Muhalif Söylem, Sanatsal Yöntemin Sınırları ve Cinsel Taciz*
Tiyatroda Cinsel Tacize Karşı Kadın İnisiyatifi
Ekim 2000
Bu yazının hedefi, 19 Ekim 2000 tarihinde Amatör Tiyatrolar Çevresi (ATÇ) bünyesinde başlatılan tartışmanın gelişim sürecini ve gelinen noktada ortaya çıkan sonuçları, görüş ayrılıklarını aktarmak; kendisini muhalif kültür duruşuyla ifade eden kurumların gündemine sunmak ve tartışmaya açmaktır.
Söz konusu tartışma, üye grupların temsilciler düzeyinde katılım gösterdiği ATÇ toplantısında, ATÇ üyesi bir grup olan Özgür Sahne’nin “Alternatif Kültür mü, Yozlaşma Kültürü mü?” başlıklı yazısının dağıtılmasıyla başlamıştır. Yazıda, İstanbul Sahnesi’nin, Tiyatro Simurg’un ve kısa bir süre öncesine kadar Özgür Sahne’nin yönetmenliğini üstlenen Mehmet Esatoğlu’na yönelik eleştiriler yer almaktadır. M. Esatoğlu amatör tiyatrolar çevresinde otuz yıldır varolan ve ATÇ’nin kurulmasında öncülük yapan bir eğitimcidir. Yazıda M. Esatoğlu’na dönük olarak “eğitimci misyonunu cinsel amaçlı kullanma”, bir başka deyişle “eğitimci misyonunun arkasına saklanarak birlikte çalışma yaptığı kadın oyunculara cinsel tacizde bulunma” eleştirisi yapılmaktadır. M. Esatoğlu’nun çalışmalar sırasında grup içindeki kadın oyunculara tacizkar bir tutumla yaklaştığı, yine tiyatro çalışmaları yaptığı gruplar içinden birden fazla kadınla (birbirinden haberli ya da habersiz, hile ve kandırmaya dayalı) sevgili ilişkisi kurduğu ve bütün bu ilişkileri kamusal bir alan olan tiyatro ortamında gerçekleştirerek, üretimin değil, güvensizliğin ve tüketimin hakim olduğu bir ortam yarattığı anlatılmaktadır.
Yazı, muhalif alanlarda özverili tavırlarıyla bilinen Esatoğlu’nun özel hayatını bahane ederek tiyatro alanını yoz ilişkileri için bir sığınak haline getirdiğini ifade etmektedir. Sistem karşıtı ve muhalif olma iddiasını taşıyan bir ortamda meydana gelen bu yoz ilişkileri Özgür Sahne oyuncuları farketmeye başladıkları anda kendi içlerinde tartıştıkları gibi rahatsızlıklarını Esatoğlu’na da bildirmişlerdir. Ancak Esatoğlu, “bu benim özel hayatım” diyerek olayı örtbas etmiştir. Bu noktadan sonra Özgür Sahne Oyuncuları yaklaşımının değişeceğini düşünerek bir süre daha Esatoğlu’yla çalışmayı sürdürmüş, durumun giderek rahatsız edici hale gelmesiyle sorunu hem kendi içinde hem de ATÇ kapsamında tartışmaya açmıştır.
Konunun gündeme getirildiği ilk toplantıda M. Esatoğlu, cinsel taciz iddialarına ilişkin; kendisinin tiyatro eğitmeni ve yönetmeni olarak çalıştığı gruplarda, provalar sırasında adı geçen yazıda örneklenen yaklaşımlarını kabul etmiştir. Ancak bunların “cinsel sömürü” ya da “cinsel taciz” olarak tanımlanamayacağını, çünkü bunun “otuz yıllık” tiyatro yaşamında kullandığı bir yöntem olduğunu ifade etmiştir ve oyuncuların sahne üzerindeki rahatsızlıklarına açıklama getirebilmek amacıyla:
1) “Cinsel taciz diye ifadelendirilen, aslında benim tiyatro yöntemimdir. Bu yöntemle oyuncuları gerektiğinde öpüyor, onları motive ediyorum” diyerek tacizi kabullenmemiş, tartışmayı reddetmiştir.
2) Tiyatro çalışmalarını birlikte yaptığı gruplarda, birçok kadınla aynı anda yaşadığı ilişkilerini de bu benim “özel yaşamım” diye nitelendirmiştir.
