Devrimci Erkekler Nerede?*
Hevesli bir müttefikten inkar, suçluluk, sahiplik ve eylem
üzerine düşünceler.
Bunu neden yazdım?
Bu yazıyı erkek egemenliğiyle mücadele eden erkeklere,
onlarla aynı tavrı benimseyen başka erkeklerin de var olduğunu
söylemek için yazdım. Bunca zamandır biz erkeklerin cafcaflı
sözlerle dile getirdiği (ve göz ardı ettiği) kişisel ve kolektif
saçmalıklar arasında bata çıka ilerlemeye çalışan başka erkeklerin
de var olduğunun bilinmesini istiyorum. Erkek egemenliğine karşı
mücadele eden kadınlar tarafından ve yine bu mücadele içinde
olan kadınlara yönelik olarak yayınlanan pek çok makale, elektronik
dergi, dergi ve web sitesi olduğu halde, erkekler genellikle
sessiz kalıyorlar. Birkaç kayda değer istisna dışında, erkek
egemenliğine karşı bir şeyler söyleyen erkeklerden elde ettiğim
malzeme son derecede akademiktir ve tamamen anlaşılmaz bir dil
kullanmaktadır. Bu yazı, cinsiyetçi davranış ve tutumlarını
kafalarından atmaya çalışan, ama, doktora çalışması yapmak için
yeterli kaynak ve zamanı olmayan tüm erkekler için yazıldı.
Bu yazı, gerek kendi tavırlarını gerekse hayatlarındaki diğer
erkeklerin tavırlarını değiştirmeye çalışan erkekler içindir.
Bu yazı, erkek egemenliğine bir son vermeye ve erkek ayrıcalıklarından
sıyrılmaya çalışan erkekler içindir.
Yazının başlığının ve konuya ilişkin ilhamın kaynağı, Heather
Ajini tarafından yazılan bir makaledir: “Our Culture, Our Resistance
- People of Colour Speak Out On Anarchism, Race, Class and Gender”.
Bu yazıda Ajini “(buraya yerleştireceğiniz herhangi bir olay)’da
beyaz olmayanlar neredeydi?” ortak sorusunun yerine, beyaz insanların
devrimci mücadelede nerede olduğu sorusunun geçmesi gerektiğini
söylüyordu. Bu soruyla, kendi ayrıcalıklarının farkına varmış
olan, bunları deşifre eden ve kendi saçmalılarına farklı bir
şekilde yaklaşan beyaz müttefiklerin, beyaz aktivistlerin ve
anarşistlerin nerede olduklarını soruyordu. Aynı soru pekala
erkeklere de sorulabilir (ve sorulmalıdır da). Devrimci erkekler
nerede? Kendi ayrıcalıkları hakkında kendilerine zorlu sorular
soran, cinsiyetçi düşünme biçimlerinden sıyrılmaya çalışan ve
kendi eylemlerinin sorumluluğunu alan erkekler nerede? Erkek
egemenliğiyle mücadele eden erkekler nerede? Son zamanlarda
bir erkek olarak, özellikle de feminist müttefiki olmaya hevesli
(henüz bu hedefime ulaştığımı iddia edemeyen) bir erkek olarak,
kendi erkek kimliğimle gittikçe şiddetlenen bir mücadele içindeydim.
Erkekler sahip oldukları değer ve davranışları nasıl edinirler?
“Erkekçe” davranmak için nasıl sosyalleşiyoruz ve bu “erkeklik”
kavramı nereden geliyor? 21. yüzyılda Kuzey Amerika’da bir erkek
olmak ne anlama gelir? Bu sorular cevaplanması (hatta pek çok
erkek için sorulması bile) çok karmaşık sorular olmakla beraber,
toplumumuzun cinsiyetçi ve ataerkil özüne meydan okumak bir
yana, bu nitelikleri ancak teyit eder. Erkek egemenliğine karşı
olduğunu iddia eden herkesin, neden erkeklerin toplumun her
alanına hakim olduğunu da kendisine sorması gerekir. Neden aynı
işi yapan kadınlardan daha fazla para kazanıyoruz? Neden Kanadalı
milletvekillerinin sadece %20’si kadın? Neden kadınlar hala
ev ve çocuk bakımı işlerinin neredeyse tamamını yapıyor? Neden
hala bu işler “gerçek” bir iş olarak görülmez? Neden baskı,
hiyerarşi ve tahakkümün her türlüsüne karşı hareketler bile
erkek hakimiyeti altındadır? Neden her 45 saniyede bir kadın
tecavüze ya da cinsel saldırıya maruz kalır? Bunlar, feminist
müttefiki olmaya aday olanların kendilerine ve çevresindekilere
sorması gereken sorulardır. Bunun güç, fakat zorunlu bir yolculuğun
ilk adımı olacağını umuyorum. Benim deneyimimde birkaç farklı
aşama bulunmaktadır.
#1: Erkek Egemenliğinin Varlığını İnkar:
Sıradan bir erkeğe, kendisinin diğer cinsler üzerinde sayısız
sosyal, ekonomik ve politik ayrıcalıklar bahşeden bir sistem
içinde yaşadığını söyleyen birinin karşılaşacağı tepki budur.
