Ahmet Rifat’ın “Lugât-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye’sinde” Kürtler
ve Kürdistan
Osmanlı Kaynaklarında Kürtler Çalışma Grubu
27.07.2010
GİRİŞ
Kürtler ve ülkeleri Kürdistan, beş yüz yıla yakın bir zaman Osmanlı
Devleti sınırları içinde ona bağlı olarak yaşadılar. Bu uzun zaman
zarfında Kürtler, Osmanlı nüfusunu oluşturan önemli bir unsur;
Kürdistan da Osmanlı coğrafyasının İran ve Rusya sınırını oluşturan
önemli bir bölge halini aldı. Çok-uluslu ve çok-dinli bir yapısı
olan Osmanlı Devleti’nin tarih ve coğrafyasında Kürtlerin de önemli
bir yeri vardır. Bu önemden ötürü Osmanlı arşiv ve kütüphanelerinde
Kürtlerle ilgili çok büyük bir bilgi ve belge birikimi meydana
gelmiştir. Bu bilgi ve belgeler meydana çıkarılıp araştırmacıların
istifadesine sunuldukça Kürt tarihinin önemli bir evresini oluşturan
“Osmanlı Devrinde Kürtler ve Kürdistan Tarihi” de aydınlatılmış
olacaktır. Biz de bu amaçla Ahmet Rifat’ın Lugât-ı Tarihiyye ve
Coğrafiye adlı eseri üzerine bu çalışmayı hazırladık.
Lugât-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye’yi Kürtler için önemli kılan bu eserdeki
“Kürd” ve “Kürdistan” maddeleridir.[1]
Ahmet Rifat, Kürd maddesinde Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın
sınırlarını belirttikten sonra Kürd halkının özellikleri ve o günkü
durumu hakkında kısaca bilgi verir. Yazar, Kürdistan maddesini ise
iki başlığa ayırmıştır. Biri Kürdistan-ı Osmanî diğeri ise
Kürdistan-ı İranî’dir. Çünkü Kürdistan coğrafyası Miladi 1639
yılında Osmanlı ve Safevi devletleri arasında imzalanan Kasr-ı Şirin
Antlaşması ile resmen ikiye bölünmüştür. Kürdistan’ın bir parçası
Osmanlı diğer parçası ise Safevi Devleti’nin sınırları içinde
kalmıştır. Ahmet Rifat, Kürdistan’ın her iki parçasının da coğrafi
sınırlarını, yüzölçümünü ve nüfusunu belirttikten sonra yeraltı
zenginlikleri ve tarım ürünleri hakkında bilgi vermiştir. Yazar,
Osmanlı Kürdistanı hakkında bilgi verirken Bedirhan Beg olayına da
yer vermiştir.
Ahmet Rifat Kimdir?
Ahmet Rifat, İstanbul’da doğdu. Yağlıkçızâde adıyla tanınan Şabanzâde
ailesinden Ispartalı Mehmed Emin Efendi’nin oğludur. Küçük yaşta
maliyeye girdi ve pek çok farklı memuriyette görev aldıktan sonra
emekli oldu. 1895 yılı başında vefat etti. Kabri İstanbul’un Fatih
ilçesindeki Emir Buharî Tekkesi’ndedir.[2]
Lugât-I Tarihiyye Ve Coğrafiyye Nedir?
Devlet hizmetlerinin yanı sıra ilmî çalışmalar yapan ve kaynaklarda ressam
olduğu kaydedilen Ahmet Rifat Efendi, tarihe ve ahlaka dair bazı
eserler kaleme almış, fakat daha çok Lugât-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye
adlı kitabı ile tanınmıştır. Bu eser, aslında meşhur şahıslar ve
müelliflerin biyografileri, önemli olaylar, tarih boyunca kurulmuş
devletler, milletler ve belli başlı şehirlerin tarihi coğrafyaları
hakkında alfabetik maddeler halinde bilgiler verdiğinden dolayı bir
tarih ve coğrafya sözlüğü sayılırsa da öteki ilim ve fenlere dair
pek çok bilgiyi de içermesi bakımından genel bir ansiklopedi
niteliği taşımaktadır. Lugât-ı Tarihiyye ve Coğrafiye, Osmanlılarda
XIX. Yüzyılda hazırlanmasına ferdi olarak teşebbüs edilip
tamamlanabilmiş ansiklopedi çalışmalarının iyi bir örneği kabul
edilebilir. Bazı yanlış ve eksikliklerine rağmen, günümüzde bile
başvuru kitabı olma özelliğini koruyan eser, ilk iki cildi Hicri
1299/Miladi 1881, son beş cildi ise Hicri 1300/Miladi 1882 tarihinde
olmak üzere, yedi cilt halinde İstanbul’da basılmıştır.[2]
Lugat-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye’de verilen bilgiler önemli olmakla beraber
bilgilerde yanlışlık ve eksiklikler olabilir. Bilhassa yazarın
verdiği nüfus bilgileri başka kaynaklarla çelişmektedir. Ahmet
Rifat, Osmanlı Kürdistanı’nın nüfusunu tahminen üç yüz elli bin
olarak veriyor. Bu sayının tamamının Kürt olduğu kabul edilse dahi
bu Osmanlı Devleti’ndeki Kürtlerin gerçek nüfusundan çok uzaktır.
Zira başka kaynaklarda Osmanlı’da Kürt nüfusunun bir milyonun
üstünde olduğu belirtilmektedir.
[4]
1897 yılında Osmanlı nüfusunun “milliyet itibariyle tasnifi” şu
şekildedir
[5]:
|
|
Rumeli |
İstanbul |
Anadolu |
Suriye |
Irak |
Toplam |
|
Türk |
1.003.000 |
597.000 |
8.056.000 |
90.000 |
73.000 |
9.819.000 |
|
Arnavut |
1.061.000 |
10.000 |
5.000 |
- |
- |
1.076.000 |
|
Kürt |
- |
5.000 |
1.061.000 |
44.000 |
368.000 |
1.478.000 |
|
Rum |
808.000 |
236.000 |
871.000 |
140.000 |
- |
2.055.000 |
|
Ermeni |
23.000 |
162.000 |
1.036.000 |
149.000 |
- |
1.370.000 |
|
Musevi |
88.000 |
47.000 |
41.000 |
107.000 |
72.000 |
355.000 |
|
Sırp |
761.000 |
1.000 |
2.000 |
- |
- |
764.000 |
|
Arap Müslim |
- |
1.000 |
238.000 |
1.187.000 |
1.024.000 |
3.080.000 |
|
Arap
Hıristiyan |
- |
- |
- |
527 |
- |
527.000 |
|
TOPLAM |
5.594.000 |
1.181.000 |
11.430.000 |
3.001.000 |
1.550.000 |
22.756.000 |
Nüfus sayımının yapıldığı devirde kitle iletişim araçlarının zayıflığı,
halkın devletin vergi istemesi korkusuyla sayımdan çekinmesi,
Kürdistan coğrafyasının yer yer çok sarp ve engebeli olması,
Kürtlerin önemli bir kısmının yerleşik değil göçebe halde yaşıyor
olması gibi etkenler göz önünde bulundurulduğunda bizce bu rakam
dahi eksiktir. Bu iddiamızı kuvvetlendiren de yine Osmanlı devrinde
yazılmış bir coğrafya kitabıdır. Cemiyet-i Tedrîsiye-i İslamiye
azasından Yusuf Hafîd tarafından yazılıp İstanbul’da yayınlanan
Muhtasar Coğrafya-yı Osmanî adlı eserin 12. sayfasında şöyle
deniyor: “Kürdler de Arnavudlar gibi bir kıt’ada iskân iden ahâliden
bulunub bunlar da iki buçuk milyona yakın bir nüfûsa mâliktir.”[6]
Osmanlı coğrafyasında Kürt nüfusu, araştırılması gereken bir konudur ancak
Lugat-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye’de verilen sayı bizce gerçekten
uzaktır. Buna rağmen Kürdler ve Kürdistan hakkında verdiği
bilgilerle Lugat-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye, Kürdoloji için önemli
bir kaynaktır.
Bu çalışma, başlangıçta Kürd ve Kürdistan maddeleri ile sınırlı iken
“Osmanlı Kaynaklarında Kürtler Çalışma Grubu” tarafından proje
olarak kabul edilmesiyle kapsamı “Kürtlerle doğrudan veya dolaylı
ilgili tüm maddeler” şeklinde genişletilmiştir. Bundan sonra önce
eser taranarak konuyla ilgili maddeler tespit edilmiş ve daha sonra
Osmanlıca olan metin Latin harflerine aktarılmıştır. Bu aktarma
esnasında transkript kuralları göz önünde bulundurulmuş ancak katı
şekilde uygulanmamıştır, metnin anlaşılması için daha esnek bir
transkript tercih edilmiştir. Bugün için anlaşılması zor olan
kelimelerin anlamları parantez içinde verilmiş, ihtiyaç duyuldukça
dipnotlarla açıklamalar yapılmıştır. Aşağıda önce Kürd ve Kürdistan
maddeleri verilecek, ardından diğer maddeler alfabetik sıraya göre
sıralanacaktır.
Kürd
Asya’da bir kavim olup Dicle’nin şarkında vâki‘(bulunan) dağlarda ve
Van ve Rumiye(Urmiye) göllerinin cenûbunda(kuzeyinde) sâkindirler.
