Hepimiz Tuhafız!
Şebnem K.
17 Mayıs 2007
16 Mayıs 2007 tarihli Hürriyet ve Takvim gazeteleri manşetlerine
Boğaziçi Üniversitesi ve Folklor Kulübü (BÜFK) ile ilgili provokatif
bir haberi taşıdılar, aynı haber internette yayın yapan çeşitli
haber sitelerinde de çok geçmeden yerini buldu. Bu haberlerle Boğaziçi
Üniversitesi ve Folklor Kulübü milliyetçi ve faşizan çevrelere hedef
olarak gösterildi.
“BOĞAZİÇİ’NDE TUHAF ŞOV: Türkiye kültürünün tanıtıldığı gecede
sahneye çıkan Boğaziçi Üniversitesi Folklor Grubu, peşmerge kıyafetlerine
benzer kostümlerle program yaptı. Sembolik nevruz ateşinden atlayan
öğrenciler Kürtçe şarkılarla halay çekti. Türbanlı bir kız gitar
çaldı. Ahmet Kaya’nın şarkılarının da yer aldığı müziklerle sunulan
slayt gösterisinde ise ağzı bandajlı, başı türbanlı bir kızın “Okuma
hakkımı istiyorum” yazısı vardı.”
Haberin üç temel odak noktası var ve okuyucunun dikkati bu noktalara
çekilip tepki yaratmak hedefleniyor: 1) Kürtlük 2) Başörtüsü 3)
Türkiye’nin yanlış tanıtılması.
Peşmerge kıyafeti, nevruz ateşi, Kürtçe şarkı, halay, Ahmet Kaya.
Bu anahtar kelimeler okuyucunun dikkatini “Kürtlük” vurgusuna çekiyor.
“Modernize peşmergeler” başlığının ve Kürt sahnesini sergileyen
dansçıların fotoğraflarının solunda ise okuyucunun aklında ampüller
yakmak isteyen bir başka haber yer alıyor. “PKK mayını: 2 şehit
daha”. Bu ustaca sayfa düzenlemesi, BÜFK gösterisi ve PKK arasındaki
sözde bağı kurması için okuyucuya nacizane katkı sunuyor.
İkinci vurgu noktası ise başörtüsü. Başörtülü bir kadının üniversitede
sınırları içinde yani şu meşhur kamusal alanın tam merkezinde, bir
dans-müzik gösterisinde sahnede olması ve üstelik kadınların çalmasına
alışık olunmayan bir enstrümanı, elektogitar çalması ve tüm bunları
yaparken başörtüsünü çıkartmamış olması sayfanın sağında “Türban
Şov” başlığı altında özetleniyor ve müzisyen kadının başörtülü fotoğrafına
yer veriliyor. Kadının inanç özgürlüğü, başını örtme iradesi yok
sayılıyor ve kendini kamusal alanda gerçekleştirme ve ifade etme
hakkını kullanması şova benzetiliyor. Haberin arka planında başörtülü
kadınların üniversiteye girmesinin yasaklanması savunularak aslında
başörtülü kadınlara yönelik şiddete destek verildiği anlaşılıyor
ve böyle bir haber bile başlı başına şiddet içeriyor. “Türban Şov”
haberinin hemen altında ise Türkiye tarihinin ilk e-muhtırasından
ilham almış bir haber tüm puzzle’ı tamamlayan son parça oluyor.
Yine Denizli’de keşfedilen namaz hocası kitaplarının dağıtımı haberi
ve başörtülü çovukların bir resmi yer alıyor. Haber, Eğitim-İş Sendikası’nın
basın açıklamasındaki sözlerle noktalanıyor: “Atatürk’ün çizdiği
ulusal ve çağdaş eğitim politikalarına karşı olan her türlü girişimin
karşısında duracağız.” Başörtülü kadınların ve başörtülü eğitimin
Atatürk’ün çizdiği ulusal ve çağdaş eğitim politikalarına karşı
oldukları; öğrencilerinden birinin başörtülü olarak üniversiteye
girmesine ve kulüp gösterisinde sahneye çıkmasına izin veren Boğaziçi
Üniversitesi’nin de Atatürk’ün bu ulusal politikalarına karşı olduğu
ve dolayısıyla ona karşı durulması gerektiği mesajı çıkıyor. Böylece
YÖK’ün yasakçı zihniyetine direnmeye çabalayan Boğaziçi Üniversitesi
statükocu, muhafazakar, millliyetçi kesimlerin hedef tahtasının
tam ortasına yerleştiriliyor.