Bu hakikatle ilk kez yüzleştiğimde, benim de verdiğim tepki
kesinlikle buydu, ama çok şükür argümanlarımı tekrar tekrar
ve şefkatle tersini göstererek yıkacak kadar sabırlı bir arkadaşım
vardı. Çoğu zaman, bu gerçekleri bir kadının dile getirmesi
de pek fayda vermez.. Çünkü bu durum hemen taraflılık ve kişisel
çıkar suçlamalarında bulunulmasına, kanıt olarak sunulacak herhangi
bir gerçeğin doğrudan inkarına ve/veya kişinin küçümsenmesine
ya da aşağılanmasına yol açar. Bazen de adam kadını görmezden
gelir ya da kafasını çevirip yürür gider. Erkeklerin ataerkillik
karşıtı mücadeleye aktif olarak katılmasının bu kadar önemli
olmasının bir nedeni de budur: tüm bunlar elbette iki erkek
arasında da yaşanabilir, ama bu olasılık çok daha azdır. Ataerkilliğin
varlığını çürütmek için erkekler tarafından sunulan argümanlar
pek bildik güzergahtan geçer. Genellikle erkek şu mealde bir
şey söyler: “Geçmişte cinsiyet ayrımcılığının var olduğunu kabul
ediyorum, fakat feminist hareket kadın hakları için verdiği
savaşı kazandı” Bu, erkekler ve bazı kadınlar tarafından yaygın
olarak benimsenen bir bakışı yansıtır. Buna göre, bugün, cinsiyetlerden
bağımsız olarak çaba ve yeteneklere dayanan eşit fırsatlar sunan
cinsiyet körü bir toplumda yaşamaktayız. Oysa cinsel saldırılar,
maaşlar, yoksulluk ve beslenme bozuklukları üzerine bunun tersini
gösterecek sayısız istatistik bulunuyor. İşte bu yüzden özellikle
şoven ve cahil erkekler güncel feminist hareketi, erkekleri
kadınlara tabi kılacak bir girişim gibi görüyorlar. Bu da ataerkilliğin
varlığına karşı diğer bir yaygın argümandır. Buna göre erkekler,
özellikle de bugün, kadınlardan daha az güçlü ve daha az ayrıcalıklıdır.
Erkek, kadınların üniversitelere girişi ve mezuniyeti hakkındaki
istatistikler hakkında ezbere konuşabilir, dikkatler kadınların
sağlık sorunlarına ya da artık saygıyla karşılanan doğum kontrolü
ya da kürtaj haklarına çevrilir. Doğrusunu söylemek gerekirse,
cinsel taciz ve tecavüzler ya da kadınların sefaleti veya üst
düzey kamu ve özel sektör görevlerine katılımları hakkında tek
kelime edilmez. (Son ikisi düzeltmek için zaman ve enerjimi
harcayacağım konular değildir ama yine de toplumlarımızın doğuştan
gelen cinsiyetçiliğinin işaretleridir). Tartışmanın büyük bir
kısmı, erkekler “cinsel tacizle suçlanmadan” bir kadına asılamayacağı
ve çıkma teklif edemeyeceğine göre, cinslerin ne kadar eşit
olduğu etrafında döner. Aslında gerçek şu ki, bu erkekler herhangi
birine karşı ilgilerini nazikçe ifade edebilecek ya da eşit
bir ilişki kuracak toplumsal beceriler geliştirmemiştir ve geliştirmekle
de ilgilenmemektedirler. Bu erkek, son çare olarak, toplumumuzun
cinsiyetçi olduğunu fakat işlerin de hızla değiştiğini kabul
edebilir. Belki de Kuzey Amerika’daki kadınların durumunu Arap
dünyasındaki ya da belirli Afrika ülkelerindeki kadınlarla mukayese
eder. Ya da bir asır öncesindeki kadınların durumlarına işaret
ederek, kadınların daha önce hiç bu kadar iyi durumda olmadıklarını
söyler. “Her şey bir yana, değişim bir günde olamaz” diye diretir.
Bütün bu argümanlar alenen yanlıştır ve kolayca çürütülebilir.
En zor iş, bir erkeği sizi dinleyebilecek kadar karşınızda tutmaktadır.
Polis kuvvetlerinde, özellikle yüksek mevkilerde, erkek sayısı
kadın sayısıyla kıyaslanamayacak derecede fazladır. Kamu görevleri
ve özel sektörde de durum aynıdır. Erkekler aynı işi yapan kadınlardan
daha fazla para kazanırlar. Kadınların cinsel tacize uğrama
olasılığı erkeklere göre daha fazladır ve Kanada’daki kadınların
üçte biri yaşamları boyunca bir kez tecavüze uğramaktadır. Beslenme
bozukluklarının %90’dan fazlası kadınları etkiler ve bir kadının
düşük özsaygıya ve kendi bedenine dair olumsuz bir imgeye sahip
olması bir erkeğe kıyasla daha olasıdır. Buna karşın erkekler,
kendilerini reklamların tümünde, TV şovlarında ya da filmlerde
neredeyse çıplak bir şekilde sunulmuş görmek veya hayır dediği
için aşırı ahlakçı ya da evet dediği için sürtük olarak adlandırılmak
konusunda da endişelenmek zorunda değildirler. Hiçbir zaman
bir partide birinin içkime bayıltıcı ilaç katmasından ya da
gecenin geç bir vaktinde evime giderken tecavüze uğramaktan
endişelenmem gerekmemiştir. İnternette ya da kütüphanede yapılacak
küçük bir araştırma, ataerkilliğin, cinsiyetçiliğin ve erkek
ayrıcalıklılığının toplumumuzda ne kadar yaygın olduğunu kanıtlayan
diğer sayısız örnek ve istatistikleri ortaya koyacaktır. Genellikle,
konuştuğunuz erkek aşırı derece inatçılaşacak, öfkeli ve savunmacı
hale gelecektir. Belki kendisine bir sonraki görüşmenizde fikrini
değiştirip değiştirmediğini sorabilirsiniz: Bu “sarsıcı ifşaatı”
tümüyle sindirmek zaman alır ve kafaları değiştirmek isteyen
kişiler açısından ısrar gerektirir. Pes etmeyin!
