II. Abdülhamit Dönemi Raporlarında "Dersim Sorunu" ve
Zihinsel Devamlılık
Hazırlayan: Kürt Tarihi Araştırmaları Grubu
Proje Yürütücüleri: Sezen Bilir, Serhat Bozkurt, Alişan Akpınar,
Namık Kemal Dinç
01 Aralık 2011
II. Abdülhamit döneminde izlenen,
imparatorluğun merkezileşmesi, güvenlik sorunlarının azaltılması
ve İslam birliği politikaları çerçevesinde Dersim her zaman
ciddi bir sorun olarak algılanmıştır. Öncelikle çetin doğa
koşulları nedeniyle bölgeye asker sevk etmek ve bölgede
konuşlanmak çok zor olduğundan buralarda merkezi otoriteyi
oluşturmak çok zordur. Nitekim bu bölge tarihi boyunca da
genellikle hâkim olunması zor bölgelerden biri olmuştur.
Dolayısıyla, yoğun bir şekilde “imparatorluk elden gidiyor”
korkusu yaşayan Osmanlı yönetimi, Dersimi kontrol etmenin
zamanının geldiğini düşünmektedir. Ancak bundan daha da önemli
meselelerden bir tanesi buradaki halkın bir kısmının Hıristiyan
ve önemli bir kısmının da Alevi olmasıdır. Dolayısıyla bölge
sadece merkezi otoritenin kurulması noktasında değil İslam
birliği politikaları açısından da sorun teşkil etmektedir. Çünkü
Osmanlı devlet görevlilerine göre burada yaşayan insanların
inançları ne Hıristiyanlığa, ne İslam’a, ne de başka bir şeye
benzemektedir. Hatta Osmanlı görevlileri, Ermenilerle çok yakın
ilişki içinde olan bu halkı her an Hıristiyanlaştırılabilecek
potansiyel bir tehlike olarak da görmektedir. Sonuç olarak
Osmanlı Devleti için Dersim halledilmesi gereken kocaman bir
sorundur.
“Sorun” diye tanımlanan bir durum
çözüme kavuşturulmak isteniyorsa izlenecek en basit yol,
sorunun sebeplerinin ve bu sebepleri ortadan kaldırmak için
yapılması gerekenlerin tespit edilmesi, bir çözüm planı
oluşturulması ve bu planın uygulamaya koyulmasıdır. Eğer bu
aşamalarda herhangi bir hata yoksa beklenen sonuç elde edilir.
Beklenen sonuç yani çözüm elde edilemiyorsa o zaman bir yerlerde
hata yapılmıştır. Bu durumda yapılacak iki şey vardır: 1- Çözüm
planını tekrar gözden geçirmek 2- Bulunan çözümü – sonuç
alınamamasına rağmen- mutlak doğru kabul edip uygulamaya devam
ederek “çözüm”ü de “sorun” yapmak. Sahip olduğu kimlikler
nedeniyle zamanın ve rejimin değişmesine rağmen yüzyılı aşkın
bir süredir “sorun” olmaya devam eden Dersim için daima ikinci
şık seçilmiştir. “Dersim sorunu” Osmanlıdan Cumhuriyete
“çözümü”yle beraber miras kalmış ve her iki dönemde de askeri
harekât, baskı, şiddet, sürgün ve asimilasyon yani sorunu değil
sorun olanı ortadan kaldırmak mutlak çözüm olarak görülmüştür.
Bunun en büyük delilleri ise Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde
Dersim hakkında yazılan raporlardır.
Dersim üzerinde ilk ayrıntılı
raporlar bildiğimiz kadarıyla II.Abdülhamit döneminde
hazırlanmıştır. Bilindiği gibi Osmanlı devleti hiçbir dönemde
Dersim üzerinde egemenliğini tam olarak sağlayamamıştır.
Fakat özellikle Osmanlının
merkezileşme sürecinde yani 19. Yüzyılın başlarından itibaren
Kürt bölgelerinin özerkliklerinin kaldırılmasıyla Dersim üzerine
daha ciddi askeri harekâtlar yapılmıştır. Sadece harekâtlarla da
yetinilmemiş, rüşvet, rütbe ve hediye vermek yoluyla aşiret
ağaları da satın alınmaya çalışılmıştır. Fakat bir türlü
başarılı olunamamıştır. Abdülhamit dönemine gelindiğinde durum
devam etmiş, devlete asker vermeyen, vergi toplanamayan Dersimin
suç listesi çevre illerden gelen “Dersimlilerin saldırısına ve
yağmasına maruz kalıyoruz” şikâyetleriyle iyice kabarmıştır.
Abdülhamit tarafından 4. Ordu Müşiri olarak bölgeye gönderilen
aynı zamanda Hamidiye Alayları’nın kurucusu olarak bilinen Zeki
Paşa ve Anadolu Umum Müfettişi Şakir Paşa’dan sarayın isteği
doğrultusunda Dersim’in ıslahı için bir rapor hazırlamaları
istenir. 1896’da hazırlanan rapor Dersim ıslahı konusunda
yazılan ilk ayrıntılı rapordur[1]
ve ileri sürülen görüşler daha sonra Cumhuriyet dönemi de dahil
olmak üzere bir çok raporda tekrar edilmiştir. Dersim sorunun
çözümü için önerilen yöntem askeri harekât, sıkıyönetim, sürgün
ve asimilasyondur. Biz bu çalışmada raporu kısaca
değerlendirdikten sonra, raporun bugünkü dile çevrilmiş haliyle
transkripsiyonunu yani çevrim yazısını sunmaya çalışacağız.
Askeri Harekât ve Sıkıyönetim
Zeki ve Şakir Paşaların Dersim’in
ıslahı için yazdıkları rapor hazırlık, icraata geçme, asli
düzenleme ve sonuç olmak üzere dört aşamadan oluşur. Hazırlık
aşamasında, ıslahat tümeninin nasıl oluşacağı, ıslahatın
yapılması için tümendeki tabur sayısının çoğaltılması ve
kullanılacak tabur ve topların hangi yollardan ve nasıl Dersim’e
girmesi gerektiği anlatılır. Böylece daha raporun ilk aşamasında
“iyileştirme, düzeltme” anlamına gelen “ıslahat” kelimesinin
Dersim için karşılığının “askeri harekât” olduğu anlaşılır.
Askeri harekât Cumhuriyet döneminin de değişmez çözümüdür:
“Dersim hükümeti cumhuriye için bir çıbandır”(Mülkiye Müfettişi
Hamdi Bey’in raporu1926)[2]
ve “Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Müsellah kuvvenin müdehalesi
Dersimliye daha çok tesir yapar ve ıslahın esasını teşkil
eder.”(B.E.Rs mütalaaları)[3]
Raporda askeri harekatın
yapılabilmesi için yolların bir an önce yapılması gerektiği
belirtilir. Yol yapımı devletin Dersimde yaptığı en uzun süreli
icraatlardan biridir. Her askeri harekat öncesi gündeme
gelmiştir. Yollarda, “fakir ahalinin yirmişer para peşin yevmiye
ve gün birer kıyye ekmek verilmek şartıyla” çalıştırılması
önerilir. Halkın yollarda çalıştırılması Osmanlıda kullanılan
bir yöntemdir. Halk vergi borcu yerine yollarda çalıştırılır.
Raporda “fakir ahaliye” yevmiye verilmesinin istenmesi
Dersimlilerin yol yapımına muhalefet etmesini önlemek amaçlıdır.
Yolların halka yaptırılması Cumhuriyet döneminde de devam
eden bir uygulamadır. Dersim 1937/38 harekâtı öncesinde yapılan
yollarda “fakir ahali” kullanılmış fakat herhangi bir “yevmiye”
verilmemiş ve halk devlete hayvan başına ödedikleri vergilerin
yerine çalıştırılmıştır. Devlet bu sayede hem kendilerine askeri
harekât olarak geri dönecek yolu halka yaptırmış hem de
toplayamadığı vergileri toplamıştır. Yalnız bununla da kalmamış,
yol yapımları asimilasyon için de fırsat olarak görülmüştür:
“Kürtlerin askerliğini amele taburlarında geçirtmek ve bu
yolları kendilerine yaptırmak ve bu esnada Türkçe öğretmek
temsillerine çalışmak şıklarını da takip etmeği kabul edilmez
bir fikir addetmiyorum”(1.Umum Müfettişi Abidin Özmen’in raporu,
1936)[4].
İkinci aşamada öncelikle Dersim
sancağının lağvedilmesi, kazalardan Mazgirt ve Çemişgezek’in
Elazığ’a bağlanması diğer kazalardan Ovacık, Kızılkilise
(Nazimiye) ve Hozat’ta idare-yi örfiye yani sıkıyönetim ilan
edilmesi ve sıkıyönetim mahkemelerinin kurulması istenir.
Elazığ’a bağlanan kazalar Osmanlının çok fazla sorun yaşamadığı
kazalardır. Ovacık, Kızılkilise ve Hozat ise muhalefetin en
fazla olduğu kazalardır. Dersim’in idari yapısı 1848’de sancak
kurulduğundan beri birçok kez değiştirilmiş ve 1880’de vilayet
1888’de mutasarrıflık sonraki dönemlerde de sancak olarak devam
etmiştir. Genellikle askeri harekât dönemlerinde Dersim’e bağlı
olan kazalarda değişiklikler sıkça yapılmış ve otoritenin
sağlaması için yapılan bu değişiklikler sıkıyönetim ilanlarıyla
da desteklenmiştir. Cumhuriyet döneminde de idari yapıda
değişiklik yapılmasına devam edilmiştir. 25 Aralık 1935’te kabul
edilen Tunceli Kanunu’yla Dersim “Tunceli” adıyla yeniden
“teşkil” edilmiş ve kanunda sıkıyönetim adı zikredilmese de
sıkıyönetim ilan edilmiştir. Bu durum kanun maddeleri mecliste
görüşülürken Trabzon milletvekili Raif Karadeniz’in “ layıhada
idareyi örfiye kelimesi kullanılmamış ama yaptığımız şey bundan
başka bir şey değildir”[5]
sözleriyle de dile getirilmiştir. Sıkıyönetim, Tunceli
Kanunu’nun süresinde yapılan uzatmalarla on bir yıl devam
etmiştir.
Sürgün
Raporda askeri harekât sırasında
halka nasıl davranılması gerektiği de anlatılır. Bu konuda en
önemli kıstas “itaat”tir. İtaat edenler padişahın affına
uğrayacak, muhalefet edenler ise cezalandırılacak ve reisleri
uzak yerlere sürgüne gönderilecektir. Bunun için asla
muhalefette bulunmamaları gerektiği babacan, şefkatli ama
hakimane bir dille halka anlatılmalıdır. “Başlangıçta vurup
kırmak gibi şiddetli hareketlerden uzak durulmalıdır” denilerek
önce ikna yolu önerilir, olmazsa “çok kan dökülmeden” reisler
yakalanıp “en dişlilerinin” Trablusgarp ve Yemen’e sürülmeleri
istenir. İtaat edenlerin ise biriken vergi borçlarının silinmesi
ve “Birinci ve Dördüncü orduda istihdam olunmaları hakkında
ferman buyrulması” istenir. Raporun ilerleyen kısımlarında
ahalinin, yoksulluk nedeniyle reislerin ve şeyhlerin
hakimiyetinde kalmaya mecbur olduğu ve reislerin de bunu kendi
menfaatleri için kullandıkları söylenerek “reisler” ve “onların
baskısı altında ezilen halk” ayrımı yapılmıştır. Her ne kadar
böyle bir ayrım yapılsa da Osmanlının “ağalık/reislik kurumuyla”
bir sorunu olmamıştır. Bu durum itaat eden ağaların orduda
istihdam olunması ve belediye reisliği gibi çeşitli devlet
görevleri verilerek yetkilerinin çoğaltılmasından da
anlaşılabilinir. Sorun, “itaat etmeyen” reislerdir, onlar içinse
çözüm sürgündür. Cumhuriyet döneminde de aynı çözüm uygulanır
fakat bu kez reisler, “aileleri, akrabaları ve reis olmak
istidadında bulunanlarla” beraber sürgüne gönderilir. “Aksi
takdirde Dersimde kalan halkın başında yeni bir reis
türeyebilir”( Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’nın raporu-1931)[6]
denilerek raporlara kimlerin nerelere sürüleceğine dair
ayrıntılı listeler de eklenir[7].
Cumhuriyet döneminde de halk “ağanın kayıtsız şartsız
esiridir”(1.Umum Müfettişi İbrahim Tali’nin raporu)[8],
“seyit ve ağaların çok zalimane olan tasallut ve tecavüzlerinden
kurtarılabilirse en muti ve çalışkan bir halk kazanılmış
olacaktır”(Halis Paşa’nın raporu)[9]
gibi ifadelerle “halk” ve “ onlara zulmeden ağalar” ayrımı devam
eder. Fakat ağaları sürülerek egemenlik sağlanamayan Dersim’de
“mazlum” olarak görülen halk da ağaların gördüğü zulme tabi
tutulur ve sürgünden kurtulamaz. Önceleri Dersim içinde yer
değiştirmeler olur “şimali Dersimin dağlık köyleri garbi
Dersimin ova köylerine yerleştirilir”. Daha sonra ise Şark
Islahat Planı(1926), Mecburi İskân Kanunu (1934) ve Tunceli
Kanunu (1935) gibi plan ve kanunlarla sürgün, yasalarla güvence
altına alınmış bir devlet politikası haline gelir ve
liderlerinin sürülmesiyle otorite kurulamayan Dersim’de sıra
halka gelir. Özellikle 1938’de binlerce kişi batı illerine
sürülür.
