Kürt karşıtı milli seferberlik politikalarının geçersiz
kılınması, Kürt hareketinin demokrasi mücadelesinin kurucu unsuru
olmasına bağlıdır
Ömer F. Kurhan
28 Ekim 2007
Gabar’da ve sonrasında Hakkari’deki çatışmalarda meydana
gelen toplu asker ölümleri, çok sayıda askerin yaralanması ve
sekiz askerin HPG tarafından esir alınması gibi olaylar, Genelkurmay
destekli milli seferberlik için gerekçe haline getirildi. Meşru
savunma ve mağduriyet söylemiyle gerçekleştirilen seferberliğin
ana hedefi ise, Kuzey Irak’ta PKK’yi himaye ettiği iddia edilen
Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) taciz edilmesi, Türkiye Kürtlerinden
izole edilmesi ve mümkünse tamamen ortadan kaldırılması. Böylece,
Ortadoğu’da genişleme eğilimindeki bir Kürdistan federasyonlaşmasının
önüne geçilmesi hedefleniyor.
Türk ordusunun ABD’ye rağmen Kuzey Irak’a girip Güney Kürdistan’ın
tamamını içine alacak kapsamlı bir saldırıya yönelme ihtimali
tabii ki yok. Fakat bu, sınır ötesinde askeri bir duvar örerek
izolasyona yönelme çabasının duracağı anlamına gelmiyor. Şimdilik
bu, dağları taşları vuran hava saldırıları ile hayata geçiriliyor.
Asıl amaç, sürekli dillendirildiği gibi, sınırın 20-30 kilometre
ötesine kadar olan bölümünü işgal ederek askeri bir tampon bölge
oluşturmak. Habur sınır kapısını kapatma ve Irak’la ticareti
Güney Kürdistan’ı bypass ederek gerçekleştirme projelerinin
ısıtılması, ekonomik yıpranmanın tek taraflı olmayacağı ve Türkiye’ye
maliyetinin daha yüksek olacağı bilinmesine rağmen, hayata geçirilmek
istenen izolasyon politikasının kaçınılmaz bir sonucu.
Genelkurmayın bu politikaları topluma onaylatacak milli “sivil”
seferberliği uzun süredir teşvik ettiği ve sivil görünümlü paramiliter
kurumlar eliyle yürütülen çalışmaların yetersizliğinden şikayet
ettiği bilinen bir şeydi. AB ve ABD ile uyumlu hareket etmeye
özen gösteren AKP’nin Kürdistan politikasının değiştirilmesini
sağlayacak milli sinerji bir türlü yeterli hale getirilemiyordu.
Nihayetinde, seçim sandığında kaybeden Genelkurmay oldu.
2007 genel seçimi sonrasında, şiddetlenen askeri çatışmalarda
meydana gelen toplu asker ölümleri, Genelkurmayın inisiyatifi
ele geçirmesi için kullanıldı. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın
HaberTürk kanalı tarafından organize edilen Terörle Mücadele
Kahramanlarına Destek Kampanyası’na canlı telefon bağlantısıyla
ve büyük bir heyecan duyarak katılması, bu kampanya sayesinde
“sivil” ataletin aşıldığını ilan etmesi ve bağışların adresi
olarak Mehmetçik Vakfı’nı göstermesi, Genelkurmay’ın üstlendiği
açık bir çeşit partiler üstü parti fonksiyonunu göstermesi açısından
oldukça çarpıcıydı.
Partiler üstü parti meselesini açmakta fayda var: AKP’nin
birinci hükümet döneminde, generaller arasında “Darbe mi yapsak,
nasıl yapsak?” tartışmaları yaşanmış, nihayetinde milli “sivil”
seferberlik kararı alınmıştı. (Hatırlanacak olursa, bu tartışmaların
gözler önüne serilmesi Nokta dergisinin kapanmasına neden olmuştu.)
Cumhuriyet/bayrak mitingleri, medya alanında Tuncay Özkan’ın
yönetimindeki KanalTürk’ün ve reytingi daha düşük birçok televizyon
kanalının Genelkurmay destekli milli “sivil” seferberliğin ajitasyon
ve propaganda aygıtı gibi çalışması, daha sonra bu çalışmanın
içine ana akım medyanın da çekilmesi, genel seçimde kullanılacak
oyları CHP ve MHP arasında pay etme çabaları, CHP ve MHP milletvekilleri
arasına doğrudan Genelkurmay’ın sözcülüğünü yapacak milletvekili
adaylarının yerleştirilmesi vs. bu partiler üstü partileşme
sürecinin belirgin görünümleriydi.