#2: Ataerkillikteki Kişisel Sorumluluğun ve Katkının İnkarı:
Diyelim ki bir erkek ataerkil bir toplumda yaşadığımızı kabul
(itiraf) etmiş olsun. Ya da sözgelimi bu erkek zaten bir aktivist
olsun ve toplumumuzun cinsiyetçi olduğunu kabul ediyor olsun.
Çoğunlukla, bu durumdaki erkeklerin hiçbiri teorik görüşleri
ve kişisel durumları arasında bir bağlantı kurmaz, yani başka
bir deyişle, ataerkilliğin varlığını kabul eden erkeklerin çoğu
kendi davranış ve inançlarını asla eleştirel bir incelemeye
tabi tutmazlar ya da kendilerinin de cinsiyetçi olabilecekleri
ihtimalini göz ardı ederler. Bunlar, yakınlık gruplarında feminist
kollukları takıp, sürekli kadınların sözlerini kesen ve kadınlar
hakkında atıp tutan erkeklerdir. Bunlar kadınlar için güvenli
alanlar yaratma ihtiyacı hakkında konuştuktan hemen sonra cinsiyetçi
bir şaka yapan türden erkeklerdir. Bunlar Bikini Kill ve Lauren
Hill dinleyip yine de “hayır” kelimesinin anlamını bilmeyen
erkeklerdir. Bir erkeğin gündelik hayatında ataerkilliğe meydan
okumasının bir numaralı yolu başkalarından (ve kendisinden)
cinsiyetçi zırvaları terk etmeyi istemektir. Örneğin eğer heteroseksüel
bir erkekse, bu “cinsiyetçi olmayan” erkeğe o güne kadar hiçbir
kadına gözlerini dikerek bakıp bakmadığını sorun. Normal erkeklerin,
özellikle de normal genç erkeklerin büyük bir çoğunluğu yapabildikleri
her zaman gizlice kadınları keserler. İster bir kadının ardından
yürüken ister yüzüne bakarken, bu her zaman olur. Bu birisine
güzelliğine hayran olarak bakamayacağınız anlamına gelmez, fakat
bir kadının göğüslerine ya da kalçalarına gözlerinizi dikip
baktığınızda kadınlar bunu bir süre sonra fark ederler ve bu
durum pek çok kadını fazlasıyla rahatsız eder. Eğer bu durum
uzak durulması mümkün bir yerde gerçekleşiyorsa ve etrafta pek
çok dikizci varsa, bundan sonra kadınlar bu yerden uzak durmaya
başlarlar. Bu durum, ataerkilliğin nasıl işlediğine dair bir
örnektir. Ya da erkeklerin toplu taşıma araçlarında nasıl daha
fazla yer kapladığından veya toplantılarda nasıl tahakküm kurduğundan
bahsedebilirsiniz. Ona, bunları hiç yapıp yapmadığını sorun.
Peki ya ev işleri? Eğer sevgilisi ya da annesiyle yaşıyorsa
yemek ve temizlik işlerini çoğunlukla kimin yaptığını sorun.
Eğer bir babaysa, çocuk bakımıyla çoğunlukla kimin uğraştığını
sorun. On durumun dokuzunda, kendisi değildir. Eğer “cinsiyetçi
olmayan” erkeğiniz hala kendi cinsiyetçiliğini kabullenmeyi
reddediyorsa, kendisine kadınların medya tarafından resmedilişinin
kadınlara karşı görüş ve davranışlarını nasıl etkilediğini sorun.
İlk aşamada erkeklerin denenmiş ve başarısı ispatlanmış aracına
başvuracaktır: inkar. Fakat kendisine ne kadar yanılmış olduğunu
gösterebileceğiniz pek çok örnek vardır. Bir kadının başrolde
olmadığı bir temizlik ürünü reklamını en son ne zaman görmüş?
Aksiyon filmleri hangi sıklıkla çaresiz bir erkeğin cesur bir
kadın tarafından kurtarılmasıyla biter? Her iki örnekte de cevap
hemen hemen hiçtir. Sürekli bir medya bombardımanının etkisi
altında olduğumuzu inkar etmenin bir anlamı yoktur, fakat genellikle
kendi deneyimlerinizden hareket ederek konuşmak en iyisidir..
Şahsen ben pornografi konusundaki deneyimlerim hakkında konuşabilirim.
Benim izlediğim porno filmler, kadınları tek boyutlu, sekse
aç ve koca penisli düzücüleri (burada aşık kelimesini kullanmayı
reddediyorum) için her tür küçük düşürücü eylemi yerine getirmekten
mutlu nemfomanyaklar** olarak resmediyordu. Bu, erkek izleyicilerin
kendilerini teslim etmeye istekli kadınlara cinsel olarak tahakküm
etme fantezilerinin sözümona tatmin edilmesidir. İzleyicilerin
fantezisi gerçekten bu olsun ya da olmasın, porno izleyicilerin
davranışını etkiler. Özellikle de ergen gençlerin çoğunun, gerçek
kişilerle sahip oldukları cinsel deneyimden daha fazla porno
tecrübesine sahip olduklarını unutmamak gerekir. Ergen bir genç
erkek bu filmlerdeki sekse aç, kendini teslime hazır kadınları
arayacak ve bulamadığında da bu özellikleri çekici bulduğu herhangi
bir kadına yansıtacaktır. Bunun birden fazla tecavüz olayına
neden olduğuna eminim.
