Yeni Toplumun Teknolojisi
Nikos Raptis
20 Şubat 2010
Çeviren: Murat Yıldız
Fizikçi Jacob Bigelow 1829’da, Harvard’da verdiği bir dizi derste şunu
kaydetti:
Muhtemelen hiçbir dönemde, bilimin pratik uygulamaları, toplumun yetenek
ve girişimciliğinin bu kadar büyük bölümünü günümüzdeki kadar yoğun kullanmamıştır.
Böylesi bir girişime dair muhtelif konuları [...] kapsamak için, Teknoloji
genel adını benimsedim; bazı eski sözlüklerde bulunan, yeterince ifade yüklü
bir kelime... Bu başlık altında, özellikle de bilimin uygulamalarını içeren
daha gösterişli zanaatların ilkeleri, usulleri ve terminolojileri anlatılmaya
çalışıldı...1
Otuz iki yıl sonra, 1861’de, Boston’da Massachusetts Teknoloji Enstitüsü
(MIT) kuruldu. Başlıktaki “Teknoloji” kelimesi “MIT’ deki bilim çalışmalarının,
kibar bir öğrenme şeklinden ziyade, pratik sonuçlara yönlendirilebileceğini
göstermek için Bigelow’un kendisi tarafından önerildi.”2
Bilim daima teknolojiden ayrı olmuştur. Eski zamanlarda bilim aristokrat-filozoflara
“aitti”. Teknoloji, kol gücüyle çalışanların işiydi. Aynı şekilde, 18. yüzyıl
süresince İngiltere’de, “bilim, kültürlü, paralı ve boş zamanı olan sınıfların
bir etkinliği idi.” Aslında “‘bilim insanı’ terimi 19. yüzyıl ortalarına
kadar Britanya’da mevcut değildi; gerçekte kullanılan tabir ‘bilim geliştiricisi’
idi.”3
Teknolojinin kökleri Ortaçağa gitmesine rağmen, bilim ve teknolojinin
buluşması ancak 19. yüzyılın ortasında gerçekleşmiştir.
Nitekim teknolojiyi “bilimsel bilginin pratik uygulaması” olarak tanımlarsak,
çeşitli teknolojik alanlarımız olur: medikal teknoloji, bilgisayar teknolojisi,
vb. Bu alanlardan sıradan insanlar için önemi en büyük ve en doğrudan olanı
muhtemelen mühendisliktir.
Mühendisliğin tüm branşlarından biri var ki, yerküredeki insan yaşamıyla
hemen her bakımdan ilişkilidir. Gelin bu ifadenin doğruluğunu kanıtlamaya
çalışalım.
Sabah evinde uyanan sıradan bir insan düşünün. Bu ev, mühendisliğin bu
kritik branşındaki mühendisler tarafından tasarlanmış ve inşa edilmiştir
(buna “İ. Mühendisliği,” ya da kısaca İ.M. diyelim). Tasarım İ.M.nin bir
dalının (ya da alt disiplininin) bilimsel bilgisi temelinde yapılmıştır:
yapısal bölümü.
Sonra, bu kişi tuvalete gider. İ.M. mühendisler sıhhi tesisat ve atık
su tesisatını tasarlamış ve inşa etmişlerdir. İ. M. dalları, hidrolik,
sıhhi tesisat, su kaynakları, zemin mekaniğini (baraj tasarımı) kapsadı.
Kadın ya da erkek kahramanımız kahvaltısını yapar: mısır gevreği veya
diğer tarım ürünleriyle. İ. M. dalları sulama ve drenaj, boru hatları,
enerji bölümünü kapsar.
İşe gitmek üzere araba, tren ya da uçağa biniyor. Kullanılan otoyol,
demiryolu ya da havaalanı İ. M. tarafından tasarlanmış ve inşa edilmiştir.
İ. M. dalı ulaşımı kapsar.
İşyerleri, şehir, kasaba v.b.’de konumlanmıştır. İ. M. dalı: şehir
planlama.