Memleketlerine kendi nâmlarına(isimlerine) nispetle “Kürdistan”
tesmiye olunur(ismi verilir). Bunlar çabuk ve şecî‘(cesur) olmakla
beraber herbâr(daima) hür yaşarlar. El-yevm(bugün) Kürdlerin bir
kısmı Osmanlı ve kısm-ı diğeri(diğer kısmı) Acem’e tâbi‘ olarak
ekseriyâ(çoğunlukla) Sünniyü’l-mezheb(Sünni mezhebi) ve ba‘zıları
Şiî ve Nastûridir. Bunlar kadim Keldani ve Partlara mensup zann
olunur. (C.6, S.77)
Kürdistan-I Osmanî (Osmanlı Kürdistanı)
Ermenistan, El-Cezire, Irak-ı Arab
[7]
ve Acemistan
[8]
beynindedir(arasındadır). Şehrizor ve Musul vilayetleriyle Bağdat
vilayetinin bir kısmını teşkîl eder. Tûlen(uzunlukça, boylamca) üç
yüz seksen, arzen(genişlikçe, ence) dört yüz kilometro ittisa‘ında(genişliğinde)
olup mürtefi‘(yüksek) dağları ve mahsûl-dâr(verimli) vadileri
hâvîdir(içerir). Mahsûlât-ı arziyesi(tarım ürünleri) pirinç, buğday,
arpa, susam, yemiş, tütün, pamuk, mazı; kudret-i havası ve ma‘denleri
kükürt ve şap misillü(gibi) şeylerden ibaretdir. Ve üç yüz elli bin
tahmin olunan ahâlisi eğerçi(gerçi, her ne kadar) ekseriyâ(çoğunlukla)
cehl û nadanî(cehalet ve bilgisizlik) içinde ve hâl-i
bedevide(bedevi yani göçebe halde) müte‘ayyiş(yaşıyor) iseler de
şeca‘at(cesaret) ve kanaat ve mihmân-nüvâzlıklarına(misafirperverliklerine)
diyecek yokdur. Sultan Selim-i Evvel(1. Sultan Selim-Yavuz)
Hazretleri İran seferinden sonra Kürdistan’ın dahi Devlet-i Âliye’ye(Osmanlı
Devleti’ne) iltihâkını(katılmasını) arzu eylediğinden Dersaadet’te(İstanbul’da)
bulunan meşhûr İdris-i Bidlîsî Hazretlerini Miladi 1515 Hicri 921
tarihinde Kürdistan ümerâsına(mîrlerine) gönderib mümâ-ileyh(adı
geçen kimseler yani mirler) zaten sünniyü’l-mezheb(sünnî mezhepli)
olan yirmi, otuz kadar Kabâil-i Ekradı(Kürt kabilelerini) nesâyih-i
müessere(tesirli nasihatler) ile celb(tarafına çekmek) ve Şah İsmail
aleyhine teşvik eylediğine binaen(etmesi üzerine) kabâil-i mezkûre(adı
geçen kabileler) memleketlerini Acemlerden harben(savaşla) tahlîs(kurtarma)
ve Devlet-i Âliye’ye iltica eylediler(katıldılar). Yalnız Diyarbekir
ciheti(tarafı) biraz harb ile alınmıştır.
Kürdler bir aralık Devlet-i Âliye’nin bazı tekâlifini(vergilerini) kabulde
tereddüd eylediklerinden Miladi 1845/Hicri 1262 tarihinde Müşir
Osman Paşa epeyce bir kuvvet ile Kürdistan’a gönderilmiş idi. Mümâ-ileyh
(adı geçen yani Müşir Osman Paşa) biraz tazyîk(baskı, sıkıştırma) ve
ufak tefek muharebelerden sonra birinci reisleri Bedirhan Beg’i müte‘allakâtıyla(yakınları,
akrabalarıyla) beraber tutub Dersaadet’e göndermekle o tereddüd dahi
bertaraf oldı. Ve mîr-i mümâ-ileyh(adı geçen mîr yani Bedirhan Beg)
ve müte‘allikâtı(akrabası, yakınları) maaş tahsîsiyle memâlik-i
sâire-i Devlet-i Âliye’de(Osmanlı Devletinin çeşitli yerlerinde)
iskân idildi (yerleştirildi). (C.6, S.77)
Kürdistan-ı Acemî (İran Kürdistanı)
Acemistan’da Azerbaycan
[9],
Irak-ı Acem
[10],
Huzistan
[11]
ve Kürdistan-ı Osmanî(Osmanlı Kürdistanı) ile tahdîd
olunur(sınırlanır) bir eyalettir. Tûlen(boylamca) üç yüz yetmiş,
arzen(ence) iki yüz yirmi beş kilometro ittisâ‘ında(genişliğinde) ve
dört yüz bin nüfusu hâvî olup(barındırıp) makarrı(merkezi, başkenti)
Kirmanşah’tır. Yüksek dağları ve geniş vadileri varsa da Kirmanşah
Sahrası’ndan ma‘âdâ(başka) mahalleri ziraata sâlih(uygun) değildir.
(C.6, S.78)
LUGÂT-I TÂRİHİYYE VE COĞRÂFİYYE’NİN İLGİLİ
DİĞER MADDELERİ
Kısaltmalar
“C.” Cilt
“S.” Sayfa
“M.” Miladi Tarih
“H.” Hicri Tarih
“Y.T.” Yaratılış
Tarihi: Bu tarih, eserde “Hilkat Tarihi” diye geçiyor ve Arap
Alfabesindeki “خ” ile sembollenmiş. Bu tarih, Hazret-i
Âdem’in yaratıldığı günden başlıyor. Yazarın hesaplarına göre Hz.
İsa’nın doğumu yani Milad, Hz. Âdem’in yaratılışından 5594 sene
sonradır.
Kenarında (?)
işareti bulunan kelimeler okunuşundan emin olunmayanlardır.
Abgar:
Ozroan kelimesine nazar buyurıla(bakınız). (C.1, S.28)
Ağrı:
Asya’da bir dağdır. Ararat kelimesine nazar buyurıla. (C.1, S.223)
Ahlât: Van
vilâyetinde ve Van Gölü’nün şimâl-i garbîsinde(kuzeybatısında) ve
Ercîş civarında bir şehirdir. Bu şehir şimdi bin haneden ibaret ise
de mukaddemâ(eskiden, önceleri)) pek büyük ve ma‘mûr(bayındır) ve
İstanbul cesâmetinde(büyüklüğünde) bir pay-ı taht-ı meşhûr(meşhur
bir başkent) idi. Burası (M.1228/H.626) tarihinde Celaleddin ve
yigirmi(yirmi) sene sonra İzzeddin marifetiyle teshîr(zapt, istila)
olunup bir asır sonra Devlet-i Âliyeye[12]
intikâl eyledi. Ahlât’ın soğuğu ziyâde ise de elma ve ceviz gibi
meyve ve mahsûlât-ı sâiresi(diğer ürünleri) çokdur ve
derûnunda(içinde) olan Süleyman Han Türbesi meşhûr ziyaretgâhdır.
İşbu Süleyman Han hâl-i hayâtında(yaşarken) Ravza-i Mutahhara’ya[13]
pek çok hidmet(hizmet) itmiş idi. (C.1,S.105)
Ahtamâr:
Asya’da Van Gölünün sahil-i şarkîsinde(doğu sahilinde) bir küçük
cezîredir(adadır) ve derûnunda bir küçük kal‘a(kale) ile (M.653)
tarihinde yapılmış bir manastır vardır. İşbu manastır (M.1113/H.507)
tarihinde dört Ermeni Patriği’nden birine makarr(merkez) ittihâz
olındı(kabul edildi). (C.1,S.104)
Amed:
Diyarbekir kelimesine nazar buyurıla. (C.1, S.259)
Anatoli
(Anadolu): Yirmi dört ile otuz dokuz tûl(boylam) ve otuz altı
ile kırk iki arz(enlem) arasında olan Asya-yı Sugrâ’nın(Küçük
Asya’nın) kısm-ı garbîsinden(batı kesiminden) ibaret bulunan kıt’a-i
cesîmenin(büyük kıtanın) ismidir. Bu kıt’anın üç tarafı Akdeniz ve
Karadeniz ve Adalar ve Marmara denizleri ile muhât(çevrilmiş) olub
yalnız şark ciheti(doğu tarafı) Kürdistan ve Hâleb
vilâyâtı(vilayetleri) hudûdlarına(sınırlarına) kesb-i ittisâl itmişdir(bitişiktir). Anadolu nâmı bazen Kürdistan ve Hâleb ve Mûsul
ve Suriye vilâyeti dâhil olduğu halde cümlesine birden dahi ıtlâk
olunur(denilir). Anadolu’nun garp cihetinde(batı tarafında) olan
Hüdavendigar ve Aydın ve şark cihetinde olan Erzurûm ve Harpût ve
Diyarbekir ve şimâl cihetinde(kuzey tarafında) olan Kastamonî ve
Trabzon ve Sivas ve Ankara ve cenûb cihetinde(güney tarafında) olan
Konya ve Adana vilâyetlerinin merâkiz(merkezler) ve
mülhakâtı(merkeze bağlı yerleri) mahallerinde mezkûr
olduğundan(zikredildiğinden) oralara müraca‘at buyurıla. (C.1,
S.267)
Ani: Karsın
şark-ı cenûbîsinde(güneydoğusunda) ve otuz kilometro(kilometre)
ba‘dında(ilerisinde) bir eski şehirdir. Bu şehir vaktiyle Ermenistan
hükümdarlarının pay-ı tahtı(başkenti) olduğundan pek ma‘mûr ve
kal‘ası ol vakte göre birinci derecede metanetle(sağlamlıkla) meşhûr
ve yüz bin hane ve bin kilîsâsı(kilisesi) olduğu mütevâtir
idi(rivayet edilirdi). Bu kal‘ayı (M.1045/H.437) tarihinde Yunânîler
büyük gayretle zabt ve (M.1063/H.456) tarihinde Alb (Alp) Arslan-ı
Selçûkî hendekler dolusı asker fedâsıyla istilâ ve daha sonra
Gürcîler ve ‘Acemler ve Ermeniler ve Moğollar birbirini müteâkib(ard
arda) hücum ve senelerle muhâsara(kuşatma) ve tazyîk(baskı)
eylediklerine binâen(üzerine) ahâlisi dağıldı ve (M.1319/H.719)
tarihinde dahi bir büyük hareket-i arz(deprem) vukû’ bulduğından
harâb olub iler tutar yeri kalmadı.
Şimdi yalnız bazı
âsârı(eserleri) görülmekde ve mevcûd olan harâb surının muhiti on
altı mil tahmin olunmaktadır. (C.1, S.286)
Ararat:
Revân şehrinin altmış beş kilometro cenûb-ı
garbîsinde(güneybatısında) ve dört bin metro
irtifâında(yüksekliğinde) bir dağın ismidir. Bu nâmın Mülûk-ı
Erâmine’den[14]
Aram’ın oğlı Ara’ya nisbetle tesmiye olındığı(adlandırıldığı) bazı
tevârîhde(tarihlerde) görülmüşdür. Hıristiyanlar Tufan’da Nuh
Aleyhisselam’ın Sefînesi(gemisi) işbu dağın üzerine indi[ğine]
i’tikâd iderler(inanırlar) ve civar ahâlisi Ağrı Dağ[ı] dirler.
Zirvesinde daim kar mevcûd ve volkan ağızları meşhûrdur. Kur’an-ı
Kerim’de zikr olındığı vechle(denildiğine göre) Nuh Sefînesi’nin
müstekarrı(yeri) Cebel-i Cûdî(Cudi Dağı) olub bu ise Diyarbekir ve
Mûsul beyninde(arasında) mümtedd(uzanan) bir dağdır. (C.1,S.115)
Artâksâd:
Erdiş şehrinin nâm-ı atîkidir(eski adıdır). Burası bir müddet
Mülûk-ı Ermeniye’nin(Ermeni Hükümdarlarının) pay-ı tahtı idi.
