İsrail’in “Yeni Ortadoğu”su

Tanya Reinhart

Beyrut yanıyor, yüzlerce Lübnanlı öldü, yüzbinlercesi şimdiye kadar sahip oldukları her şeyi kaybetti ve mülteci oldu, ve dünyanın yaptığı tek şey  iki hafta öncesine kadar “Ortadoğu’nun Parisi” olan şehrin “yabancı pasaportlu” sakinlerini kurtarmak. Lübnan şimdi ölmeli, çünkü “İsrail’in kendini savunma hakkı var”. ABD’nin hikayesi bu şekilde devam ediyor, ve bir ateşkes sağlamak yönünde herhangi bir uluslararası girişimi engellemek için kullanılıyor.

 ABD’nin desteklediği İsrail,  Lübnan’a karşı savaşını bir özsavunma savaşı olarak tasvir ediyor. Bu mesajı ana-akım medyaya satmak kolaydır, çünkü İsrail’in kuzeyindeki halk da sığınaklarda, bombalanıyor ve  tehlike altında. İsrail’in, hiçbir ülkenin kendi vatandaşlarına yapılan böylesi bir saldırıyı cevapsız bırakmayacağı iddiası birçok destekçi buluyor. Olayların tam olarak nasıl başladığını gelin yeni baştan inceleyelim.

12 Temmuz Çarşamba günü Hizbullah üyesi bir grup Lübnan-İsrail sınırında devriye gezen İsrail ordusuna ait iki zırhlı cipe saldırdı. Saldırıda üç İsrail askeri öldü ve ikisi rehin alındı. Birkaç saat sonra Beyrut’taki bir basın toplantısında Hizbullah lideri Şeyh Hasan Nasrallah mahkum değişimini amaçladıklarını açıkladı. Esir edilen iki İsrailli askere karşılık İsrail, önceki mahkum değişiminde vermeyi reddettiği üç Lübnanlı mahkumu serbest bırakacaktı. Nasrallah “Bölgeyi savaşa sürüklemek istemediğini” söyledi ve ekledi: “Mevcut tahditimiz zayıflıktan kaynaklanmıyor… Eğer İsrail bizimle yüzleşecekse, sürprizlere hazır olmalı.” [1]

Fakat İsrail hükümeti, diplomasi, pazarlık ya da hiç olmazsa mesele hakkında soğukkanlı düşünmek için hiç zaman ayırmadı. Aynı gün yapılan kabine toplantısında Lübnan’a ağır saldırı kararı aldı. Ha’aretz’in bildirdiği şekliyle “İsrail’in daha önceki Hizbullah saldırılarına verdiği karşılıklardan keskin bir dönüşle, kabine oybirliği ile dünkü olaylardan Lübnan hükümetinin sorumlu tutulması konusunda anlaştı.” Olmert, “Bu sabahki olaylar terör saldırısı değildir, İsrail’e sebepsiz yere ve bir provokasyon olmadan saldıran  bağımsız bir devletin eylemidir.” dedi ve ekledi: “Hizbullah’ın da parçası olduğu Lübnan hükümeti bölgesel istikrarın altını kazıyor. Lübnan suçludur ve Lübnan eylemlerinin sonuçlarına katlanacaktır.” [2]

Kabine toplantısında İsrail Savunma Kuvvetleri Lübnan hükümetini ve Lübnan’daki stratejik noktaları hedef alan çeşitli operasyonların yanı sıra Hizbullah’ın roket bataryalarının bulunduğu güney Lübnan’a  kapsamlı bir saldırı yapılmasını önerdi. Hükümet iki öneriyi de hemen kabul etti. Kabine kararı Savunma Bakanı Amir Peretz tarafından şu sözlerle özetlendi: “Tehdit etme aşamasını atlıyoruz ve direkt eyleme geçiriyoruz.” [3]

Aynı gün 21.50’de, Ha’aretz internet sayfası İsrail’in halihazırda merkez Lübnan’daki köprüleri bombalamış olduğunu ve güney Lübnan’daki Hizbullah mevzilerine saldırdığını bildirdi. [4] Uluslararası Af Örgütü’nün ertesi günkü (13 Temmuz 2006) basın bildirisi, saldırılarda “40 civarında Lübnanlı’nın öldüğünü… Lübnan’lı kurbanların arasında, Nabatiyeh yakınındaki Dweir köyünde sekizi çocuk on kişilik bir ailenin ve Tire yakınlarında Baflay  köyünde yedi aylık bir bebekleri ile yedi kişilik bir ailenin bulunduğunu; bu ve diğer saldırılarda 60’tan fazla sivilin yaralandığını” bildirdi.