Kadın ya da erkek kahramanlarımızı izlemeye ihtiyaç kalmadı. İki düzineden
(!) fazla İ. M. dallarının (kısmi) bir listesi İ. Mühendisliğinin sıradan
insanların hayatındaki önemini göstermek için yeterlidir. İ. M. dallarının
listesi: havacılık, soğuk alanlar, İ. M.’de hesaplama, yapı mühendisliği,
mühendislik mekaniği, çevre mühendisliği, malzemeler, profesyonel konular,
kadastro, liman ve kıyı mühendisliği, vb.
İ. M.’ deki İ harfi “inşaat”tan gelir, bu yüzden “inşaat mühendisliği”
hakkında konuşuyoruz. Yani, mühendislik sivil halkın yaşamının büyük bölümü
ile ilgilidir. Ancak halk, inşaat mühendisinin ne yaptığı hakkında sadece
çok muğlâk bir fikre sahiptir. Çok da tuhaf olmayan bir sebep yüzünden çoğu
insan yukarıdaki aktivitelerin tümünün mimarlar tarafından gerçekleştirildiğini
düşünür: Bunun sebebi belki de, Hollywood tarafından, mimarların, avukatlar
ve doktorlar gibi mühendislerden daha çekici kişiler olarak addedilmiş olmasıdır.
Hatta sözlükler, mimarlığın “özellikle içinde yaşanabilir yapıları inşa
etme ve tasarlama bilim ya da sanatı” olarak oldukça yanlış bir tanımını
veriyorlar. (Bu konudaki bazı yorumlar için aşağıya bakın.) Mühendisler
çoğunlukla can sıkıcı ve etik olmayan müteahhitler, vb. olarak düşünülüyorlar.
Gerçekler biraz farklıdır. “Sadece belirli insanlar mühendis olmayı tercih
ediyor ve bu mesleki alana girmelerine olanak veren ve yoğun bir çaba gerektiren
bir üniversite müfredatının zorluklarına katlanmaya gönüllü oluyorlar.”
4 “Mühendisler dürüstlüğe ve halkın refahına adanmış bir mesleğe katılmayı
seçtiler.”5 Aslında, inşaat mühendisleri, sıhhi tesisat mühendisliği alandaki
çalışmalarıyla insanların ortalama ömürlerini ikiye katladılar.
İnşaat mühendisliğindeki elli yıllık deneyimim bana yukarıda alıntılanan
her iki ifade ile hemfikir olmayı öğretti. Her ne kadar bir mühendis olan
Kurt Prufer, Auschwitz’deki fırınları inşa ettiyse, ya da (kimya) mühendisleri
Agent Orange’ı ürettiyse de, bunlar mühendislerin büyük bir kesimini yansıtmıyor.
Bununla beraber mevcut toplumsal sistemde, mühendislerle ilgili gerçek bir
problem vardır. Bu problem (politik, vb.) dış etkilere ve baskılara boyun
eğmeme konusundaki cesaretsizlikleriyle ilgilidir. Mimarların ise, yukarıda
bahsedilen tüm “tasarım ve inşalarla” hiçbir ilişkisi yoktur. Yalnızca “yaşanabilir
olan” tasarım ve inşalarla uğraşırlar ve burada da tüm yaptıkları estetikle
ilgilidir.
Katılımcı ekonomi vizyonunun özü, bu vizyona rehberlik eden ve onun ahlaki
temeli olan değerlerdir. Katılımcı ekonomik analizin karakteristik özeliklerinin
(ahlaki temel, rasyonalite ve dürüstlük) sınırları çok genişletilmiştir.
Özellikle, katılımcı ekonomi girişiminin ahlaki temeli bugüne kadar önerilen
herhangi bir şeyden çok daha ileridir.
Böylece, eğer inşaat mühendislerinin “dürüstlüğe ve halkın refahına adanmış”
(yani, katılımcı ekonomiye ait niteliklere sahip) insanlar olduklarını kabul
edersek, o zaman inşaat mühendisliğini, bu bölümün konusu olan “Yeni Toplumun
Teknolojisi” analizinin nesnesi olarak seçmek mantıklıdır.