Oysa, M. Esatoğlu “özel yaşamım” dediği ilişkilerini, tiyatro üretimi yaptığı her yerde çekinmeden yaşamıştır. Durum böyleyken neyin “özel yaşam” neyin “kamusal alan” olduğunu açıklamakta çelişkili ifadeler kullanmıştır. Gruplara olan bu yaklaşımların olumsuz sonuçları, geçen bir yıl içinde açıkça görülmüştür; geçen yıl bir kültür kurumunda tiyatro kursuna katılan oyuncu adaylarından, birinin dışında onaltısı tiyatro çalışmalarını bırakmıştır. Hatta bu çalışmalara katılan bir kaç kişi benzer nedenlerle ayrıldıklarını ifade etmişlerdir. Aynı kültür kurumunda Özgür Sahne oyuncuları da yine bu dönemde M. Esatoğlu ile çalışmama kararı almışlardır. Bütün bu olgulara karşın M. Esatoğlu iddiaları reddetmiş ve bu noktada tartışılması gereken birşey olmadığını söylemiştir.
İddiaların bu şekilde karşılık bulması ATÇ’de yer alan gruplar [1] içerisinde temel olarak iki farklı tavrın gelişmesine sebep olmuştur. “Cinsel taciz” ve “Cinsel sömürü” eleştirilerinin dikkate alınması ve tartışılması gerektiğini savunan gruplar; Tiyatro Boğaziçi, İÜ Mezunları Tiyatro Girişimi, Özgür Sahne, İTÜ Mezunları ve Eğitim-Sen 3 No’lu Şube Tiyatro Girişimi olmuştur. Bu gruplar, M. Esatoğlu tarafından “ben böyle çalışırım” biçiminde ifade edilen açıklamanın, ATÇ gibi muhalif kültür üretmeyi hedefleyen bir kurumda kabul görmesinin mümkün olmadığını, konunun “teatral çalışmada etik” ya da “teatral çalışmada eğitimci / eğitilen ilişkisinin ilke ve sınırları” çerçevesinde tartışılmasını önermiştir. Ancak bu yaklaşım, M. Esatoğlu tarafından dikkate değer bulunmamıştır. Sergilediği davranışların bir çalışma yöntemi olduğunu temellendirmek için öne sürdüğü iddia “bu şekilde oyuncuya teatral motivasyon sağlıyorum” olmuştur. Israrla tacizci olmadığı noktasında direterek “özel” hayatının ATÇ gündemi olmasını yanlış bulduğunu ifade etmiş, bu nedenle tartışmanın derinlikli bir boyuta taşınması mümkün olmamıştır. Tartışmaya katılan grupların talebi M. Esatoğlu’nun İstanbul Sahnesi’nin ATÇ temsilciliğinden çekilmesi ve tartışmanın ATÇ çatısı altında sürdürülmesi olmuştur.
Bu ilk toplantıdan sonra İstanbul Sahnesi, Tiyatro Simurg ve Özgür Sahne’nin bir araya gelerek yaptıkları tartışmalarda diğer iki grubun tavrı Özgür Sahne’ye cephe almak, oyuncuların tiyatro çalışma ortamı ile ilgisi bulunmayan kişisel yaşantılarını (cinsel tercihlerini, hatta deneyimlerini) teşhir etmek ve saldırı noktasına dönüştürmek yönünde şekillenmiştir. Toplantının ardından, bazı arkadaşların yaptıkları birebir görüşmelerde M. Esatoğlu, davranışlarının hatalı olduğunu tek tek ilişkiler özelinde kabul etmiş ve gerekirse özeleştiri verebileceğini söylemiştir.
Ardından 26 Ekim tarihinde yapılan ATÇ toplantısına İstanbul Sahnesi tam kadro olarak katılım göstermiş, Tiyatro Simurg ve Bakırköy Oyuncuları ile birlikte “meseleyi tartışmayız, tartıştırmayız” tavrını benimsemiştir. M. Esatoğlu toplantıda sessiz kalmayı tercih etmiştir. Taciz iddiasının tartışıldığı ikinci toplantıda, taciz iddiaları kesinlikle reddedilmiş, tacizi ve yozlaşan ilişkileri sorgulamak yerine durum, M. Esatoğlu’nu yok etmeye yönelik bir komplo olarak değerlendirilmiştir. İddiayı tartışmaya yönelik tavırlar ise sistem-içi bir anlayışıyla ele alınarak “provokasyon” ve “bölücülük” olarak nitelendirilmiştir. ATÇ’ye yaptıkları öneri; tartışmayı sürdürmek isteyen grupların M. Esatoğlu’ndan özür dilemesi ve meselenin üstünün örtülerek gruplar arasında uzlaşmanın sağlanmasıdır. Bu sayede ATÇ’nin devamı hedeflenmektedir.
