Onların Barbarlığı ve de Bizimkisi
Norman Solomon
New York Times Bağdat Bürosu’nun müdürü daha açık ifade edemezdi.
John Burns, “Hikaye bizi 8. yüzyıla, gerçek bir barbar dünyaya götürüyor” dedi. 20 Haziran’da PBS’de “Jim Lehrer ile Haber Saati”nde, cesetleri henüz bulunmuş iki Amerikan askerinin başına gelenleri açıklıyordu. Bu iki askerin zulüm kurbanı olduğu ortadaydı ve kimse Burns’ün “barbar katiller”i tanımlamak için sarf ettiği dehşet sözcüklerinin ne kadar yerinde kullanıldığından hiçbir şekilde şüphe etmemeliydi.
Sorun, Burns ve kitle iletişim araçlarındaki meslektaşlarının – sanki binlerce kilometre yüksekten sivillerin üstüne bomba atmak korkutma ve öldürmenin uygar bir biçimiymiş gibi – zalimlikler ABD ordusu tarafından gerçekleştirildiğinde aynı şekilde konuşmamaları.
Gazeteciler kullandıkları dilde aleni olarak bir çifte standart uyguluyorlarsa, Amerikalılar acı çektiklerinde ortadaki ahlaki rezaleti kendi hesaplarına kabul edip, ABD ordusunun kurbanları acı çekince sessiz kalıyorlarsa, dünyaya açılan medya penceresi koyu kırmızı, beyaz ve mavi renklere boyanmış demektir ve sonuç gazetecilikten çok yardakçılıktır.
Amerikan dış politikasının işkence içermediğini söylemek, Ebu Garib’den Afganistan’a, Guantanamo’ya eldeki kanıtlara bakınca ikiyüzlülük ve kandırmacadır.
New York Times ve Amerika’nın diğer büyük medya kuruluşlarının muhabirleri, Amerikan ateş gücünün Iraklı sivillere yaptığını alenen “barbarlık” olarak tanımlamak istemezler.
Amerikalı yazar Rahul Mahajan’ın, ABD’nin Nisan 2004’te Felluce’ye yaptığı saldırı sırasındaki tanıklığı şöyle: “Felluce’de küçük bir klinikte geçen aşağı yukarı dört saatlik bir süre içinde, belki bir düzine yaralı getirildiğini gördüm. Yaralılar arasında kafasından vurulmuş 18 yaşında genç bir kadın da vardı. Onu getirdiklerinde nöbet geçiriyordu ve ağzı köpürüyordu; doktorlar sabaha sağ çıkmayacağını düşünüyorlardı. Benzer bir ölümcül vaka ise ağır iç kanama geçiren genç bir erkekti.”
Felluce saldırısında yüzlerce sivil öldü ve belki çok daha fazlası ABD taburları şehre 7 ay sonra tekrar saldırdığında hayatını kaybetti. O zamandan bu yana ABD’nin Irak’a düzenlediği, çoğunlukla civar yerleşim yerlerini çapraz ateşe tutan hava saldırıları arttı.
Günlerce önce, Haziran ortasında, bağımsız Amerikalı gazeteci Dahr Jamail bize “Felluce’de bir hastanedeki kaynağın, Amerikan uçaklarının şehrin İbrahim Bin Ali bölgesinin kuzey doğusundaki bir evi bombalaması sırasında, aralarında aynı aileden kadın ve çocukların da olduğu 8 Iraklı’nın öldürüldüğünü ve 6’sının da yaralandığını bildirdiğini” iletti.
Sanki bu onları öldürmeyi meşru kılacakmış gibi, tabii ki ABD’nin sivilleri öldürmekten kaçınmaya çalıştığını duyuyoruz. Ama hava saldırılarının ve ABD ordusunun diğer eylemlerinin oluşturduğu katliam, işgalcilerin savaşının mutlak bir sonucudur. (Kendi toplumumuzda, polisler her gün dükkanları makineli tüfek ateşine tutarak alışveriş yapan insanları öldürseydi ve hiçbir masum insan hedef alınmadığı, suçla mücadele sırasında masumların ölümünün talihsiz bir zorunluluk olduğu gerekçesiyle bu eylemin haklı olduğu açıklansaydı, biz ne derdik?)
Bu arada, ABD medyasının savaş yorumlarında rutin bir şekilde yer almayan bağlam şudur: Bir istila ve işgal, esas olarak hilekârlığa dayanır.
20 Haziran’da yazar Beau Grosscup “Bush’un zafer stratejisi başlamak üzere” dedi. “Amerikan ve Irak kuvvetleri Ramadi şehrini kuşattı. Yiyecek tedariki ve su kesildi. Bir sonraki adımda, “korkut ve dehşete düşür” stratejisiyle şehir bombalanacak ve bunu kara birlikleri, keskin nişancılar ve hava ‘desteği’ ile temizlik operasyonları takip edecek.”
Chico’daki Kaliforniya Eyalet Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler profesörü olan Grosscup, şöyle devam ediyor: “Bu, şehri sivil ölümleri ve yıkımla dümdüz ederek istikrar getirmeyi amaçlayan kutsal ‘Felluce’ modeli. Bu, zafere giden ‘temiz’ bir yol. Bu model, ABD kuvvetlerinin Irak’tan çekilmesini, ama hava kuvvetleriyle ‘düşman’la uzaktan ve 4-9 km. yukarıdan çarpışmalara devam edilmesini öneren Kongre üyesi Jack Murtha tarafından da destekleniyor.
Bu ‘temiz savaş’ Ekim 2004 itibarıyla 100.000’e yakın Iraklı sivili öldürmüştü ve o zamandan bu yana binlercesini daha öldürdü. Ama, her stratejik bombalama tutkununun söyleyeceği gibi bu, zaferin bedeli ve birilerinin nihai olarak özveride bulunması gerekiyor. Yoksa gökyüzünden gelen terörü kim ister?”
Gazetecilerin – ne kadar cesur ve yetenekli oldukları veya çok çalıştıkları pek önemli değil – mesleklerinde tek ve tutarlı bir ahlaki standart oluşturmadan yeteneklerini savaş makinesine peşkeş çekmekten vazgeçmeleri gerekiyor.
22 Haziran 2006 tarihli www.zmag.org sitesinden alınmıştır
Çeviren: Sezin Gündoğan
|