Asimilasyon
Zeki ve Şakir Paşaların raporunda
Dersimlilerin “cehalet ve kabalıklarından kurtulmaları ve batıl
inançlarının düzeltilmesi” için Dördüncü Ordunun dışında,
kalabalık yerlerde askerlik yapmaları gerektiği belirtilir.
Ayrıca “Dersime medeniyet götürüldüğünü gösterecek eserler”
yapılması gerektiği anlatılır. Bu medeniyet eserlerinin ilk
sırasında askeri kışlalar, hükümet konakları, jandarma koğuşları
daha sonrasın da ise hastaneler ve okullar vardır. Dersimlilerin
vahşi, bedevi, iptidai ve cahil olarak nitelendirilmeleri,
oturdukları evlerin “ tepeden delikli birer in”( B. E. Rs
mütaalası)[10]
olarak görülmesi daha sonraki raporlarda da sıkça tekrarlanır.
Dersimlilerin insan dışı vahşi varlıklar olarak gösterilmeye
çalışılması aslında Dersimlilere uygulanan insanlık dışı
uygulamaları meşrulaştırmaya yöneliktir. Bu uygulamalar Dersim’e
medeniyet götürülmesi olarak sunulur. Tunceli Kanunu’nun
görüşülmesi sırasında Dahiliye Vekili Şükrü Kaya da bu kanunun
“cahil” ve “ihmal edilmiş” Dersim’in “Cumhuriyetin
feyizlerinden istifade etmesini temin edecek” bir kanun olduğunu
söylemiştir. “Medeni usullerle” alınan tedbirlerden oluştuğunu
söylediği bu kanun sonucunda yapılan askeri harekat ve
uygulamalarla Dersim’e götürülen “medeniyetin” bilançosu
binlerce insanın öldürülmesi ve binlercesinin sürülmesi
olmuştur.
Raporda cahil ve kaba olarak
nitelendirilen Dersimlilerin inançları da, halkın cehaletleri
sonucu girdikleri “batıl bir inanç” olarak nitelenir ve
Dersimlileri “doğru yola” getirmek için Kürtler içindeki
Nakşibendi şeyhlerinin bölgedeki uygun yerlerde tekke açması
önerilir. Fakat halkın bu şeyhlere güvenmesi için şeyhlerin
hükümet tarafından gönderildiği gizlenmeli, verilen maaş gayrı
resmi bir şekilde verilmeli ve “güya bunlar Allah rızası için
girişimlerde bulunuyorlarmış gibi” görünmedirler. Alevileri
Sünnileştirmeye yönelik bu ayrıntılı asimilasyon planında Kürt
Nakşibendi şeyhlerinin kullanılmak istenmesi ilginçtir. Ayrıca
Dersimdeki “eşkıyalığın” nedenlerinden biri olarak da
Dersimlilerin inançları gösterilmiş ve “ Müslüman ahaliye
zarar vermek bile mezheplerince dinin gereklerinden kabul
olunmuştur” denilerek Dersimliler, Müslümanlara düşman olarak
gösterilmişlerdir. Eskiden şia mezhebinde oldukları halde
zamanla ali Allah mezhebine yöneldikleri ve Ali’nin ululuğunu
kabul etikleri için Hıristiyanların dinine yöneldikleri ve
misyonerlerin süslü sözlerine kanıp Hıristiyanlığa benzeyen
başka bir mezhep kabul edebilecekleri de raporda belirtilmiştir.
Yazılanlardan da anlaşılacağı gibi Alevileri Müslümanlaştırmak
için Nakşibendi tekkeleri açma planı yapan Osmanlı için bölgede
çalışma yapan Protestan misyonerler rakip haline gelmiştir.
Protestan misyonerlerin Alevilerle kurduğu ilişki, İslam
birliği politikası nedeniyle Alevileri de Müslümanlaştırarak
ümmete dâhil etmek için çalışmalar yapan Abdülhamit’i rahatsız
eder ve misyonerlere çeşitli yaptırımlar getirilirken
Müslümanlaştırma çalışmaları için de gerekli tedbirler alınır.
Fakat “özellikle Dersim bölgesinde Alevilere karşı alınan
tedbirlerin hiçbirinde başarı kazanılamamıştır”[11].
Misyonerler ve Aleviler arasındaki ilişki misyoner kayıtlarında
da yer almıştır. Protestan misyonerler “Protestan milletine
dâhil olmak isteyen çok sayıda Aleviden”[12]
ve Protestan olduklarının kabul edilmesi için dilekçe veren
Alevi köylerinden bahsederler. Alevilerin Protestan misyonerlere
merak ve ilgi duyması ve aralarında bir “sempati ilişkisi”
olması muhtemeldir. Bunun sebepleri olarak, Alevi inancında
bütün dinlerin kutsal sayılması ve diğer dinlere önyargıyla
yaklaşılmaması, Protestan misyonerlerin okullar, hastaneler,
atölyeler gibi halkın ihtiyacı olan yapılar inşa ederek çekim
oluşturmaları ve bazı Alevilerin “ Protestanlığı yüzyıllardır
maruz kaldıkları toplumsal ayrımcılıktan bir çıkış yolu” olarak
görmesiyle bir çeşit “politik himaye” beklemeleri sayılabilir.
Abdülhamit’in ümmetçilik anlayışı
yerini İttihatçıların ve Cumhuriyet devrinin Türkçü ve ulusalcı
politikalarına bırakınca Dersim raporlarındaki asimilasyon
vurgusu da değişir. Artık Sünnileştirme değil Türkleştirme
vurgusu daha önemlidir. Aslında bu vurgu Abdülhamit dönemi
raporlarında da vardır. Fakat bu raporlarda “ Dersim sancağı
Türklerin pek kadim bir mevasıdır.” (Mutasarrıf Mardini Arif
Bey’in raporu-1903)[13]denilerek
Dersim’e yerleştirilen Türklerin “ ihtilâtlar neticesinde
Kürtleştiklerinden” duyulan kaygıların dile getirilmesiyle
yetinilir. Cumhuriyet dönemi Dersim raporlarında ise “ Dersim
gittikçe Kürtleşiyor, mefkûreleşiyor, tehlike büyüyor” gibi
ifadelerin yanında Türkleştirme yolları da sıralanır: “Memur
göndermek, bunlara misyonerlik yaptırarak havali Kürtlerini
Türkleştirmek,” “sürüleceklerin arazisine Türkleri iskân etmek”(
Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in raporu 1926)[14],
“mektepler açmak ve Türklük propagandası yapmak”(Dahiliye Vekili
Şükrü Kaya’nın raporu 1931)[15],
“Kürtçe yerine Türk dilinin ikamesi için ilmi ve idari tedbirler
almak (büyük kız çocuklarının okudulması)”(B.E.Rs mütalaaları)[16].
Sonuç
4. Ordu Müşiri Zeki Paşa ve
Anadolu Umum Müfettişi Şakir Paşa’nın sarayla yapılan uzun
müzakereler sonucu yazdıkları raporda yapılmasını istedikleri
askeri harekât, Zeki Paşa’nın “Türklerle Kızılbaşlar arasında
zaten mevcut husumeti şiddetlendireceği” ve bölgenin vilayet-i
sittenin ortasında olması nedeniyle Ermenilerin işine yarayacak
bir askeri harekâtın caiz olmayacağını söyleyip harekâttan
vazgeçmesiyle ertelenir. Ayrıca Zeki Paşa, Dersim’de Hamidiye
Alayları da oluşturmak istemektedir. Şakir Paşa ise askeri
harekâtı savunur ve Hamidiye Alayları’nın Dersim’de kurulmasına
karşı çıkar ve Hamidiye Alayları’nın Kürdistan’da kurulmasında
Kürdistan’ın Şafii ve hilafete bağlı olması nedeniyle başarı
sağlandığını fakat Dersim’in Alevi olması nedeniyle aynı
başarının sağlanamayacağını söyler.
Zeki Paşa’nın Dersim’de Hamiye
Alayları kurma fikri “imtiyazlı teşekküller oluşturmanın
Dersimi büsbütün tehlikeli hale sokacağı” düşüncesiyle saray
tarafından kabul görmez. Zeki ve Şakir Paşalar arasındaki bu
anlaşmazlık ve devletin kararsızlığı nedeniyle 1907’ye kadar
Dersim’e ciddi bir harekât yapılmaz fakat harekât yapılmasını
öneren raporların yazılması devam eder ( Mutasarrıf Arif Bey’in
raporu 1903 ve Celal Bey’in raporu 1906).
Çeşitli kaynaklarda özet halinde
yer alsa da tam metni daha önce yayımlanmamış olan Zeki ve Şakir
Paşaların raporundan itibaren yazılan bütün Dersim raporları “
Dersim Sorunu”nun nasıl çözülmeye çalışıldığını oldukça net bir
şekilde ortaya koymaktadır. Askeri harekâtların çözüm olarak
görüldüğü süreç, harekâtların başarısızlığı sonucunda iyice
sertleşmiş, insan hakları ve hukuk kuralları hiçe sayılarak
yapılan Tunceli Kanunu ve bu kanunun zemin hazırladığı 1937/1938
Dersim katliamıyla devam etmiştir.
DERSİM ISLAHATI HAKKINDA BABIÂLİYE SUNULAN 22 MAYIS 1312(3
Haziran 1896) TARİHLİ RAPORDUR[17]
Dersim ıslahatı
devlet tarafından kabul edilirse bahsedilen kıtanın ciddi bir
şekilde düzenlenmesine, Padişah emrettiği takdirde, uygulanacak
yöntemde hemfikir olmak ve ıslahat için görevlendirilen tümen
kumandanına verilecek talimata temel oluşturmak üzere rapor
edilmiş olan aşağıdaki maddelerin arzına çabucak başlanması
gereklidir.
Islahat maddesinin
zamanı ve uygulama nedenleriyle “hazırlıklar”, “icraata geçme”,
“asli düzenleme” ve “sonuç” olmak üzere dört aşamaya ayrılması
kabul edildi. Birincisi her şeyden önce alınması gereken
tedbirler ve hazırlıklar, ikincisi icraata geçme yöntemiyle
önceki dönemde yapılacak araştırmalardan ve yayınlardan,
üçüncüsü Dersim bölgesine uygulanması gereken kanun hükümlerinin
esaslarının konulma şekli, dördüncüsü de konulan kanun
hükümlerinin istikrarlı bir şekilde devamı için gerekli
teşebbüslerden ibaret olunması lazımdır.
Birinci Aşama
Dersim bölgesinin
çoğu yeri süvari istihdamına müsait olmadığından ıslahat
tümeninin yalnız piyade ve birazda topçudan oluşması lazımdır.
Bu tümenin kumandanlığına, iffetli, dirayetli, devlet tarafından
denenmiş, iktidarlı ve arif bir mülkiye[18]
memuru seçilip, muavin sıfatıyla tümenin başına verilmelidir.
Düzenlemelerde ve başlangıç hazırlıklarında onun da düşüncesini
almak gerekmelidir.
Gerçi, sekiz on
taburluk bir kuvvet Allah yardımıyla, karşısına çıkacak direnişi
mahvetmeye ve ortadan kaldırmaya yeterli olacağı aşikâr ise de
kuvvetin azlığı muhalefet fikrinin sonradan ortaya çıkmasına
neden olabilir. Bu nedenle güçlü bir kuvvetle müdahale etmek,
belki de hiç kan dökülmeksizin ve direnişle karşılaşmaksızın,
ıslahatın yerleştirilmesinde sürat ve kolaylık elde edilmesini
sağlayacaktır. Bu düşünceden dolayı ıslah tümeninin piyadesi en
azından yirmi tabur seviyesinde bulunması gereklidir.
Rapora bağlı tayin
pusulası gereğince padişah ordusu dairesinde mevcut bulunan elli
bir tabur nizamiye askerlerinin taksim şekilleri mahalli
ihtiyaca göre düzeltildikten sonra yirmi üç taburunun Dersim
merkezi dâhilinde ve Erzincan, Elazığ ve Çemişkezek noktalarında
toplanması mümkündür.
İşte birinci aşamada
bu askeri hazırlıkların ordu tarafından düzenlenmesiyle
uğraşılıp, Erzincan’a toplanan on tabur piyade, gereği kadar dağ
topu yanına alarak, Mercan Boğazı’ndan iki
marşda uygun bir yer tutmak
üzere Ovacık mevkiine ve Elazığ kuvveti de Hozat üzerine hareket
ederek Dersim mevcuduna katılacaktır. Çemişkezek kuvvetinin
Hozat’a doğru hareketi, daha sonra gerekli duruma göre, tayin
edileceklerin yukarıda anlatıldığı gibi, tertiplemelerle devamlı
bir şekilde uğraşıldığı sırada, askerlere bağlanmış yeteri kadar
yiyecekten bir kısmının Hozat’ta toplanmasına ve diğer kısmının
nakli için etraftan nakliye hayvanları toplanması gerekmektedir.
Mercan Boğazı’ndan
dağ topu geçirilebilirse de sahra
topu geçirilmesi hâlihazırda zor olacaktır. Seyyar topu sevki,
askeri hazırlıklar zamanında her birinde ellişer daha mevcut
eklenerek Elazığ’a gönderilmesi mümkündür.
Hareketle
görevlendirilen askeriye taburları; cephanelerini, çadırlarını
ve birkaç günlük yiyeceklerini beraberlerinde götürmeye
mecburdurlar. Erzincan’dan hareket edecek kıta boğazın ulaşım
hattı haline gelmesi için Ayvaz tarlası mevkisine oldukça
kuvvetli bir müfreze bırakılmalıdır. Oradan yol boyunca birer
bölükten aşağı olmayacak şekilde
Supınk noktasına kadar uygun ve birbirlerini gören iki
veya üç noktaya da askerler ayrılmalıdır. Bu askerlerin
etrafını ufak bir siperle çevirmek ve mümkün olduğu kadar
telgraf bölüğü vasıtasıyla haberleşmeyi sağlamak üzere gerekli
malzemeler tehiye ve tedarik edilmelidir. Her kıta komutanına
hareketin şeklini anlatan ayrıntılı bir talimat verildikten
sonra zamanı geldiğinde hareket edecektir.