Birbirimizi bu zırvalıklarımızdan vazgeçirmek için çok fırsat
vardır ve bunun için cesaret ve bir parça zaman dışında bir
şey gerekmemektedir. Sorgulanan kişi erkek egemenliğinin varlığıyla
yüzleştiğinde, bu yüzleşme onun daha önce olduğundan daha fazla
savunmacı hale gelmesini hiç kuşkusuz tetikleyecektir. Kimse
kendisinin baskıcı olduğunu kabul etmek istemez, hele de bastırılmaya
karşı mücadele ettiğine inanan (hatta feminist olduğunu iddia
eden) erkekler bunu asla kabul etmez. Kişisel sorumluluğun bu
ısrarlı yadsınması sona ermek zorundadır. Gerçek şu ki, genelde
erkeklerde, özelde de aktivist erkeklerde laf çoktur ama kaydadeğer
eylem azdır. Çünkü biz erkekler gerçekleştirdiğimiz çok kişisel,
gündelik cinsel saçmalıklarımızdan vazgeçmek için bir diğerimize
çağrıda bulunmayız. Kendi cinsiyetçiliğimizle mücadele etmek
için, kadınların yaptığı gibi örgütlenmiş değiliz. Bu çok rastlanan
bir soruyu gündeme getirir: Neden kadınlar erkekleri cinsiyetçilikleri
konusunda eğitmek için zaman ayırmazlar? Neden erkekler sadece
kadınlar için olan alanlara alınmazlar? Eğer bu gruplarda birlikte
oturabilseydik cinsiyetçilikle mücadele etmek için pek çok şey
öğrenirdik değil mi? Bu meşru bir sorudur ve pek çok hevesli
müttefikin cevabı işitmek için merak içinde olduğunu sanıyorum.
Gerçek şu ki, kadın organizasyonları ulaşmak istedikleri kadınların
tamamına ulaşabilecek zamana ve kaynağa sahip değiller. Herhalde
baskı karşıtı çalışma gruplarına gidebilen kadınlar bu ülkedeki
kadınların %1’i bile değildir, o halde neden kadın hareketinin
enerjisini bize harcamasını talep edelim ki? Muhtemelen bütün
enerjilerini erkeklere erkek egemenliğinin varlığını ispatlamak
için harcamak zorunda kalacaklardır, oysa bu mesaj başka bir
erkekten geldiğinde çok daha etkili olacaktır. Zamanları ve
kaynakları olsa bile, kendilerini baskı altında tutanları eğitmek
baskı altında tutulanların sorumluluğu değildir. İkinci olarak,
cinsiyetçilikle mücadele etmek sözkonusu olduğunda, erkekler
ve kadınlar zıt yönlerden gelmektedir ve yapmaları gereken farklı
işler vardır. Kadınlar erkek egemenliğin baskısı altındadır,
oysa biz bundan faydalanırız. Demek ki cinsiyetçilik karşıtı
erkeklerin kadınların örgütlenmelerine sıkça katılmalarının
anlamı yoktur. Bu beni üçüncü noktaya getiriyor. Kadınlardan
bedava hizmet beklemekten vazgeçmemiz gerekiyor. Cinsiyetçilik
karşıtı erkekler, kendilerini örgütlemek için gereken işleri
yapmak, ataerkillik karşıtı erkek hareketini inşa etmek için
zaman ve enerjilerini ortaya koymak zorundadır ve bunu yaparken
de kadın hareketinin kaynaklarını tüketmemelidirler. Kadınlar
bu işe sıfırdan başladılarsa, bizim de aynı şeyleri yapamamamız
ya da yapmamamız için bir neden yoktur. Çok sayıda erkeğin kendi
cinsiyetçi davranışlarını kabullenmesinin tek yolu budur. Eğer
erkeklerin değiştiğini görmek istiyorsak, bu işi gündelik olarak
birebir, erkek erkeğe yapmalıyız. Tekrar söylüyorum, bu iş sabır
ve azim gerektirir. Bir erkeğin, (ebeveynleri, arkadaşları,
okul ve medya aracılığıyla) cinsiyetçi bir kültürde sosyalleşmesi
yüzünden cinsiyetçi olarak yetiştirildiğini kabul etmesi için,
kendisiyle aynı konuşmaların defalarca yapılması gerekebilir.
#3: Suçluluk:
Baskıcı bir sistemin sürdürülmesindeki sorumluluğunu kabul
eden ayrıcalık sahibi herhangi bir kişi suçluluk duyacaktır.
Bu durum özellikle toplumuzda egemen olan ataerkillikle yüzleşen
erkekler için geçerlidir. Suçluluk duygusu birçok nedenden kaynaklanır.
