Kürt Temsiliyet Krizi
Ömer F. Kurhan
14 Kasım 2007
2007 genel seçim kampanyasında İstanbul’dan bağımsız aday olan
Baskın Oran düzenli olarak ve inatla “ezberi bozmak” diyordu. Resmi
ideolojinin kırmızı çizgilerini sorgulama adına art arda çarpıcı ve
aslında oldukça uzlaşmacı açıklamalar yapan Baskın Oran’ın meclise
girmemiş olması, büyük bir talihsizlik oldu. Meclise Kürt oylarıyla
giren hiçbir bağımsız milletvekili – ne ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras
ne de DTP’li milletvekilleri – onun kadar açık ve dolaysız mesajlar
vermeyi başarmış değil. Onların da ezber bozmaya ihtiyaçları var;
ama kendilerine uyguladıkları oto sansür nedeniyle, örneğin
kendilerini meclise taşıyan PKK hakkındaki düşüncelerini dahi
açıklayamıyor ve bu konuda ezberin bozulmasına katkı sunamıyorlar.
Buna karşılık, devlet seçkinlerinin Kürt sorunu ile ilgili olarak
neredeyse topyekûn ezberi bozma zorunluluğu hissettikleri bir evreye
geçmiş bulunuyoruz. İlk defa askeri seçkinler de kırmızı çizgileri
gözden geçirme ve ezber bozma kampanyasına katılmış görünüyor. Bunun
ilk işareti, Milliyet gazetesinde Fikret Bila’nın eski Genelkurmay
Başkanı Hilmi Özkök’le yaptığı söyleşinin yayımlanmasıyla
verilmişti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı G. W.
Bush’la yaptığı görüşmeden sonra CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın
yaptığı Kürtsever şaşırtıcı çıkış, ezberi bozan beyanların bazı
emekli generallerin emeklilikten kaynaklı rahatlığının eseri
olmadığını gösterdi.
Fakat, mesele dönüp dolaşıp PKK’nin nereye konulacağına geliyor
ve bu konuda ezber bozma niyetinin pek değil, hiç olmadığı
görülüyor. Kürtlere söylenen şu: Bir hak arayışına girmek ve bir
şeyler kopartmak istiyorsanız, mutlaka PKK’nin terörist olduğunu
kabul etmek zorundasınız. PKK’yi kriminalize etmek ve
marjinalleştirmek bir saplantı olmayı sürdürüyor. DTP’li bazı kadın
milletvekillerinin PKK kamplarında askeri eğitim aldığı ya da DTP
Genel Başkanı’nın sahte çürük raporuyla askerlik görevinden kaçtığı
iddiaları, PKK ile bağlantılı bir DTP’ye hiçbir şekilde hayat hakkı
tanınmayacağını gösteriyor.
Kürt sorununun çözümünü PKK’den soyutlamanın imkanı var mı?
Sorunun yanıtı gayet basit: Beğenilsin ya da beğenilmesin,
halihazırda Türkiye Kürtlerinin temsilciliğini yapan yegane siyasal
parti PKK’dir. Elbette burada, Kürtlerin hak ve özgürlükler
mücadelesini var oluş nedeni yapan ve halkla bağlantısı kuvvetli bir
siyasal partiden söz ediyoruz; AKP gibi Kürtlerin şu ya da bu
kesiminin oyunu almayı başaran bir partiden değil. AKP’nin
Kürtlerden aldığı oy DTP’nin, dolayısıyla PKK’nin aldığı oyu geçmiş
olsa, hatta 2009 yerel seçimlerinde “Diyarbakır kalesi” düşecek olsa
da bu durum değişmez. AKP’nin DTP’ye Bulgaristan’daki Türk toplumuna
dayanan Hak ve Özgürlükler Hareketi’ni örnek almasını tavsiye etmiş
olması boşuna değildi; mesele Kürtlerin hak ve özgürlükleri
olduğunda, AKP risk almak istemiyor, önünde yürüyecek ve risk alacak
bir hareket karşısında merkezi otorite olma misyonunu sürdürmek
istiyordu.
Buna karşılık, PKK’ye alternatif olarak DTP’nin Kürtlerin
temsiliyetini devralabileceğini düşünmek bir fanteziden ibarettir.
DTP’nin ve bu gelenek içinde yer alan partilerin, bırakın PKK’den
ayrışmayı, emanetçiliğin ötesinde oynayabileceği bir rol
üstlenemeyeceği her defasında görüldü. Dolayısıyla, Kürt yüksek
siyasetinin normalleşmesi için, PKK’nin silah bırakmasını sağlayacak
bir siyasi çözüm formülünün bulunması şarttır. Zaten PKK buna hiçbir
zaman hayır demiş değil.