(C.1,S.117)
Artuk:
İlgazi kelimesine nazar buyurıla. (C.1, S.117)
Asuryâ:
Şarken(doğuda) Kürdistan ve şimâlen(kuzeyde) Harpût ve Diyarbekir ve
garben(batıda) el-Cezîre ve cenûben(güneyde) Bâbil arazisiyle
mahdûd(sınırlı) olan ve bazen Bâbil ve el-Cezîre dahi dâhil bulınan
arazi-i vesîanın(geniş arazinin) ismidir. Bu arazisinin cihet-i
cenûbunda(güney tarafında) Sâmîler[15]
sâkin iken(yerleşikken) (Y.T. 4294) tarihinde ya‘ni mîladın bin üç
yüz sene mukaddeminde(öncesinde) Belus nâmında bir zat Sâmîleri tard
iderek(sürerek) Birinci Asur Devleti’ni tecdîd(yenileme) ve
tevsî‘(genişletme) eyledi ve yirmi beş sene sonra cülûs iden(tahta
geçen) oğlı Ninos dahi pay-ı tahtını tevsî‘ ve tezyin idüb(süsleyip)
Ninova nâmını virdi ve Bâbil Hükümeti’ni ortadan kaldırub Bakteryân
ve Medya ve Ermenistan vilâyâtını taht-i himayesine(himayesi altına)
aldı. Mûma-ileyhin(adı geçenin yani Ninos’un) tecdîd eylediği işbu
Birinci Asur Devleti (Y.T. 4806) tarihinde ya‘ni mîladın yedi yüz
seksen sekiz sene mukaddeminde Bâbil vâlisi Belezis ile Medya vâlisi
Arpaksis’in isyan ve galebesiyle munkarız olub(yıkılıp)
Belezîs şark ve cenûb cihetlerinde İkinci Asur Devleti’ni ve
Arpaksis Medya Devleti’ni teşkîl itmiştir(kurmuştur).
(Y.T. 4888)
tarihinde Asuryâ hükümdarı olan Senherib dahi Medya ve Ermenistan ve
Suriye memâlikini(memleketlerini) Memâlik-i Yehûdiyye ve Mısriyye’yi
istirdâd(geri alma) ve istila eyledi ve ahlâfı(halefleri) hayli
işler gördiyse de (Y.T. 4988) tarihinde Bâbil hükümdarı bulunan
Nabopolassar ile Medya vâlisi Birinci Seyâzar(?) metbû’-ı
müfahhamları(hükümdarları) Sardanapal aleyhine kıyam
iderek(ayaklanarak) seraskerleri meşhûr İkinci Buhtunnasar
marifetiyle bîçareyi mağlub ve Ninova’yı yağma ve tahrib
ittiklerinden koca İkinci Asuryâ Devleti dahi mahv ve berbâd oldı.
Ve müteâkiben
merkûm(adı geçen) Buhtunnasar pederi Seyâzar’ın
ferâğıyla(bırakmasıyla) Bâbil ve Asuryâ hükümdarlığına geçti ve
(Y.T. 5034) tarihinde ya‘ni mîladın beş yüz altmış sene mukaddeminde
Medya hükümdarlığını ihrâz iden(ele geçiren) meşhûr Keyhüsrev dahi
yirmi iki sene zarfında Bâbil ve Asuryâ ve Lidya ve Ninova
hükümetlerini kamilen mahv ve mülklerini zabt idip umumuna birden
Fars Devleti nâmını virdi.
Keyhüsrev’in
teşkil eylediği işbu Fars Devleti tevârîh-i Şarkiyede(Doğu
tarihlerinde) Devlet-i Keyâniye nâmıyla meşhûr ve
müteârifdir(bilinir). (C.1, S.91)
Bitlîs:
Yahud Bidlîs- Kürdistanda bir vilâyet merkezidir. Burası
mukaddemâ Erzurum vilâyetine tâbi‘(bağlı) Muş sancâğı kazalarından
iken (M.1880/H.1297) tarihinden itibaren vilâyet merkezi olmuş ve
vilâyete dahi Bitlîs nâmı virilmiştir. Bitlîs Van şehrinin cihet-i
garbîsinde ve yüz otuz kilometro ba‘dında bir müstahkem(sağlam)
mahalde vâki‘(yerleşik) olub sülüsânı(üçte ikisi) Kürd İslam ve
sülüsü(üçte biri) Ermeni olmak üzere nüfûs-ı mevcûdesi(var olan
nüfusu) on iki bin raddesindedir(civarındadır). Ermeniler bu şehrin
İskender-i Rûmî zamanında yapıldığını ve vaktiyle bir hanlığın
makarrı idüğini söylerler ise de sıhhatini müeyyed(doğrulayacak) bir
eser görilemiyor. ‘Acemlerin (M.1554/H.962) tarihinde Bitlîs’te
Türklere bir galebesi vardır. Heşt Behişt nâm Farsî tarih-i Osmânî
sahibi Mevlânâ İdrîs[16]
Cenâbları işbu memlekette neşv û nemâ bulmuşdur(doğup büyümüştür).
(C.2, S.62)
Dicle:
Diyarbekirin şimâl-i şarkîsindeki dağlardan gelüb Diyarbekir
vilâyetinin bir kısmını ve kadîm arazi-i Keldâniye ve Mûsul ve
Bağdad ve Kurnayı[17]
iska(sulama) ile bin iki yüz kırk kilometro mesafe kat’ etdikden
sonra Fırat nehriyle birleşüb Basra Körfezine dökülen nehrin
ismidir. İşbu Fırat ile telâkî itdiği(birleştiği) mahalden aşağısına
Şattü’l-’Arab dirler Diclenin sevâhilinde(kıyılarında) pek çok neft
yağı menba’ları(kaynakları) vardır. Buna ecnebiler (Tigr) yahud
(Tigar) dirler. (C.3, S.235)
Diyarbekir:
Asya-i Osmânîde gayet müstahsen(güzel, beğenilen) bir şehir olub
Dicle Nehrinin sağ tarafında vaki’ ve bu nâmda bir vilâyetin
merkezidir. Gayet mürtefi’ ve yetmiş iki kal‘alı bir sur şehrin
dâiren mâdar-ı etrafını(etrafını çepeçevre) ihâta eyler ve bu surun
zaman-ı inşâsı Romalulara haml edilür(dayandırılır). Etrafında
esmâr-ı nefîse(güzel meyveler) yetişdirir güzel bağçeleri ve
muntazam ve meşhur camileri ve manastırları ve Rûm ve Yakûbî ve
Latin kiliseleri ve Hıristiyanlara mahsus bazı ziyaretgahları
vardır. Sof pamuk ve ipek kumaşların enva’ı ve her nev’i mutbah ve
sofraya mütalik(ilgili) bakır âvânî(kapkacak) yapılur. İşbu şehir
birçok defalar harab olmuş ve (Alanis) ve (Alatiniyen) zamanlarında
son defa olmak üzre müceddeden(yeniden) inşa idilüb müteâkiben
‘Acemler ve Rumların yed-i istilâsına düşdükten sonra ( H.347/M.957)
tarihinde yed-i İslamiyâne intikal eylemişdir.
Diyarbekir vilâyeti Ermenistan sağrı ve nehrin
beyninin(arasının) kısm-ı şimâl-i garbîsini(kuzeydoğu kısmını)
şâmildir(kaplar). Şimâlen Erzurum ve Sivas ve şarken ve cenûben ve
garben Hâleb ve Mûsul vilâyetleri ile tahdid olunur. Tûlen üç yüz
yirmi sekiz ve arzen yüz altmış dokuz kilometro vasatında olub Kürd
Osmânlı ‘Arab Ermeni Yahudiden ibaret olmak üzere dört yüz bin
nüfûsı cami’dir. Mütenevvi bir çok ma‘âdini(madenleri) var ise de
metruk hükmündedir. Diyarbekir şehrine mukaddemâ (Amed) denilür idi.
(C.3, S.257)
Ebâ Müslim:
-İsmi Abdurrahman, mevlidi(doğum yeri) Horâsân, tarih-i vefâtı
(M.754/H.137)- Devlet-i Emeviyeyi mahv ve Devlet-i Abbâsiye’yi
teşkile sebeb olan zattır. Bu zat âhâd-ı nâsdan(halktan biri) iken
Merv şehrinde sakin evlâd-ı Abbâs’dan İmam İbrahim’in
nukabâsına(yardımcılarına) intisâb iderek(bağlanarak) onlar
tarafından kurâ ve kasabâtı(köy ve kasabaları) dolaşub ahâliyi İmam
mûmâ-ileyhe(yani İmam İbrahim’e) bîat için teşvike memûr oldı ve
îfâ-yı memuriyet itmekde iken(vazifesini yaperken) Mülûk-ı
Emeviye’den(Emevi Hükümdarlarından) Mervân el-Hımârî keyfiyeti haber
alub memur-ı mahsûs irsaliyle(özel memur göndererek) İmam mumâileyhi
idam ittirdiyse de Ebâ Müslim’i işinden alıkoyamadı ve Ebâ Müslim
derhal daveti müteveffâ-yı mumâileyhin(ölenin) Hîre’de muhtefî
bulunan(saklanan) biraderi Ebû el-Abbâs Seffâh nâmına çevirüb ve
topladığı asâkir-i külliye(bütün askerler) ile Horasan’ı urub Mervân
el-Hımârî tarafından oturan vâliyi kaçırdı ve ol esnada Seffâh dahi
Hîre’den Enbar’a gelüb herkes bîat itdi ve Ebâ Müslim’in ordusu Zab
Nehri civarında Şâm askerini bozdu ve Mervân el-Hımârî Şâm-ı Şerif’e
ve orada dahi duramayub daha girülere firâr eylediğinden Seffâh
(M.749/H.132) tarihinde saltanatını i‘lân eyledi.