İkinci Aşama
Gerçi ihtiyatlı
harekâtın gereği olarak, askerin bahsedilen yere girmesinde öncü
ve keşif kolu kullanımı doğal ise de bu görevde bulunan
kişilerin rastladıkları ahaliye karşı silah kullanmayıp ahali
kalabalık ise bekleyerek kumandana bilgi verilmelidir. Eğer
ahali kalabalık değilse önem vermeden harekâta devam
edilmelidir. Fakat karşı koymaya ve silah kullanmaya cüret
edenlerin terbiye edilmesinde şiddet kullanmaları lazımdır.
Bu suretle adı geçen
yerde toplanmış olan askeri kuvvetler bulundukları yerin
gerekliliklerine göre uygun bir noktayı, mesela Hozat’ın
kuzeyinde bulunan Elgazi mevkiini, karargâh yaparak etrafta
bulunan Kürt kabilelerinin bir araya gelmelerine engel
olmalıdır. Her tarafa süratle yetişebilecek bir yere kurulup
yerleştikten ve askeri erzak nakliyatını emniyet altına aldıktan
sonra Dersim Sancağının lağvedilmesiyle Çemişkezek ve Mazgirt
kazaları seçilip ayrıldıktan sonra doğrudan doğruya Elazığ’a
bağlanarak diğer kazalarda, Ovacık, Hozat ve Kızılkılise’de
sıkıyönetim ilan edilir. Mutasarrıf[19]
ve kaymakamın işten elleri çekilerek nizamiye mahkemelerini
kaldırılmalı, bunların yerine sıkıyönetim mahkemeleri
kurulmalıdır. Bununla beraber jandarmanın emniyeti sağlamaya
itina göstermesi ve hukuk meselelerine bakacak özel mahkemeler
oluşturularak meselelerin bu mahkemeye havale edilmesi ve bundan
sonra vakit geçirilmeden daha önce belirlenen güzergâh üzerine
Hozat yolunun inşaatına başlanılması gereklidir.
Bahsedilen yolun
gidiş gelişlere engel olan kısımlarını, askerlerin işe
başlamasıyla zaman kaybedilmeden vücuda getirildikten sonra her
tarafa adamlar gönderilmelidir. Fakir ahali yirmişer para peşin
yevmiye ve her gün birer kıyye[20]
ekmek verilmek şartıyla yol inşaatına davet edilmelidir. Her on
amele, bir onbaşı veya bir çavuş nezaretinde yapılacak işlerde
çalıştırılmalıdır. Yolun üç metresi taş ve kum döşeyerek, diğer
iki tarafında ikişer metresi toprak olmak üzere toplam yedi
metre genişliğinde bir şose yol yapıldıktan sonra hiçbir kısmı
kesik bırakılmadan Elazığ’a kadar ulaştırılmalı ve devamlı bir
şekilde ilerlemelidir.
Harekât sırasında ve
hatta daha evvel, Dersim ahalisinin büyük bir kısmının
reislerinin gelip devletin merhametine sığınacağı ve aman
dileyeceği aşikârdır. Bununla birlikte bu şekilde hareket
edenlere, kötü muamele edilmeyip babacan ve şefkatle, Osmanlı
imparatorluğunun yüce amaçları, itaat edenlerin her yönden
güvende olacağı ve ahaliye itaat etmekten başka kurtuluş ve
mutluluk yolu olmadığı şefkat ve merhamet diliyle
anlatılmalıdır. Fakir ahalinin hangi yol inşaatına sevk
olunmaları gerektiği anlatılarak izin verilmeli, aman dileyen ve
kendi ayağıyla gelen reislerden ve ahaliden hiç birinin
tutuklanmayıp eziyet ve şiddetle azarlamaması için bütün kıta
kumandanlarına talimat verilmelidir.
Bu aşamada başta icra
olunacak madde, yolun inşaatı esnasında etrafta bulunan
kabilelerin düşünce ve hareketleri eğer üzerlerine askeri
harekât yapılmasına lüzum görülüyorsa öncelikle askeri harekâta
güzergâh olacak yolların hal ve vasıflarına ve üzerine askeri
harekât yapılacak kabiledeki Müslüman nüfusun miktarına dair
gizli olarak tahkikat yapılmalı ve doğru bilgi elde edilmelidir.
Kabilelerin karşı koyma fikirlerini engellemek için devletin
amacı, ahalinin mutluluğu ve refahıdır. Diğer ahali gibi itaat
ederlerse yapılacak şeyin Dersim’e adil bir düzenlemeyi
getirmekten başka bir şey olmadığı, Osmanlı tebaası olmanın bir
gereği olarak itaat gösterecek olanların, hiçbir suretle rencide
edilmeyerek padişahın affına uğrayacakları açıktır. Maazallah
muhalefet ve karşı koyma fikrinde bulunan kabile fertleri olursa
bunların cezalandırılması ve reislerinin de uzak yerlere sürgün
edilmesi padişah emrinin bir gereğidir. Asla muhalefet fikrinde
bulunmamaları, babacan, şefkatli, ama hakimane bir dille
reislere ve ahaliye her ne suretle mümkünse telkin olunarak
inatçılıklarının ortadan kaldırılmasına çalışma ve özen
göstermek bu memurların asıl yapacakları iştir.
Başlangıçta vurup
kırmak gibi şiddetli hareketlerden uzak durulmalıdır.
Akıllılık yürütmede yol
inşasına ve devletin isteklerinin uygulanması için ortaya
çıkacak vasıtalara dayanarak reisler davet edilmelidir. Merkeze
gelmeleri durumunda özel olarak kendilerine iletilecek süre
içerisinde askeri hükümete güvensizlik göstererek gelmeyenler
bir kere de korkutulur. Buna rağmen gelmekten vazgeçenler olduğu
takdirde çok kan dökülmeden reislerin yakalanmasına başvurulur.
Bunun üzerine asker sevk ederek cezalandırmanın yanında
reislerin yakalanması işinde de gerektiği kadar süratli ve
şiddetli hareket edilmelidir.
Bu yolla mukavemet
gösteren kabile reisleri ve silah kullanarak karşı gelenlerin
içerisindeki en dişlileri, dış düzenleme sırasında, Trablusgarp
ve Yemen taraflarına göndermek için bir an önce jandarma
eşliğinde merkez orduya gönderilmelidirler.
Reislerin yakalanması
işinde devletin askerine yakışmayan, yalan, hile ve ihanet gibi
gayrı ahlaki işlerden son derece sakınmak gereklidir. Bu
hareketler hoşnutsuzluk yaratacak ve dehşete hizmet edecektir.
Bundan dolayı her şeyden önce bu noktalara dikkat etmek
gereklidir.
İhtimalden uzak
görülen yukarıda bahsedilen durum, bazen mukavemetin bertaraf
edilmesinden hemen sonra tahriri yapılmayan kısımların tahririne
başlanır. Son tahrirde itaat eden kabilelerin 311(1895) senesine
kadar biriken vergi ve asker borçlarının padişah tarafından af
olunacağı ve bundan sonra kişilerin istisnasız birinci ve
dördüncü orduda istihdam olunmaları hakkında ferman
buyrulur. Bilakis muhalefet
etmeye devam edenlerin padişahın iyilik ve merhametinden mahrum
kalacakları ilan edilerek askere alma hususuna itina edilmesi
gerekmektedir.
Bu hususta var olan
muhalefet de şiddet ve süratle bertaraf edilir. Muhalefette
bulunanlara ilan edildiği şekilde muamele edildikten hemen
sonra, Dersim’de askere alma usulü yerleştirilir. Burada
anlatıldığı şekilde Dersimliler’i askerlikten kaçırtan en önemli
nokta, dördüncü ordu dairesinin dışarıdaki görevlerine verilmiş
olmalarıdır. Dersimliler’in saltanatın şanını görmeleri,
kalabalık yerlerde bulunmaları, cehalet ve kabalıklarından
kurtulmalarına ve batıl inançlarının düzeltilmesine hizmet
edecektir. Bundan fazlası umulduğundan dolayı oradan alınacak
kişiler hassa birinci ordu dairelerinde istihdam edilmek üzere
düzenlenmesi uygun görüldü. İkinci aşama böyle sonuçlandırılıp
fikren durum kabul edildikten sonra bu sefer üçüncü aşamada
yapılacak muamelelere çabucak başlanmalıdır.
Askeri harekât
döneminin askere alma usulünün yerleştirilmesi ile son bulacağı
aşikârdır. Askere alma usulünün uygulanması halinde reislerin
nüfuzlarının kesilmesine neden olacağı düşüncesinden dolayı bazı
kabileler özellikle de Şam ve Koç Uşakları’nın muhalefetleri
ihtimal dahilindedir. Bu durumda buna karşı esaslı bir çare
olmak için muhalefette bulunan kabile reislerinin ve o sırada
Çemişkezek’te ikamet eden Trabzon savcısı iken kötü
davranışlarından dolayı kovulan ve Dersimi karıştıran Tahsin
Efendi’nin Girit ve Trablus gibi uzak memleketlere sürülmesi
gerektiği aşikârdır.
Üçüncü Aşama
Bu suretle asayiş
sağlamlaştırıldıktan sonra artık devletin kanun hükümlerinin
uygulanmasına ihtiyaç duyulur. İlk başta bahsedilen üç kazanın
jandarması, gereği gibi düzenlenerek tertipli ve sağlam bir
şekilde oluşturulmalıdır. Gerekli mevkilere gerekli şekilde
konumlandırılır. Askerleri olabildiğince toplu halde uygun
mevkilerde bulundurarak hükümet işlerinde gerçekten ihtiyaç
olmadıkça asker istihdamı yavaş yavaş azaltılmalıdır.
Yapılan yolun
geleceğini teminat altına almak ve yoldan gelip geçenlerin
emniyetlerini sağlamak için uygun noktalara kordonlar çekilip
karakollar inşa ettirilir. Bahsedilen mevkilerin irtibatları ve
ulaşımlarının korunması için gereği gibi icraatlar yapılır.
Bununla birlikte bazı
mahallerde kereste bolluğundan faydalanarak askerin kalabileceği
kışla, hükümet konakları, jandarma koğuşları ve hastane gibi
hükümete lazım olacak şeylerin inşaatına tam olarak önem
verilmelidir. Dersim bölgesine medeniyet götürüldüğünü
gösterecek eserler yapılmalıdır. Diğer taraftan da birkaç uygun
noktada ilkokul açılmalıdır. Açılacak ilkokula dâhil olan
çocuklara, şevk ve hırslarını kırbaçlamak için ilk iki üç sene,
günlük yüzer dirhem[21]
kadar ekmek ve senede bir kapama verilmesi usulünün
kullanılmasına özen gösterilmesi gerekmektedir.
Bir de doğru inanç
meselesi göz önüne alınarak Kürtler içinde bulunan Nakşibendî
şeyhlerinden uygun olan birkaç kişinin uygun olan yerlerde birer
tekke açmasıyla halkı doğru yola getirmeye çalışmaktan başka bu
maksadı gerçekleştirmek çok zordur. Fakat bahsedilen şeyhlerin
hükümet tarafından görevlendirilmesi halkın bu şeyhlere
güvenmesine hizmet etmeyecektir. Bu nedenle bu kişilere gayrı
resmi şekilde yardım edilmesine ve gereği kadar maaş
bağlanmasına özen gösterilir. Bununla beraber memurlukları gizli
tutularak, güya bunlar Allah rızası için girişimlerde
bulunuyorlarmış gibi görünmelidirler.
İşin bu yönü neticeye
bağlamakla beraber ahalinin ticarete ve ziraata alıştırılmaları
için gerekli vasıtaları elde etmeğe çalışılmalıdır. Ellerinde
arazi bulunmayan yoksul ahaliye her ne suretle olursa olsun
biraz arazi verilmelidir. Kendileri için gıda alabilecek patates
ve mısır gibi mahsullerin yetiştirmeleri suretiyle yaşamlarını
idame edebilirler. Mevcut ormanlardan odun ve kereste
ihtiyaçlarını karşılamak üzere ahaliye yol gösterilmesi
gerektiği ortadadır.
Açıklandığı üzere
şimdiye kadar yoksulluk ve itibarsızlık içinde bulunan fakir
ahaliye yiyecek ve giyecek tedarik edildikten sonra arazileri
kayıt altına alınarak mahalli masrafların karşılığı olmak üzere
arazinin her bir dönümünden yeteri kadar bir meblağ alınmasıyla
vergi tahsil olunur. Bahsedilen verginin kararlaştırılan
taksitleri tahsil edilir. Dersim bölgesinin en çok eşkıyalığa
sebep olan fakirlik ve ihtiyaç meselesi göz önünde
bulundurulmalıdır. Hayvanlar üzerine konulması gereken zekâtı ve
arazi üzerinden alınması kararlaştırılmış olan emlak vergisinin
birleştirilerek öşre karşılık alınan bedel iyilik gösterilir.
Gelirlerin tahsili usulünün çok sade bir şekilde cereyan
ettirilmesi için bu bölümde kuralların ve nizamların
değiştirilerek uygulanacak yerin durumuna göre yürürlüğe
konulmasına teşebbüs edilmelidir.