Amatör Tiyatrolar Çevresi, ticari sanatın karşısında yer alan muhalif grupların oluşturduğu bir platformdur, alternatif bir yapılanma iddiasını taşımaktadır. Dolayısıyla bu yapının, demokratik tartışma kültürüne açık, hatta bu kültürü geliştirmeye ve yaymaya çalışan bir anlayışı sahiplenmesi gerekir. Fakat pratikte yaşananlar, ATÇ’nin tartışma kültürünü sindiremediğini ortaya koymuştur. İstanbul Sahnesi, Tiyatro Simurg ve Bakırköy Oyuncuları, diğer grupların (Tiyatro Boğaziçi, İÜ Mezunları Tiyatro Girişimi, Özgür Sahne, İTÜ Mezunları ve Eğitim- Sen 3No’lu Şube Tiyatro Girişimi) tartışma taleplerini ve eleştirilerini reddetmiştir. Sorunu gündeme getiren kadın oyuncuların “özel hayatları” didiklenmiş ve karalanmaya çalışılmıştır. Sorunun kendisini tartışmak yerine, sorunu tartışmak isteyen gruplar “komplo düzenlemek” suçlamasıyla karşı karşıya kalmışlardır. Amatör tiyatrolar çevresinde “tartışamama” sürecinin ardından bir yol ayrımına gelinmiştir. Tartışmama kararı alan bu üç grup dışında kalan diğer gruplar, bu zemini terkederek farklı bir platform örgütlenmesine yönelmişlerdir. Bu gruplar, alternatif ve muhalif kültür-sanat ortamlarından bu tarz yoz ilişkilerin sorgulanması ve dışlanması gerektiğine inanmaktadırlar.
Bizler, bu gruplar içerisinde yer alan kadınlar olarak, meselenin kadın sorunuyla doğrudan bağlantılı olduğunu düşündüğümüz için bir kadın komisyonu oluşturduk. İşin bir yönü sanatsal üretim sürecine ket vurulması iken bir diğer yönü kadınlık durumuyla doğrudan bağlantılı olan cinsel tacizdir. Söz konusu davranışlar, muhalif söylem adına sistemin araçlarını kullanarak kadını aşağılar.
Cinsel taciz en hafifinden şöyle tanımlanır: “.... cinsel ya da cinsiyet temelli, istenmeyen veya kişinin onuruna dokunan fiziksel, sözsel, psikolojik baskı içeren veya görselliğe dayalı davranışlardan oluşur. Uluslararası Hukuk’ta, örneğin bir kişiye giyimi, fiziği vs.. ile ilgili horlayıcı tutumlar, tehdit içersin veya içermesin açık veya üstü kapalı davetler veya talepler; şehvetli bakışlar veya cinsel nitelikli hareketler, dokunma, okşama, çimdikleme veya sarkıntılık tarzındaki yersiz fiziksel temaslar vb.. davranışlar cinsel tacizi oluşturur. Bir davranışın cinsel taciz oluşturup oluşturmadığına karar vermede önemli olan unsur, davranışta bulunan kişinin ne düşündüğü değil, davranışa maruz kalan kişinin rızasının bulunup bulunmamasıdır...”
Bu açıdan bakıldığında, ATÇ içinde yaşanan tartışmalarda söz konusu davranışlar kesinlikle cinsel tacizdir, M. Esatoğlu’nun kadınlarla kurduğu ilişkilerde aldığı tavırlar, yukarıda yapılan cinsel taciz tanımlamasına tamamen uymaktadır. Dolayısıyla, Özgür Sahneli kadınlar, bir çok örnek ve tanıklık göstererek getirdikleri eleştirilerinde haklıdırlar. Bizler insanların özel hayatına müdahale etmek niyetinde değiliz. Burada tartışılan sorun ne cinsel tercihlerle ne de özel yaşamla ilgilidir. M. Esatoğlu, başlangıçta eleştirileri açıklamaya çalışırken, özel hayatına müdahale edildiğini söylemiştir. Bu “çok özel” hayata dışarıdan baktığımızda, Esatoğlu’nun bizzat kendisinin özel ve kamusal diye bir ayrım tanımadığı açıkça görülmektedir.