Ebâ Müslim bu
hidmetine mükâfat olmak üzere Horâsân vâliliğine ihrâz
eylemişse(atamışsa) de beş seneden ziyade muammer olamamış ve
âkıbet(sonunda) Halife Mansur’un seyf-i gadriyle(zulüm kılıcıyla)
idam olunub gavgâ-yı cihândan kurtulmuşdur. Ebû el-Abbâs ve Mervân
kelimelerine dahi müraca‘at buyurıla. (C.1, S.9)
Ebû Hanîfe
ed-Dineverî(Dînawerî): Ahmed bin Dâvud- Kudemâ-yı
riyâziyyûndan(matematik ilminin üstadlarından) bir edîb-i
zî-şandır(ünlü bir ediptir). İlm-i hendese(geometri) ve
nücûm(astronomi) ve lugat(sözlük) ve nahv(gramer) ve
nebâtât(bitkiler) ve tarih ve hesab ve mantıkda zamanının
ferîdi(eşsizi) idi. Bir tefsir-i şerifi ve “Islahü’l-Mantık” nâmında
bir kitabı Cevâhirü’l-İlm nâmında bir tarihi ve cebir ve mukâbele de
bir risâlesi vardır ve Rükneddin bin Bûye içün bir zîc(yıldız
cetveli) ve (M.849/H.235) tarihinde İsfahan’da bir
rasadhane(gözlemevi) yapmışdır. Ve Kitabü’l-Fesâha ve Kitab-ı
Lahnü’l-Âmme ve Kitabü’l-Vesâyâ dahi bunun cümle-i
te’lifâtındandır(eserlerindendir) ve vefâtı (M.894/H.281) yahud
(H.290) tarihindedir. (C.1, S.56)
Elbistan:
Hâleb vilâyeti dâhilinde ve Maraş’ın cihet-i şimâlisînde bir kaza
merkezidir. Bu şehir Mîlas ya‘ni Ceyhan Nehri üzerinde altı-yedi bin
nüfûsı câmi’(toplayan) bir güzel şehir olub fakat evvelki
ma‘mûretine nisbetle şimdi harâb hükmündedir. Zîra vaktiyle burada
olan bir mabed-i meşhûrda altı bin keheneye(kâhinlere) hükmeden
reîsü’l-kehene oturur ve bu reîsler Kabâdokyâ (Kapadokya)
hükümdârları müteallakâtından(yakınlarından) olur idi. (C.1, S.240)
El-Cezîre:
Yahud Irak-ı ‘Arab- Asya’da Dicle Nehriyle Fırat Nehri arasında
vâki‘’ arazi-i cesîmenin ismidir ki nehreyn-i mezkûrenin(adı anılan
iki nehir) iltikâ eylediği(birleştiği) mahale kadar mümtedd
olur(uzanır) ve Rakka ve Mûsul ve Sincar ve Diyarbekir ve Bağdat
sancâkları arazi-i mezkûre dâhilinde bulunur. Bu arazide çıkan altın
ma‘denleri ve ormanları vaktiyle gayet meşhûr ve toprağı münbit idi.
Asurîlerin birinci ve ikinci sülale-i hükümrânisi burada pek çok
zaman hükümet sürdü ve sonra İskender-i Rûmî ve Îrân ve Suriye
hükümdarları ve Roma ve Partya devletleri idâresine geçüb ve daha
sonra saltanat-ı İslamiye canibinden feth olundı ve bir müddet
Emevîler ve Abbâsîler ve bir aralık Îrânîler ve Moğollar ve
(M.1400/H.803) tarihine doğrı Tîmûriler ve bir asır sonra devr-i
Sultan Süleyman-ı Hanî’de Devlet-i Âliye tasarruf eyledi.
Bu araziye
Mezopotâmyâ dahi dirler. Endülüs’de dahi el-Cezîre nâmında bir mahal
var idi. (C.1, S.241)
Erbîl:
Mûsul’un cenûb-i şarkîsinde(güneydoğusunda) ve seksen beş kilometro
ba‘dında bir şehirdir. Ahâlisi ekseri(çoğunlukla) Kürd olmak üzere
dört bin tahmin olunmakdadır. İskender-i Rûmî ‘Acem Şahı Dârâ’yı
(Y.T. 5263) tarihinde ya‘ni mîladın üçyüz otuz bir sene mukaddeminde
burada mağlûb ve perişan itdi ve meşâr-ileyin bu galebesi mebde’-i
tarih(tarihin başlangıcı) itibar olundı(kabul edildi). (C.1, S.116)
Ercîş:
Nefs-i Van sancâğına tâbi‘ bir kaza merkezidir ve Ararat Dağı’nın
eteğinde ve Van Gölü’nün sahili-i şimâlisinde oldığından bir mühim
ve mu’tenâ(seçkin) noktadır. Burasını Habîb Mesleme el-Fehrî
Hazretleri (M.645/H.25) tarihinde feth itti ve (M.992/H.382)
tarihinde
Meliki’r-Rûm tarafından muhâsara olundı ve Sultan Muhammed Selçûkî
zamanında ve daha sonraları birkaç defa gâret(akın, yağma) idildi.
Ercîş civarında olan Ercîş Dağı Antitoros Dağı’nın bir şubesidir ve
kazasında yüz yedi karye(köy) vardır. (C.1, S.117)
Ergani:
Anadolu’da Fırat Nehri üzerinde ve Diyarbekir vilâyeti dâhilinde bir
sancâk merkezidir. Havası biraz vahîm(ağır) ise de dağlarında gümüş
ma‘deni çokdur. (C.1, S.130)
Ermeni:
Ermenistan’da saltanat süren “Birinci Hâik” sülâle-i hükümrânîsi
munkarız oldukdan sonra tahminen mîlad-ı İsa Aleyhisselam’ın bin
sekiz yüz kırk dört sene mukaddeminde “Aramiyân” sülalesini teşkîl
iden Aram’a nisbet olunan Kavimdir.
Bunlar dördüncü
yahud yedinci asırda Kayseriye Piskoposı Lîsâvûric Grîgovâr[18]
vasıtasıyla Hıristiyanlığı kabul itmişler idi. Aram kelimesine dahi
nazar buyurıla. (C.1,S.133)
Ermeni
Katoliği: Bunların i’tikâdı dahi Rûm Katolikleri gibi olub
farkları yalnız Kilisâ rüsûmında(törenlerinde) ve duâlarını kendü
lisânları üzere okumakdadır. (C.1, S.206)
Erzincan:
Erzurum’un cenûb-ı garbisinde ve yüz otuz üç kilometro ba‘dında bir
şehirdir. Bu şehir mukaddemâ hareket-i arzlar münasebetiyle Kerki(?)
gibi harâb olmuşsa da askerî ve sâirece ehemmiyeti hâlâ bâkidir ve
ahâlisi yedi sekiz bin raddesindedir. (C.1, S.122)
Erzurum:
yahud Erzeni’r-Rûm- Anadolu’nun cihet-i şimâlisinde ve Fırat
Nehri’nin menba’ı civarında ve Karlıdağ denilen yüksek dağın
eteğinde bir büyük şehirdir. Bu şehir (M.415) tarihinde İmparator
Teodos marifetiyle inşa olunub on birinci asr-ı mîladide Selçûkîler
yedinde ve (M.1517/H.923) tarihinde Devlet-i Osmânîye yedine geçdi.
Ve (M.1728/H.1244) ve (H.1293) tarihinde Rusya zabt idüb yine iade
eyledi.
Erzurum ahâlisi
yüz binden mütecâvizdir(çoktur) ve derûn-ı şehirde on iki cami-i
şerif olub hamam ve mekteb ve kilîsâları ve pazar yerleri ve
kârbânsara(y)ları mükemmel ise de sokakları dar ve gayr-ı
muntazamdır ve hâric-i şehirde ve yarım saat mesafede vâki‘’
Abdurrahman Gazi Türbesi meşhûr bir ziyaretgâhdır. Ümîd Burnu
keşfolunmazdan evvel Erzurum Avrupa ile Asya beyninde bir büyük
ticaretgâh idi.
Erzurum’da kışın
en şiddetli vaktinde mîzanü’l-hararet(ısıölçer) sıfırdan otuz
dereceye kadar tenezzül ider. Galatât-ı Hafîdî’de[19]
Erzurum Rûm’un en yüksek yeri manasın(d)a olan Erzeni’r-Rûm’dan
galat oldığı yazılmışdır. Erzurum şehrinin mevkien sath-ı
bahrdan(deniz seviyesinden) dört bin zirâ’[20]
yüksek olmasına bakılur ise işbu yazılışın sahih oldığı anlaşılur.
(C.1, S.128)
Eyyübiye:
Şâm ve Mûsul Atabegi Nureddin’in birader-zâdesi Sultan Selahaddin
Eyyübî (M.1173/H.569) tarihinde Mısır’da teşkil eylediği hükümetin
ismidir. Meşâr-ileyhin ahlâfı Mısır’da ve Şâm ve Mûsul ve bilâd-ı
sâirede(diğer beldelerde) seksen sene hükümet sürmüş ve bir aralık
Ermenistan’a dahi mâlik olmuşdur.
Bunların Mısır ve
Şâm cihetlerinde olan saltanatı (M.1251/H.649) tarihinden sonra
Mülûk-ı Etrâk(Türk Hükümdarları) yedine(eline) geçdiyse de Hâleb ve
Hamâ ve Ermenistan ve Yemen’deki hükümetleri biraz müddet daha
imtidâd eylemiştir(sürmüştür). Selâhaddîn kelimesine nazar buyurıla.
(C.1, S.341)
Harpût: Yahud
Harperut- Asya-i Osmânide ve Trabzon Adana Hâleb Diyarbekir
vilâyetleri beyninde vaki’(arasında bulunan) Mamüretülaziz
vilâyetinin merkez idâresidir. Bu şehir Diyarbekir şehrinin yüz
kilometro şimâl-i garbîsinde ve Toros ya‘ni (Toren) dağının bir
mürtefi’(yüksek) mahalinde mebni olub arazisi Fırat nehri
vasıtasıyla iska ve irvâ olunmakdadır(bolca sulanmaktadır). (C.3,
S.190)
Harrân:
Asya-i Osmânîde Hâleb vilâyeti dâhilinde ve Urfa şehrinin doksan mil
aşâri cenûb-i şarkîsinde bir belde-i kadîmedir Latinler (Kara)
dirler (Y.T. 5541) tarihinde ya‘ni miladın elli üç sene mukaddiminde
Karasus(Crassus) ve (M.296) tarihinde Galer(Galerius) nâm Roma
imparatorları burada mağlûb oldu ve bir cem‘iyet-i ilmiye-i İslamiye
marifetiyle Rumca bir çok âsâr-ı fenniye(fen eserleri)
‘Arabcaya(Arapçaya) nakl ve tercüme olundu. Hazret-i İbrahim
aleyhisselam arz-ı Bâbilden ibtidâ(önce) buraya hicretle bir müddet
müsâferet(misafirlik) ve pederleri Azer burada âlem-i bekâya(ebedi
âleme) ruhlet itmiş idi(göçmüştü). Nahiye-i mezkûre(adı geçen yer)
el-yevm(bugün) Rakka dahilindedir. (C.3, 97)
Irak-ı ‘Acem:
İran devleti idâresinde bir kıt‘a-i cesîmedir şarken Kohistân garben
Lozistân ve Kürdistân şimâlen Tebrîz ve Geylân cenûben Kirmân ve
Faristân ile tahdîd olur 900 tûl ve 400 kilometro arzî ve iki milyon
nüfûsı olub makarr-ı hükûmeti Tahran ve başlıca şehirleri İsfahân ve
Kâşan ve Kâsbîn ve Sultaniye ve Hemedândır.
Bu kıt‘a mevki‘an
gayet mürtefi‘ ve seng-istân olarak Elvend, Demavend ve Elburz
dağlarının müteaddid(birçok) şu‘belerinden geçilür ve şu‘b-ı
mezkûre beyninde imtidâd itmiş(uzanan) bir takım kumsal ve vâsi‘
sahrâlar(geniş çöller) vardır ki bu nevâhiyi iska ve irvâ iden su
mecrâlarının ekserisi oralarda mahv ve nâ-bedîd(görünmez) olur.