Bu süreçte dikkati çeken, toplumsal muhalefet alanında, solun
tükenme sürecine Kürt hareketinin de dahil olma eğilimiydi.
Yıllarca Türkiye’nin en büyük mitingleri Newroz kutlamaları
olmuştu. Fakat, Newroz kutlamalarında yakalanan kitlesellik
hiçbir zaman programlı bir demokratik mücadelenin dinamiği haline
getirilemedi. Buna karşılık, 2007 genel seçimi öncesinde düzenlenen
cumhuriyet/bayrak mitingleri Newroz kutlamaları ile yarışacak
ve hatta geride bırakacak bir yaygınlığa ulaştı. HPG’nin Kürdistan
dağlarına yaslanarak sergilediği askeri direnç, hatta son çatışmalarda
ordunun prestijini sarsacak düzeye erişen performansı ise, Genelkurmay
destekli milli “sivil” seferberliğe gerekçe kazandırma işlevi
gördü.
1990’lardan beri toplumsal muhalefetin başlıca odağı Kürt
hareketiydi ve açılımın da oradan gerçekleşmesini beklemek doğal
görünüyordu. Fakat Kürt hareketinin gerilla mücadelesine indirgendiğinde
daraltıcı, indirgenmediğinde yasalcı yozlaşmayı ve likidasyonu
yaşayan karakteri, örgütlü bir toplumsal muhalefetin yaratılmasını
engelleyen bir faktöre dönüştü. PKK’nin 2004 Haziranı’ndan itibaren
askeri çözüm seçeneğini öne çıkarması, aynı zamanda demokratik
ve kapsayıcı bir sivil hareket etme inşa etme yeteneksizliğinin
itirafıydı. AKP politikaları ile Genelkurmay politikaları arasındaki
yaşanan sert çelişkilerin sağladığı politik olanaklar da değerlendirilemedi.
Sonuçta, 2007 genel seçiminde sandıkta söndürülen milli histeri
balonunun seçimlerden hemen sonra yeniden şişirilmesinin adeta
önü açıldı.
Türkiye şiddetle militarist ve yasalcı saplantılardan arındırılmış
kapsayıcı bir toplumsal hareketin örgütlenmesine ihtiyaç duyuyor.
Kürt hareketi hali hazırda uluslararası koşulların elverişli
olduğu söylenebilecek bir evreyi yaşıyor; fakat, bu avantajı
değerlendirecek bir toplumsal hareket olma özelliğine bir türlü
kavuşamıyor. Neler oluyor? Bu açık bir zihinle tartışılmayı
hak eden, tartışılmadığı ve pratik sonuçlar çıkarılmadığı sürece
açmazın büyüdüğü bir mesele.
Genelkurmayın ABD ve İsrail’in “teröre karşı savaş” yöntemleri
ile bir yere varamayacağı ve topluma verdiği askeri zafer taahhütünü
yerine getiremeyeceği öngörülebilir bir şeydir. Bu anlamda,
askeri vesayet rejimi bir kez daha tükenişi yaşayacaktır. Buna
karşılık Kürt hareketinin örgütlü bir sivil hareket inşa etme
ve Türkiye toplumu ile bütünleşme yeteneksizliği, bu tükenişin
tekrar tekrar kendisini üretmesinin önüne nasıl geçilebileceği
sorusunun yanıtını belirsiz bırakmayı sürdürüyor.
Politik inisiyatifin seçkin güç odaklarından toplum tabanına
geçmesi, her şeyden önce Kürt hareketinin toplumsal katılımı
sağlayacak kurumsal bir yeniden yapılanmayı gerçekleştirmesine
bağlıdır. Demokrasi talep eden, ama demokrasi mücadelesini gerilla
mücadelesine ve Ankara’daki memur milletvekili pratiğine indirgeyen
bir Kürt hareketi, devletin bastırmacı kriz yönetimini olağanlaştırma
işlevi görmektedir. Kürt hareketi bünyesinde yasalcı yozlaşma
pratiklerine prim vermeden demokratik mücadele gündemini toplum
tabanına yayacak inisiyatiflerin örgütlenmesi, içine sürüklendiği
askeri ve bürokratik seçkinci açmazın aşılması için esastır.
Kürt hareketi demokrasi mücadelesinin kurucu unsuru haline geldiği
ölçüde, milli seferberlik politikalarını geçersiz kılacak ve
Türkiyelileşme bir fantezi olmanın ötesine geçecektir. Aksi
takdirde, şoven milliyetçiliğin kışkırttığı karşı milliyetçi
ve bölge merkezli bir öz savunma mücadelesinin sınırlarını zorlayamaz.