Konuyu bizim için vahim hale getiren taraf; M. Esatoğlu’nun eğitimci olduğu topluluklarda, eğitimci misyonunun sağladığı iktidarı kullanarak kadın oyuncularla geliştirdiği yoz ilişkileri özel hayatı olarak açıklaması, yaşaması ve savunmasıdır. M. Esatoğlu yönetmen / çalıştırıcı konumunu birlikte olmak istediği ya da olduğu kadınlara dönük bir “tavlama” aracı olarak kullanmakta ve bunu tiyatro mekanlarında, tiyatro çalışmaları sırasında gerçekleştirmektedir. Genellikle tiyatroya yeni başlayan kadınları seçmesi, başrolleri bu kritere göre dağıtması, ilişkide olduğu kadınları grup içinde ön plana çıkarması ise sözü edilen etik yozlaşmanın en önemli göstergeleridir. Tüm bunlar üzerine söylenecek şey çok nettir: M. Esatoğlu kadınlarla aşağılayıcı, tacizci bir ilişki kurmuş, tiyatroyu bir sömürü alanı haline getirmiş, bu alanda ilericilik adı altında yoz ilişkiler örgütlemiş, sanatsal birlikteliklere zarar vermiştir. Dolayısıyla gündeme gelen durumun M. Esatoğlu’nun özel yaşamı olduğunu düşünmüyoruz.
M. Esatoğlu’nun birlikte olduğu kadınlar dışında, kadın oyunculara yönelik taciz eleştirisine verdiği yanıt “otuz yıllık çalışma yöntemim” biçiminde olmuştur. Yaşananların sanatsal yöntem gereği olduğunu kabullensek bile sorunlar çözümlenmiş olmuyor. Sanatsal bir yöntemin bir takım asgari gereklilikleri yerine getirmesi zorunludur. Bunlardan en önemlileri, oyuncunun teatralsanatsal gelişiminin önünü açmak ve sanatsal üretimde gerileme ya da tıkanıklık olduğunda mevcut yöntemin eksik ve yanlışlarını sorgulayarak yöntemde değişikliklere gitmektir. M. Esatoğlu’nun yaptırdığı çalışmalara bakacak olursak, uyguladığı yöntemin üretimsizlik örgütlediği, “yönteme” uyum sağlayamadığı için oyunculuktan soğuyanların yanısıra tiyatroyu tamamen bırakanların da olduğunu görüyoruz. Özgür Sahne’li kadınların bu yöntemden rahatsız olduklarını belirtmelerinin de M. Esatoğlu’nu yolundan döndürmediği görülüyor. Sonuçta, bize göre bu “sanatsal yöntemin” savunulacak bir tarafı yoktur.
Eleştirilere gelen son savunma ise bunun bir komplo olduğu yolundadır: M. Esatoğlu’nun şahsında hedef alınan aslında onun tiyatro pratiği, dolayısıyla alternatif ve muhalif sanattır. Bize göre komplo iddiası, gerçek sorunu gizlemek, tartışmamak üzere ortaya atılan bir suçlamadan ibarettir ve sistem içinde sık sık karşılaşılan bildik tavırları çağrıştırır; çoğu zaman sözkonusu kişilere yönelik eleştiriler, onun kariyerini ve iktidarını hedef alan saldırılar olarak değerlendirilir. Bizce bu, yoz ilişkilerin yaygınlaştırılmaya çalışıldığı bir ortamda, açık bir gerçekliğin üstünü örtmek üzere düzenlenmiş bir karşı komplodur. Tabii, “taciz” gibi bir konuyu gündeme getirmenin başka ne gibi bir amacı olabilir ki (?!!)
Burada asıl sorgulanması gereken, çok sayıda insan tarafından bilinmesine rağmen M. Esatoğlu’nun yaşadığı ilişkilere göz yumulması, susarak onaylanması ve yaygınlaşmasına neden olan anlayıştır. Kendisini muhalif kültür alanında tanımlayan diğer oluşumların da bu anlayışı tartışmaya açmaları gerektiğini düşünüyoruz. Bu tartışma, hem alternatif bir sanatsal platformda kurulacak ilişki biçimleri üzerine, hem de kadın ve erkeklerin sistemin dayattığı kimlikleri ve ilişki biçimlerini yeniden üretip üretmediklerinin sorgulanabilmesi için önemli bir zemin oluşturacaktır. Meselenin üstünü örtmek, alternatif ve muhalif kültür açısından bir kazanım olmayacak, aksine kayıplar hanesine bir yenisi eklenecektir.
Biz, alternatif-muhalif kültür-sanat çalışmaları yapma iddiasındaki kadınlar, aynı iddiadaki bütün çevreleri bu soruna duyarlı olmaya çağırıyoruz. Bize göre bu, piyasa mantığıyla tartışılıp üstü örtülecek bir mesele değil tam tersine farklı bir paradigmayla ele alınarak tartışılması ve tavır konulması gereken bir sorundur.