Bazı erkekler ayrıcalıklarından hoşnut oldukları ve bunlardan
vazgeçmek istemedikleri için suçluluk duyarlar. Bazıları hayatları
boyunca yapmış oldukları tüm cinsel ayrılıkçı ya da ataerkil
davranışlardan suçluluk duyarlar. Bazı erkekler konu üzerindeki
iç düşünceleri ya da tartışmaları kasten bastırmış olmalarından
dolayı suçluluk duyarlar. Ataerkillikteki sorumluluğunun tamamıyla
ayırdında olan erkekler bir şeyler yapmaları gerektiği halde
yapmadıkları için suçluluk duyarlar. Suçluluk bir anlamda bilinçli
olmakla ilişkili bir histir. Erkek egemenliği konusundaki kişisel
katkısını ve sorumluluğunu kabul eden her erkek kendini suçlu
hissedecektir. Ancak bu tepki, her ne kadar doğal olsa da olumlu
ve kurucu bir tepki değildir. Pek çok feminist, bu eril suçluluk
duygusunu, dikkatleri ataerkillikten uzaklaştırarak erkeğin
şahsi duygusal mücadelesine çektiği için eleştirir. Suçluluk
duygusunun tümüyle karşı devrimci olduğuna katılmak zorundayım.
Suçluluk duyguları pek çok erkek için cinsiyetçilik karşıtı
organizasyonlara katılmalarının önünde aşılmaz bir engel oluşturuyor.
Ataerkillik konusundaki suç ortaklığının kişisel olarak farkında
olan erkekler bir çalışma grubu ya da protesto gösterisi düzenleyerek
kamuoyunun dikkatini çekmek yerine her şeyin hasır altı edilip
unutulmasını tercih ederler. Bu utanç ve suçluluk duyguları,
diğer türlü cinsiyetçilik karşıtı olabilecek erkekleri herhangi
bir şey yapmaktan, hatta kendi cinsiyetçi davranışlarıyla açıkça
uğraşmaktan alıkoyar. Başka bir deyişle, kendi geçmiş eylemlerinden
utanç duyan erkekler bu duyguları hiçbir şey yapmamanın bahanesi
olarak kullanır ki bu sonuç olarak daha fazla suçluluk ve utanç
duymalarına yol açar! Cinsel ayrımcılık karşıtı olmak için cinsiyetçi
olmayan mükemmel bireyler olmak zorunda olmadığınızı hatırlamak
önemlidir. Esasında eğer her erkek cinsel ayrımcılık karşıtı
çalışmalar yapabilmek için cinsiyetçi olmayan mükemmel bireyler
haline gelmeyi bekleyecek olursa hiç bir erkek cinsel ayrımcılık
karşıtı olamaz.
Ataerkillikteki sorumluluğunu kabullenmiş her suçlu erkek,
ancak kendini bir parça daha rahat hissettiğinde bir şeyler
yapabileceğine inanır. Bir müttefik, kadınlar için bunun bir
seçenek olmadığını görecektir. Biz erkekler ataerkillik ve cinsiyet
ayrımcılığıyla ne zaman ve nerede mücadele edeceğimizi seçebiliriz.
Eğer böyle yapmak uygun değilse ya da utandırıcıysa basitçe
başka bir zaman yapmak üzere erteleyebiliriz. Kadınların böyle
bir seçeneği yoktur, cinsiyet ayrımcılığı ve ataerkiyle her
gün 24 saat mücadele etmek zorundadırlar. Suçluluk duygusunu
ve ayrıcalıklarımızın neden olduğu utançtan kurtulmanın tek
yolu ataerkillikle, sadece feminist ya da aktivist arkadaşlarımızla
birlikteyken değil, açık bir şekilde ve her zaman uğraşmaktır.
Başlarda, ataerkillikten nasıl yararlandığımı ve edilgen bir
şekilde desteklediğimi fark ettikten sonra, bunu sadece iki
kişiyle tartışabildim: en iyi arkadaşım (benimle aynı şeylerle
mücadele eden aktivist bir erkek) ve femist bir kadın olan diğer
bir arkadaşımla. Bu ikisiyle cinsiyet ayrımcılığı konusunu gündeme
getirmek bile ızdırap vericiydi. Bir süre sonra gündelik hayatımda
ataerkilliğe dair rastgele gözlemler yapmaya başladım. Bazı
arkadaşlarımla bir film seyrederken filmdeki kadınların ne kadar
edilgen ve sessiz oldukları hakkında yorumlar yapmaya başladığımı
anımsıyorum. Bunu söylemeden önce mideme bir ağrı girdiğini
hissettim. Fakat kelimeler ağzımdan dökülür dökülmez bunun ne
kadar da kolay olduğunu fark ederek rahatladım. Mideme giren
krampları yok ettiğimi söyleyemeyeceğim, ama ataerkillik ve
ayrıcalık hakkında konuşmanın çok daha kolay olduğunu söyleyebilirim.
Pek çok erkek için kadınlarla, hatta diğer bazı erkeklerle rahatça
konuşulamayacak bazı konular vardır. İşte bu nedenle biz erkeklerin
bu gibi konularda konuşmak için güven duyduğumuz diğer erkeklerle
bir araya gelmemiz önemlidir. Bu resmi bir şey olmak zorunda
değil: bir buluşmanın kamuya duyrulmasına ya da toplantı notları
alınmasına (tabii ki isterseniz alabilirsiniz) gerek yok. Birkaç
kafa dengi arkadaşla bir yemekte bu konularda tartışmak pek
çok şeyin gerçekten rahatça konuşulmasına yardımcı olabilir.
Son zamanlarda arkadaşlarımla yaptığım böyle iki toplantı sonrasında
pek çok şeyin açıklığa kavuştuğunu dürüstçe söyleyebilirim.