Arâzisi külliyet üzre münbit(verimli) olub havâsı ise sıcağın en
şiddetli zamanına tesâdüf iden iki ayı müstesnâ olmak üzre sağlam ve
mu‘tedildir birçok mevâşi devesi ve gayet nefîs etleri ve sahtiyân
cam ve fağfûre dâir revâclı san‘atları vardır. Bu kıt‘a kadîm
Medyânın kısm-ı a‘zamını(büyük kısmını) şâmil idi. (C.5, S.33)
İbn-i Halikân: Müverrihîn-i meşhûredendir(ünlü tarihçilerdendir)
ve ismi Ahmed Şemseddin bin Muhammed’dir. Bu zat Erbîl’de dünyaya
gelüb hayli zaman Mûsul ve Hâleb ve Şâm taraflarında tahsîl-i
ulûmdan(ilim eğitiminden) sonra Mısır’da muahharen(sonra da)
Suriye’de bir müddet kadılık ve sonra müderrislik itti. Bunun İbn-i
Halîkân nâmıyla maruf olan “Vefayâtü’l A’yân” nâm tarih-i nefîsi
(M.1676/H.1087) tarihinde Rodosî-zâde Muhammed Efendi marifetiyle
‘Arabcadan Türkçeye tercüme olunmuşdur. (C.1,S.33)
İdrîs-i
Bidlîsî: Yahud Bitlîsî- Ricâl-i A’câmdandır(Acemlerin ileri
gelenlerindendir). Bu zat ricâl-i Îrânda Akkoyunlu Hükümeti’nde
mevki‘ oldığı halde Şâh İsmail fitnesinde oradan savuşub Devlet-i
Âliye’ye iltica eyledi. Ve müsellem olan(herkesçe bilinen) fazl û
kemâline binaen nezd-i Sultan Selîm Han’da pek büyük bir mevki’
tutdı. Ve Îrân himayesinde olan Kabâil-i Ekrâd(Kürt Kabileleri) ve
A‘câmı(‘Acemleri) celb û te’lîfe(çekmeye ve barıştırmaya) me’mûr
oldığından gidüb ekserisi Ekrâd’dan yirmi beş kadar kabâil-i
cesîmeyi(büyük kabileleri) Devlet-i Âliye himayesine aldı. Ve Sultan
Bâyezîd Han-ı Sânî Hazretleri’nin emriyle “Heşt Behişt” nâmında bir
tarih-i Osmânî ve Mezheb-i Revâfız’ı[21]
red zımnında bir güzel kitab telif eyledi. Eyüb Ensârî civarındaki
İdris Köşkü ve çeşme bunun ve oradaki mescid zevcesi Zeyneb
Hatunundur. Ve vefâtı (M.1515/H.921) tarihindedir. (C.1,S.109)
İlgazi:
Mardîn ve Diyarbekir ve havâlisinde(etrafında) nîm-istiklâl ile
hükümet iden(yarı bağımsız olarak yöneten) Mülûk-ı
Artukiye’den(Artuklu Hükümdarlarından) Necmeddin bin Artuk bin
Ekseb’in unvanıdır. Bunun pederi vefât itdiği zaman karındaşı Sokmân
sadr-ı hükümete oturmuş ve kendisi Beyt-i Mukaddes vâlisi olmuş idi.
(M.1104/H.498) tarihinde biraderi dahi vefât itdiği gibi gelüb
Mardîn tahtına oturdı. Ve birkaç kal‘a fetheylediği cihetle Sultan
Muhammed Selçûkî tarafından istiklâl virildi. Ahlâfı üç yüz on bir
sene hükümet sürmüşdür. Mûma-ileyhin Sultan meşâr-ileyhe ve
pederinin Sultan Melikşah Selçûkî’ye pek çok hizmeti vardır ve
hiçbir muharebede mağlubiyeti görülmemişdir. Büyük pederi Eksük
nâmıyla meşhûr ise de sahihi(doğrusu) Ekseb (veya Eksüb)’dir. (C.1,
S.335)
Îrân:
Asya-yı Garbî’de şarken Afganistan ve Belûcistan ve cenûben Basra
Körfezi ve Hürmüz Boğazı ve garben Irak-ı ‘Arab ve Kürdistan ve
şimâlen Türkistan ve Bahr-ı Hazez ile mahdûd memâlikin ismidir.
Memâlik-i mahdûde-i mezkûrenin vüs’atı(genişliği) tûlen bin iki yüz
ve arzan sekiz yüz elli mîlden ibaret olub nüfûsı beş milyon beş yüz
bin tahmin olunmakda ve bunun bir milyonu medenî(şehirli) ve iki
milyonu bedevî ve seyyar ve iki buçuk milyonu ahâli-i kurâ(köy
ahalisi) zan idilmekdedir.
Îrânîlerin aslı
bazı müteahhirînin(son araştırmacıların) tahminine göre vaktiyle
Sind tarafından gelen Aryâlardır ve Îrân nâmı dahi Aryâ’dan
muharrefdir(bozulmuştur).
Îrân’ın eski
tarihi hurâfât(hurafeler) kabilinden oldığı cihetle şâyân-ı i’timâd
ve tahrîr(güvenmeye yazmaya layık) değil ise de tevârîh-i Şarkiyede
muharrer oldığı(yazıldığı) üzere dört tabakaya münkasım
olan(ayrılan) Mülûk-ı Îrâniye’nin birinci tabakası “Pîşdâdiyân”
denilen sülale-i hükümrânî oldığında ve bunların birincisi
“Keyûmers” nâmında bir zat olub içlerinden Cemşîd ve Bîverâsb
el-Dahhâk ve Efrîdûn ve Efrâsiyâb gibi şedîd(şiddetli) ve
şecî‘(cesur) padişahlar geldiğinde şübhe yokdur. Ve Keyâniye denilen
ikinci tabaka (Y.T 4885) tarihinde ya‘ni mîladın yedi yüz dokuz sene
mukaddeminde(öncesinde) Keykubâd nâmında bir kahraman
yediyle(eliyle) te’sis idüb (Y.T. 5264) tarihinde ya‘ni mîladın üç
yüz otuz sene mukaddeminde meşhûr İskender-i Rûmî’nin galebe-i
cihangirânesiyle munkarız olmuş(çökmüş) ve on dokuz sene sonra
meşâr-ileyhin cenerâllerinden “Selefkûs” yediyle “Selevsîd Devleti”
teşekkül itmişdir.
İşbu devlet (Y.T
5338) tarihinde ya‘ni mîladın iki yüz elli altı sene mukaddemine
kadar devam idüb tarih-i mezkûrda bu dahi munkarız olarak “Erşek”
nâmında bir sahib-hurûcun(kahramanın) ikdâmıyla üçüncü tabaka i‘tibar
olunan(kabul edilen) “Devlet-i Eşkâniye” ve (M.230) tarihinde
Ardeşîr marifetiyle dördüncü tabaka i‘tibâr olunan “Devlet-i
Sâsâniye” zuhûra geldi(ortaya çıktı). İşbu Sâsânîlerin yirmi
dokuzuncu padişahı olan “Üçüncü Yezdicerd” (M.652/H.32) tarihinde
İslam’ın hücûmuyla mağlûb ve devleti munkarız oldı. Ve Memâlik-i
İrâniye (M.871/H.258) tarihine kadar Hulefâ-yı İslamiye marifetiyle
idâre olundı ve andan sonra semt semt Benî Tâhir ve Benî Lîs es-Safâr
ve Âl-i Sâmân ve Âl-i Bûye gibi tavâif-i mülûk(hükümdar grupları) idârelerinde
ve muahharan(sonra) Mülûk-ı Gazneviye ve Alb Tekîn ve Sebüktekîn ve
Selâçika-i Îrâniye(İran Selçukluları) tasarruflarında kaldı. Ve
(M.1154/H.549) tarihinde Mülûk-ı Gûriye yahud Harezmiye hükmüne ve
(M.1224/H.621) tarihinde Sülâle-i Cengîziye ve ba‘de Îlhâniye
idâresine intikâl itdi. Ve (M.1406/H.809) tarihinde Akkoyunlu ve
sonra Karakoyunlu Türkmenleri ve (M.1500/H.908) tarihinde Mülûk-ı
Safeviye tasarruf idüb (M.1747/H.160) ihtilâlinde bazı vilâyâtı
Afganîlere ve Belûcîlere geçüb birtakım Türkistan Hanları dahi
istiklâlini i‘lân itdi. Ve (M.1827/H. 1243) tarihinde Revân ve
Azerbaycan cihetlerinden hayli memâlik Rûsiye intikâl eyledi. Şimdi
Saltanat-ı Îrâniye Kaçar Aşiretine mensub sülâle-i hükümrânî
yeddindedir.
Îran memâliki
vaktiyle memâlik-i mütemeddinenin(medeniyetin) merkezi oldığı gibi
takallübât-ı siyâsiyenin(siyasi değişmelerin) dahi meydanı
oldığından bâlâda(yukarda) hülâseten(özet olarak) gösterildiği
vechle pek çok ellere geçmiş ve nice defa harâb ve ma‘mûr ve yine
harâb olmuş ve büyük şehirleri küçülüb küçük şehirleri büyümüşdür.
Îrânîler
mübâlağalı(abartılı) sözi ve azameti(gösterişi) severler lakin
şiddet ve zekâ ve fatânetlerine(zihin açıklığına) diyecek yokdur.
| Îrân Vilâyetleri |
Merkez-i Vilâyât (Vilayet Merkezleri) |
|
Irâk-ı
‘Acem |
Tahrân |
|
Taberistan |
Demavend |
|
Mazenderan |
Mazenderan |
|
Geylan |
Reşt |
|
Azerbaycan |
Tebrîz |
|
Kürdistan-ı ‘Acem |
Kirmânşâh |
|
Hûzistan |
Şuster |
|
Fars |
Şîrâz |
|
Kirmân |
Kirmân |
|
Kûhistan |
Kûh |
|
Horâsân-ı
Garbî |
Meşhed |
(C.1, S. 329)
Kawa:
Tahminen (Y.T. 3500) tarihinde ya‘nî milâdın iki bin doksan dört
sene mukaddiminde Mülûk-ı Pîşdâdiyândan zulm ve ta‘dîyesi(Zulüm ve
saldırıları) ahâlîyi dil-gîr(kalbi kırık) iden meşhûr Dahhâk[Zahhâk]-ı
Mârînin kâtilidir. Merkûm Kawa bir teymürci/tîmurci(demirci) parçası
olduğu hâlde önündeki direği bayrak yerine isti‘mâl(kullanma) ve
mülk-i mûmâ-ileyh yüzünden canları yanan ahâlînin ateş-i gayz ve
heyecânını(öfke ve heyecan ateşini) körükle iş‘âl iderek(tutuşturarak)
teşkîl eyledîğî cem‘iyet(topluluk) vâsıtasıyla hidmet-i mezkûreyî
îfâ ve yerine ittifâk-ı ahâlî ile Ferîdûn Şâhı iclâs itdi(tahta
oturttu). Ahâlî-i merkûme mezâlim ve ta‘addiyâtdan(zulüm ve
saldırılardan) kurtulduğuna teşekküren her sene o gün Mihr-i can
nâmıyla bir bayram yapılmasına karâr vermişlerdir. Zikr olunan
bayrağa Direfş ve Dahhâka Bîverâsb ve Kawaya Kâbî dahi derler.