İşte bu noktada, Hizbullah Çarşamba gecesi, ilk İsrail saldırısını takiben İsrail’in kuzeyine roket saldırısı başladı. Aynı gece ilerleyen saatlerde (Perşembe sabahı şafak sökmeden) İsrail Beyrut’a ilk saldırısını gerçekleştirdi. İsrail uçakları Beyrut Uluslararası Havaalanını bombaladı ve hava saldırılarında en az 27 Lübnanlı sivil öldü. Buna karşılık olarak Perşembe günü Hizbullah’ın roket saldırıları yoğunlaştı. “1982 yılındaki Lübnan Savaşı’ndan bu yana gerçekleştirilen bu en büyük saldırıda Lübnan’dan İsrail’e 100’den fazla Katyuşa roketi atıldı.” Bu saldırılarda iki İsrailli sivil öldü ve 132’si hastaneye kaldırıldı. [5] Ertesi gün İsrail’in, Beyrut’taki Şii mahallelerini yıkmaya başlaması ve Nasrullah’ın hayatına yönelik başarısız bir saldırı gerçekleştirmesiyle birlikte Hizbullah roket saldırılarını Hayfa’ya doğru genişletti.

İşin başında Hizbullah’ın askeri eylemlerinde İsrail’in aşırı orantısız tepkisini haklılaştıracak hiçbir şey yoktu. Lübnan’ın İsrail ile uzun süredir devam eden sınır sorunu vardı: 2000 yılında Başbakan Ehud Barak döneminde, İsrail güney Lübnan’dan çekilirken Dov Dağı’nın yanında Şaba Çiftlikleri olarak bilinen küçük bir toprak parçasını elinde tutmuştu. İsrail bu toprağın tarihsel olarak Lübnan’a değil de Suriye’ye ait olduğunu iddia ediyor, fakat hem Suriye hem Lübnan bunu reddediyor. Lübnan hükümeti bu bölgedeki gerilimi azaltmak ve Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanmasına dair ülke içinde yürüyen müzakerelere yardımcı olmak amacıyla güney İsrail’in Lübnan’daki gerilimin merkezi olan bu topraklardan çekilmesi için ABD ve diğer yerlere defalarca başvurdu. Bu tarz bir başvuru son olarak Nisan 2006 ortasında, Washington’da Lübnan başbakanı Fuad Sinyora ve George Bush görüşmesinde gündeme geldi. [6] İsrail’in geri çekilmesinden bu yana geçen altı senede, Hizbullah ve İsrail ordusu arasında sınır olayları ve her iki tarafın, daha ziyade İsrail’in, şimdi Hizbullah’ın yaptığı tarzda ateşkes ihlalleri gerçekleşmişti. Daha önceki olayların hiçbiri, İsrail’in geri çekilmesinden bu yana tamamıyla sakin olan kuzey İsrail’in Katyuşa bombardımanına maruz kalmasıyla sonuçlanmamıştı.İsrail için bu durumu da daha öncekiler gibi,  en fazla lokal bir misillemeyle, ya da mahkum değişimiyle, hatta sınır sorununu tamamen çözme girişimiyle idare etmesi mümkündü. İsrail bunun yerine topyekün bir savaşı tercih etti. Peretz’in de söylediği gibi: “Amaç, bu olayın, yaptıkları saldırıdan pişmanlık duymayan tek bir Hizbullah üyesi bile kalmayacak şekilde Hizbullah’ın fena bir biçimde mağlup edilmesiyle sonlanması “ [7] idi.

İsrail hükümeti, daha en başından beri bir saldırı başlatmasının İsrail’in kuzeyini  ağır Katyuşa füzesi bombardımanına açık hale getireceğini biliyordu. Bu, hükümetin çarşamba günkü ilk toplantısında açık bir şekilde tartışılmıştı: “Hizbullah’ın İsrail saldırılarına ağır roket saldırısı ile karşılık vermesi olasıdır. Böyle bir durumda İsrail Savunma Kuvvetleri kara kuvvetlerini Lübnan’a gönderebilir.” [8] İsrail ordusu ve hükümetinin, planladığı kara saldırısını haklılaştırmak için, kuzey İsrail’deki vatandaşlarının hayatlarını tehlikeye atmayı ödenmeye değer bir bedel olarak gördüğü sonucuna varmamak mümkün değil. Aynı Çarşamba günü İsraillileri neler olabileceği konusunda hazırlamaya başladılar: Kıdemli bir subay  “Binlerce İsrailli’nin kendilerini kısa bir süre için Hizbullah roketlerinin tehdidi altında bulabileceği farklı bir gerçeklikle karşı karşıya olabiliriz.” dedi. “Ülkenin merkezinde yaşayanlarda bu duruma dahil.” [9]  İsrail askeri yönetimine göre sadece Lübnanlılar ve Filistinliler değil, İsrailliler de büyük bir askeri vizyonun sadece piyonları.