Endişe ve suçluluk duygularınızı dostlarınıza açtığınız ve karşılığında
onlardan aynı şeyi gördüğünüzde, herkes kendini daha rahat hissedecek
ve duygularımız, davranışlarımız hakkında açıkça ve dürüstçe
konuşmaya istekli olacaktır. Kendinizin ve başkalarının cinsel
ayrımcı davranışlarını bir kez belirledikten sonra, cinsel ayrımcı
davranışların dikkat çekmesinden daha az suçluluk duyarsınız.
İş kendi cinsel ayrımcılığımıza geldiğinde erkekler bir diğerine
çok sık arka çıkarlar. Fakat birbirimizi, eşitlik retoriğimizi
gerçekleştirmeye zorlamak çok güçlendiricidir. Gündelik hayatınınızda
cinsel ayrımcılığa meydan okumak cinsel ayrımcılığa meydan okumamaktan
kaynaklanan utanç ve suçluluk duygusunu yok etmek için yapabileceğiniz
en güçlendirici şeydir! Bu, kimi zaman, bir tartışma grubu ya
da çalışma grubuna erkeklerin egemen olduğu hakkında yorum yapmak
ya da orada kadın mevcudunun neden bu kadar az olduğu sorusunu
yüksek sesle dile getirmek kadar basit bir şey olabilir. En
büyük korkum birinin bunu tersine çevirip beni cinsel ayrımcılıkla
suçlamasıydı. Şimdi bunun için endişelenmiyorum, cevabım “evet
geçmişte ben bir cinsel ayrımcıydım ve muhtemelen gelecekte
de öyle olacağım, ama davranışlarımı değiştirmeye ve cinsel
ayrımcılığı kafamdan çıkarıp atmaya çalışıyorum” olacaktır.
Suçluluk duygusunun üstesinden gelmenin en iyi yolu eylemlerinizin
sorumluluğunu almanız, öyle ya da böyle, değişmek için gerçek
bir çaba göstermenizdir.
#4: Sorumluluk Üstlenmek ve Harekete Geçmek
Eylemlerinizin sorumluluğunu almanız, eylemlerinizin basitçe
farkında olmanızdan farklı bir şeydir. Eylemlerinize sahip çıkmanız,
geçmişte ne yaptığınız ve cinsel ayrımcı davranışlarınızı gelecekte
nasıl değiştirmeye çalışacağınız hakkında açık ve dürüst olarak
konuşmak anlamına gelir. Bu, ataerkilliğin toplumda kendini
gösterme biçimleri kadar, kendi davranışlarınızı da anlamanız
demektir. Sorumluluk almak demek (bizi felç etmekten başka bir
işe yaramayan) suçluluk ve utancı geride bırakmak, halkın arasına
karışıp yaşamları değiştirmek ve cinsel ayrımcılığı sona erdirmek
için gerekli birebir örgütlenmeler ve eğitimle uğraşmak demektir.
Her şey bir yana, bu konuda açıkça konuşamayan birinden cinsel
ayrımcı davranışlarını terk etmesini nasıl bekleyebilirsiniz?
Geçmiş cinsiyetçi davranışlarınız hakkında samimiyetle konuşmak,
diğer kişilerin, cinsel ayrımcılığı ve bunu nasıl ele aldığımızı
tartışırken, kendilerini rahat hissetmelerini sağlar. Pek çok
feminist, erkeklerin cinsel ayrımcılıkla mücadele etmeyi umursamadıklarını
varsayar. Fakat benim kişisel tecrübelerime göre, bir kadın
arkadaş sizin, kendi içsel cinsiyetçiliğiniz hakkında bilgilenmeye
ve bunu ortadan kaldırmaya çalıştığınızı bildiğinde, kaynaklar,
tartışmalar ve tavsiyelerle vs. size yardımcı olmaya çalışır.
Kadın arkadaşlar, saçmalıklarınız hakkında size daha çok meydan
okuyacak (bu yararlı bir şeydir) ve muhtemelen siz oradayken
başka insanların saçmalıklarına meydan okumaya daha çok meyilli
olacaklardır. Etrafınızdaki erkekler kendi davranışlarını daha
rahat tartışacaklar, tartışmasalar bile, cinsel ayrımcılığı(nız)
hakkında açıkça konuşmak, en azından onların, cinsel ayrımcılık
ve ataerkillik konusunda farklı düşünmelerine yol açacaktır.
Erkekler, diğer erkekleri cinsiyetçilik konusunda eğitmek için
en uygun konumdadırlar, çünkü cinsiyeçiliğin nasıl çalıştığı
ve bizim cinsiyetçiliği nasıl sürdürdüğümüz konusunda ilk elden
bilgi sahibidirler. Bir konuk konuşmacının sınıfta aile içi
şiddet konusunda konuşma yaptığını hayal edin. Bu odadaki erkeklere
kim daha rahat ulaşabilir, bir erkek mi bir kadın mı? Bir kadın
tarafından yapılan sunum kaçınılmaz olarak kulaklara fısıldanan
hakaretlere ve sunum sonrası yapılacak esprilere yol açar. Aynı
sunumu yapan bir erkeğin de ulaşacağı sonuç belki aynı olacaktır,
fakat yine de öğrencilerin ergen erkeklik algılarını cezbetme
ve onlara “gerçek bir erkeğin” karısını ya da kız arkadaşını
dövmeyeceği dersini aşılaması olasılığı daha fazladır. Bir erkek
için, özellikle de genç bir erkek için başka bir erkeğin kendi
cinsiyetçi davranışları hakkında açık olarak konuştuğunu işitmek
çok güçlü bir deneyimdir. Sorumluluk almak demek problemin adını
koymak –cinsel ayrımcı ve kadın düşmanı konuşma ve eylemler
– ve bunu değiştirmek için bir şey yapmak demektir.