Mihr-i can ve Direfş kelimelerine dahi nazar buyurıla. (C.6, S.70)
Keldânî: Fırat ve ‘Arabistan ve Basra Körfezi boynunda meskûn
ahâlînin nâm-ı umûmîyyesidir. Bunları Bâbilîlerden iddiâ edenler
varsa da taharriyyât-ı cedîde mûcibince(yeni araştırmalar uyarınca)
sîkkat(?) cinsinden ayrı bir kavm oldukları zann olunur el-yevm
Asya-yı ulyâdan(yukarı Asya’dan) Asya-yı sugrâyı(Küçük Asya’yı)
takrîk(?) iden dağlarda Kabâil-i Ekrad arasında hayli Keldânî
vardır.
Keldânîler vaktiyle ulûm-i riyâziye(matematik) ve felekiyede(astronomide)
akvâm-ı sâireye(diğer milletlere) takaddüm itmişler idi hatta seneyi
ibtidâ 365 gün 7 sâat 11 dakikaya taksîm iden(kısımlandıran) ve
mıntıkatu’l-bürûcı(burçlar mıntıkasını) tanıyan bunlar idi. (Y.T.
5229) tarihinde ya‘nî milâdın üç yüz altmış beş sene mukaddiminde
gelan Galistin(?) nâm râsıdın Keldânîlerin kendisinden bin dokuz yüz
sene mukaddimine kadar bir silsile-i rasadâtını bulub Aristo’ya
göndermiş olduğu tevârîhde muharrerdir(yazılıdır). (C.6, S.90)
Keldânî
Katoliği: Bunların i‘tikâdı dahi Rûm Katolikleri gibidir. Bunlar
Mukaddemâ Nastûrîlerden ayrılub Papa’nın Reîs-i Rûhânî oldığını
tanıdılar lakin rüsûm-ı kadîmelerinden bazılarını terk itmediler.
Mûsul ve Bağdâd ve Cezîre ve Amâra taraflarında çok bulunurlar.
Patrîkleri Mûsul’da oturur. (C.1, S.206)
Kerkük:
Asyâ-yı Osmanîde Mûsul vilâyeti dâhilinde bir sancâk merkezidir ve
Şehr-i Zor’ın şimâl-ı garbından yüz on beş kilo metro ve mesâfede
bir mürtefi‘ mevki‘de vâki‘ ve on üç bin nüfûsı câmi‘dir ve
(Rewanduz) (Salâhiye) (Erbîl) (Raniye) (Köy Sancâk) kazâlarıdır.
Hazret-i Danyâl’ın türbesi burada yâhûd Sûs’da da olduğı söylenür.
Basra ve Bağdad ile epeyce dakîk(un) ticâreti ve civârında zift
menba‘ları vardır. (H.1156/M.1743) de Osmanlılar ‘Acemlere burada
galebe idüp memleketi kurtardılar. (C.6, S.79)
Kirmânşâh: ‘Acemistanda müstahsen(güzel) bir şehirdir
Kürdistan-ı İranînin makarr-ı idâresi(yönetim merkezi) olup Tahranın
cenûb-i garbîsinden üç yüz yetmiş sekiz kilometroda vâki‘ ve otuz
bin Kürd nüfûsı câmi‘dir ve derûnunda bir kal‘a ve civârında Bîsütûn
dağı üzerinde Rüstem tahtı denilen meşhûr bir eser vardır. Şehr-i
mezkûr İkinci Şâbûrun oğlu tarafından te’sîs(kurma) ve
(H.1143/M.1730) de Nâdir-Şah ma'rifetiyle zabt ve tahkîm olundı.
(C.6, S.80)
Köroğlu: Boluda vaktiyle şöhret bulmuş bir haydûddur pederi
Bolu â‘yânından bir zâtın sâyisi(seyisi) idi evvel havâlî arazisinde
hayvanlarını otlatmak için gelen Kürdlerin Bolu beylerine her sene
birer hayvan vermesi âdet-i kadîme iktizâsından olduğu cihetle bir
def‘a sâyis-i merkûm dahi efendisinin emriyle bir Kürd beyinden bir
hayvan beğenüb götürmüş idi bu hayvan binilmez derece de za‘yıf ve
lâgar(cılız) bir şey olduğundan efendisi bî-çârenin bir gözünü
çıkartarak ve münhanî(kanburlu) olan işbu hayvana bindirerek def‘
eyledi ve sonra işbu kör vefât idüp Köroğlu nâmını alan oğlu
babasının vasiyeti mucibince gaddâr-ı merkûmdan intikam almak için
tahmînen (H.900) tarihlerinde meydâna çıkub ve kendisi gibi bir kaç
refîk(arkadaş) peydâ edüp(bulup) Çamlıbelde tehassun(hisara kapanma)
ve bir uzun müddet orada içrâ-yı şekâvet(haydutluk) eyledi. Merkûmun
bir araluk Der-saâdet kasab başısının güzellikde mümtâz Eyvâz yâhûd
Eyvâd nâm ciger-paresini kapub götürdüğü ve anı da büyüdükden sonra
kendisi gibi insan kasabı itdiği meşhûrdur. Efsâne kabîlinden olan
ahvâl-ı sâiresi Köroğlu hikayesine havâle olunur. (C.6, S.101)
Lisân: Akvâmın kendülerine mahsûs olan lügat ve sözlerine de ıtlâk
olunur.
Erbâb-ı
tahkîk(araştırmacılar) el-yevm müste‘mil olan(kullanılan)
elsinenin(dillerin) tanınabilen usûl ve şu‘ubâtını(şubelerini) şu
vechle beyân itdiler.
Hindistânın kadîm ve
metrûk (Pâlî) ve (Perâkrît) ve (Eski Sânskırî) ve (Yeni Sânskırî)
lisânlarından me’hûz(alınmış) ve müteşa‘ib(kollara ayrılmış) ve
el-yevm(bugün) müste‘mil olan(kullanılan) lisânları şunlardır.
1.
Ordu lisânı
2.
Yerli Hind lisânı
3.
Mâhirât (?) lisânı
4.
Bengâle lisânı
Rivâyete göre zikr
olunan Ordu lisânı Cengîz Hân Hindistânı muhâsara itdiği zaman
ordusu halkını Hindûlarla ihtilâtdan(karışmaktan) ve câsûslarıyla
mükâlemeden(konuşmaktan) men‘(yasaklama) içün eski İrân ve Türk
lisânlarından mürekkeb(oluşmuş) olarak yeniden îcâd ve ta‘lîm itmiş
ve ordu içünde bundan başka lisânla tekellüm
itmemelerini(konuşmamalarını) ve idenlerin katl cezâsıyla mücâzât
olunacaklarını(cezalandırılacağını) kat‘iyen emr ve i‘lân eylemiş
idi. Sonra bu lisân Hindistânda birinci lisân oldu.
İranın kadîm ve
metrûk Zend ve Kevnîfevrem(?) ve Pehlev ve Kadîm Fars lisânlarından
me’hûz ve müteşa‘ib ve el-yevm müsta‘mil olan lisânlar şöyledir.
1.
Cedîd Fars lisânı
2.
Afgan lisânı
3.
Kürd lisânı
4.
Ermen lisânı
(C.6, S.136)
Mardîn: Asya-yı
Osmanîde Diyarbekirin seksen bir fersah a‘şârî(?) cenûb şarkîsinde
eski bir kal‘a ile bir medrese ve bir kaç câmi‘ ve kilisâyı ve
yigirmi yedi bin nüfûsı şâmil ve Cizreye hâkim ve pek kadîm ve mühim
bir şehirdir. (H.700/M.1300) tarihinden ya‘nî Tatarların hücûm ve
istilâsından evvel kerki(?) gibi ma‘mûr bir şehir idi. (C.6, S.166)
Medya: yâhûd Mâdî- El’ân(şu an) Azerbeycan ve Irak-ı ‘Acem
denilan kıt‘anın nâm-ı kadîmidir(eski adıdır). Hudûdu garben(batıda)
Asûryâ denilen şimdiki Kürdistan kıt‘asıyla şimâlen(kuzeyde) Bahr-ı
Hazezi muhît olan dağlar(Hazar Denizini kuşatan dağlar) ve cenûben(güneyde)
Kuhistan ve Harkaniyâ ya‘nî Mâzenderânın kısm-i cenûbisi beyninde
mahsûr ve mahdûd(sınırlanmış) ve hudûd-ı sâiresi(diğer sınırları)
gayr-ı muayyendir(belirsizdir). Havası mu‘tedil ve ceyyiddir(ılıman
ve saftır). Mevki‘-i coğrafyası(coğrafi konumu) iktizâsınca(gereğince)
medeniyyet en evvel bu kıt‘adan intişâre(yayılmaya) başladı. Medyâ
ahâlîsi evlâd-ı Yâfesden oldukları hâlde Ninos ve Semiramis nâm
hükümdarlar zamanında Asûrîlere tâbi‘ idi sonra (Y.T. 4835)
tarihinde ya‘nî milâdın yedi yüz elli dokuz sene mukaddeminde ref‘-i
ribka-i itâatle(itaat bağını yücelterek) reisleri olan Arpas’e kral
nâmı virerek cesîm(büyük) bir hükümet teşkîl eylediler(kurdular) ve
muahheren(daha sonra) gâh gâlib gâh mağlûb olarak yaşayub nihâyet
(M.596) tarihinde ‘Acemlerin taht-ı tahakkümüne(egemenliği altına)
girdiler ise de Büyük İskenderin Asya fütûhâtını(fetihlerini) bil-ikmâl(tamamlayamadan)
vefât eylemesi üzerine istiklâllerini(bağımsızlıklarını) iâde
eylediler(geri aldılar). Bundan sonra Eşkâniyân Ve Keyâniyân
hükümetleri teb‘asından ma‘dûd(biri) tanınurlar(sayılırlar). (C.6,
S.229)
Mefârikîn:
Diyarbekir sancâğına tâbi‘ ma‘ Silvân Beşîrî kazâsının nâm-ı
atîkîdir. (C.7, S.4)
Mervân: Bin Mehmed – Şâmda Mülûk-ı Emeviyenin âhirîdir(sonuncusudur)
künyesi Ebû Abdülmelik ve lakabı Kaim bi Hakkillah olub bir Kürd
câriyeden tevellüd itmişdir(doğmuştur). ( M.691/H.72) de pederi
Cezîre vâlisi iken orada doğdu orta boylu semiz çok sakallı mühîb-i
pehlivân(pehlivan heybetli) ve sâhib-i secâat(cesur) bir adam idi
şecâatine mebnîdir ki Mervânü’l-Hımâr deyü ma‘rûf olmuşdur(tanınmıştır)
zîra ‘Arab bir adamın şecâatini vasf itseler filan adam cenkde
hımârdan(erkek eşekten) ziyâde dayanur dirler. Mervân dahi zamanında
üzerine hurûc iden(ayaklanan) kimselerin cenginden usanub
yorulmamışdır ba‘zılar dahi dirler ki ‘Arab tâifesi her yüz seneye
hımâr tesmiye iderler(isimlendirirler). Benî Em[ev]iyyenin(Emevi
Oğulları’nın) dahi müddetleri yüz seneye karîb(yakın) oldığı
hengâmda(zamanda) Mervân halîfe olmağla hımâr nâmını virmişlerdir.