Bir de bu nizamlar
ile beraber yol inşaatı mecburiyeti ortaya çıkarılarak daha
sonra Hozat üzerinden geçmek üzere Çemişkezek’ten Kızılkilise
(Nazımiye)’ye ve Pülümür’den Palu’ya birinci aşamada, Ovacık’tan
Kemah ve Eğin taraflarına, bunlar haricinde ihtiyaç olunduğu
hissedilen mevkilerde ikinci aşamada, yollar inşası için şartlar
oluşturulmalıdır. Uygun zaman yakalandığında hemen inşaata
başlanması gerekmektedir.
Dördüncü Aşama
Bahsedilen vergi
alımı çerçevesinde, yerleştirilen ıslahat doğal bir düzene girip
idare işlerinin uygulanması bir düzene girene kadar hükümet
yürütmesinde hoşgörüyle görev yapılmadıkça adı geçen ıslahatın
yerleşmesine imkân olmadığından idarenin durumunu denetlemek
için mülkiye ve askeriye tarafından müfettişler tayin
edilmelidir. Bunların devamlı olarak kontrol ve teftişte
bulunmaları var olan durumun gerekliliklerindendir. Hükümet,
kabileler arasında öteden beri cereyan eden düşmanlık yer yer
bazı araçlarla şiddetlendirilip henüz olay meydana gelmeden
araya girerek iki kabilenin barışmasına hizmet etmek sıfatıyla
tarafların emniyetini sağlayan ve yegâne müracaat edecekleri yer
olmalıdır. Öteden beri zülüm ve haksızlığa uğradıkları halde,
reislere hizmet etme mecburiyetinde bulunan fakir ahaliye gereği
gibi sahip çıkıp himaye ederek yüce Padişahtan başka reis ve
hâkim olmadığı inancını bütün halkın düşüncesine yerleştirmek
için gayretle çalışmak, geçici askeri hükümetin vazifesidir.
Reislerden bir kısmı meclislerin azlığına ve belediye
başkanlığına yerleştirilerek ve gayretle çalışmak gerekli ise de
bunların kendi bölgelerinde nahiye müdürü tayin olunmaları doğru
olmadığından bu görevlere fakir ahali içinden seçilen adamın
tayini hususuna dikkat edilmelidir.
Bu aşamanın sonuna
kadar bahsedilen üç kaza, sıkıyönetim ve yüksek rütbeli
jandarmalar emri altında bulundurulup yönetim işlerinin doğrudan
doğruya padişah ordusu tarafından düzenlenir. Esasen gereği gibi
kararlaştırıldığı halde Ovacık kazası Erzincan’a ve Hozat kazası
Elazığ’a, Kızılkilise (Nazimiye) kazası civar sancakların birine
katarak üç çeşit merkeze bağlanılıp sıkıyönetim kaldırılıp
nizamiye mahkemeleri ve Hükümet-i mülkiye yeniden yürürlüğe
konarak işe son vermek gerekir.
İşte söylenilen
düşünceler de şimdiki bilgiler ve araştırmalar üzerine kurulmuş
düşüncelerin fihristidir. Islahat meselesi güçlü ellerine
bırakılacak memurun olaylara karşı yapacağı mahalli
araştırmalara göre ayrıntıları planlayıp uygulaması için
elindeki gücü belli bir düzeye kadar kullanmaya yetkili olması
doğaldır. Ayrıntıları adı geçen memurun icraatına bırakmak
durumun ve işin icabındandır. Ol babda
22 Mayıs 1312/ 3
Haziran 1896
Bu layihanın leffiyle ve dördüncü ordu mareşali Zeki paşa
hazretleriyle ortaklaşa Babıali’ye yazılan 22 Mayıs 1312(3
Haziran 1896) tarihli ve 414 numaralı arıza suretidir.
“Erzincan’dan”
Dersim bölgesinde
oturan ahali hükümet emirlerine karşı gelmenin yanı sıra,
çevredeki emirlere boyun eğen ahaliyi öldürmeye ve mallarının
yağmalamaya cüret etmektedirler. Bu suretle tehdit oluşturacak
çevredeki emirlere boyun eğen ahalinin birçoğunu vergiye
bağlayıp çeşitli kötü işler ve eşkıyalık yapmaktadırlar. Fakat
arazinin sarp olması nedeniyle yaptıkları çoğunlukla yanlarına
kalmaktadır. Şu son zamanlarda kendilerinden istifade etmek
şöyle dursun toplumdaki kişilere ve bu yönüyle Osmanlı
hükümetine zararları haddinden fazla olup mağdur olan ahalinin
muhafazası için çeşitli noktalarda asker bulundurulmak ve yer
yer meydana gelen saldırı ve tecavüzlere karşı sevkiyat
yapılmalıdır. Sancak sınırları içerisinde gereğinden fazla
jandarma istihdam edilmesi ve çalışılmasına karşın yine de
hükümete itaat etmiş olan ahalinin korunmasına imkân
bulunmamakta, zararların ve eşkıyalıklarının önüne set
çekilememektedir. Bahsedilen bölge, vilayet-ı sitenin merkezinde
hükümet işlerinin görülmesi, hizmet ve düzenin korunmasına
engeldir. Ahalisi, Protestan misyonerlerin aptal aldatırcasına
anlattıkları süslü sözlere meyillidir. Hâlihazırda bu durum
devam ederse, gelecekte hükümetin vücudunda kapanmayacak yaralar
açılmasına neden olacaktır. Böyle müsamaha ve göz yummalara
devam edersek yapılacak itirazlara zemin hazırlanmış olur ki
buna da artık tahammülümüz kalmadığını ve bu bölgede ıslah
çalışmalarının yapılması gerektiğini tekrar tekrar hükümete arz
ettiğim gibi zaten hükümet de bu durumun farkındadır.
Islah durumlarına
gelince: Bu hususta daha önceleri birkaç kere yapıldığı gibi
bölge dâhiline gereği kadar asker sevk ederek önüne gelen
herkesi ezip kökünü kurutma yolu seçilirse bu muamelenin etkisi
çok uzun sürmez. Bu tesir sekiz on sene içerisinde etkisini
kaybeder. Ahalinin çaresizliği ve fakirliği eski adetleri olan
eşkıyalığı tekrardan canlandırmak zorunda bırakacaktır. Bu
şiddetin birkaç eşkıyanın idamından başka bir sonucu olmayacağı
tüm açıklığıyla ortadadır.
Eskiden denenip
faydası görülemeyen zor kullanmak ve sürgün etmek yerine, bu
defa gerçekten ıslah yollarına bakılması ve ahaliyi eşkıyalık
yapmaya mecbur bırakan nedenlerin ortadan kaldırılması amaç
olarak kabul edilmelidir. Bu ahalinin eşkıyane tavırlarına
sebep olan durumların ortadan kaldırılmasına çalışılmalıdır.
Bunun için eşkıyalığın gerçek nedenlerini hak ve hakikatini
aramak gerekir.
Burada kaldığımız
müddette yapılan tahkikatın özeti, önemli sebepleri, birkaç
maddeden ibarettir. Birincisi yerin sarplığı sayesinde
işledikleri suçlardan ve cinayetlerden dolayı hiçbir zaman adli
tahkikat yapılamaması ve gerektiği zaman asker sevkiyatına
müsait yolların bulunmaması ve halkın işinden ve amellerinden
zahmetsizce istifadeye engel olan hükümet muamelelerinin
haklarında hükümlerin uygulanmasına çözüm olunamaması nedeniyle
yaptıklarının yanlarına kalması meselesidir.
İkincisi bu yoksulluk
belasıyla anılan Dersim bölgesinin mahsulleri olan kereste ve
odun gibi şeyleri revaçta olan yerlere götürmeye aciz olmasıdır.
Bu nedenle çalışıp çabalayarak para kazanmayı
öğrenemediklerinden dolayı halkın fakirliği ve çaresizliği hat
safhaya ulaşmıştır. Geçimlerini sağlamalarındaki
bilgisizliklerinden ve ihtiyaçlarını mevsimlerin zorlu
koşullarına göre ayarlayamadıklarından ahalinin birçoğu kışın
yiyecek erzak ve giyecek elbise bulamaktadır. Bu nedenle bazen
ot kökü ile vakitlerini geçirip ve çırılçıplak mağara
köşelerinde kışı geçirmek mecburiyetindedirler. Pek çok kadın,
giyecek elbise bulmaları şöyle dursun, ayıp yerlerini
örtebilecekleri bir bez parçası bulamadıkları için çıplak olarak
boy göstermektedirler.
Üçüncüsü bu şiddetli
yoksulluk nedeniyle geçimlerini farklı şekilde sağlamak
mecburiyetinde olmalarıdır. Yani eşkıyalık yapmak zorunda
kalmalarının yanında tek başına itaat eden ahaliye saldırarak
bir şey elde etmenin imkânsızlığından, bunlar kendi
davranışlarını muhafaza ederek bir reisin ve şeyhin hâkimiyeti
altında bulunmaya mecbur kalmışlardır. Reisin ise bu durumun
kendisine sağladığı nüfuz ve kudreti, kendi menfaati
doğrultusunda kullanarak, yoksul ahaliyi gasp ile yağmaya ve
eşkıyalığa sevk etmesi, meselenin diğer bir yönüdür.
Dördüncüsü cehalet
esiri olan din ve inançları sebebiyle bir batıl mezhebe girmiş
olmalarıdır. İslam hükümeti şöyle dursun Müslüman ahaliye zarar
vermek bile mezheplerince dinin gereklerinden kabul olunmuş bir
inançtır. Reis ve seyitler, batıl inancın söylediklerinin,
menfaatlerine uygun olduğu zamanlarda, bunu doğrulama ve
sağlamlaştırma işinde ellerinden geleni yapmaktadırlar. Hatta
bir zamanlar şia mezhebine sahip oldukları halde daha ileri
götürüp Ali-lillah mezhebinin yayıldığı anlaşılmıştır.
Mezhebe
taraftarlıklarıyla beraber Ali’nin ululuğunu kabul ettikleri
için Hıristiyanların dinine yöneldiklerinden, Protestan
misyonerlerin aldatmalarının eseri olarak, Hıristiyanlığa
benzeyen başka bir mezhep kabul edebilmeleri, cehaletlerine
bakıldığında ihtimalden uzak değildir. Yukarıda saydığımız
nedenler gereğince saltanat merkezi de onayladığı taktirde,
Dersim içine yapılacak ıslahatlardan olmak üzere bir takım olan
durumların kökünden ortadan kaldırma çaresinin aranılması
lüzumu, uzun uzadıya anlatılanların doğal sonuçlarından olur.
Islahatın yapılma tarzına
gelince: Ekte bulunan raporun içeriğinden de anlaşılacağı gibi,
direniş ihtimaline karşı dirlik ve düzenliği sağlamak için,
dördüncü ordu mevcudundan yeteri kadar askerden oluşan bir
kuvvet oluşturulması ile bu kuvvetin idaresinin kudret sahibi
birine verilmesi gerekiyor. Bu kuvvet, gürültüsüz patırtısız bir
şekilde Erzincan, Çemişgezek ve Elazığ cihetlerinden ayrı ayrı
ya da uygun bir noktadan toplu olarak bölgeye sevk edilmeli ve
gerekli olan mevkiye yerleştirilmelidir. Bundan sonra ilk olarak
Erzincan ile Elazığ arasındaki Hozat yolunun askeri ihtiyaçlar
için inşasına başlanmalı, bu inşaatta Dersim ahalisinin
kullanılmasına dikkat edilmeli, çalışanlara yirmişer para ile
yarım okka kadar ekmek verilmelidir. Bu şekilde vahşetleri
giderilmeli ve muhtelif unsurların birleşmesi engellenmeli,
diğer taraftan devletin amacının kendileri için durumlarını
düzeltmek, bölgede yollar yapmak, ahalinin ticaret ve zanaat
alanında gelişmesini sağlamak olduğu anlatılmalıdır. Şimdiye
kadar mecburiyetten tutmuş oldukları eşkıyalık yolunun
engelleneceği, devletin diğer bölgelerinde yaşayan ve itaatkâr
olan ahalinin izlemiş olduğu yolu izledikleri ve muhalefet
göstermedikleri takdirde aleyhlerine yönelik kesinlikle şiddet
kullanılmayacağı ancak aksi bir harekette bulunurlarsa,
inatlarını kırmak için mecburen pek şiddetli bir karşılık
verileceği kıta kumandanları ve diğer zaptiye kuvvetleri
tarafından bu bölgedeki reislere ve halka sözle, davranışla
anlatılmalı ve gösterilmelidir. Bölgedeki halkın ve bireylerin
ileride yapılacak olan ıslahatlara alıştırılması ve her ne
isimle olursa olsun başkalarının mallarına saldırma durumunun
tamamen ortadan kaldırılması için bölgedeki müfrezenin yapması
gereken her şeyi yapması ve bunun için gerekli olan tüm
emirlerin verilmesi ile icraata bir an önce başlanması gerekir.
Bu sırada her kabilenin ahalisi
ile reislerinin fikir ve niyetlerinin ne olduğu anlaşılmalı,
ardından öncelikle nüfus sayımı meselesinin eksiklerinin
giderilmesi ve derece derece askere alma işinin
gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu yapılacaklara karşı
gelenlerin Trablus(Libya) ve Yemen’e sürgüne gönderilecekleri
itaat edenlerin ise birinci ve dördüncü ordu bünyesinde
kalacakları yüzlerine karşı söylenmelidir. Bundan sonra askere
alma meselesinin tamamlanması önemlidir, karşı çıkmalarına
rağmen askere alma konusunda mecbur bırakılan kabilelerde kalan
erkeklerin de tamamen askere alınarak uzak mahallerde dağınık
olarak tutulması yolu izlenmelidir. Yapılması gereken bu işler
derece derece ve yavaş yavaş gerçekleştirilebilirse kolaylıkla
ve belki de hiç muhalefetle karşılaşmadan bile hayata
geçirilebilmesi ihtimal dışı değildir.