Olayların gelişme hızı (diğer birçok veriler ile birlikte) İsrail’in Lübnan’a karşı planladığı büyük savaş için “uluslararası koşulların olgunlaşmasını” uzun zamandır beklediğini gösteriyor. Aslında bu konuda spekülasyon yapmaya gerek yok, çünkü en başından beri İsrail ve ABD resmi kaynakları bu konuda gayet açıktı. İsrailli üst düzey bir yetkilinin 16 Temmuz’da Washington Post’a açıkladığı gibi “Hizbullah’ın  sınır ötesi saldırısı ‘çıkarların örtüştüğü’, ‘eşsiz bir fırsat’ sağladı.” [10] Gazete bu örtüşen çıkarların ne olduğunu şöyle anlatıyor:

ABD’nin daha geniş amacı Hizbullah, Hamas, Suriye ve İran eksenini boğmaktır. Bush yönetimi bu eksenin Ortadoğu’daki stratejik oyun sahasını değiştirmek için kaynaklarını birleştirmekte olduğunu düşünüyor. [11]

ABD için Ortadoğu, hegemonya kurma oyununu oynadığı “stratejik oyun sahası”. ABD, halihazırda Irak ve Afganistan’da hakimiyetini koruyor. Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün ve diğer birkaç devleti de işbirliği içinde olduğu dost rejimler olarak görüyor. Bu büyük dayanakla bile ABD hegemonyası tam olarak kurulmadı. İran, Irak savaşı ile güçlendi ve efendinin emirlerini reddediyor. Arap dünyasında “dost rejimler” de dahil olmak üzere ABD’ye karşı artan bir öfke var. Bu öfkenin kaynağı sadece Irak’ın işgali değil, aynı zamanda Filistinliler’e yönelik vahşi baskı ve ABD’nin İsrail’in politikalarına verdiği destek. Bush yönetiminin tanımladığı dört düşmanlı yeni eksen (Hizbullah, Hamas, Suriye ve İran) Arap dünyası tarafından ABD ve İsrail yönetimlerine karşı direnen ve Arap bağımsızlığından yana olan bir yapı olarak görülüyor. Bush’un perspektifiyle, Ortadoğu’da tam bir ABD kontrolü sağlamak için sadece iki senesi var. Bunu yapmak için, her bir Arap’a, efendiye itaat etmenin hayatta kalmanın tek yolu olduğunu kabul ettirecek biçimde, bütün direniş tohumları mahvedici bir darbe ile ezilmeli. Eğer İsrail bu işi yapmakta istekliyse ve sadece Filistinliler’i değil, Lübnan ve Hizbullah’ı da ezecekse, o zaman, içeride Bush’un savaşlarına karşı artan bir kızgınlıkla bölünen ve belki de böyle bir amaç için ölecek yeni askerleri hemen gönderemeyen ABD, İsrail’e verebileceği bütün desteği verecek. 25 Temmuz’daki Kudüs ziyaretinde Rice’ın da duyurduğu gibi burada “yeni bir Ortadoğu” sözkonusu ve bu işin “üstesinden geleceğiz” diye Olmert’e söz verdi.

Ama İsrail, askerlerini ve vatandaşlarını sadece Bush yönetimini memnun etmek için feda etmiyor. “Yeni Ortadoğu”, 1982’de Sharon tam olarak bu şekilde ifade edilen amaçla ülkeyi 1. Lübnan Savaşı’na soktuğundan beri İsrail egemen askeri çevrelerinin hayallerini süslüyor. Hizbullah liderleri yıllardır uzun vadeli görevlerinin ordusu çok zayıf olan Lübnan’ı korumak olduğunu iddia ettiler. İsrail’in Lübnan’dan hiçbir zaman vazgeçmediğini ve 2000 yılında güney Lübnan’dan çekilmesindeki tek nedenin Hizbullah direnişinin işgali maliyetli hale getirmesi olduğunu söylediler. Lübnan, hatırlayacak kadar yaşlı olan İsrailliler’in bildiği şeyi biliyor: İsrail’in kurucu lideri ben Gurion’un vizyonuna göre İsrail’in “doğal” sınırları olmalı: doğuda Ürdün Nehri ve kuzeyde Lübnan’ın Litani nehri. İsrail 1967’de Ürdün nehrini kontrol altına aldı, ama Litani sınırına ulaşmak için şimdiye kadarki bütün girişimleri başarısız oldu.