Haberdeki bir diğer vurgu ise Boğaziçi’nin Türkiye’yi “yanlış”
tanıtması. Orhan Pamuk’un Ermeni Soykırımı ile ilgili açıklamaları,
Eren Keskin’in gözaltında cinsel taciz ve tecavüz ile ilgili Almanya’daki
konuşması Türkiye’nin “yanlış” tanıtılması korkusunun önceki örnekleriydi.
Bu noktada muhabirin, bu haberi onaylayan ve manşete taşıyan genel
yayın yönetmeninin ve gazetenin büyük bir yok sayma hali içinde
oldukları açıkta görünüyor. Sanki bu ülkede yaşayan milyonlarca
Kürt yokmuş gibi, binlerce başörtülü kadın öğrenci yaşamıyormuş
gibi inkar politikası sürdürülüyor. Bu kimliklerin Türkiye’deki
varlıklarının sahnede görünürleşmesi Türkiye’nin yanlış tanıtılmasına
denk düşüyorsa ‘düzgün’ bir tanıtımın yok sayma ve inkar üzerinde
şekilleneceğini tahmin etmek çok da zor olmaz. Türkiye’yi yurt dışında
hoş göstermek amacıyla, tüm halkların ve tüm kimliklerin sorunsuz
biçimde mutlu mesut yaşadıkları bir tablo çizmek; Türkiye’deki hak
ihlallerini, anti-demokratik uygulamaları, dışlanan kimliklere yöneltilen
her türlü şiddeti saklamak milliyetçi otoriter rejime kulluk etmekten
başka birşey değildir.
Görünen o ki, Folklor Kulübü kendini ulus-devletçi militer rejimin
milli kültür politikasının karşısında konumlandırıyor ve alternatif
söz söyleyen bir sanat alanı yaratmaya çabalıyor. Dansı, müziği,
kostümü, jeneriği, afişi ve dramaturjisi ile kültürel çoğulcu bir
perspektif taşıyor. Etnisite, din, mezhep, cinsel yönelim farkı
gözetmeksizin tüm kimliklerin kendini ifade edebildiği, demokratik
haklarını kullanabildiği, kendini gerçekleştirebildiği, barış içinde
birarada yaşayabildiği bir Türkiye istiyor. Bu haberi değerlendirirken
Türkiye’nin genel konjonktüründen, yükselen milliyetçilik ve faşizmden
soyutlanamayacağı açıktır. Devletin ve sivil toplumun pek çok unsurunun
iç içe geçtiği, linçlerin yaşandığı, siyasi cinayetlerin ve ölüm
tehditlerinin arttığı son dönemde çıkan bu haber ifade özgürlüğüne
yönelik ciddi bir tehdittir. Hürriyet gazetesi’nin başlatmış olduğu
saldırı Folklor Kulübü’ne ve Boğaziçi Üniversitesi’ne yönelik bir
karalama kampanyasıdır. Ve bu kampanya Diyarbakır’da kurşunlanan
çocukları terörist gibi gösteren; Ermeni Konferansı’nı düzenleyenleri
ve konuşmacıları vatan haini ilan eden; Eren Keskin’i, Elif Şafak’ı,
Orhan Pamuk’u hedef gösteren; Hrant Dink’in katline suç ortaklığı
eden; muhtıra-severlikle milli duyguları harekete geçirip binlerce
insanı mitinglere döken kampanyaların devamından başka bir şey değildir.
Aynı zihniyetin, aynı projenin, aynı çıkarların ürünüdür. Mobilize
faşizm karşısında dayanışma içinde olmanın hayati bir önem taşıdığı
son dönemde, yasakçı-sansürcü zihniyete teslim olmayan Boğaziçi
Üniversitesi ve Folklor Kulübü’ne destek olmanın önemli olduğunu
düşünüyorum. Herkesi 18 Mayıs Cuma saat 20:00’da Boğaziçi Üniversitesi
Uçaksavar Kampüsü Garanti Kültür Merkezi önünde Folklor Kulübü tarafından
yapılacak olan basın açıklamasına çağırıyorum.