Daha önce de söylendiği gibi
işlerin derece derece tamamlanması gerçekleştirilmiş olsa bile,
öncelikle Şâm ve Koçuşağı denilen ve Çemişgezek, Eğin ve
Arapgir’i savaş alanına çevirip eşkıyalık yapan iki kabile
tarafından muhalefet gerçekleştirilebilir. Islahatı
gerçekleştirecek bölüğün kumandanı bu aşiretlerin, davetine
uymayacağını ve hükümete itaat etmeyeceğini anlarsa derhal bir
şimşek gibi, yeterli bir kuvvetle olaya müdahale etmeli, aşiret
reisleri alınarak kökünden koparılmalı ve daha en başından
diğerlerine etkili bir gözdağı verilmelidir. Bunu yapmak çok
önemli ve gereklidir.
Askeri hareketin uygulanmasında
ve işlerin düzgün bir şekilde yürütülmesinde acele edilmesi,
belirli bir süre içerisinde ve süratle gerçekleştirilmesi
gerekse de zaman konusunda istisna tutulması gereken bir durum
vardır: Dersim Sancağını oluşturan Çemişgezek ve Mazgirt gibi
halkı devlete bağlı olan bölgelerin Elazığ vilayetinin merkez
Sancağına bağlanması, Dersim Sancağının lağvedilerek, geri kalan
kısımları olan Hozat, Ovacık, Kızılkilise (Nazimiye) ve
gerekirse Kozican’da (Pülümür) sıkıyönetim ilan edilerek nizami
mahkemelerin kapatılması ve bölge bölge sıkıyönetim
mahkemelerinin açılması, kaymakamlık ve müdürlük gibi işlerin
komutanlara bırakılması gerekir. Ayrıca bölgenin özel
kurallarının şeriata uygun hale getirilmesi, kadı vekillerinin
atanması, Kazalarda sayım işlerini yürütecek ve maliye işlerine
bakacak birer ikişer memur bulundurulması gerekmektedir. Bunun
dışında jandarmanın, bölgenin durumuna göre yeniden düzenlenmesi
ve ahalinin inanç biçimini düzeltmek için Nakşibendi
tarikatından uygun bazı Kürt şeyhlerin seçilerek dolgun
maaşlarla Dersim’in muhtelif bölgelerine resmi olmayan yollarla
gönderilmesi, bu şekilde ahali arasında adı geçen tarikata geçme
koşullarının ve yollarının yaratılması gerekmektedir. Yine
bölgenin uygun beş altı yerinde ilk okullar açılarak bu
okullarda eğitim görecek çocuklara günlük yüzer dirhem ekmek ve
senelik adi birer entari, kuşak ve başlarına bir festen ibaret
olan kapama tarzında elbise verilerek çocukların ilk baştan
eğitime özendirilmesi yukarıda arz edilmiş olan tertibatın tam
olarak gerçekleştirilebilmesi için gereklidir.
Bu aciz fikirlerime göre, çıkması
ihtimal dâhilinde olan bazı muhalefetin kırılıp imha edilmesinde
acele davranmak ve şiddet kullanmak lüzumluysa da, dikkatli
davranmak, meseleleri derce derece halletmek ve gereksiz yere
şiddet kullanmamak da tavsiye olunur. Bu ıslahatın tümüyle
gerçekleştirilebilmesi için az da olsa bir fedakârlık yapılırsa
çok az bir zaman zarfında ve gayet kolaylıkla, sultanımızın emri
olan bu ıslahat işinin sağlam bir şekilde gerçekleşeceğinden
kesinlikle şüphelenmeye gerek yoktur.
Yalnız gerçekleştirilecek işlerin
saltanatın rızası doğrultusunda düzgün bir şekilde ortaya
çıkarılabilmesi için Dersim bölgesinde bulundurulacak askerin
gerekli ihtiyaçlarının eksiksiz hazırlanarak sevk edilmesi
meselesinin fevkalade önemli olduğunu hatırlatmaya bile gerek
yoktur. Mesela ıslahat için bölgeye gönderilen fırkanın yiyecek
ihtiyacı zamanında hazırlanmamış ve ulaştırılmamış olursa
fırkanın işinin çok güçleşeceği açıktır. Gerekli hazırlıkların
yapılması için başlarda bazı olağan üstü harcamalar
gerekeceğinden, hazırlıklara önem verilmesi, askeri harekâtın
gerektireceği cüzi miktarın ilk başlarda ordunun bütçesinden
karşılanması ve devlet ödeneğinden karşılanacak erzakla zorunlu
ihtiyaçların ulaştırılmasının vakti vaktine yetiştirilmesi temin
olunur ise fırkanın harekete geçmesi ve gelecekteki başarısı
güvence altına alınmış olunur. Bu harcamalar dışında verilecek
olan, yol inşaatı masrafı ve şeyhlerin maaşı, lağvedilecek
sancaktaki (ortadan kaldırılacak Dersim sancağından bahsediyor)
bazı kaymakamlarla hâkimlerin maaşlarından edilecek tasarruftan
karşılanacağı gibi, hazine tarafından yapılacak fedakârlığın da
pek ağır olmayacağı açıktır. Geçmiş olaylarda, Dersim
eşkıyasının sık sık gerçekleştirdiği eşkıyalığa karşı Sultanın
sessiz kaldığı ileri sürülerek Avrupalı konsoloslar tarafından
karşı çıkılacağından ve zaten bu nedenle bir askeri harekât
gerçekleştirileceğinden, bu harekâtla siyasi çatışma ve
anlaşmazlıkların önüne geçilmiş olacağı gibi bir takım devlete
bağlı ahali de bunların zulmünden kurtarılacak, kendileri dahi
fakirlikten ve bu aşağı durumdan kurtulacak, askere gidebilecek
ve başka bazı konulardan istifade etme hakkı da kendilerine
verilmiş olacaktır. Bu kadar fayda sağlayacağı açık olan bir
konuda, yapılacak fedakarlığın ne kadar az olduğunun görüleceği
yolundaki fikrimiz bu konuda rapor yazma cesaretini bize vermiş,
askeri düzenlemelerle ıslahat yapmak için gelecek fırkanın
hareket ve icraatlarını anlatan rapor dahi ekte sunulmuştur.
İşbu Layihaya Merbut Ta’biye Pusulası
|
Süvari Bölükleri |
Piyade Taburları |
Nişancı Taburları |
Topçu Bölükleri |
Ta’biye-i Mevâki’î |
Mülahazat |
|
4 |
2 |
|
|
Bâyezid içi ve sınırı |
YEDİNCİ FIRKAYA MERBUT AD OLUNACAKTIR |
|
1 |
1 |
|
|
Kutuk(?) mevki’î |
|
4 |
3 |
1 |
|
Nefs-i Erzurum merkezi |
|
1 |
1 |
|
|
Hınıs mevki’î |
|
|
1 |
|
|
Kığı ve Genç mevki’leri |
|
10 8 1 |
|
2 |
5 |
|
|
VAN’ın içi |
SEKİZİNCİ FIRKA MERBUTU |
|
|
2 |
|
|
Van vilayetinin İran sınırı |
|
|
1 |
|
|
Hakkari Muhafız ……………..
Münasib bir nokta |
|
|
2 |
|
|
Bitlis içi |
|
3 |
2 |
|
|
Muş mevki’î |
|
5 |
|
|
|
Malazgird |
|
|
1 |
|
|
Si’ird mevki’î |
|
10 13 |
|
|
1 |
|
|
Bayburd ve Gümüşhane
( Bu iki taburun yedinci
fırkaya bağlanmasında mahzur var ise merkeze bağlanması
kabildir) |
ORDU
MERKEZİ
MERBUTATI
ORDU
MERKEZİ
MERBUTATI |
|
|
1 |
|
|
Trabzon mevki’î ( Bu iki
taburun yedinci fırkaya bağlanmasında mahzur var ise
merkeze bağlanması kabildir) |
|
|
1 |
|
|
Sivas vilayeti dâhilinde
Merzifon |
|
|
1 |
|
|
Sivas vilayeti dâhilinde
Karahisar |
|
|
2 |
|
|
Sivas’ın içi |
|
10 |
8 |
2 |
|
Erzincan’ın içi |
|
10 14 2 |
|
|
6 |
|
|
Dersim dahilinde bulunan Dersim
mürettebâtı |
ON DOKUZUNCU FIRKAYA MERBUT |
|
|
5 |
|
|
Ma’muretül-aziz merkezi |
|
|
2 |
|
|
Çemişgezek ve civarı |
|
13 |
|
|
|
|
|
|
|
|
30 |
48 |
3 |
TOPLAM |
|
|
|
|
RAPORUN ÇEVRİMYAZISI
DERSİM ISLÂHÂTI HAKKINDA BÂB-I ÂLİYE TAKDÎM OLUNAN
Fİ 22 MAYIS 1312 TARİHLÜ
LÂYİHADIR
Dersim ıslâhâtı
devletce takdîr edüb de cidden kıt‘a-i mezkûrenin istihsâl-i
intizâmına irâde-i seniyye-i cenâb-ı Pâd-şahi şeref-mütaalluk
buyurulduğu takdîrde sûr-ı icrâiyesi içün bir tefekküre olmak ve
ıslâhâta me’mûr fırka kumandanına virilecek ta‘limâta esas
ittihâz idilmek üzre lâyih-i hâtır-ı
fâtir (?) olan mevâd-ı âtiyenin arzına ibtidar kılındı.
Islâhât mâdesinin
zaman ve icrâât hasebiyle (istihzârât ve tehiyyât) (bidâyet-i
icrâât) (Islâhât-ı asliyye) (gayet) olmak üzre dört mevâsime
taksîmi kâbil olub birincisi her şeyden evvel teşebbüs olunmak
lâzım gelan tedâbir ve tedârikatdan ve ikincisi icrââta sûret-i
mübâşeret ile evvel mevâsimde idilecek tahkikât ve neşriyâtdan
ve üçüncüsü Dersim kıt‘asına tatbiki lâzım gelan nizâmâtın
esaslarının sûret-i vaz‘ından dördüncüsü dahi vaz‘ olunan
nizâmâtın devam-ı istikrârını mûcib teşebbüsâtdan ibaret olmak
lâzım gelür.
“Birinci
Mevâsim”
Dersim kıt‘asının
ekser mevâki‘i süvâri istihdâmına müsâid olmadığından fırka-i
ıslâhiyyenin yalnız piyade ve biraz da topçudan terkîbi
tabîîdir. Bu fırkanın kumandası iffet ve dirâyeti devletce
mücerreb bir yed-i iktidâra tevdî‘ olunub umûr-ı siyâsiyye-i
mülkiyyeye ârif bir mülkiye me’mûru intihâb olunarak muâvin
sıfatıyla refâkatine virilmek ve tertibât ve tedârikat-ı
ibtidâiyede ânın dahi rey’î inzimâm eylemek lâzımgelür.
Gerçi sekiz on
taburluk bir kuvvet avn-i hakkla göreceği mukavemeti mahv ve
izâleye kâfi olacağı derkâr ise de kuvvetin azlığı muhâlefet
fikrinin hudûsunu müstelzim olabilmek ve külliyyetlü kuvvetle
teşebbüs belki de hiç kan dökülmeksizin ve mukavemet
görülmeksizin ıslâhâtın yerleşdirilmesinde sür‘at ve suhûlet
husûlüne hidmet eylemek mütâlaasına mebnî fırka-i ıslâhiyye
piyadesinin lâ-akall yirmi tabur mertebesinde bulunması lazım
gelür.
Lâyıhaya merbût
ta‘yîn pusulası mucibince ordû-yı hümâyûn dâiresinde mevcûd elli
bir tabur piyade-i nizamiyye asâkir-i şahânenin suver-i
taksîmiyyesi ihtiyâc-ı mahallîyi tesvîyeden sonra yirmi üç
taburunun nef-i Dersim dâhilinde ve Erzincan, Ma‘müretülazîz ve
Çemişkezek noktalarında cem‘î kabildir.
İşte birinci mevsimde
işbu ta‘biye ordûca tertibiyle uğraşılüb Erzincana cem‘ olunan
on tabur piyade lüzûmu kadar dağ topu istishâb iderek Mercan
boğazından iki marşda (?)
münâsib bir mevkî‘ tutmak üzre Ovacık mevkî‘ine ve
Ma‘müretülazîz kuvveti dahi Hozat üzerine hareket iderek Dersim
mevcûduna iltihâk ideceğine ve Çemişgezek kuvvetinin Hozata
doğru hareketi ba‘de iktizâ-yi hâle göre ta‘yîn idileceğinden
ber-minval-i bâla ta‘bîye ile tevaggul olunduğu esnada asâkir-i
şâhâne muayyenâtına muktefî zahâirden bir kısmının Hozatda cem‘
ve iddihârına ve diğer kısmının nakli zımnında etrâfdan nakliye
hayvanâtı celb ve cem‘ine teşebbüs olunmak iktizâ ider.
Mercan Boğazından dağ
topu geçürülmek kabil ise de sahra topu imrarı hâl-i hâzıra göre
müşkîl olunacağına seyyar topu sevk-i ta‘bîye zamanında
beherinde ellişer etemm mevcûd ile Ma‘müretülazîze gönderilmeğe
menûtdur.
Harekete me’mûr olan asâkir-i şâhâne taburları cebhâneleriyle
çadırlarını ve birkaç günlük yiyeceklerini beraber götürmek
mecburiyetindedir. Erzincandan hareket idecek kıt‘a boğazın
hatt-ı muvâsala halinde te‘mîni içün Ayvâz tarlası mevkî‘ine
oldukça kuvvetli bir müfreze terk itmekle beraber oradan yol
boyunca birer bölükden aşağı olmamak üzre Supink(?) noktasına
kadar münâsib ve yekdiğerine nâzır iki veya üç noktaya dahi
asker ifrâz ve bu askerin etrâfını ufak bir siperle ihâta itmek
ve mümkün olduğu sûretde telgraf bölüğü vasıtasıyla muhâberâtı
dahi te’mîn eylemek üzre iktizâ iden levâzım-ı tehiye ve tedârik
ve her kıt‘a kumandana sûret-i hareketini müş‘ir mufassal
ta‘limât î‘ta olundukdan sonra mevsim hulûlünde …………………………….[22]
hareket idecektir.
İkinci
Mevâsim
Gerçi harekât-ı
ihtiyât-kârane muktezayâtında olarak askerin kıt‘a-i mezkûreye
duhûlünde pîşdâr ve keşşâf istihdâmı tabîî ise de bu
me’mûriyette bulunan efrâdın tesâdüf itdikleri ahâlî üzrine
isti‘mâl-ı silâh itmeyüb külliyetlü ise bi’t-tevakkuf kumandana
ma‘lûmât virmeleri ve cüz’î ise harekâtı tevakkuf itmeyüb
ehemniyet virmemeleri ve fakat mukavemet ve isti‘mâl-i silâha
cür’et idenlerin te‘dibinde şiddet göstermeleri lâzımdır.
Bu sûretle kıt‘a-ı
mezkûreye müctemi‘ olan kuvve-i askeriyye iktizâ-yı mevâkı‘a
göre münâsib bir noktayı mesela Hozatın şimâlinde bulunan Elgazi
mevkî‘ini karârgâh ittihâz iderek etrâfda bulunan kabâil-i
Ekradın yekdiğere iltihâkına hâil olacak ve her tarafa sür‘atle
yetişebilecek bir vaz‘ alub yerleşdikden ve erzâk-ı askeriyye
nakliyâtını emniyet altına aldıkdan sonra Dersim Sancağının
lavıyla Çemişkezek ve Mazgirt kazâları tefrîk ve ifrâz olub
doğrudan doğruya Ma’muretülazîze rabt ile diğer Ovacık Hozat
Kızılkılise kazâlarında idâre-i örfiyye i‘lân ve mutasarrıf ve
kaim-makam işden el çekerek muhâkim-i nizâmiyye ilga ve
muhâkim-i örfiyye te’sîs ile beraber jandarmanın oldukça
istihsâl-i inzıbâtına i‘tina olunmak ve hukuk-ı mesâilenin fasl
u ruiyyeti sûret-i mahsûsada îfâ olunacak muhâkem-i şer‘iyyeye
havâle olunmak hususlarına ve müteakiben vakit geçirilmeyerek
mukaddemleri ta‘yîn olunmuş güzergâh üzrine Hozat tarîkinin
inşââtına mübâşeret idilmek iktizâ ider.
Tarîk-i mezkûrun
mâni‘-i mürûr ü ubûr olan aksâmı asâkir-i şâhâne mübâşeretiyle
dakika fevt idilmeyerek vücûda getirilüb taraf taraf adamlar
irsâliyle fukarâ-yı ahâlî yirmişer pâre peşin yevmiye ve her gün
birer kıyye nân-ı aziz virilmek şartıyla yol inşââtına de‘vet
olunarak her on amele bir onbaşı veya bir çavuşun nezâretinde
ameliyyâtda istihdâm ve üç metrosu taş ve kum ferşiyle ve iki
tarafdan ikişer metrosu toprak olmak üzre nihâyet yedi metro
sıhanında bir şose yol vücûda getirilüb hiçbir kısmı kesîk
bıragılmayarak Ma‘mûretülazîze îsâline fevka-l-âde ikdâm
olunmalıdır.
Harekât icrâsında ve
belki daha evvel Dersim ahâlîsinin bir büyük kısmı rüesâsı gelüb
dehâlet ve istimân ideceği derkâr olmağla bu makule ve hâlet
idenlere sû-i muâmele olmayüb piderâne ve muşfikâne saltanat-ı
seniyyenin makasıd-ı aliyyesi ve mutâvaat gösterenlerin her
cihetle me’mûn kalacağı ve mutâvaatdan başka ahâlîye tarîk-i
selâmet ve saâdet olmayacağı lisân-ı şefkat ve merhametle tefhîm
ve fukarâ-yı ahâlînin her ne tarîk inşââtına sevk olunmaları
lüzûmu tebeyyüne olunarak ruhsat ve arz-ı istîmân iden ve kendi
ayağıyla gelan rüesâ ve ahâlîden hiç birinin tevkîf ve zecr ve
ta‘nîf idilmemesi hakkında her bir kıt‘a kumandanına ta‘limât
virilmek muktezîdir.
Bu mevâsimde
bidâyeten icrâ olunacak madde yolun inşââtı esnasında etrâfda
bulunan kabâilin efkâr ve mişvârlarına ve üzerlerine harekât-ı
askeriyye icrâsına lüzûm görüldüğü halde harekât-ı askeriyyeye
güzergâh olacak yolların hal ve evsâfına ve kabiledeki nüfûs-ı
Müslimenin mikdarına dair hafîyyen tahkikat ve ma‘lûmât-ı sahîhe
istihsâliyle ve rüesâ-yi kabâilin fikr-i mukavemetlerinin men‘î
zımnında maksad-ı devlet ahâlînin te’mîn-i refâhât ve saâdet-i
halinde ve sâir ahâlî gibi dâire-i mütâvaade müsterih olarak
yaşamak üzre ba‘z nizamât-ı adilenin Dersime idhâli esbâbının
istihsâlından ibâret olub şân-ı tâbiiyyetden olduğu üzre dâire-i
mütâvaat ve müvâffakatde bulunanların hiçbir sûretle rencide
idilmeyerek taht-ı afv ve âmân cenâb-ı pad-şâhide bulunacakları
derkâr ise de maâz-Allah muhâlefet ve mukavemet fikrinde bulunan
kabile efrâdı kahır ve tedmîr ve rüesâsı bilâd-ı baîdeye def‘ ve
tesyîr olunmak muktezâ-yı irâde-i seniyye-i cenâb-ı pâd-şâhîye
bulunduğuna zinhâr muhâlefet fikrinde bulunmamaları piderâne ve
müşfikâne ve fakat hâkimâne bir lisân ile rüesâ ve efrâda her ne
sûretle münkîn ise telkîn olunarak huşûnetlerinin izâlesine sa‘y
ve ihtimâm olunmak bu me’mûriyetin esâs icrââtındandır.
Bidayeten ûrûb kırmak
gibi harekât-ı şedideden ictinâb olunub isti‘dâd husûlünde tarîk
inşâsına ve makasıd-ı devletin tatbiki esbâbının istihsâline
binâen rüesâ da‘vet olunarak merkeze gelmeleri sûret-i mahsûsâda
kendilerine teblîğ ve ta‘yîn olunan müddetde hükûmet-i
askeriyyeye adem-i emniyet göstererek gelmayenlere bir kere de
ve sâyâ-yı terhibiyye isâl olundukdan sonra gelmekden istinkâf
edenler olduğu takdîrde çok kan dökülmeyi mûcib olmayarak
rüesânın ahz ü girift tedâbirine teşebbüs olunub bağteten üzrine
bir kuvve-i askeriyye sevkiyle te‘dîb ve terbiyelerinde ve
rüesânın ahz ü girifti emrinde iltizâm-ı sür‘at ve şiddet
olunmalıdır.
Bu sûretle mukavemet gösteren kabile rüesâsı ve
li-ecli-l-mukabele silah isti‘mâl iden efrâdı içündeki isnân
(?) erbâbı tertibât-ı hariciyye sırasında Trablusgarb ve Yemen
taraflarına sevk ve tagrîb olunmak üzre bilâ te’hîr mahfuzen
merkez ordû-yı hümâyûna gönderilmelidirler. Rüesânın ahz ü
girifti emrinde bir devlet askerine yakışmayacak sûretle kizb
hile ve amâne ihanet gibi ef‘al-i gayr-ı layıkadan begayet
tevakki olunmak def‘ ve izale-i hosnut ve dehşete daha büyük
hidmet ideceğine her şeyden ziyade bu noktaya itina lazımdır.
Baîdü-l-ihtimâl olan mârrü’z-zikr bazen mukavemet ber-taraf
idilmesini müteâkib heman tahrîri icrâ olunmayan kısımların
tahrîrine mübâşeretle hitâm-ı tahrîrde mütâvaat gösteren
kabâilin 311 senesine kadar bakayâda kalmış vergü ve asker
bakayâsı pâd-şâhımız efendimiz hazretleri afv ve ondan sonra
efrâdın bilâ-istisnâ birinci ve dördüncü ordû-yı hümâyûnda
istihdâmını fermân buyurdukları ve bi-l-akis vadi-i muhâlefetde
püyan olacakların bu inâyet-i merhamet inâyet-i cenâb-ı
hilâfet-penâhîme mahrûm kalacakları i‘lân olunarak ahz-ı asker
madesinin hemen yerleşdirilmesine i‘tinâ olunmak iktizâ ider.
Bu husûsda melhûz olan muhalefet dahi şiddet ve sûr‘atle
ber-tarat ve muhâlefetde bulunanlar ayn[ı] i‘lân vechle
muâmeleye dûçâr idilüb her şeyden evvel Dersimde ahz-ı asker
madesinin yerleşdirilmesi ve bunda ber-minvâl-i ma‘rûz
Dersimlüleri en ziyâde askerlikden tevhîş eden nokta dördüncü
ordû-yı hümâyûn devâirinin mürettebât-ı hariciye virmesinden
münbais olunmasına Dersimlülerin şân-ı saltanatı görüp
galabalık mahalde bulunmaları cehâlet ve huşûnetlerini
izâlesine ve i‘tikad-ı bâtıllarını tashîhine hidmet ideceği
daha ziyâde muhtemel bulunmasına mebni oradan alınacak efrâdın
hassa birinci ordû-yı hümâyûnun devâirinde istihdâm olunmak üzre
tertîbi münâsib mütâlaa kılınır. İkinci mevâsime bununla nihâyet
virilüb biraz müddet efkârlara sükûnet geldikten sonra üçüncü
mevâsime aid muâmelâta ibtidâr olunur.
Harekât-ı askeriyye mevsimi ahz-ı asker madesinin
yerleşdirilmesiyle hitâm bulacağı derkâr olub made-i mezkûrenin
tatbîki rüesânın kesr-i nüfûzunu müeddî olacağı hatırasına
binaen ba'z kabâil vâzân ( ve azân?) cümle Şam ve Koç uşakları
tarafından muhâlefet ihtimâli vârid olmasıyla buna esâslı bir
çare olmak üzre o makule muhâlefetde bulunan kabile rüesâsının
ve o sırada Çemişkezekde mukîm Trabzon müdde-i umûmîliğinden
sû-i haline mebni tard ve ihrâç olunmuş olmasıyla Dersimi
ifsâddan hali olmayan Tahsin Efendinin Girit ve Trablus gibi
belâd-ı baîdeye tart-ı teb‘idleri lüzûmu
bedihidir.
“Üçüncü
Mevâsim”
Bu sûretle asâyiş
takrîr olundukda artık nizâmât-ı devletin vaz‘ ve te’sîsine
ihtiyac hâsıl olub en evvel zikr olunan üç kazânın jandarması
gereği gibi tensîk olunanarak intizâm ve inzibâtları istihsâl ve
mevâkı‘-i lâzımeye lüzûmu vechle taksîm ve ikame olunub asâkir-i
şâhâneye oldukca müctemian münâsib mevâkı‘da bulundurularak
umûr-ı hükûmetde ihtiyâc-ı sahîh olmadıkça asker istihdâmı
bi-t-tedrîc taklîl olunur.
İnşâ olunan tarîkin
te’min-i istikbâlî ve mârrîn ve âbirînin emniyetlerinin
istihsâli zımnında nikate-i münâsibeye kordonlar ve karagol
mevkî‘leri inşâ ittirilüb mevâkı‘-ı mezkûrenin yekdiğere
irtibâta ve muvâsalalarının muhâfazası emrinde iktizâ-yı halin
icrâsına teşebbüs olunur.
Bununla ba’z
mehallerde kereste bolluğundan bi-l-istifâde asker ikamesine
mahsûsa kışla ve hükûmet konakları ve jandarma koğuşları ve
hastane gibi levâzım-ı hükûmet inşââtına germî-i tam virilüb
kıt‘a-yı mezkûreye medeniyet idhâl olunduğuna nişâne olacak asâr
meydana getürülür.
Diğer tarafdan dahi
birkaç münâsib noktada mekâtib-i ibtidaiyye te’sîs olunub
etfâlin mekteb-i mezkûre dâhil olmalarına tâziyâne-i sevk ve
igrâ olmak üzre iki üç sene içün muvakkaten etfâle yevmi yüzer
dirhem kadar nân-ı aziz ve senede bir kapama virilmesi usûlünün
ittihâzına i‘tina olunmak lazım gelür.
Bir de sahîh i‘tikad
mes’elesi nazara alınarak Ekrâd içünde bulunan meşâyih-i
nakşibendiyeden birkaç münâsibi lazım gelan mahallerde bir tekye
teşkîl iderek halkı irşâda saî itmesinden başka bir sûretle bu
maksada vusûl-ı müteassir olacağına ve fakat meşâyih-i
merkumenin taraf-ı hükûmetden me’mûren ikametleri halkın
emniyetine hidmet edemeyeceklerine sûret-i gayr-ı resmiyede
muâvenet ve lüzûmu vechile maâş tahsisine himmetle
muhâfazalarına bakılmakla beraber me’mûriyetleri resmiyetden
tecrîd olunub güya kendi tarafından rızâ-i lillah teşebüs
olunmuş gibi bulunmalarına vakit olunması iktizâ ider.