Her yüz seneye hımâr tesmiyesini ise ‘Arablar (Venzur ilâ hımarik[22])
ayet-i kerîmesinden ahz itmişlerdir(almışlardır). Mümâ-ileyhe hocası
olan (Ca‘d bin Dirhem)e nisbetle Mervân-ı Ca‘dî dahi dirler halîfe
olmazdan evvel pek çok eyâletler zabt itmişdir.
(M.749/H.132)
tarihinde Ebâ Müslim Horâsânînin yâverî-i şemşîri(kılıcının yardımı)
sayesinde Abbâsîler Şâmı zabt itdiklerinde Mervân son muhârebede nâ-çâr(çaresiz)
kaçarken nevâhî-i Mısriyyede Ebû Sîr nâhiyesi civarında bevli(çişi)
sıkışdırdığından bilahire başına seyl-i belâ(bela seli) olan şu
düşman-ı tabî‘îyi(doğal düşmanı) def‘ içün atdan indikde(inince) at
kaçûb gören askeri dahi kendüsini urulmuş zan iderek darmadağın
olmağla bî-çâre nihâyet sığındığı bir kilîsâda yakayı ele virerek i‘dâm
olundu ve bu vechile saltanat Abbâsîlere intikal eyledi. Mervânın ma‘hûd
yol kaziyesini(bu yol meselesini) ‘Arablar (zehebü’l-devlet bi’l-bevleh[23])
diyerek darb-ı mesel(atasözü) itmişlerdir. Mervânın sinni(yaşı)
altmış dokuz hükümeti beş sene idi.
Katl olundukdan
sonra oğulları Abdullah ve Abîdullah Habeşistâna kaçdılarsa da
Habeşîler Abîdullahı öldürdiler fakat Abdullah yanında olan
kimselerin bir mikdarı ile kurtılub Mehdînin hilâfeti vaktine kadar
sağ kaldı sonra Filistin Âmili(vâlisi) Nasr bin Mehmed bin el-Eş‘as
tarafından tutılub Mehdî’ye gönderilmekle Mehdî katl eyledi. Hâsılı
Benî Em[ev]iyye her tarafdan giriftâr-ı belâ-yı katl-i âm
olarak(katliam belasına uğrayarak) şehzâdelerden yalnız memede olan
bir ma‘sûm ile Endülüse firâr iden Abdurrahman başını ku[r]tarabildi.
(C.6, S.239)
Mezopotâmyâ:
Yâhûd Mesopotamî – el-Cezîre kelimesine nazar buyurıla. (C.6, 242)
Mûsul: Asyâ-yı
Osmanîde vilâyet makarrı ve Dicle nehri üzerinde mebnî ve on bin
kadarı Nastûrî olmak üzere elli bin nüfûsı hâvî(barındırır) ve
Bağdadın 360 fersah a‘şârî(?) şimâlinde vâki‘ bir şehirdir etrafında
hendekli bir surı ve Dicle nehri üzerindeki adada kal‘aları mevcûd
ve hâneleri taş ve tuğladan ve yigirmi kadar kârgîr câmi‘leri
meşhûrdur. Sanâyi‘ ve ticâreti mukaddemâ epeyce revâclı idiyse de
şimdilerde tedenniye(gerileme) yüz tutdı ve pek makbûl bir nev‘-i
kumaş dokunurken şimdi bundan da vazgeçilüb Hindden gelen kumaşların
boyanmasıyla iktifâ idildi(yetinildi). Hâl-i hâzırda olan ma‘mûlâtı(ürünleri)
kadife ve kilim ve keçe ile edevât-ı züccâciyeden ibâretdir. (C.7,
S.36)
Nastûrî:
Hıristiyanlarca rafz add olunan mezheblerden biridir. Müessisi
Teodor Mopsuvist ise de (M.428)de merkûmun şâkirdlerinden(öğrencilerinden)
biri olan Nastûryos tarafından neşr idildi(yayıldı). (M.431) ve
(M.451) ve (M.553) tarihlerinde müte‘addid cem‘iyetler tarafından
redd olunmuşdur. Nastûrîlerin esâs-ı mezhebleri içün “i‘tikâd”
kelimesinde dokuzuncı numeroya müraca‘at buyurıla. (C.7, S.82)
Nastûrî Fırkası:
Bu fırkanın ashâbı Hazret-i Îsânın vücûd-ı insânîsi başka ve
Babadan doğdı denilen kelime-i ezelîsi başkadır ve bunlar Hazret-i
Îsâ vücûda geldikden sonra ittihâd itmişdir ve Allâh ve İbn-i Allâh
dinildiği teşrîf içündür dirler. Ve Keldânî Kilisâsını tanıyub Roma
Kilisâsını tanımazlar ve papasların teehhülünü (evlenmesini) kabûl
itmezler. (M.431) ve (M.451) ve (M.553) tarihlerinde teşekkül iden
Efes ve Kâdıköyi Cem‘iyetleri bunların i’tikâdını(inancını) redd ve
Roma Kilisâsına celb(çekmek) içün pek çok uğraşdığı hâlde dördünci
numeroda muharrer(yazılı) Keldânîlerden mâ‘adasını(başkasını) celb
idemedi. Nastûrîler Îrân ve Mûsul ve bazı Memâlik-i Keldânîyede
bulunurlar. (i‘tikâd maddesi, 9 Numara; C.1, S.206)
Nisîbîn:
Diyarbekir vilâyetinde Mardîn sancâğına tâbi‘ bir kazâ merkezidir ve
Mûsulun şimâl-ı garbîsinden(kuzeybatısında) iki yüz kilometro
ilerüsinde ve Şâbûr nehrî üzerinde vâki‘(kurulu) olup te’sîsi
Nemrûda haml olunmaktadır. Roma Cenerâlî Lokolos bu şehri Ermenistan
hükümdarı Dikrândan almışdı. Derûnunda bin beş yüz kadar nüfûs
tahmîn olunur. (C.7, 84)
Ozroan(Osrhoene):
Urfa ve Mardîn ve Diyarbekir ve havâlisi Roma Devleti himayesinde
iken bu nâmla yâd olunur ve nîm-istiklâl ile idâre iden prenslere
Âbgâr deniliyor idi. Bu prenslerin merkez-i idâresi Urfa şehri idi.
(C.1, S.302)
Selâhaddîn:
Eyyûbî- Devlet-i Eyyûbiye müessisi(kurucusu) Ebû el-Muzaffer Yûsuf
nâm zât-ı celâdet-simâtdır(yiğitlik alameti bir kişidir). Mısır’da
Sultân ‘Adid’ın veziri oldığı hâlde meşâr-ileyhin vuku‘-ı vefâtı
üzerine bi’l-fiil(fiili olarak) câlis-i mesned-i hükümdârî(sultanlık
tahtına oturmuş) olarak kendü namına Devlet-i Eyyûbiye’yi teşkîl
eylemiş ve on beş sene Ehl-i Salîb(Haçlılar) ile peyâpey(ard arda)
muhârebeler iderek Hâleb, Hamâ, Humus, Taberiye, Lâzkiye ve
(M.1187/H.583) tarihinde Kudüs-i şerîf havâlisini ellerinden alub
Kudüs Kralı Lozinan’ı ordusuyla beraber esîr itmişdir. Kudüs
Hıristiyânları muahharen Müslümânlar aleyhine ‘urûk-ı Ehl-i Salîbi(Haçlı
milletlerini) tahrîk(kışkırtma) ve Kudüs’i tahlîs(kurtarma)
ümniyesiyle(niyetiyle) Hazret-i Îsâ Aleyhisselâmın bir ‘Arab elinde
dökiliyor(dökülüyor veya dövülüyor) gibi şân-ı millîye girân(ağır)
gelecek ba‘z(bazı) fesâd-âmîz(fesatça) resimlerini çıkararak
Avrupa’ya göndermeleri üzerine Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya
Kralları birer cesîm(büyük) ordu ile Kudüs’i kurtarmağa geldilerse
de mahzâ(ancak) meşâr-ileyh Selâhaddîn’in semere-i hüsn-i tedbîr ve
gayreti(güzel önlem ve çabalarının sonucunda) olarak hîç bir iş
göremeyüb geldikleri gibi gitdiler.
Selâhaddîn
muahharen(sonra) Şâm ve Mûsul Atabegi bulunan ‘ammîsi(amcası)
Nûreddîn’in vefâtından sonra Şâm’a dahi mâlik olmuş ve Yemen ve Nûbe
taraflarına dahi bi’l-istilâ ol havâlide teşkîl eylediği Benî Eyyûb
hükümetine ümenâsından(güvendiklerinden) birini vekâletle
göndermişdir. Vefâtı (M.1193/H.589) tarihinde ve kabri Şâm-ı
şerîfdedir. Ehl-i Salîb kelimesine dahi nazar buyurıla. (C.4,
S.180)
Siird: yahud
İs‘ird- Bitlîs vilâyetinde bir sancâk merkezidir Toros
dağının boğazları cihetine giren Fırat nehri girintisinde vaki‘(
Hasan Keyf) kasabasının şimâl-i şarkîsinde ve yüz kilometro
ilerüsinde bulunur. Ve ahâlisi on beş bin tahmin olunur. Bu şehrin
vaktiyle (Digran Kürd) nâm şehr-i kadîmin yerine yapıldığı bazı
tevârihde görülmüşdür.
Siird sancâğı
(Edeve) (Şirvan) (Garzan) (Pervari) ve (Rızvan) kazalarına taksim
olunur. (C.4, S.41)
Tîgâr yahud Tîgr: Asya’da vâki‘’ Dicle Nehrinin nâm-ı atîkidir.
Dicle’ye nazar buyurıla. (C.2, S.296)
Ur:
Urfa’nın eski ismidir. Urfa kelimesine nazar buyurıla. (C.1, S.292)
Urfa: yahud
Rihâ yahud Râfiyâ- Hâleb vilâyeti dâhilinde bir sancâk merkezidir.
Bu şehrin bir güzel cami-i şerifi ve Nemrûd Sarayı nâmında bir harâb
kal‘ası ve otuz bin nüfûsı vardır ve ziyaretgâhı çokdur. Ez an cümle
kal‘a tahtinde(aşağısında) olan bir mağara Hazret-i İbrahim
Aleyhisselamın doğdığı mahal ve mağaranın içinde mevcûd olan bir
yeşil sandık meşâr-ileyhin beşiği olmak üzere ziyaret olunur.
Tarihlerde Hazret-i İbrahimin doğdığı kariye denilen “Kevsâ
Mahallesi” dahi zikr olunan mağaranın hiza ve ittisâlinde(bitişiğinde)
Urfa mahallâtından bir mahalledir. Ve Hazret-i Eyüb ile Câbir el-Ensârî
ve Ebû Ubeyde el-Harrâc ve Bedîu’l-Hemedânî ve Mesûd Horâsânî
hazarâtının makamları dahi meşhûr ziyaretgâhlardır. Eski zamanda
Mecûsîlerin en büyük ateşgedesi Urfada idi. Bu ateşgedenin içinde
perestiş itdikleri “Şems-i Münîr”i takdîsen daimi suretde ateş
yakarlar ve karşısında ‘ibadet iderlerdi. Urfa şehri Romanuslar
zamanında bir müddet pay-ı taht olmuş ve mîladın bir asır evvelinden
itibaren dört asır müddetde Âbgâr nâm prensler marifetiyle idâre
olunmuşdur. Ve ibtidâ Din-i İsa Aleyhisselamı kabul iden şehr-i
mezkûr ahâlisidir. Urfa Kal‘ası hâric(dış) ve ittisâlinden(bitişiğinden)
nebeân iden(çıkan) ve “Ayn-ı Halilü’r-Rahman” nâmı virilen su
kal‘anın altından içerü girüb tahminen yüz arşın tûlunda ve yetmiş
arşın arzında olan ve cevânib-i erbaası(dört tarafı) taşlarla rıhtım
yapılmış bulunan Havz-ı Kebîre dökilür ve bütün bağçeleri sular.
Sultan Süleyman Hazretlerinin işbu su üzerinde ihyâ buyurdığı
zâvîyede el’an fakr û dervişâna it‘âm-ı ta‘âm olunur(yemek
yedirilir).
Zikr olunan harâb
kal‘anın bir burcunun üzerinde birbirine kırk elli zirâ‘ yakın ve
taşdan örme iki adet uzun direk harâbesi mevcûd ve bunlar Hz.
İbrahim için yapılan mancınık olmak üzere meşhûrdur. Mahalle
ahâlisinin femen an fem(ağızdan ağıza) işidüb rivayet itdiklerine
göre olvakit işbu iki direğe Ramazanlarda minarelere mahya için
gerildiği gibi iki kat halat gerilmiş ve işbu iki halat bir ağaç ile
bükülüb birden bire bırakılmış imiş.
Urfa’dan pek çok
fâzıl ve edîb zuhûr itdi. Sultanü’ş-şuarâ(şairlerin sultanı) Nâbî
merhûm dahi buralıdır. Frenkler Urfa’ya Zeryeso dirler. (C.1, S.295)
Uzun Hasan:
Îrân ve Kürdistan hükümdarlarındandır. Asıl ismi Ebû en-Nasr
Muzaffereddîndir. Bu zat meşhûr Akkoyunlu kabilesine mensûb oldığı
halde (M.1453/H.857) tarihinde Timurlenk sülalesinden Karakoyunlu
hükümdarı Cihangir ile muhârebe ve âkibet(sonunda) galebe idüb(kazanıp)
Karakoyunluların ekser(çoğu) memâlikini zabt ve Diyarbekirde
saltanatını i‘lân eyledi ve Devlet-i Âliyeden intikam almak
arzusunda olan Venediklilerin ve Karaman ve Alâiye emirlerinin
teşvîk ve tergîbiyle(isteklendirmesiyle) silahını Devlet-i Âliye
aleyhine çevirüb Erzurum ve Bayburd ve Erzincan vilâyâtını istila ve
bir aralık Suriye vilâyetini tehdîd ve ahâlisini inkıyâda(boyun
eğmeye) mecbûr eylediyse de Sultan Mehmed-i Sânî(Sultan 2.
Mehmet-Fatih) Hazretleri (M.1473/H.878) tarihinde yüz bin kişilik
bir ordu ile Bayburda gidüb Uzun Hasan’ın ordusunu kısa bir zamanda
târ-mâr(darmadağın) eylediğinden amana düşdi ve akd-i musâlahadan(barış
anlaşması) sonra gidüb Gürcistanı zabt ve müteakiben (M.1478/H.883)
tarihinde vefât eyledi.
Mûma-ileyhin
vefâtından sonra Trabzon hükümdarı Jan Komenin[24]
hemşîresi(kız kardeşi) müteveffâ-yı mûma-ileyhin(adı geçen merhume)
zevcesi olmak mülâbesetiyle(sebebiyle) ortaya konulan mîrâs-ı
saltanat davası bir çok kanlar dökülmesine sebeb olmuşdur. (C.1,
S.303)
Van: Asyâ-yı Osmânî’de bu nâmla ma‘rûf vilâyetin kürsî-i idâresi(idare
merkezi) olub Van Gölünün sâhil-i şarkîsi üzerinde ve Erzurum’un
cenûb-ı şarkîsinden iki yüz altmış kilometroda vâki‘ ve Ermeni, Türk
ve Kürd olmak üzre yigirmi bin nüfûsı câmi‘dir. Surları, kal‘a-i
dâhiliyesi, nefîs bağçeleri vardır ve ticâreti işlek olub kâr-bânlarla
icrâ idilmekdedir. (C.7, S. 113)
Van Gölü:
Kadîmde Arsisa Palus deniyor idi Âsyâ-yı
Osmanîde Van Vilâyeti vasatında(ortasında) olub tûlen yüz kırk arzen
altmış kilometro ittisâ‘ı(genişliği) vardır ve birçok adaları olub
bunlardan biri üzerinde Ermenilerin (Ahtamâr) manastırı
kâindir(mevcuttur) suyu acı ve tuzlıdur. (Ahtâmar) kelimesine dahi
nazar buyurıla. (C.7, S. 113)
Van Vilâyeti:
Şimâl ve şimâl-i garbîde Erzurum garben Şehr-i Zor şarken ‘Acemistân
ile mahdûd tûlen iki yüz yetmiş arzan iki yüz yigirmi kilometro
ittisâ‘ında olub yüz elli bin nüfûsı hâvîdir birçok dağ ve nehirleri
ve gayet nefîs buğday ve meyve ve arıları vardır. İşbû vilâyet-i
kadîm Âsûriyenin şimâli ve büyük Ermenistânın cenûb-ı şarkîsi ‘add
olunur(sayılır). (C.7, S. 113)
Yezîdî: Mûsul
ile Habur Nehri arasında meskûn(yerleşen) ahâlîye verilmiş bir
nâmdır. Bunlar Sincar dağlarında ve Hâleb Bağdad Diyarbekir ve Revân
havâlisinde dahi bulunurlar ve iki yüz bin kadar tahmîn olunurlar ba‘zıları
bedevî(göçebe) ise de ekserisi mütevattındır(yerleşiktir) ve İslama
muhabbetleri az ve şarâba inhimâkları(düşkünlükleri) çokdur.
Yezîdîlerin biri hayr(iyilik) diğeri şerr(kötülük) olmak üzere iki
mebde’(esas) tanıyup mebde’-i şerr i‘tikad itdikleri şeytânın
nihâyet bir gün semâda gayb itdiği dereceye yine nâil olacağını …
iderek Melek-i Tâwus nâmıyla perestiş itdikleri ve bu mezhebe
mukaddemâ Şeyh Fahr nâmında bir mezbehsizin teşvîkiyle sapdıkları ve
kendü miyânelerinde(aralarında) Cilde[25]
nâmını virdikleri bir kitâba mu‘tekid(inanmış) bulundukları
işidilmişdir.
Yezîdîler
(H.1254/M.1838) tarihinde Devlet-i Âliye-i Osmânîye tarafından
te’dîb(edeplendirme, haddini bildirme) ve kısm-ı a‘zâmları(büyük bir
kısmı) mahv idilmiş idi. (C.7, S.215)
Notlar:
[1]
Lugat-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye, Ahmet Rifat,
İstanbul, 6.cilt, Sayfa 77–78, H.1299
[2]
Diyenet İslam Ansiklopedisi, 2. Cilt, sayfa 130–131
[4]
Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Şartları Üzerine
Bir Tetkik, Vedat Eldem, TTK, Ankara, 1994,
[6]
Muhtasar Coğrafya-yı Osmanî, Yusuf Hafid, Tarihsiz;
Beyazıt Devlet Kütüphanesinde bulunan bu kaynağın
üzerinde herhangi bir basım tarihi yoktur. Ancak
116. sayfada geçen “Devlet-i Osmaniye’nin bin üç yüz
yirmi yedi senesi büdçesinde …” ibaresi eserin Hicri
1327 yılından sonra yazıldığını gösterir. Yine aynı
yazara ait Mufassal Coğrafya-yı Umumi adlı eserin
Hicri 1328 yılında İstanbul’da basılmış olması da
Muhtasar Coğrafya-yı Osmanî’nin basım tarihi
konusunda bize ipucu veriyor.
[7]
Bağdat’tan Basra’ya kadar olan bölge
[10]
Merkezi Hemedan olan İran’ın Kuzeybatı Bölgesi
[11]
Güneybatı İran’da bir eyalet
[12]
Devlet-i Âliye-i Osmânî veya Devlet-i Âl-i Osmân:
Osmanlı Devleti
[13]
Ravza-i Mutahhara: Medine’de Hz. Muhammed’in
türbesinin bulunduğu mekân
[14]
Mülûk-ı Erâmine: Ermeni hükümdarları
[15]
Hz. Nuh’un oğlu Sam'ın soyundan, Sam dilini konuşan
kavimler
[17]
Kurna: Irak’ta Basra’ya yakın bir bölge.
[18]
Aziz Grigor Lusavoriç
[19]
Galatât-ı Hafîd: Mehmet Hafîd Efendi’ye ait bir
galat sözlüğü
[20]
75-90 santim arasında değişen bir ölçü birimi
[21]
Mezheb-i Revâfız: Şia (Şiilik) mezhebinin bir kolu
[22]
Bakara Suresi, 259. Ayetin son kısmı
[23]
“Devlet, sidiğe gitti ” şeklinde tercüme edilebilir.
[24]
Jan Komen (Yuannes Komnenos): Trabzon Rum İmparatoru
ve Uzun Hasan’ın Eniştesi
[25]
Orijinal metinde böyle جلدهٌ
yazılmış. Doğrusu “Cilve” dir.