Şöyle düşünülebilir elbette: Devlet Kürt sorununda ezberini
bozmaya karar verdiğine göre, Kürtlerin hakları tanınmaya
başladığında, ama hiçbir şekilde PKK’yi muhatap almadığında, PKK
kendiliğinden işlevsizleşecek ve marjinalleşecektir. Peki, Kürtlerin
siyasi temsiliyeti konusunda ortaya çıkan boşluk nasıl kapatılacak?
Başka bir şekilde soralım: Kürtlerin hak ve özgürlükler planında
taleplerini kim seslendirecek? Aniden CHP’nin ortaya çıkıp “Biz
Kürtleri seviyoruz; terörü ve PKK’yı sevmiyoruz” demesi ve ana akım
medyanın çeşitli yazarları tarafından nihayet bir sosyal demokrat
bir parti gibi davrandığı için kutlanması boşuna değil. DTP’nin sol
kimliği ile kapsamayı sürdürdüğü Kürt oylarının CHP’ye
kaydırılmasıyla, AKP’nin eksik bıraktığı boşluğun kapatılabileceği
düşünülüyor. Askeri açıdan PKK etkinliğini sıfır noktasına
yaklaştırma çabası, aynı zamanda Türkiye’deki Kürt oylarının AKP ve
CHP arasında bölüştürülmesi anlamına geliyor.
PKK bu planı bozar mı?
Öncelikle söylenmesi gereken, PKK’nin bu yönde bir hazırlık
yapmadığıdır. 2004 Haziranı’ndan itibaren, askeri çözümü ve örgütsel
olarak dar ve seçkinci bir çizgiyi eksen almıştır. Bu çizgiye
alternatif Osman Öcalan çizgisi ise, Kürt Bölgesel Yönetimi’ne
sığınma ve siyasi ağalık anlayışının ötesine geçememiştir.
KONGRA-Gel ve sonrasında KCK gibi halkın örgütü olma iddiasıyla
kurulan yapıların pratik bir varlık edinmesi söz konusu olmadığı
gibi, eldeki yasal kurumların da halktan kopması ve kabuk bağlaması
gibi bir süreç yaşanmıştır. 2007 genel seçiminde görünür hale gelen
ve Kürdistan’ı da içeren önemli oy kayıpları, bu sürecin doğal
sayılması gereken bir sonucudur.
Genelkurmayın ABD ile uyumlu ve Güney Kürdistan’daki Kürt Bölge
Yönetimi’nin varlığını düşman kabul etmeyen bir çizgiye gelmesinde
ve nihayet Kürtleri “sevmeye” karar vermesinde, PKK’nin sergilediği
askeri direnç belirleyici olmakla birlikte, dönüp yine PKK’ye fatura
çıkaran bir biçim almıştır. En azından bu aşamada, geç de olsa,
DTP’nin öncülüğünde bir Kürt sivil inisiyatifinin devreye girmesi
gerekiyordu; ama bu yönde bir örgütsel hazırlık zaten yoktu. DTP
Kürt hareketinin yasal düzeyde seferber edildiği bir kurum değil,
Ankara’ya gönderilecek milletvekillerinin tayininin yapıldığı bir
örgüt haline gelmişti.
“Kürtleri sev, PKK’yi sevme” politikasının tüm şiddetiyle hayata
geçirildiği bugünlerde, PKK’nin Kürt siyasi temsiliyetini sürdürme
kapasitesinin marjinalleştirilmesi atağının sonuç alıcı olma
ihtimalinin yüksek seyrettiği söylenebilir. Bu ihtimalin gerçekleşme
nedeni, örneğin CHP’nin sosyal demokratlaşmaya ve Kürtleri kazanmaya
karar vermesi olmayacak; bizzat PKK yöneticilerinin, “PKK halktır”
önermesine rağmen, halkın örgütü olmanın gereklerini kabul etmeyen
ve halktan kopuk yüksek siyasete gömülen çizgideki ısrarı olacak. Bu
ihtimal hesabı, Türkiye’de kelimenin gerçek anlamında Kürt
temsiliyetinin yaşadığı krizin aşılacağı değil, aksine derinleşeceği
anlamına geliyor. PKK kendi ezberlerini bozmadan kendisi hakkındaki
ezberi de bozdurtamayacak ve Kürt temsiliyet krizinin
derinleşmesinin önüne geçemeyecektir.
Bu yazı Kültürel Çoğulcu Gündem web sitesinden alınmıştır. Yazının aslına erişmek için
tıklayınız.