İşin bu cihetli
tesvîye olunmakla beraber ahâlînin kâr ve kesbe ve zirâate
alışdırılmaları esbâbının istihsâline çalışılüb ellerinde arazi
bulunmayan fukarâ-yı ahâlîye her ne sûretle mümkün ise biraz
arazi i‘tâ ve kendilerine gıda olabilecek patates ve mısır gibi
mahsûlâtın yetişdirilmesi sûretde tedârik-i maîşetleri ve sâili
ve mevcût ormanlardan hatab ve kerâste naklî levâzımı istikmâl
idilmek üzre ahâlîye icrâ-yı delâlet olunması lüzûmu müstagnî-i
beyandır.
Ber-minvâl-i meşrûh
şimdiye kadar fakr ü mezellet içünde bulunan fukarâ-yı ahâlîye
yiyecek ve geçinecek tedârik olundukdan sonra arâzileri sebt ve
tahrîr olunub masârifât-ı mahalliye karşulığı olmak üzre
arâzinin beher dönümünden muayyen bir meblağ alınmak hesâbiyle
vergû tahsîli ve mezkûr vergûnün tekâsît-i muayyen cibâyet
olunması ve Dersim kıt‘asının en ziyâde şekâveti müstelzem olan
fakr ve ihtiyâc mes’elesi nazardan dûr tutulmayarak hayvanât
üzerine vaz‘î lâzım gelan zekât ve arâzi üzrinden alınmak
mukarrer olan emlak vergûsiyle birleştirilerek bedel-i öşrde
eser-ı semâhât gösterilmesi ve usûl-ı cibâyetin pek sade bir
halde ceryân ittirilmesi zımnında bu bâbdaki kavâid ve nizâmâtın
ta‘dîlen ve müntekihen (?) mevkî‘ tatbîke vaz‘ına teşebbüs
olunmalıdır. Bir de bu nizâmât ile beraber tarîk inşââtı
mükellefiyeti ihdâs olunarak bi-l-ahare Hozat üzrinden geçmek
üzre Çemişkezekden Kızılkiliseye ve Pülümürden Paluya birinci
mertebede ve Ovacıkdan Kemah ve Eğin taraflarına ve sâir ihtiyâc
his olunan mevâkıada ikinci mertebede yollar inşâsı esbâbı
istihsâl olunmak ve isti‘dâd zamanın müsâadesinde hemen inşââta
başlatdırılmak iktizâ ider.
“Dördüncü Mevâsim”
Tafsilât-ı ma‘rûza
dâiresinde yerleşdirilan ıslâhât bir mecrâ-yı tabîîye girüb
umûr-ı idârenin cereyânında bir intizâm husûlüne kadar icrâ-yı
hükûmetde merzâ-i âlî dâiresinde icrâ-yı vazîfe olunmadıkca
ıslâhât-ı mezkûrenin takarrürüne imkân olmadığına ahvâl-ı
idâreyi teftîş içün cihet-i mülkiyye ve askeriyyeden müfettişler
ta‘yîn idilerek mütemâdiyen taht-ı nezâret ve teftîşde
bulundurulması lâzıme-i hâldendir. Kabâil arasında öteden berü
cârî olan adâvet câ-be-câ ba‘z vesâyit ile teşdîd olunub henûz
fi‘iliyyâtı meydana gelmeksizin hükûmet tavassut iderek iki
kabilenin barışmasına hidmet itmek sıfatıyla her tarafın ...[23]
emniyeti ve yegâne mürâcaatgâhı olmak ve öteden berü zülm ve
i‘tisâf altında bulundukları halde kerhen rüesâya etbâ‘
mecbûriyetinde bulunan fukarâ-yı ahâlî gereği gibi sahâbet ve
himâyet ve sahâbet olunarak zât-ı akdes-ı Pâd-şâhîyye mâ-adâ
reis ve hâkim olmadığı i‘tikadının efkâr-ı umûmiyyeye
yerleşdirilmesine ikdâm olunmak hükûmet-i muvakkate-i
askeriyyenin vezâifî cümlesindendir.
Rüesâdan bir takımı
mecâlis a‘zalığında ve belediye riyâsetinde istihdâm kılınarak
te’lîf ve tazminlerine ikdâm olunmak lâzımeden ise de bunların
kendi nâhiyelerinde nâhiye müdîrî ta‘yîn olunmaları câîz
olmadığına bu me’mûriyyete fukarâ-yı ahâlî içünden intihâb
itdikleri âdemin ta‘yîni husûsuna dikkat olunmalıdır.
Bu mevsimin hitâmına
kadar zikr olunan üç kazâ idâre-i örfiyye altında ve umerâ-yı
askeriyye hükûmetinde bulundurulub muâmelâtı doğrudan doğruya
ordû-yı hümâyûn tarafından ruiyyet ve tesvîye olunmak ve esâsen
gereği gibi takarrür ittiği halde Ovacık kazâsı Erzincana ve
Hozat kazâsı Ma‘mûretülazîze Kızılkilise kazâsı civâr
sancâkların birine ilhâk ile üç muhtelif merkeze rabt olunub
idâre-i örfiyye ilga ve mahâkim-i nizâmiyye ve hükûmet-i
mülkiyye iâde ve ibka idilerek maslahata hitâm virilmek iktizâ
ider.
İşte mülâhazât-ı
mesrûde şimdiki ma‘lûmât ve tahkikat üzerine binâ idilmiş
mutâlaâtın fihristi olub ıslâhât mes’elesi yed-i iktidarına
tevdî‘ olunacak me’mûr vukûâta karşû ideceği mahallî tahkikata
göre müteferruâtının tasmîm ve icrâsına bezl-i makdûrâtın üzre
ba‘z mertebe me’zûniyyeti hâiz olmak tabîî olacağına teferruâtı
müşârün-ileyhin icrââtına bırağılmak icâb-ı hâl ve maslahâtdan
görünür ol-babda. 22 Mayıs 1312
BU LÂYIHANIN LEFİYLE VE DÖRDÜNCÜ ORDÛ-YI HÜMÂYÛN MÜŞÎRİ ZEKİ
PAŞA HAZRETLERİYLE MÜŞTEREKEN BÂB-I ÂLİYE YAZILAN Fİ 22 MAYIS
312 TARİHLÜ VE 414 NUMEROLU ARIZA SURETİDİR.
(ERZİNCANDAN)
Dersim kıt‘asında
sâkin ahâlî evâmir-i hükûmete baş eğmedikden başka etrafda
bulunan ahâlî-i mutîayı katl ve garâte cür’et ve bu suretle
tehdîdini îka‘ ile civârdaki ahâlî-i mutîanın birçoğunu vergûye
kesüb irtikab-ı envâ‘ı fazâhat ve şekavet itdiklerinden ve
menâat-ı mevkıaları hasebiyle itdikleri ekser yanlarına
kaldığına şu son vakitlerde kendilerinden istifâde olunmak şöyle
dursun efrâd-ı ahâlîye ve bu cihetle hükûmet-i seniyye
mazarratları başdan aşûb ahâlî-yi mağdûrenin muhâfazası zımnında
nikat-ı muhtelifede asker bulundurmak ve câ-be-câ vukû‘bulan
tehattiât ve tecâvüzâtına karşû sevkiyât icrâ olunmak ve sancâk
dâhilinde (?) lüzûmundan
ziyâde jandarma istihdâm idilmek gibi tekellüfât ve mesâî
hilâfına yine ahâlî-yi matianın muhâfazasına imkân
bulunmamakda ve mazarrata ve şekavetlerinin önüne sed
çekilememekde bulunayor.
Kıt‘a-ı mezkûre
vilâyât-ı sittenin kalbgâhında idâre-i umûr-ı hükûmetin ve
hidmet ve intizâmına hâil ve ahâlîsi Protestan misyonerlerinin
tesvîlât-ı ebleh-firibânelerine mâil olmağla hâl-i hazırı ile
ibka ve idâmesi müstakbelen vücûd-ı hükûmete iltiyâmı nâ-kabil
yaralar açmağa sebebiyet vireceğine ve böyle müsâmaha ve igmâzın
i‘tirâzât icâbına ser-rişte ve sermaye olacağı da iştâh
olmadığından ıslâh ahvâlleri lüzûmu mükerreren arz olunmağa
misillü zaten merkez-i sultanice dahi mevâdd-ı ma‘lûmeden
bulunmuşdur.
Islâh ahvâllerine
gelince: Bu husûsda mukaddemleri birkaç kereler idildiği gibi
kıt‘a dâhiline lüzûmu kadar asker sevk olunarak önüne gelenlerin
kahr ve istisâlî yolu tutacak
olur ise bu muâmelenin te’sîrâtı pek uzun müddet sürmeyüb sekiz
on sene zarfında zâil olacağına ve ahâlîsinin zarûret ve fikir
hâli yine âdât-ı kadîme-i şekaveti ihyâ ve icâda mecbûriyet
vireceğine bu şiddetin birkaç şakî i‘dâmından başka neticesi
olmayacağı emsâli delâletiyle meydandadır.
...........[24]
sâbıklarda tecrübe olunub fâidesi görülemeyen kahr ve istisâl-ı
meskenden ise bu def‘a cidden ıslâh ahvâllerine bakılmak ve
ahâlîyi şakavet mecbûriyyetinden kurtarmak ciheti hedef-i maksad
ittihâz olunub ahâlî-i merkumenin etvâr-ı şakavetgârânelerini
dâ‘î olan ahvâl ve esbâbın izâlesine harf-ı mesâî yolu tutulmak
ve bunun içün mûcib-i şekavet esbâbın hak ve hakikati aranılmak
iktizâ ider.
Burada bulunduğumuz
müddetde idilan tahkikat hulâsası olarak esbâb-ı mûcibe birkaç
fıkradan ibaret olub en birincisi mevki‘in menâati sâyesince
ika‘ itdikleri cerâyim ve cinâyâtdan dolayı her vakitde
ta‘kîbât-ı adliye icrâsına ve lüzûm görünür ise asker
sevkiyâtına müsâîd yolların bulunmaması ve halkın sa‘y ve
amelinden zahmetsiz istifâdeye hâil muâmele-i hükûmetin
haklarında icra-yı ahkâmına çare idilememesi hasebiyle ettikleri
yanlarına kalmak mes’elesidir.
İkincisi kezalik
yolsuzluk belasıyla kıt‘a-i mezkûre mahsûlâtı olan hatab ve
keraste gibi şeylerin revâclû mahallere sevkinden âciz
olmalarından ve bu cihetle sa‘y ve amel ile para kazanmak yolunu
öğrenmediklerinden dolayı ahâlîsinin nihayete varmış olan
kemâl-i fakr ve ıztırârı ve idâre-i maîşetin tedârikinde
mezellet ve zarûretlerinin şedâyid-i mevâsime karşû devam ve
istikrârı kaziyyesi olub âhâd-ı ahâlîden pek çoğu kışın yiyecek
erzak ve giyecek elbise bulamadıklarından ba‘zen ot kökü ile
imrâr-ı evkat itmeye ve çırıl çıplâk mağara köşelerinde kışı
geçürmeğe mecburiyyet hâlinde olub pek çok nisvâni giyecek
elbise şöyle dursun setr-i avret idecek bir bez parçası
bulamamağla uryân olarak arz-ı endâm itdiği görülmüşdür.
Üçüncüsü bu fakr u
zarûret ilcââtıyla haricden tedarik-i maîşet ya‘ni icrâ-yı
şekavet ihtiyâcında olmalarıyla yalnız başına ahâlî-i mutîaya
taaddî iderek bir şey elegeçûrmenin imkânsızlığı bunları
muhâfaza-i asabiyyete ve bir reis ve şeyhin emr ü nehy altında
bulundurmağa mecbûr idüb reis ise muktezâyât-ı ahvâlin kendisine
virdiği nüfûz ve kudreti kendi menfaatine isti‘mâl iderek
fukarâ-yi ahâlîyi gasb ve garete ve icrâ-yi şakavete sevk
itmekde bulunması cihetîdir.
Dördüncüsü cehâlet
esiri olarak diyânet ve i‘tikad cihetiyle bir mezheb-i bâtıla
sâlik bulunmalarıyla hükûmet-i islâmiyye şöyle dursun ahâlî-i
müslimeyi ızrâr itmek bile mezheblerince muktezâ -yi diyânetden
olmak üzre kabul olunmuş bir i‘tikad olub i‘tikad-ı bâtıl ma‘rûz
ise rüesa ve seyyidlerin menfaatlerine muvâfık olduğuna te’yîd
ve takrîrî emrinde ellerinden gelani dirîg itmedikleri ve hatta
bir vakitler mezheb-i şîaya mâlik bulundukları halde şimdi dalâl
ve gavâyetlerini (?) daha ilerû götürüb
âlî-lillahî mezhebi teammüm
ittiği anlaşılmışdır.
Mezhebce
taassubleriyle berâber hazret-i Ali’nin ulûhiyyetini kabûl
hasebiyle dîn-i nasârâye min-cihet-i teşebbüse eylediklerinden
Protestân misyonerlerinin eser-i igfâlâtı olarak hiristiyanlığa
benzer diğer mezheb kabul idebilmelerinde cehâletlerine nazaran
baîdü-l-ihtimâl halatden değildir. Esbâb-ı mûcibe-i ma‘rûza
merkez-i saltanatça dahi tasdîk buyrulduğu takdîrde Dersim içüne
idilecek ıslâhat cümlesinden olmak üzre bu makule müntac (?)
şakavet olan ahvâlin esâsından izâlesi çâresi aranılmak lüzûmu
mukaddeme-i meşrûhanın netâyic-i tabîiyyesinden olur.
