Diyarbakır Sur Belediye Başkanı’nın Avrupa Sosyal Forumu’na sunduğu bir bildirideki görüşlerin PKK’nın söylemleriyle paralellik içinde olduğu gerekçesiyle cezalandırılması ve görevden alınması istendi. Bildiride "Tek ulus ve tek dil yaklaşımının terk edilmesi gerektiği", "yerel yönetimlerin özerkliğinin genişletilmesi" ve "Türkçe dışındaki dillerin de yerel yönetimlerde kullanılması" gibi görüşler yer alıyordu.

Göründüğü kadarıyla 6. madde tam bir totaliter toplum yaratmayı amaçlamaktadır. İktidar odaklarının rahatsız olabilecekleri her türlü konunun basın yoluyla dile getirilmesini önlemek için bütün önlemler alınmaktadır.

5. madde ile muhalif süreli yayınlar susturulduktan sonra, 6. maddeyle ana-akım medyada ve gerek muhalif, gerekse ana-akım kitap ve internet vs. yayıncılığında toplumu çok yakından ilgilendiren sorunların tartışılması ve ifade edilmesine son verilmek istendiğini söylenebilir.

Yazar, gazeteci, köşe yazarı vs. yönelik olarak getirilen ağır hapis cezaları medyada Kürt sorunu ve başka "hassas" sorunların işlenmesini ateşten gömlek giymeye dönüştürüyor. Yine bu sorunlara dönük olarak kitaplar yayımlanmayı ve internete yazılar, makaleler vs. koymayı gerçek bir "kahramanlık", yani pek az insanın göze alabileceği bir etkinlik haline getiriyor.

Yayın organları sahipleri için öngörülen para cezalarının da medyayı, kitap ve internet yayıncılığını toplumsal sorunları tartışmaktan caydırmayı hedeflediği görülebilir. Ticari karakterin ağır bastığı ana-akım yayın organları çok yüksek miktarlardaki cezalar nedeniyle bu tür sorunları ele almaktan kaçınmak isteyecektir. Böylece toplumun çok geniş kesimleri AB reformları ve kısıtlı bir demokratikleşme sayesinde gündeme gelebilen toplumsal sorunları işleyen haber, yorum, yazı ve kitap gibi araçlardan önemli ölçüde mahrum kalacaktır.

Muhalif yazar, gazeteci ve yayıncılara ise tek bir yol gösterildiği söylenebilir: ya politik kimliğine ve toplumsal sorumluluğuna sırt çevir veya yıllarca hapis yat.

Bu durumda, yasalaşmasına ramak kalan TMK tasarısı karşısında gazeteciler, yayıncılar ve basınla ilgili meslek kuruluşlarının nasıl bu kadar suskun kalabildiğini sorabiliriz. Bence bunun nedeni resmi ideolojinin büyük ölçüde içselleştirilmiş olmasında yatıyor. Sanki böyle bir şey olabilirmiş gibi "terör örgütü paralelinde yayın yapan" yayın organı veya yayınevi tanımlaması çoğu gazeteci ve köşe yazarı arasında kabul görebiliyor. Dolayısıyla TMK’dan yalnızca bu tür yayın organlarının veya genellikle bu konuları işleyen gazeteci ve yazarların zarar göreceği varsayılıyor. Türkiye’nin yakın tarihi gayet ana-akım ve şöhret sahibi gazetecilerin de andıçlanabileceğini gösterdi. TMK, Türkiye’de yaşanan sorunları ele almak isteyen her basın çalışanını etkileyecektir. Muhalif basın yayın kurumlarını – eğer becerebilirlerse – susturduktan sonra geriye kalan gazeteci, yazar ve yayın organlarından kesin bir itaat beklenecektir. Bu nedenle, TMK tasarısına karşı çıkmak meslek etiğinin olmazsa olmaz bir koşulu olarak karşımızda duruyor.

bgst@bgst.org 0212 2511921 Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul