Kanser Önlemeye Yetersiz Destek*
Samuel S. Epstein[1], Quentin D. Young[2]
Çeviren: Orhan Akalın
Yeni tedavilerin geliştirilmesi için milyarlar harcanırken,
kanserin oluşumunu önlemek için çok küçük meblağlar ayrılıyor
1971’de Kongre, Ulusal Kanser Enstitüsü (NCI) ve dünyanın en
varlıklı kâr-amacı gütmeyen kuruluşu olan Amerikan Kanser Derneği
(ACS) temsilcilerinin iyi planlanmış çabaları neticesinde, ulusal
bir kanser programına izin veren Ulusal Kanser Yasası’nı kabul
etti. Başkan Nixon hemen “Kansere Karşı Savaş” ilan etti ve
ülke bu uğurda savaşmaya başladı.
O tarihten beri sürekli olarak, çığır açacak keşiflerin an
meselesi olduğu yolunda güvenceler veriliyor. 1984’de NCI kanser
ölümlerinin 2000 yılında yarıya düşeceği taahhüdünde bulunmuştu.
1998’de NCI ve ACS tarafından ülkenin “virajı aldığı” söylenmişti.
Daha bu yıl NCI Direktörü Andrew von Eschenbach “kanserin neden
olduğu acıların ve ölümlerin 2015’e kadar ortadan kaldırılacağı”
sözünü verdi.
İlan edildiği tarihten bu yana 30 yıl ve $50 milyar dolar
kadar para harcanmış olmasına rağmen zafere doğru ilerlemek
bir yana, geriye gitmekteyiz. ABD’de 1973 ile 1999 arasındaki
ölümlerin başlıca nedenleri hakkındaki resmi bir analize göre
kalp hastalığından ölenlerin oranı yüzde 21 azalırken, kanserden
ölenlerin oranı yüzde 30 artmıştır. Her yıl 1,3 milyon kadar
Amerikalının kansere yakalandığı ve yarım milyondan fazla insanın
da kanserden öldüğü tespit edilmiştir.
Görünen o ki kanser araştırmalarına ne kadar çok para harcarsak,
paradoksal bir şekilde, kansere o kadar daha fazla yakalanmaktayız.
Hastalığın grafiğindeki bu dik yükseliş, NCI’nın bütçesindeki
daha dik bir yükselişle -1970’de $150 milyon dolardan bugün
$4.6 milyar dolara yükselmiştir- beraber gerçekleşmiştir. Bugün,
erkeklerin %40’ından fazlası ve her üç kadından biri, hatta
daha fazlası yaşamları boyunca kansere yakalanmaktadır. Kanser
bir “kitle imha hastalığı” haline gelmiştir. Meme, testis, tiroid
ve lenf bezi kanserlerinin tümü birden keskin bir artış göstermektedir.
Afro-amerikalılar ve çocuklar arasında gözlenen kanser vakaları
da aynı hızda artmaktadır.
Nasıl oluyor da hem daha fazla harcıyoruz hem de hâlâ mevzi
kaybediyoruz? Çünkü kanser kurumlarının bütün dikkati hasar
kontrolüne -görüntüleme, teşhis, tedavi ve ilgili temel araştırmalara-
odaklanmış kalmıştır, oysa her şeyden önce kanserin önlenmesine
odaklanması gerekirdi. Üstüne para harcadığımız şeyler önemli
ve ciddi şeyler ve tümü de parasal desteği hak ediyor. Ama daha
fazla kanserin önlenmesini istiyorsak tedavi harcamalarına daha
az kaynak ayrılmalı.
Kanserle savaşta az rastlanan başarılardan biri akciğer kanseri
vakalarındaki keskin düşüştür. Bu, insanların sigarayı bırakmaları
ya da bu alışkanlığı edinmemeleri sonucunda gerçekleşmiştir.
Bu, önlemenin açıkça işe yaradığı bir durumdur. Ama buna rağmen
hâlâ önleme araştırmaları için çok az kaynak sağlanmakta ve
ayrılan kaynak da çoğunlukla sigara içme ve beslenme araştırmalarına
gitmektedir. Azınlık partisinin Meclis Adalet Komisyonu’ndaki
önde gelen üyesi, ABD Temsilcisi John Conyers Jr. (Michigan
Eyaleti, Demokrat Parti) geçenlerde kanser kırımının büyük bölümünün
önlenebilir olduğunu ama bunun ancak “NCI’nın kendini toparlaması
ve görevini yapması” durumunda başarılabileceğini söyledi. Geçen
süre zarfında, hava, su, toprak, işyeri ve yiyeceklerdeki çevresel
kirleticiler de dâhil olmak üzere kanserin kaçınılabilir nedenleri
ile ilgili araştırmalara çok az para harcanmıştır.
Kozmetik ürünleri, tuvalet eşyası ve ev ürünleri, özellikle
de pestisitler ve reçete edilen ilaçlardaki kanserojen katkı
maddeleri ile ilgili araştırmalar için de yeteri kadar kaynak
sağlanmamaktadır. Kanser kurumlarının kanserin kaçınılabilir
nedenlerini azimle araştırmayı ihmal etmeleri, insanları kanserojenlerden
koruyacak yasaların ve düzenlemelerin yapılmasını da engellemekte,
petrokimya ve diğer sanayi kuruluşlarının potansiyel olarak
kanserojen olan ürünleri üretmeye devam etmelerini cesaretlendirmektedir.
Oysa öngörülen bu değildi. Ulusal Kanser Yasası, “mesleki
veya çevresel kanserojenlere maruz kalmaların neden olduğu kanserlerin
önlenmesine dönük genişletilmiş ve yoğunlaştırılmış bir araştırma
programını” gerektiriyordu. Ama kanser kurumları bu misyonu
benimsemeyi başaramadığı gibi, nedenlere dair elinde bulundurduğu
kanıtları da örtbas etmiştir.
NCI’nın, 1950’lerde Nevada’daki atom bombası denemelerinden
kaynaklanan radyoaktif serpintilere maruz kalma neticesinde
210.000 tiroid kanserinin meydana geldiğine dair uzun süreden
beri var olan kanıtları gecikmeli olarak 1997’de yayınlamasını
örnek olarak ele alalım. Eğer NCI halkı zamanında uyarsaydı
bu kanserlerin önü tiroid ilaçlarıyla alınabilirdi. Senato Hükümet
İşleri Komisyonu 1999 oturumunda NCI soruşturmasını “açıklıktan
ve halkın katılımından yoksun olmakla” suçladı ve NCI’nın bu
bilgileri zamanında halka duyurmaktaki ihmalini “bir parodi”
olarak nitelendirdi.
NCI’nın önlemeye karşı bu açık ilgisizliğinin kurumsal boyutları
vardır. Başkan Nixon’ın idari yetkilere sahip üç üyeli NCI kanser
jürisinin ilk başkanı bir bankerdi ve petrol, çelik ve kimya
sanayileriyle yakın bağları olan üst düzey bir ilaç şirketi
yöneticisiydi. Ondan sonra yerine 1980’lerde Armand Hammer geldi.
Bu zat ise ülkedeki en büyük endüstriyel kimyasal üreticisi
olan Occidental Petroleum’un başkanı olup son zamanların petrol
krallarından biriydi. Schmidt ve Hammer’ın kanser önlemeye pek
ilgi göstermemeleri ve çok kârlı olan ilaç geliştirme ve pazarlama
işine odaklanmış olmaları şaşırtıcı değildir.
Amerikan Kanser Derneği’nin kirletici kimyasalların ve kanser
ilaçlarının üreticileriyle olan mali ilişkileri oldukça kapsamlıdır.
25’den fazla ilaç ve biyo-teknoloji şirketi –Bristol-Myers Squibb,
Pfizer, AstraZeneca, Eli Lilly, Amgen, Genentech and Johnson
& Johnson vd.– derneğe yılda 100.000’er dolardan daha fazla
katkı sağlamaktadır. Ayrıca British Petroleum, DuPont, Akzo
Nobel, Pennzoil ve Concho Oil’den de ciddi yardımlar sağlanmaktadır.
Amerikan Kanser Derneği’nin sanayiden aldığı güçlü destek,
derneğin araştırma tercihlerine de yansımaktadır. Bu araştırmalar
büyük bölümüyle tedaviye yönlendirilmiştir. Önde gelen yardım
denetçisi The Chronicle of Philanthropy’de yayınlanan Ocak 1992
tarihli bir makalede ACS’nin, “insan hayatını kurtarmaktan çok
servet biriktirmekle ilgili” olduğu ifade edilmektedir. NCI’nın
önleme bütçesi, ilk bakışta pek de az değilmiş gibi görünmektedir.
Kuruluşun 2001’de yayımlanan “Kanser Gerçekleri” adlı raporunda
belirtildiği gibi “kanser önleme, kanserin neden olduğu acıların
ve ölümlerin azaltılmasında önemli bir bileşendir ve aktüel
bir önceliktir.” Bu ifadenin ardından bütçenin %12’sinin önlemeye
ayrıldığı iddiası yer almaktadır. Ama sözü edilen yegâne önleme
çabaları sigara ve diyetle ilgilidir. Çevresel ve mesleki kanserojenlere
hiç değinilmemektedir.
Kansere karşı savaş kesinlikle kazanılabilir. Ama yıllarımız
ve milyarlarca dolarımızı tedaviye odaklanarak harcadık. Önlemeye
odaklanmak yalnızca hayat kurtarmakla kalmayacak, aynı zamanda
tasarruf sağlayacaktır.
Notlar:
* 31 Ağustos 2003 tarihli Los Angeles Times gazetesinde
yayınlanmıştır.
1 Samuel S. Epstein, Illinois Üniversitesi, Halk Sağlığı
Okulu’nda emeritus profesördür. Yükselen Kanser oranlarını,
kanserojenlerin hayatımızdaki artan varlığına bağladığı
kampanyalarla tanınan Epstein, 1993’de halen başkanlığını
yürüttüğü Kanser Önleme Koalisyonu’nu kurmuştur. Epstein,
1998 yılında Alternatif Nobel Ödülü’nü (Right Livelihood
Award) kazanmıştır.
2 Dr. Quentin D. Young, Chicago'daki Sağlık ve Tıp Politikası
Araştırma Grubu'nun başkanıdır, Kanser Önleme Koalisyonu'nun
da direktörlüğünü yapmaktadır.