Ataerkilliği sona erdirmek için eyleme geçmenin pek çok yolu
vardır. Eğer genç kardeşleriniz, yeğenleriniz, kuzenleriniz
ya da bir oğlunuz varsa olumlu bir rol modeli olup olmadığınıza
bakın. Sevmenin ve duygusal olmanın bir erkek için önemli olduğunu
öğrenmelerini sağlayın. Doğdukları andan itibaren oğlan çocukları
“gerçek erkek” olmak üzere endoktrine edilirler ve hepimizin
de bildiği üzere gerçek erkekler aşık olmaz, ağlamaz ya da umursamaz.
“Gerçek erkek” için kabul edilebilir tek duygu öfkedir. Genç
çocukların önünde bütün bu duyguları sergilemek bir itfayeci,
bir asker ya da bir aksiyon kahramanı olarak yetişmek zorunda
olmadıklarını anlamalarını sağlar. Her gün yapabileceğiniz diğer
bir şey de, yukarıda bahsettiğim gibi cinsel ayrımcı bir eylemde
ya da rezil cinsiyetçilik dinamiklerinin iş başında olduğunu
gözlemlediğiniz her yerde yüksek sesle yorum yapmanızdır. En
basit şekliyle bir olay ya da organizasyonda neden daha fazla
kadın bulunmadığını, ya da hiç olmadığını sormak, organizasyonunuzda/klübünüzde
vs. cinsel ayrımcılık hakkında olumlu bir tartışmayı başlatabilir.
Çoğu zaman kadınlar cinsel ayrımcılığa meydan okumaktan, erkekleri
savundukları ideallere göre yaşamaya çağırmaktan yorulurlar.
Cinsel ayrımcılık taşıyan davranışlara işaret eden bir erkek
kadınları rahatlatır: kadınlar ve erkekler aynı şeyi söylerken,
cinsiyetçi davranışlarda bulunan bir erkek yaptıklarını kolayca
geçiştiremeyecektir. Bariz bir şekilde yapılabilecek en iyi
iş cinsiyetçi bir davranış gözlemlediğiniz her yerde, bu davranışı
sahibinin yüzüne vurmaktır, fakat yapılabilecek daha iyi şeyler
de var. Eğer böyle bir davranışla karşılaştığınızda, bunu yapamıyor
ya da yapmak istemiyorsanız onlarla sonrasında konuşmayı deneyin.
( “Söylediğin şeyin gerçekten cinsiyetçi olduğunu düşünüyorum”
ya da “......’ı gerçekten rahatsız ettiğini düşünüyorum” gibi)
“Ben” cümleleri kullanmak olumlu bir sonuç alma şansınızı artırıp,
karşınızdaki kişininin öfkelenme olasılığını düşürür. Cinsiyetçi
bir olaya tanık olduktan sonra yapılabilecek gerçekten önemli
bir diğer şey de bundan etkilenen kadınla konuşmaktır. Bu muhtemelen
o kişiyi ya da olayın muhteviyatını ne kadar iyi bildiğinize
bağlıdır. Ona iyi olup olmadığını, neler hissettiğini ve bu
kişiyle daha önceden sorunu olup olmadığını sorun. Bu davranışın
üstesinden nasıl gelmeyi düşündüğünü sorun. Bazı kadınlar sizin
ya da başka birinin bu eylemin sahibiyle eylemi hakkında yüzleşmenizi
ya da aracılık etmenizi isteyebilirler. Bazı kadınlar eylem
sahibiyle yüz yüze ya da bir kolaylaştırıcı aracılığıyla tartışmayı
isteyebilirken, bazıları daha büyük bir tartışma grubu isteyebilirler.
En önemli şey, durumla nasıl başa çıkacağı konusunda kararı
ona bırakmak ve ihtiyacı olması durumunda yardım teklifinizi
sunmaktır. Herhangi bir sonuç alınmasa bile, bu davranıştan
haberdar olan ve bunu sona erdirmeyi isteyen başka erkeklerin
de olduğunu bilmek mağdur için büyük bir rahatlamadır. Kendinizi
ve diğerlerini eğitmek de hayati öneme sahiptir. Bu amaçla,
bir grup arkadaşınızı haftada ya da ayda bir kez bir araya gelerek
cisiyetçiliği ve ataerkilliği kafalarımızdan nasıl söküp atacağınızı
tartışmak üzere organize edebilirsiniz. Eğer yeterince hırslıysanız,
bir okuma klübü oluşturup ayda bir kez feminizim ya da cinsiyetçilik
karşıtı okumalar yapabilirsiniz. Eğer gerçekten hırslıysanız,
ataerkillik ya da erkeklik üzerine kamusal etkinlikler düzenleyebilirsiniz.
Maço bir film gösterisi düzenleyip ardından bir tartışma düzenlemeye
ne dersiniz? Ya da yerel bir kadın grubunu, cinsiyetçiliği kafalardan
atmak için düzenlenecek bir atölye çalışmasını sizinle ortak
olarak düzenlemeye davet edebilirsiniz. Olanaklar sınırsız.