Değerlendirmemizi üç alanda kuracağız: katılım, karar verme ve yenilik
ihtiyacı.
Katılım
Bir yandan meslek erbabı olmayan birisinin inşaat mühendisinin işine
katılımını diğer yandan mühendisin toplumsal sürece katılımını inceliyoruz.
Bir inşaat mühendisi çok uzmanlaşmış bilgiye sahip bir profesyoneldir.
Dolayısıyla, işin erbabı olmayan biri onun işine katılabilir mi?
Tarihsel kayıtları inceleyelim. “İnsanlık tarihindeki hemen tüm muhitler
işin erbabı olmayan insanlarca tasarlanmıştır. Dünyadaki en harika yerlerin
çoğu [...] mimarlar tarafından tasarlanmadı.”6 Ortaçağ İtalya’sının özgür
şehir devletlerinde yurttaşlar, yurttaş komiteleri vasıtasıyla teknik projelerin
planlamasına katıldılar. “Dante, Floransa komitesinin üyesiyken, görevde
olduğu sürede San Procolo’nun genişletilmesi için düzenlemeler yapılmasında
yer aldı.”7
Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de, Mimarlık profesörü olan Christopher
Alexander, “’katılım’ın tam olarak ne anlama geldiğini sorarak başlayalım.
Bir çevrenin kullanıcılarının onu şekillendirmeye yardım ettiği
herhangi bir süreç anlamına gelebilir”8 diye yazdı (vurgu eklendi). Katılımın
bu “tanımının” 1973 tarihli olması oldukça dikkate değerdir.
İnsanların çevrelerini “şekillendirme” ihtiyacı neredeyse içgüdüseldir
demek bir abartma değilmiş gibi görünüyor. Ancak sıradan insanlar bir inşaat
mühendisiyle anlamlı bir şekilde iletişim kurabilirler mi ve mühendisin
çalışmasına değerli bir katkı yapabilirler mi? Çalışmasını, mesleğin erbabı
olmayan birisine bile anlaşılır bir şekilde sunmak mühendise bağlıdır. Ayrıca,
tüm insanların, bilgilerini pratik bir tarzda uygulamak, yani teknolojik
davranmak üzere akıllarını kullanma konusunda doğuştan bir yeteneği vardır.
İnsanlarda doğuştan olmayan şey akıllarını “bilimsel olarak” kullanmaktır.
Bu teknolojik (ya da zımni) düşünmenin oldukça “dramatik”
bir örneği şöyledir: ABD’deki bir uçak şirketinde, bir bilgisayar programıyla
büyük bir jet motorunun artyakıcısının çizim yöntemini tanımlamak için,
tümü doktora seviyesinde 4 matematikçiyle bir ekip oluşturuldu. Bu son derece
karmaşık bir şekildi. Bu problem üzerinde yaklaşık 2 yıl harcadılar ve tatmin
edici bir çözüm bulamadılar. Ancak uçak fabrikasının deneysel atölyesine
gittiklerinde, bir teknik ressam ile birlikte tecrübeli bir metal levha
ustasının bunlardan bir tanesini çizmeyi ve yapmayı gerçekten başarmış olduklarını
gördüler. Matematikçilerden biri “bu ikilinin artyakıcıyı yapmayı başarabildiklerini,
ancak bunu nasıl yaptıklarını anlamadıklarını” kaydetti.
Bu yüzden, sıradan insanlar (kullanıcılar) “bir mühendise işinde yardım
ederek çevrelerini şekillendirme hakkına ve yeteneğine sahiptirler” ifadesi
geçerli gibi görünüyor.
Şimdi inşaat mühendisinin toplumdaki katılımını inceleyelim. İnşaat mühendisi
bir uzmandır. Ancak, uzmanlığını topluma sunduktan sonra diğer herhangi
bir vatandaş gibi aynı haklar ve sorumluluklarıyla sadece sıradan bir vatandaştır.
Bugün durum nedir? “Çok uzun süredir, mühendisler toplumumuzu şekillendirmeye
yardım edecek ahlaki tartışmalara katılma konusunda başarısız oldular. Bu
tartışmalardan etik gerekçelerle ve profesyonalizm adına kaçınıyoruz. Bununla
birlikte, teknik ve analitik yeteneklerimizin pek çok tip problemin çözümünde
kullanılabileceğini göz ardı etmek işimize geliyor. Maalesef toplumsal olarak
doğru olanı desteklememek çok daha yaygındır.”9
Yukarıda ifade edilen görüşü yazan inşaat mühendisi Dennis A. Randolph,
ASCE’nin (Amerika İnşaat Mühendisleri Odası) bir üyesidir ve Virginia Fairfax
County’de Otoyol Operasyonları Şefidir. Randolph gibi mühendisler (ya da
daha iyisi, vatandaşlar) dünyadaki sıradan insanlara umut veriyorlar.
Tabi ki, ABD’deki “krizin temelde felsefi bir kriz olduğunu çok az kişi
kabul eder; [ABD’de!] hakim olan görüş, diğerkâm-kollektivist bir
görüştür” diye feryat eden Villanova Universitesi profesörü Ronald A. Chadderton
gibi mühendisler de vardır. 10 (vurgu eklendi). Şu gerçek göz ardı edilmemelidir
ki, dünyada Chadderton tipinde diğerkâmlık karşıtı bireyciler oldukça
fazladır.
Bu noktada ASCE’nin çalışmaları üzerinde biraz durmak ilginç olabilir.
Yunan bir inşaat mühendisi olarak, tüm meslek yaşamım boyunca, ASCE’nin,
kurulduğu tarih olan 1852’den bu yana yayınlarındaki değerli (doğru kelime
budur) bilgi birikimine güvenmişimdir. İşin özü, ASCE ABD toplumunun oldukça
tutucu bir sektörü olan Amerikan inşaat mühendislerinin sendikalist organıdır.
Ancak, hayat insanları “diğerkâm-kollektivist” olmaya doğru itiyor:
“Yıkım öylesine yaygındı ve arta kalan risk öylesine uğursuzdu ki bugün
–neredeyse iki yıl sonra- New Orleans’ın geleceği hala karanlıkta. [ASCE’nin]
Katrina Kasırgası Harici Değerlendirme Paneli’nin (HDP) bulgularını ve öngörülerini
paylaşma zorunluluğu vardır... Böylece diğer insanlar bu trajediden dersler
çıkarabilir ve benzer felaketlerin, sadece New Orleans’ta değil diğer topluluklarda
da, tekrarlamasını engelleyebilir.”11
İlginç bir (katılımcı ekonomik!) detay: HDP (13’ü ABD’den, 1’i Hollanda’dan)
14 üyeden oluşuyordu ve 40’tan fazla organizasyonu temsilen hükümetten,
akademiden ve endüstriden 150 uzman ile ilişkideydi –en az 164 kişinin demokratik
işbirliğinin bir örneği.
Ahlaki mükemmellik kavramı, mühendis–işveren ilişkisindeki sözleşmesel
etiğin çok ötesine geçiyor. Mühendis ve toplum arasında, ki bu sadece ulusal
toplum değil dünya toplumudur, ahlaki bir sözleşmeye ihtiyaç var. Biz,
inşaat mühendisleri olarak, dünyanın fakir bölgelerinin gelişimine yardım
etmek için pek çok şey yaptık. Ancak inşaat mühendisliğindeki ahlaki mükemmeliyet
kavramının özü, tüm bilgimizi, yeteneklerimizi ve toplumdaki nüfuzumu Kalküta’dan
New York’a tüm evsizlere ev sağlamak ve favela dehşetini yok etmek
için kullanmamız yönünde tutkulu bir taahhüt olmalıdır.12
“Koordinatör sınıf” üyeleri olan (oldukça muhafazakâr) inşaat mühendisleri
bile katılımcı ekonomi vizyonuna bağlılığa hazır olabilirler mi? Aslında
bu mühendislerden biri, C. R. Pennoni, “Vizyon üretmek, geçmiş, şimdi ve
geleceğe bir bakış, bir değişim çalışmasıdır –bugünün gerçeğinin ötesini
düşünmektir... Bir plan, sadece detaylı bir eylem gündemi sağlar, oysa bir
vizyon çoğu kez ilham verir, ,”13 diye yazıyor.
Karar Alma
Umudu Gerçeğe Dönüştürmek: Kapitalizmin Ötesinde Yaşam (2006)
kitabında Michael Albert şöyle yazıyor: “[Biz,] doğru bilgileri düzgün ve
verimli bir şekilde saptayabilen ve aktarabilen bir mekanizma tasarlamalıyız...
Öyle ki, işçilere ve tüketicilere yaptıkları tercihlerden etkilendikleri
oranda bu tercihler üzerinde söz hakkı verilmelidir,” (vurgu eklendi).14.
Bir ASCE dergisinde 1993’te yayınlanan bir makalede şunları okuyoruz:
Mühendis:
- Bir mühendislik projesinden etkilenen tüm bireylerin, projeye ilişkin
kararlara uygun derecelerde katılma haklarına saygı gösterecek.
- Kendilerini etkileyebilecek tüm mühendislik karalarına ilişkin olarak
tüm taraflara eksiksiz, doğru ve anlaşılabilir bilgileri sağlayacak.
- Mazur gösterilemez kötü sonuçlara yol açacak projelere, uygun işverenler
ya da makamlarca onaylanmış olsalar bile, onay vermeyi ya da bu tür projeler
içinde yer almayı reddedecek ve diğerlerini de bu şekilde davranma yönünde
cesaretlendirecektir.”15
Öyle görünüyor ki, yeryüzünde yaşadığı sadece 100.000 yılda Homo Sapiens
neslinin tüm bireyleri, hemen hemen aynı düşünme biçimine sahip oldu. Aralarında
14 yıl fark olan yukarıdaki metinlerdeki, hatta kelimeler düzeyindeki çakışmaya
dikkatinizi çekerim.
Tezini ispatlamak için 1993’teki alıntının yazarı trajik bir örnek veriyor,
Challenger kazası:
Fırlatmanın başlatılmasının aleyhinde olan Morton-Thiokol’un mühendisleri
açıkça görüldüğü üzere, yukarıda değinilen etik ilkelerin üçüncü maddesine
göre davrandılar, mazur gösterilemeyecek bir zarara neden olma olasılığını
yüksek gördükleri bir eylemde yer almayı reddettiler. Ne yazık ki, mühendislere
şirkete sadık kalmayı öğreten mühendislik etik ilkelerinin (yukarıdakinden
farklı bir etik ilkeler bütünü) iç çelişkilerine takıldılar... Mühendisler
önerilen [etik ilkeler] tarafından yönlendirilmiş olsalardı, bu kararda
en büyük paya sahip olması gereken taraflardan birinin astronotlar olduğunu
kabul edebileceklerdi ve astronotlar karar verme sürecine davet edilebileceklerdi...
Astronotlara gerçekler anlatılmış olsaydı, –en başta onları etkileyen- bu
kararda onların da katkılarını olacaktı.”16
İşte yeni toplumdaki katılımcı ekonomi uygulamasının başka bir örneği:
bir şehirdeki binaların kaçınılmaz olarak, yapısal ve toplumsal açıdan doğru
olan, A yöntemine göre inşa edildiğini farz edelim. Ancak, şehirde var olan
toplumsal sistemde, güçlü insanların oluşturduğu küçük bir grup bu binaları,
yapısal olarak doğru olmayan ama kârlı olan, B yöntemine göre inşa etmeye
karar veriyor.
Şehirde var olan toplumsal sistem yerine, katılımcı ekonomi etkin olmuş
olsaydı, bina yapma kararı katılımcı bir şekilde verilmiş olacaktı ve seçim,
doğru olan (ancak kârlı olmayan), A yönteminden yana olacaktı.
Örnek hipotetik değildir. Şehir, Yunanistan’ın orta bölgesindeki, Volos
şehridir. Deprem bölgesinde yer alan bu şehirde meydana gelecek bir sonraki
büyük deprem muhtemelen, katılımcı ekonominin özü olan, temel ahlaki mantığın
değerini kanıtlayacaktır.
Yenilik
Genel olarak mühendisler, özellikle inşaat mühendisleri, yeniliğe oldukça
kayıtsız kaldılar. İşlerinin büyük bölümü, toplum için son derece yararlı
olmasına rağmen, rutindir ve rutin olmuştur. Bununla beraber, örneğin bir
yakınlarının hayatını kurtarmak için yenilik yapmaya zorlandıklarında tıbba
yaptıkları yenilikçi katkılarının da gösterdiği gibi, mühendisler son derece
etkin olduklarını kanıtladılar.
Yeni, katılımcı bir toplumda yenilik ihtiyacı yaşamsaldır. Mühendislerin
yapabileceği yeniliklerin mümkün ve gerekli olduğu alanlar şöyle sıralanabilir
diye düşünüyoruz:
- Depremler her yıl on binlerce insan öldürüyor (insan yaşamında sadece
savaş eşit derecede yıkıcıdır). Ölümlerin çoğu, özellikle üçüncü dünya
ülkelerinde, yığma taş duvarlı evlerde oluyor. İnşaat mühendislerinin,
yerel malzemelerle seri üretimi yapılabilen, hafif evler icat etmeleri
bir zorunluluktur. Yerel halkın bu yeni tip evlerin tasarım ve inşasına
katılımının ne derece önemli olduğu anlatmakla bitmez. Bu seri üretim
tipi ev deprem bölgesi olmayan alanların –Kalküta’nın evsizleri ya da
Favelalarda yaşayan halkın- yerleşim sorununa da çözüm olabilir.
İnşaat mühendisleri için çelikle güçlendirilmiş beton iskeletli çok katlı
binaların depreme dirençlerini yeniden test etmek için süreleri de dolmuştur.
Bu yapıların kırılgan doğası birçok kere ispatlanmıştır. 20. Yüzyılın
başından beri tüm dünyada çöken bu tip yapıların tarihine genel bir bakış
ihmal edilmemelidir.
- Üniversiteler, ASCE, vb. kurumlarda inşaat mühendisliğindeki çökme
vakaları için ilaveten ayrı bir bölüm ya da şube veya ders olması gerektiğini
öneriyoruz. Eğer yerel inşaat mühendisleri son yüzyılda meydana gelen
çökme vakaları üzerinde çalışarak çökmelere karşı bir bilinç oluşturacak
şekilde eğitilmiş olsalardı Minneapolis’deki köprünün Ağustos 2007’deki
çöküşünün önlenebilmesi mümkündü.
- İnşaat mühendislerinin “çekingenliği”, büyük ölçüde, otomobillerin
yeryüzü ve sakinlerinin en kötü düşmanı olmasını sağladı. Zaman, mühendisler
ve dürüstçe bilgilendirilmiş ve katılımcı yurttaşların otomobil konusunu
yeniden sorgulama zamanıdır. Çözüm, toplu taşıma için, çelik tekerlekleri
çelik raylar üzerinde kullanmaktı(r).
- İklimin sebep olduğu Katrina kasırgası, seller ve diğer doğal yıkımlar
denetim altına alınamaz. Denetim altına alınabilir olan şey insanı koruyan
insan yapımı yapılardır. Mühendislere ve yurttaşlara şu soru sorulmalıdır:
problemin ciddi bir tahkikatı yapıldı mı?
- 11 Haziran 1976’da, 94. Kongre’nin Temsilciler Meclisi’nin bir alt
komitesinde bir oturum gerçekleşti. Tartışılan konunun başlığı “Güneş
Enerjisini Elektriğe Çevirme: Büyük Bir Atılım mı?” idi. Tartışılan (muhtemel)
atılım Amerikalı fizikçi Joseph C. Yater’in bir molekül kadar küçük boyutlarda
son derece minyatür araçlar kullanarak (‘nanoteknoloji’ terimi sadece
iki yaşındadır) güneş enerjisini elektriğe çevirme düşüncesiydi. Otuz-iki
yıl sonra, bu türden hiç bir araç kullanımda değildir. Zaman, güneş enerjisinin
birinci öncelikte olmasını gerektirmektedir. Silikon Vadisi’ndeki, mühendislik
okullarındaki, araştırma enstitülerindeki vb. insanlar zamanlarını “cezbedici”
cep telefonlarını icat etmeye harcamak yerine bu yaşamsal problemi çözmeye
çalışmalıdır.
Faydalı bir teknoloji için en önemli faktörün, katılımcı karar alma yollarının
yanı sıra, katılımcı ekonomiye dayalı bir toplumun ahlaki boyutu olduğunu
düşünüyoruz. Mühendisler mayın, napalm ve misket bombaları keşfetmeleri
ve üretmeleri için mevcut toplumun barbar yönetici elitlerinin emir ve baskılarına
dayanmak zorunda bırakılmayacaklardır. İnsanlığın rasyonel ve ahlaki olarak
doğru ihtiyaçlarını karşılamak için zekâlarını özgürce kullanacaklardır.
Ayrıca, bir katılımcı ekonomi toplumundaki mühendislerin (özellikle inşaat
mühendislerinin) bilgi ve deneyimlerini sıradan insanların güvenliğine dürüstçe
adamak için çeşitli imkânları olacaktır. Örneğin, dünya çapında depremler
ve eskiyen altyapıya ilişkin (başat) problemlerle yüz yüze gelmek için bir
şans verilecektir. Bir katılımcı ekonomi toplumunda, insanların radara yakalanmayan
ölümcül uçaklar yerine, güvenli köprüleri olacak.
Notlar:
1. David F. Noble, America by Design (Oxford University Press, 1977):
3,4.
2. A.g.e.: 23.
3. Rita Arditti, Science and Liberation (Black Rose Books, 1980): 18.
4. Aarne P. Vesilind “Why Do Engineers Wear Black Hats,” Journal of
Prof. Issues, American Society of Civil Engineers (ASCE from now on) (Vol.
119 No.1, Jan. 1993):2.
5. Mark J. Holliday “Ethical Responsibilities of Engineering Profession,”
Journal of Prof. Issues, ASCE (Vol. 120 No. 3, Jul. 1994): 271.
6. Christopher Alexander The Oregon Experiment (Oxford University Press,
1975): 45, 46.
7. A.g.e.: 158, 159.
8. A.g.e.: 39.
9. Dennis A. Randolph “Civil Engineering Shaping Society: Our Social
Responsibilities,” Journal of Prof. Issues, ASCE (Vol. 118 No. 1, Jan.
1992): 13.
10. Ronald A. Chadderton “Praxeology and Engineering,” Journal of Prof.
Issues, ASCE (Vol. 109 No. 3, Jul. 1983): 159.
11. “The ERP Report: What Went Wrong and Why,” ASCE, Civil Engineering
Magazine (Vol. 77 No. 6, June 2007): 54.
12. George Bugliarello “Ideal of Civil Engineering,” Journal of Prof.
Issues, ASCE (Vol. 120 No. 3, Jul. 1994): 293.
13. C. R. Pennoni “Visioning: the Future of Civil Engineering,” Journal
of Prof. Issues, ASCE, (Vol. 118 No. 3, Jul. 1992): 221.
14. Michael Albert Umudu Gerçeğe Dönüştürmek: Kapitalizmin Ötesinde
Yaşam (BGST Yayınları, 2007).
15. Vesilind “Why Do Engineers Wear Black Hats”.
16. A.g.e.: 6.