Islâhâtın sûr-i
icrâiyesine gelince: merbût lâyiha hulâsasından istinâd
buyurulacağı vechle her bir mukavemet ihtimaline karşû bu
maslahat içün dördüncü ordû-yı hümâyûnun mevcudundan bir kuvve-i
kâfiye tahsis ve bu kuvvetin i‘mâli ve idâresi bir yed-i
iktidâra tevdi‘ olunarak dağdağasızca Erzincana Çemişgezek ve
Ma‘mûret-ül-azîz cihetlerinden tefrikan veyahud münâsib bir
noktadan müctemian kıt‘a dâhiline sevk ile mevâkı‘-ı lâzımeye
ta‘biye olundukdan sonra birinci mertebede Erzincan ile
Ma‘mûret-ül-azîz arasını vasıl iden Hozat yolunun muâvenet-i
askeriyye ile bir tarafdan inşââtına bed’ ve mübâşeret ve
yirmişer pâre yevmiye ve yarım kıyye kadar ekmek virilmek üzre
Dersim ahâlîsi yolda işlemeye dikkat olunarak bu sûretle
vahşetlerinin izâlesine ve fark-ı muhtelife arasında itthâd
hüsûlunun men‘ine çalışılüb diğer tarafında hükûmet-i seniyyenin
maksadı kendilerinin ıslâh-ı ahvâlleri içün kıt‘a dâhilinde
yollar i‘mâliyle ahâlîye ticâret ve zirâat kapısı açmak ve
şimdiye kadar bi-l-mecbûriyye tutdukları tarîk-i şekâveti sedd
ile memâlik-i mahrûsa-i şâhânenin kıtaât-ı sâiresinde meskûn
ahâlî-i mutîa gibi refâh-ı hal ile yaşamaları esbâbını istihsâl
itmek cihetine mün‘atıf olub kendü taraflarından mühâlif-i şan-ı
tâbi‘yet eser-i muhâlefet gösterilmedikçe alehlerinde ihtiyâr-ı
şiddet olunmayacağı derkâr ise de maâzallah aksi hareketde
bulunacakların pek şiddetlû muâmele ile kesr-i ‘inad ve
muhâlefetlerine mecbûriyyet-i tabi‘î bulunduğunu kıt‘a
kumândanları rüesaya vesâir zâbitân dahi efrâd-ı ahâlîye kavlen
ve faalen tefhîm ve irâe tarzında efrâd-ı ahâlîyenin efkâr-ı
ıslâhât-ı âtîyyeye âlışdırılmak ve hiçbir nam ile kimsenin
malına ta‘rûz idilmemek üzre her ne tedbir-i münâsib ve kıtaât-ı
müfrezeye ne güne evâmir i‘tası lâzım ise ithaz ve icrâatıyla
işe başlanılmak iktizâ ider.
Bu sırada her kabile
ahâlî ve rüesâsının efkâr ve niyâtı hakkında hâsıl olacak
hissiyât üzerine evvel emirde tahrîr-i nüfûs mes’elesinin
ikmâl-i nevâkıs ve ba‘de bi-t-tedrîc ahz-i asker mes’elesinin
tadbiki ve bunlara muhâlefetde bulunacakların Trablus ve Yemen
taraflarında ve mutâvaat gösterenlerin birinci ve dördüncü
ordû-yı humâyûnunun dâhilinde bulundurulacağı dahi bi-l-vâsıta
esmâ‘ idilmek cihetiyle ahz-i asker madesinin birleşdirlmesi
madesine teşebbüs olunarak muhâlefet gösterüb bi-l-âhire mecbûr
idilen kabâilden asker bekayâsınının tamamen ahzîyle uzak
mahallerde müteferriken bulundurulmak husûsû usûl itthâz
olunduğu ve icraât-ı vâkı‘ada tedrîc ve teennî tarîki tutulduğu
takdirde suhuletle ve belkide bi-l-muhâlefet ıslâhât icrâsı
imkânı baîd-ül-ihtimâl değildir.
Ber-minvâl-i ma‘rûz
usûl-i tedrîcin tamamen tatbîki halinde olsa evvela Şâm ve Koç
uşâğî denilan ve Çemişgezek ve Eğin ve Arapgir cihetlerini
cevelân-gâh-ı şekâvet ittihâz iden iki kabîle tarafından
muhâlefet melhûz olub fırka-i ıslâhiyye kumândânının da‘vetine
icâbet ve evâmir-i hükûmete itâat itmeyeceği anlaşıldığı suretde
üzerlerine berk-ı hâtıf gibi bir kuvve-i kâfiye sevk olunub
rüesası ahz ve istîsâl olunarak ibtidâdan sâirlere bir gayret-i
müessire gösterilmek mühim ve muktezîdir.
Harekât-ı
askeriyyenin icrâsında ve umûr-i hıyaiyye (haiyyenin, cenaiyye
?) temşiyetinden lâzımeden olan sür‘at-ı kıt‘a-i mezkûrenin bir
müddet-i muvakkate içün hâl-i istisnada tutulmasına müstelzim
olacağı cihetle Dersim sancağının mürekkeb olduğu Çemişgezek ve
Mazgirt gibi ahâlî-i mutîa meskûn kazaları Mameret’ül Aziz
vilâyetinin merkez sancağına rabtıyla ve Dersim sancağının
lağvıyla ve kusûr-i aksamında ya‘ni Hozat ve Ovacık ve
Kızılkilisede ve lede-l-iktizâ Kozicanda idâre-i örfiye ilan ve
muhakim-i nizamiye ilga olunup taraf taraf muhâkim-i örfiye
te’sis ve kaymakamlık ve müdürlük vezâifi ol mevki‘
kumandanlığında bulunan ümera ve zat-ı askeriyyeye tevdi‘
idilerek yalnız mevâdd-ı husûsiyyenin şer‘-i şerîfe tatbikan
rü’yet olunması madesinin nüvvâbe husûsuna ve kazalarda umûr-ı
tahrîriyye ve maliyeye me’mûr birer ikişer kâtib bulundurulması
ve jandarmanın lüzum ve ihtiyâc-ı mahalliye göre tensîk idilmesi
ve ahâlîce isti‘dâd hususda anlaşıldığı gibi tashîh-i akaid
cihetinde tarîk-i Nakşibendiyeye müntesib ba‘z Kürd meşâyihi
intihâb ve kendülerine müstevfî maaşlar tahsîsiyle Dersimin
muhtelif cihetine suret-i gayr-i resmiyyede i‘zâm olunarak
beyn-el-ahâlî tarîk-i mezkûre intisab (?) esbâb ve vesaitin
vücûda getirilmesi ve münâsib beş altı mahalde mekâtib-i
ibtidâiyye küşad olunub tahsîl-i maârif mesleğinde bulunacak
çocuklara yevmi yüzer dirhem nan-ı azîz ve senevî adi birer
entari ve kuşak ve başlarına birer fesden ibaret kapama tarzında
elbise virilerek etfâlin bidâyeten tahsîl-i maârife teşvîk
olunması tertibât-ı ma‘rûzenin tetimme-i levâzımedendir.
İşte fikr-i kasır-ı
çâkerânemize göre vukuu muhtemel olan ba‘z muhâlefetin kesr ve
imhâsında elzem-i sür‘at ve şiddet olunmak şartıyla tafsîl
olunduğu vechile teennî ve tedrîc yolu tutulub beyhûde şiddet
icrâsından mümkün mertebe tevki olunur. Ve teme-i ıslâhatın
ikmâlinde cüz’i bir fedakârlığa müsaade buyurulur ise avn-i
Hakkla pek az zaman zarfında ve gayet suhûletle matlûb-ı âlî
olan ıslâhatın idhâl ve takrîrinde kat‘an iştibâh yokdur.
Yalnız icrâât-ı
vakıanın merzi-i âlî dâiresinde hîz-i ârâ-yı husûl olabilmiş
Dersim kıt‘asında bulundurulacak asker-i şâhânenin levâzım ve
ihtiyaçlarının bilâ-noksan tertîb ve sevki mes’elesine
fevk-al-âde dikkat olunmasına mevkûf olacağı muhtac-ı tezkâr ve
ihtar degildir. Mesela fırka-i ıslâhiyyenin me’kûlât ihtiyacı
vakt ve zamanıyla tehiyye ve istihzâr olunmamış bulunur ise
fırka-i mezkûrenin mevkî-i kesb-i eşkâl ideceği der-kâr olub
tedârikât-ı vâkıa ise ibtidâsından ba‘z masârif-i fevk-al-âdeyi
müstelzim olacağına nazaran tedârikâtın bu cihetle ehemmiyet
virilerek harekât-ı askeriyyenin mucib olacağı cüz’i mikdar
masârif-i fevk-al-âde ibtidâ-yı mes’elede ordû-yi hümâyûndan
virilüb ve muhassasâtı dâhilinde bulunacak erzak ve levâzım
hevalatının vakti vaktine yedişdirilmesi te’mîn olunur ise
fırkanın harekâtı ve ahvâl-i istikbaliyesi te’mîn idilmiş
bulunacağına ve bunlar haricinde virilecek yol inşâât masarifi
ve meşâyih maâşatı sancağın ve ba’z kaim-makamlarla muhâkim-i
adliyenin lağvından dolayı idilecek tasarrufdan kapadılmak kail
olacağına nazaran hazine-i celiliyece idilecek fedakarlık dahi
pek ağır olmayacağı bedihidir Vaka-i zâilede Dersim eşkiyasının
îka‘ itdikleri şekavete karşu saltanat-ı seniyyenin sükut ve
itirâzı Avrupaca itirazdan vâreste kalmayacağı ecnebi
konsoloslarının hal û kalinden istidlâl olunmayacağına göre
ilerüde teklifat-ı ecnebiye üzerine bil-zarâre şartlu harekât-ı
askeriyye icrâsına mecbâriyyet hâsıl olabilecek gibi mehazir-i
siyasiyeye evvelinde çare bulunmuş olmak ve birtakım ahâlî-i
mutia bunların zulmünden ve kendüleri dahi fakr ve mezelletten
kurtarılarak devletce ahz-ı asker vesâir cihetlerle
kendülerinden istifade yolu açılmış bulunmak gibi menâfi‘a karşu
mar-üz-arz(?) idilecek fedakârlığın cüz’iyyeti ma‘rûzat-ı
vakıanın merkez-i saltanatca nazar-ı dikkate alınması lüzûmunun
arz ve ihzârına cür’et virmiş ve tertibât-ı askeriyye ile
fırka-i ıslâhiyyenin sûr-ı harekât ve icrââtına esas alınacak
lâyiha dahi ma‘lûmât olmak üzre merbâten takdim-i pişegâh-ı
âlî-i sadaret-penahilerine kılınmış olmağın ol babda…
İşbu Lâyıhaya Merbût Ta’biye Pusulası
|
Süvari Bölükleri |
Piyade Taburları |
Nişancı Taburları |
Topçu Bölükleri |
Ta‘biye-i Mevâki‘î |
Mülahazat |
|
4 |
2 |
|
|
Nefs-i Bâyezid ve
hudud |
YEDİNCİ FIRKAYA MERBÛT AD OLUNACAKTIR |
|
1 |
1 |
|
|
Kutuk(?) mevki‘î |
|
4 |
3 |
1 |
|
Nefs-i Erzurum
merkezi |
|
1 |
1 |
|
|
Hınıs mevki‘î |
|
|
1 |
|
|
Kığı ve Genç
mevki‘leri |
|
10 8 1 |
|
2 |
5 |
|
|
Nefs-i Van |
SEKİZİNCİ FIRKA MERBÛTU |
|
|
2 |
|
|
Van Vilâyetinin
İran hududu |
|
|
1 |
|
|
Hakkari Muhafız
……………..
Münasib bir nokta |
|
|
2 |
|
|
Nefs-i Bitlis |
|
3 |
2 |
|
|
Muş mevki‘î |
|
5 |
|
|
|
Malazgird |
|
|
1 |
|
|
Si‘ird mevki‘î |
|
10 13 |
|
|
1 |
|
|
Bayburd ve
Gümüşhane
(Bu iki taburun
yedinci fırkaya rabtına mahzur var ise merkeze rabtı
kabildir) |
ORDÛ
MERKEZİ
MERBÛTATI
ORDÛ
MERKEZİ
MERBÛTATI |
|
|
1 |
|
|
Trabzon mevki‘î (Bu
iki taburun yedinci fırkaya rabtına mahzur var ise
merkeze rabtı kabildir) |
|
|
1 |
|
|
Sivas Vilâyeti
dâhilinde Merzifon |
|
|
1 |
|
|
Sivas vilâyeti
dâhilinde Karahisar |
|
|
2 |
|
|
Nefs-i Sivas |
|
10 |
8 |
2 |
|
Nefs-i Erzincan |
|
10 14 2 |
|
|
6 |
|
|
Dersim dahilinde
bulunan Dersim mürettebâtı |
ON DOKUZUNCU FIRKAYA MERBÛT |
|
|
5 |
|
|
Ma’muretül-aziz
merkezi |
|
|
2 |
|
|
Çemişgezek ve
civarı |
|
13 |
|
|
|
|
|
|
|
|
30 |
48 |
3 |
YEKÛN-I UMÛMİ |
|
|
|
|
KAYNAKÇA
Beşikçi, İsmail. Tunceli Kanunu
(1935) ve Dersim Jenosidi, Belge Yayınları, 1990.
Jandarma Umum Komutanlığı,
Dersim, Kaynak Yayınları, 2000
Kalman, M. Belge ve Tanıklarıyla
Dersim Direnişleri, Nûjen Yayınları, 1995
Kıeser, Hans- Lukas. Iskalanmış
Barış, İletişim, 2005
Öztürk, Saygı. İsmet Paşa’nın
Kürt Raporu, Doğan Kitap, 2007