Sonuç: Sorun Erkekler Değil, Cinsiyetçi Davranışlar:
Ataerkilliğe karşı bir erkek olmak kolay değildir. Kendilerine
bir tehdit oluşturduğunuzu düşünen, özellikle ayrımcı davranışlarına
meydan okuduğunuz erkeklerin sürekli bir direnciyle karşılaşacaksınız.
Diğer erkekler sizi ya görmezden gelecek ya da kendilerine karşı
bir kan davası güttüğünüzü düşünerek sizi dışlayacaklar, sizi
“erkek düşmanı” ya da “feminazi” olmakla suçlayacaklardır. Bu
erkeklere söylemeniz gereken şey, sizin ne kişisel olarak kendileriyle
ne de erkeklerle bir sorununuz olmadığıdır. Problem cinsiyetçilik
ve cinsiyetçi davranışlardır. Bir kişiyi, o kişinin davranışlarından
ayırdedebilmek çok önemlidir. Bu söylendiğinde tuhaf geliyor
ama bir düşünün: Feminizm ve Cinsiyetçilik karşıtlığı nihai
olarak cinsiyetçi erkeklerin değişebileceği fikrine dayanır.
Cinsiyetçilik karşıtı erkekler olarak, erkeklerin kadınlar hakkında
düşünme ve davranış şekillerini değiştirmek ve kendimizi kendi
davranış ve inançlarımızı değiştirmek üzere eğitmek yapabileceğimiz
en önemli iştir. Ne yazık ki, cinsiyetçilik karşıtı erkekler
sadece diğer erkeklerle karşı karşıya kalmazlar: bazı feministler
ve diğer bazı kadınlar da yaptığımız şeye karşı çıkarlar. Bu
kadınlar bir erkeğin davranışlarını değiştirmeye çalışmanın
tam anlamıyla bir zaman kaybı olduğu ve enerjimizi çarçur etmememiz
gerektiği konusunda ısrar ederler. Hatta bazıları, erkekleri
eğitmek için zaman ve ernerji harcamanın bizzat kendisinin cinsiyetçi
bir davranış olduğunu, çünkü aslında cinsel saldırı ve taciz
mağdurlarına yardım etmeye odaklanmamız gerektiğini iddia ederler.
Bunlar düzenli olarak cinsiyetçi söylem ve eylemde bulunan erkeklerin
doğrudan gruptan atılmasının tek çözüm olduğunda ısrar eden
kişilerle aynı kişilerdir. Bazı özel durumlar cinsiyetçi erkeklerin
mekandan ya da gruptan men edilmelerini gerektirse bile, bu,
her zaman son kertede başvurulan bir yöntem olmalıdır. Gruptan
atılmak bu kişinin davranışını değiştirmez, aynı davranışı başka
bir yerde sergilemesini sağlar. Tecavüz, cinsel saldırı ya da
taciz mağdurlarının desteklenmesi önemli bir iş olmakla birlikte,
erkekleri cinsiyetçi davranışlarının kadınlara nasıl zarar verdiği
konusunda eğitmek de aynı derece hayati bir iştir. Ancak bu
şekilde bir erkeği cinsiyetçi olmaktan alıkoyabiliriz. Önlediğimiz
şey, toplantıda konuşan bir kadının sözünü kesmek ya da tecavüze
yeltenmek olabilir. Anahtar konu her zaman erkek-olumlu olmaktır.
Erkek-olumlu olmak demek erkekleri olumlamak ve erkekler hakkında
iyimser olmak, erkeklerin değişebileceklerine inanmak ve erkeklerin
olumlu yöndeki çabalarını desteklemek anlamına gelmektedir.
Erkek-olumlu olmak demek, erkekler arasında yakın ilişkiler
ve destekleyici ittifaklar kurmak demektir. Erkek-olumlu olmak
demek erkekler hakkında umutsuzluk duygularına ve erkekleri
gözden çıkarmaya direnmek ve erkeklerin özlerinde kötü, baskıcı
ya da cinsiyetçi oldukları fikrini reddetmek demektir. Eğer
bir erkek cinsiyetçilik ya da homofobiklik sergilerse, erkek-olumlu
tepki, kişiye saldırmak yerine davranışa meydan okuyarak kişinin
davranışını değiştirmeye çalışmaktır. Benim fikrimce, bu cinsiyetçilik
karşıtı bir erkek olmanın esasını oluşturur: Kendimizi kolektif
olarak eğitmek ve kadınlara karşı düşünce ve davranışımızı değiştirmek
üzere diğer erkeklerle birlikte çalışmak. Başka hiç kimse bunu
bizim için yapmayacak ve bunun nasıl yapılacağını bize gösterecek
birilerini beklemek üzere ortalarda dolanmanın hiç bir anlamı
yok. Kolları sıvayıp işe girişelim.
Cinsiyetçilik Karşıtı/ Ataerkillik Karşıtı Kaynaklar
A. Kitaplar ve Elektronik Kaynaklar:
- “The Will To Change” Bell Hooks
- “Baby I’m A Manarchist” Tali ve Laura
- “Men Speaking Out On” Tali ve Laura
- “Men Class and Sexism” Tali ve Laura
- “Who is Saying Men Are The Problem?” Tali ve Laura
B. Web siteleri:
C. Daha ileri okumalar için
*
Yazarı bilinmeyen makale AgainstAllAuthority’den alınmıştır.
16.04.2005 14:16. Orjinal dökümana ulaşmak için
linke tıklayınız
** Aşırı ve kontrol edilemez cinsel istekleri olan kadınlar
Çeviren: Özgür EFE
BGST Kuramsal Eğitim Araştırma Birimi
|