İsrail/Filistin adlı kitabımda da iddia ettiğim gibi İsrail ordusu 2000 yılında güney Lübnan’dan çekilirken bile geri dönüş planları hazırdı. [12] Ama İsrail’in askerî vizyonuna göre bir sonraki aşama –İsrail’in 1967’de Golan Tepeleri’ni işgal ederken ve de şimdi güney Lübnan’da yaptığı gibi- bölgenin sakinlerinden “temizlenmesi”. Ben Gurion’un İsrail vizyonunun nihai olarak gerçekleşmesi için her bir direniş odağını ezme konusunda işbirliği yapacak “dost bir rejim”in kurulması gerekiyor. Bunun için evvela, ABD’nin Irak modelinde olduğu gibi, ülkeyi yıkmak gerekiyor. Bunlar, 1. Lübnan Savaşı’nda Şaron’un açıkladığı amaçların tamamen aynısı. İsrail ve ABD bu hedeflerin gerçekleşmesi için koşulların artık yeterince olgunlaştığına inanıyor.

Tanya Reinhart Tel Aviv Üniversitesi’nde dilbilimi ve medya çalışmaları ordinaryüs profesörüdür ve İsrail akşam gazetesi Yedihot Ahranot’uun köşe yazarıdır. 2002’de yayınlana “İsrail-Filistin: 1948’de başlayan savaş nasıl sona erdirilebilir?” Adlı kitabı geçen sene Seven Stories Press tarafından yeniden basılmıştır.Yeni kitabı “Hiç bir yere çkmayan yol haritası” Eylül ayında Verso yayınevi tarafından yayınlanacaktır.





[1]  Yoav Stern, 'Nasrallah: Tek anlaşma kaçırılan askerilerin serbest bırakılması ile olur,' Ha'aretz 13 Temmuz 2006.
[2] Amos Harel, Aluf Benn and Gideon Alon, 'Hükümet Lübnan’a kitlesel saldırıları onayladı,' Ha'aretz, 13 Temmuz 2006.
[3] a.g.e.
[4] Amos Har'el, ‘İsrail geniş kapsamlı bir askeri tırmanış için hazırlanıyor’, Ha'aretz internet edition, Last update - 21:50 12/07/2006.
[5] Amos Harel, Jack Khoury and Nir Hasson, 100’den fazla Katyuşa kuzeyi vurdu, Ha'aretz, 14 Temmuz 2006.
[6]'Lüban Başbakanı Başkan Bush’la İsrail’in Şaba’dan çekilmesi üzerine görüştü, Reuters, Ha'aretz,  16 Nisan 2006 :
“Lübnan başbakanı ABD Başkanı George Bush’tan İsrail’in sınırlarından çekilmesi ve böylece kendi hükümetinin bütün Lübnan’daki otoritesini sağlaması için İsrail üzerinde baskı kurmasını istiyor… Sinyora ‘İsrail, Şaba Çiftlikleri’nden çekilmeli ve hava ve kıta sahası ihlallerini durdurmalı’ dedi. Bu, eğer Lübnan hükümeti ‘silah bulundurma konusunda ülkedeki tekel olacaksa’  elzem bir şey diye ekledi… Sinyora ‘Lübnan’ın bir şekilde başkalarının bahçesindeki top olmaması ya da … başkalarının bölgedeki çatışması için bahçe olmaması bakımından başkan Bush’un desteğinin aranması çok önemlidir.’ dedi. Lübnan’daki rakip liderler, ülkedeki 1975-1990 iç savaşından sonra gerçekleşen bu en kötü politik krizin çözülmesini amaçlayan ‘ulusal diyalog’ için birleşti. Kilit bir konu Hizbullah’ın silahsızlandırılması… Şii Müslüman grup Şaba Çiftlikleri’nin kurtarılması ve Lübnan’ın İsrail tehdidinden korunması için silahların gerekli olduğunu söylüyor.    
[7] Amos Harel, Aluf Benn and Gideon Alon, 'Hükümet Lübnan’a kitlesel saldırıları onayladı,' Ha'aretz, 13 Temmuz 2006.
[8] a.g.e.
[9] a.g.e.
[10] Robin Wright, ‘Hava saldırıları daha geniş kapsamlı bir stratejinin parçası olarak değerlendirildi.', Washington Post, Sunday, 16 Temmuz 2006; A15.
[11] Ibid.
[12] Tanya Reinhart, İsrail-Filistin: 1948’de başlayan savaş nasıl sona erdirilebilir? Seven Stories press 2002, 2005, p. 83-87. Bkz.  ‘İsrail Lüban’ı nasıl terketti?’





Çeviren: Ahmet Şenkardeşler, BGST



bgst@bgst.org 0212 2511921 Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul