Iraklı Kadınlar, İşgalden Dört Yıl Sonra*
Nadje al Ali
19 Mart 2007
Çeviren: Sinem Şekercan
İnsanlık Krizi
Güvenlikten yoksunluğun inanılmaz derecede güç yaşam şartlarıyla
birleştiği bir ortamda her gün hayatta kalma mücadelesi öncelik
oluşturur. Irak’ın ekonomik yaptırımlar ve bir dizi savaşın
ardından zayıflayan altyapısı 2003’ten beri daha da kötüleşti.
Elektriğe ve içme suyuna erişimin eksikliği, sağlık tesislerindeki
aksaklıklar ve gittikçe kötüleşen sağlık sistemi 2003 sonrasında
Irak’ta günlük yaşamın bir parçası oldu. Bağdat’ta bir eğitim
hastanesinde doktor olarak çalışan Intisar K., BM’nin de ilgili
raporlarında belirtilen durumları şöyle özetliyor: “Günde üç,
en fazla beş saat elektriğimiz oluyor. Yeteri kadar temiz içme
suyu yok. Sağlık tesislerinin yetersizliği büyük bir sorun ve
bu yetersizlik, kötü beslenme, dizanteri ve küçük çocuk ölümlerinin
temel sebebi olmaya devam ediyor.”
Iraklı sivillerin günlük yaşamını tek etkileyen şey elektriğin,
temiz suyun ve petrolün eksikliği değil. Birleşmiş Milletler
Çocuklar İçin Acil Yardım Fonu, UNICEF’in ve İngiliz yardım
kuruluşu Medact’in son raporlarına göre, 2003 istilası ve devam
eden işgal durumu, sağlık koşullarının kötüleşmesine yol açtı.
Bu sağlık koşulları kötü beslenmeyi, aşıyla önlenebilir hastalıklardaki
ve beş yaş altı çocuk ölümlerindeki artışı da kapsıyor. Irak’ta
beş yaş altı çocukların ölüm oranı 1990’da %5 iken 2004’te %12,5’a
yükseldi.1 Yaptırım dönemlerindeki insani krize benzer biçimde,
kadınlar öncelikle çocuklarını ve kocalarını doyurdukları için,
bu durumdan en çok zarar görenler oluyor. Genelde hasta olan
ve kötü beslenen çocuklarının yeterli sağlık hizmeti alamamasını
çaresizce izliyorlar.
İnanılmaz güçlükteki koşullara rağmen, Iraklı kadınlar, bu
koşullar ve insani krizle başa çıkmak ve durumu düzeltmek için
2003’ten beri ön saflarda yer aldılar. Yoksullukla, sağlık hizmetlerinde,
ev sayısında ve devletin sağladığı sosyal hizmetlerdeki eksikliklerle
ilgili pratik ihtiyaçlar etrafında örgütlenen kadın inisiyatiflerinde
ve gruplarında artış oldu. Ayrıca kadınlar bilgisayar sınıfları
gibi eğitim ve öğretim ihtiyacını karşılayacak ve gelir getirecek
projeler için kaynak oluşturdular. Siyasi partiler ile dini
organizasyon ve gruplarla bağlantısı olduğu düşünülen inisiyatiflerin
çoğu, devletin sağladığı refah ve sağlık hizmetlerindeki boşlukları
dolduruyor. Ancak, bağımsız, tarafsız, profesyonel kadınlar
da yardım etmek için harekete geçmiş durumdalar.
Kadına Yönelik Şiddet
Yerleşim yerlerine yapılan hava bombardımanları birçok sivilin
ölümüne sebep olurken, birçok Iraklı da Amerikan ve İngiliz
askerlerinin kurşunlarıyla hayatlarını kaybetti. Aileler ya
kontrol noktalarına yaklaşmışken ya da yasaklı alanları fark
etmedikleri için yok edildiler. Masum kadın, erkek ve çocukların
öldürülmesinin yanı sıra, işgal kuvvetleri kadınlara şiddetin
diğer türlerini de uyguladılar. Kontrol noktalarında ve evlerin
aranması sırasında belgelenen çok sayıda fiziksel saldırı oldu.
Araştırma yaparken konuştuğum birçok kadın, kontrol noktalarında
üstleri aranırken fiziksel ya da sözlü olarak tehdit edildiklerini
ve askerlerin fiziksel saldırısına uğradıklarını belirtti. Ayrıca,
Amerikan kuvvetleri, isyancı olduklarından şüphe duyulanların
teslim olmalarını sağlamak için, bu kişilerin eşleri, kardeşleri
ve kızlarını da tutukladılar.2 Kadın akrabalar, Amerikan kuvvetleri
tarafından kelimenin tam anlamıyla esir alındılar ve takas nesnesi
olarak kullanıldılar. Askerler tarafından alıkonulan bu kadınlar,
tutuklamalarda uygulanan şiddetin yanı sıra bu tutsaklık durumundan
kaynaklanan utanç duygusundan dolayı da acı çekiyorlar. Yapılanların
sadece fiziksel saldırı ve işkenceyle sınırlı olmadığı, tecavüzlerin
de gerçekleştiğine dair çok sayıda kanıt var. Tutuklanan kadınlar,
sözde namus cinayetlerinin de kurbanı olabiliyorlar.
Aynı zamanda İslamcı militanlar ve terörist gruplar da kadınlar
için bir tehdit oluşturuyorlar. Irak’taki birçok kadın örgütü
ve aktivist, kadınlara karşı giderek artan İslamcı tehlikeyi
belgeledi: Belirli giysi kısıtlamalarına uyulması için yapılan
baskı, hareket ve davranışlarda sınırlamalar, kadınların yüzlerine
asit dökme vakaları ve hatta hedef alınarak öldürülme. 2003’teki
ABD işgalinden sonra, Basra’daki birçok kadın başörtüsü takmaya
zorlandığını ya da erkeklerin tacizinden dolayı hareketlerini
kısıtlamak zorunda kaldığını bildirdi. Basra Üniversitesi’ndeki
öğrenci kadınlar ise, savaş bittiğinden beri, erkeklerin üniversite
kapısında kendilerini durdurmaya başladıklarını ve başları kapalı
değilse bağırdıklarını söylediler.3
Sadece öğrenciler değil, her yaştan, her yaşam tarzından
kadın, bu günlerde belli giysi ve davranış kısıtlamalarına uymak
zorunda bırakılıyor. 2005 ve 2006’daki mezhep cinayetlerinden
önce hayli karışık olan Bağdat’ta yaşayan dört çocuk annesi
eski muhasebeci Suad F., 2006’daki Amman gezim sırasında bana
şunları söylemişti: “Uzun süre dayandım; ama geçen sene, evimin
önünde çok sayıda İslamcı militandan tehdit aldıktan sonra tesettüre
büründüm. Sanki yetkileri varmış gibi tüm mahalleye terör saçıyorlar.
Gerçekten de bölgeyi kontrol ediyorlar. Kimse onlara karşı çıkmaya
cesaret edemiyor. Birkaç ay önce insanları kendilerine itaat
edilmesi konusunda uyaran ve kadınların evde kalmalarını talep
eden broşürler dağıttılar.” 2007’ye gelindiğinde İslamcı milislerin
ve mantar gibi çoğalan aşırı İslamcı grupların açtığı tehditler
giyim kısıtlamaları ve üniversitelerde cinsiyet ayrımından çok
daha öteye gitti. Amerika ve İngiltere’nin özgürlük ve kadın
hakları retoriğine rağmen ve hatta biraz da onun yüzünden, kadınlar
arka plana itildi ve evlere kapatıldı. Kamusal alanda tanınan
kadınlar, doktorlar, öğretim görevlileri, avukatlar, Sivil Toplum
Örgütü aktivistleri ve siyasetçiler, sistemli biçimde tehdit
ediliyorlar ve suikastlere hedef oluyorlar. Suç çeteleri, fidye
için kadınları kaçırarak, cinsel tacizde bulunarak ve genç kadınları
Irak dışına kaçırıp fuhuş yapmaları için satarak hâkim “korku
iklimi”ni artırıyorlar.
Ne Tür Bir Özgürlük?
BM’nin 1325/2000 önergesi, kadınları hükümet ve bakanlık
işlerine, Irak’taki yerel ve ulusal yönetim sistemleriyle uğraşan
komitelere atayarak cinsiyet eşitsizliğini azaltmaya çalışıyor.
Ancak, kadınları siyasi partilere ve hükümet kurumlarına atamak,
siyasi geçişin sadece bir ayağını oluşturuyor. Kadınların varlığının
ve aktivizminin yargı, emniyet güçleri, insan hakları gözlemi,
bütçe ayrımı, özgür medyanın gelişimi ve tüm ekonomik süreçlere
dahil edilmesi daha önemli bir eylem olurdu. Önemli olan başka
bir şey de bağımsız kadın gruplarının, STÖ’lerin ve toplum temelli
örgütlerin oluşturulmasıdır. Kadınlarda cehalet oranına ve eğitim
sistemindeki kötü gidişata acilen dikkat çekilmesi gerekiyor.
Ne yazık ki kadın hakları ve kadınların yeniden yapılanma
sürecine dahil edilmesi üzerine yapılacak herhangi bir tartışma
arka plandaki koşullar değişmedikçe teoride kalacak. Kadınların
birçoğu, kendileri ve ailelerinin kurtulması güdüsüyle diğer
konuları ikinci plana atıyorlar. Iraklı kadın ve erkeklerin
bugünlerde hiç dönmeyecekmiş gibi evlerini terk ettikleri ve
sevdikleriyle vedalaştıkları biliniyor. Irak’ın neresinde yaşadığınıza
bağlı olarak (örneğin Bağdat gibi bir şehrin hangi kısmında,
hangi kasabasında oturduğunuza göre) Amerikalı bir keskin nişancının
kurşunuyla ya da füzeyle öldürülme ihtimaliniz hayli yüksek
olabilir. Öteki yerlerde ise, intihar bombacısı ya da militan
saldırı riski daha yüksek olabilir. Güvenlik eksikliği kadınlar
için genelde en az bir erkeğin gözetimde sınırlı bir hareketliliğe
yol açıyor.
“Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Yayma”: Çatışma Sonrası
Bölgelerdeki Başarısızlık
ABD ve İngiltere hükümetleri de dahil olmak üzere uluslar
arası toplum, çatışma sonrası yeniden yapılanma ve barışın oluşturulması
için BM önergesi 1325/2000’de de belirtilen “toplumsal cinsiyet
eşitliğini yayma” fikrini giderek destekliyor. Ancak, kadınların
katılımının artırılacağı taahhüdü verilse de kadınlara verilecek
katılım yetkisi garanti altına alınmıyor. Aslında Irak örneği
toplumsal cinsiyet duyarlılıklarının güvenlik ve farklı aktörlerin
siyasi gündemleri gibi “daha büyük önceliklere” feda edilebileceğini
gösteriyor. Toplumsal cinsiyet hassasiyeti olan politikaların
çatışma sonrası durumlarda nasıl ve ne zaman izlendiği ve kadınlar
ile erkekler açısından hangi sonuçları doğurduğu dikkatlice
incelenmeli.
Özellikle, 11 Eylül sonrası müdahaleler -teröre karşı sözde
savaş- bağlamında, yabancı askeri müdahaleler, yeniden yapılanmanın
ve devlet kurmanın “uluslararasılaştırılması”, küresel güvenlik
için gelişimin ve insani yardımın araçsallaştırılması kadın
ve insan haklarının feda edilme yöntemi oldu. BM çerçevesindeki
feminist aktivizm, BM’nin uluslararası hukuku uygulamadaki yetersizliğinden
dolayı gözden düştü ve hatta bazı durumlarda, yasa dışı operasyonlar
üzerinde düşünülmeden onaylandı. Kadın hakları ve toplumsal
cinsiyet eşitliğini yayma politikaları, sadece kadın hakları
ile ilgili gündemlerde değil aynı zamanda neoliberal uluslar
arası organizasyonların, kurumların ve hükümet programlarının
değişken parçası oldu.
Hem Irak hem de Afganistan’da yaşandığı gibi, “çatışma sonrası”
artan şiddet ve yükselen mezhep ve etnisite çatışmaları politik
süreçlerin ve yeniden yapılanmanın önünü kesti. Benzer biçimde,
kadınlar ve kadın hakları merkez konuma geldiler. Dışarıdan
ve yukarıdan gelen demokrasi girişimcileri, kadınlara eşit haklar
verilmesine ve kadınların toplumsal yaşama katılmasına karşı
toplumsal hareketleri kışkırttılar ve hatta belki de yasal hale
getirdiler.
Tüm bu ciddi kısıtlamalara rağmen, hala hizmet ve insani
yardım sağlamaya çalışan, gittikçe azalan haklarını korumak
adına politik açıdan seferber olan Iraklı kadın aktivistler
var. Hayatlarını her gün tehlikeye atan bu kadınlar, uluslar
arası toplumdan gelecek dayanışma faaliyetleri, kaynak ve eğitim
desteğini hak ediyorlar. Batılı hükümetler ve uluslar arası
organizasyonlar, Iraklı kadınları eğitmek üzere Batıdan “toplumsal
cinsiyet” uzmanları göndermek yerine mesela benzer çatışmaları
ve çatışma sonrası dönemleri yaşayan Bosna-Hersekli ve Afganistanlı
kadınlarla buluşmalar ayarlayabilirler. Bu buluşmaları Kuzey’deki
Kürt bölgesi hariç Bağdat’ta ya da başka bir şehirde düzenlemek
imkânsız olduğu için, uluslar arası organizasyonlar ve hükümetler
Iraklı kadınların Amman ya da Erbil gibi güvenli yerlerde buluşmalarına
yardımcı olmalı.
Ancak, ABD ve İngiltere istilası sürdüğü sürece, İslami güçler
istilayla savaşma adına kadınların toplumsal yaşama katılımını
ciddi anlamda kısıtlayacaklardır. Askerlerin geri çekilmesinden
hemen sonra şiddetin yatışacağı ya da kadınların daha iyi durumda
olacağı yanılgısına kapılmasam da kadın haklarının Irak’ta kadınlar
için daha büyük bir boşluk oluşturmayacak şekilde tartışılabileceği
bağımsız bir devlet kurmak gerekli bir adımdır.
Kaynaklar:
1. bkz.
http://www.unicef.org/infobycountry/iraq_statistics.html
ve
http://www.medact.org/content/wmd_and_conflict/Medact%20Iraq%202004.pdf
2. Terörist faaliyetlerle ve aynı zamanda direnişle ilgisi
olduğu düşünülenler, ailelerine yerleri ve durumları bildirilmeksizin,
düzenli olarak gözaltına alınıyorlar. Kayıp insanlar, rastgele
tutuklamalar, hapishanelerde işkence ve tacizler Saddam
sonrası Irak’ta müstehzi şekilde yaygın.
3. "Iraq: Female Harassment from Religious Conservatives,"
IRINNews.org, 14 Nisan
2004.
Notlar:
Dr. Nadje al Ali İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nde,
Arap ve İslam Araştırmaları Enstitüsü’nde profesördür. “Act
Together: Womes’s Action for Iraq (Birlikte Hareket Edelim:
Irak için Kadın Eylemleri)”nin kurucu üyelerindendir. Kısa
süre önce basılan Iraqi Women: Untold Stories from 1948
to the Present ( Iraklı Kadınlar: 1948’den Günümüze
Anlatılmamış Hikayeler) kitabının da yazarıdır.
* Zmag’dan alınmıştır. Yazının orijinali için
http://www.zmag.org/content/showarticle.cfm?SectionID=91&ItemID=12376