Gündem Gazetesinin Kapatılması
Alışmalı mı?
Ömer F. Kurhan
17.09.2007
Kültürel Çoğulcu Gündem'in iletişim gurubunda bazı olgulara
dikkat çekmek için mail atılır. Bunlardan bir tanesi Gündem
gazetesinin yine (dördüncü kez) kapatılması ile ilgiliydi. Çok
ilgi çektiği ve heyecan uyandırdığı söylenemez. Terörle Mücadele
Yasası'nın (TMY) resmen kanunlaşmasından sonra, PKK'yi ve başta
A. Öcalan olmak üzere lider kadrosunu meşru gösteren her haber
ya da yazı Gündem'in kapatılmasına gerekçe olarak gösterilebilirdi.
Gündem de bunu yapmayı sürdürdü. Dolayısıyla, Gündem'in dördüncü
kez kapatılması şaşırtıcı bir olgu değil, hatta alışkanlık yaratmış
durumda.
Gündem gazetesinin hitap etmeye çalıştığı kitlenin PKK ve
lider kadrosunu meşru kabul ettiği bir gerçektir ve bu kitle
DTP seçmenlerinin de ötesinde bir yaygınlığa sahiptir. Daha
doğrusu, PKK ve lider kadrosuna Kürtler'in bakışı ile resmi
devlet kurumlarının bakışı birbirine tamamen zıttır. Hatta öyle
durumlar vardır ki, devlet adına PKK gerillaları ile savaşan
korucuların bile, Kürtler adına kendilerinden fazla PKK'yi meşru
gördükleri söylenebilir.
Kürtler arasında genelde PKK'nin meşruiyeti tartışılmaz, esas
olarak Kürtleri temsil yeteneği ve başarısı tartışılır. Meşruiyet
tartışmasını yürütenler, bir şekilde "Kürt aydını" kimliğini
ana akım medyanın vitrininde sergileyen çok az sayıda kişi ve
çevredir. Kürt halkı bunlara itibar etmemekte, onlar da bu durumu,
halkı örneğin "köylü" olmakla suçlayarak ya da halktan kopuk
konumlar almalarını sürüden ayrı düşmüş modern aydının yalnızlığına
bağlayarak açıklamaktadırlar. Ama yine de umut vardır; eğer
DTP başının belası haline gelmiş PKK'yi kaale almama cesareti
gösterirse, onlar yalnızlıklarından, Kürt halkı da körlüğünden
kurtulma iradesine sahip olduğunu gösterebilecektir.
Gündem Kürt halk kitlesinin bakış açısını yansıtma iddiasında
olan bir gazete olduğu için, mecburen PKK ve Öcalan'a meşru
bir varlık atfetmekte ve ister istemez sürekli kapanma tehdidi
yaşamaktadır. 2005 yazında TMY geliyorum demişti; "teröre karşı
mücadele" için medyanın denetim altına alınması şart görülüyor,
ABD'deki 11 Eylül saldırısının ardından gelişmiş Batılı ülkelerdeki
özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler örnek olarak gösteriliyordu.
301 gibi maddeler daha ziyade ulus devleti restore etme derdindeki
resmi ideolojinin denetimini kabul etmeyen aydın çevrelere dönük
olarak öne çıkarılırken; TMY "terör örgütü" PKK ya da "terörist
elebaşı" Öcalan'ı meşrulaştırma girişiminin her türlü versiyonunu
boğmak için kanunlaştırıldı. Bunlar çok açık ve sonuçları da
öngörülebilir gelişmelerdi. Sonra Gündem'in rutin kapanma dönemine
geçildi. Şu sıralar yine ve dördüncü kez kapandığını öğreniyor
ve şaşırmıyoruz.
Alışıyor muyuz? Kritik soru aslında bu. Türkiye'de Kürt halkı
adına söz söyleme iddiasına sahip tek Türkçe gündelik yayın
organı dördüncü kez kapatılıyor, ama kendi içinde daralmaya
devam eden bir çemberin protesto konusu olmanın ötesine geçemiyor.
En fazla Eren Keskin gibi insan hakları aktivisti bazı "eski
dostlar" sesini yükseltiyor, ama onların da bu daralan çemberin
dışına çıkarak bir açılımı temsil edemedikleri bir gerçek.
Peki, bu nasıl oldu? Sorunun yanıtı gayet net bir şekilde
verilebilir: Gündem ve bağlı olduğu daha geniş Kürt medya ağı
hiçbir zaman ifade özgürlüğü mücadelesinin aktif ve kalıcı bir
öznesi olmayı kabul etmedi. Her zaman sahip çıkılmayı bekleyen
mağduru oynamayı tercih etti. Bu bir oyundu ve demokratik bir
cumhuriyet için verilecek mücadelenin gündemleştiği 2000'li
yıllarda inandırıcılığı azaldı; daha derinde yatmayı sürdüren
anlayış ifade özgürlüğü mücadelesinin içsel bir kabulün konusu
olmaması ve önemsizleştirilmesiydi.
Bazen gerekçe olarak öne sürülen şu oldu: İfade özgürlüğü mücadelesi
kendiliğinden saf ve temiz bir mücadele alanı oluşturmaz; aksine,
bu mücadele alanı da kirletilmeye ve rant ilişkileri geliştirilmesine
alabildiğine müsaittir. Biz de önlem olarak kadrolarımızı bu
alandan uzak tutalım; bırakalım bu işlerle "dost" bildiklerimiz
uğraşsın.
Çok doğru; her insan yapımı faaliyet gibi ifade özgürlüğü
mücadelesi de etik olarak sorunsallaştırılabilir ve kirlenmeden
korunması için de mücadele etmek gerekir. İlkesel olarak değil,
ama kendiliğinden ifade özgürlüğü mücadelesinin kirlenmeye karşı
bağışıklığa sahip olduğu iddia edilemez.
Öyleyse, ifade özgürlüğü mücadelesi "kaçkınlığının" bir değil,
iki zaafı olduğu söylenebilir. Birincisi mücadelenin dışsallaştırılması
ve önemsizleştirilmesidir; ikincisi kirlenme riskine karşı tavır
almamak ve mağduru oynayacağım diyerek buna göz yummak ve ortak
olmaktır.
İşte böyle böyle alıştık Gündem'in kapatılmasına ve Kürdi gündemin
karartılmasına.