Radikal Aktivizmin Geleceğini Hatırlamak
Mandisi Majavu1
Çeviren: Ömer Ongun*
Benim düşünme şeklimi oldukça kapsamlı ve derin bir biçimde
etkileyen iki radikal politik aktivist vardır. Politik görüşlerinin
çıkışları temelde farklılık gösterse bile, bu görüşleri sosyal
değişim konusunda ödün vermez bir tutum karakterize eder. Şahsen
bu özelliği hem esin verici hem de takdire değer buluyorum.
Malcom X ve Michael Albert’ten bahsediyorum. Fakat, ben bu yazımda
esas olarak Albert’ten söz edeceğim. Daha açık olmak gerekirse,
bu yazıda kendisinin son kitabı “Yarını Hatırlamak: SDS’den
Kapitalizmden Sonra Yaşama2”yı tartışmak istiyorum. Kitap aslında
bir anı kitabıdır ve Seven Stories Press yayınevi tarafından
basılmıştır.
Kitapta ciddi aktivistlerin işine yarayacağını düşündüğüm
ve önemli bulduğum altı bölüm mevcut. Bunlar: Kampüs Örgütlenmesi,
Kampüsteki Büyük Adam, Isınma ve Erime, Bean Town, Washington
Mermileri ve Ekmek ve Güller.
Kampüs Örgütlenmesi ve Kampüsteki Büyük Adam
1967’deyiz. O sıralar Albert, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde
(MIT) öğrenci ve ciddi sol aktivizimle ilgilenmeye başlıyor.
O dönemde MIT’deki öğrencilerin örgütlenmelerini dayandırdığı
meselelerden birisi, Dow Kimya Şirketi (DCC) gibi şirketlerin
kampüse gelip öğrencileri kendi şirketlerinde işe almaya çalışmasıdır.
Albert, Dow şirketinin napalm adı verilen ve uçaklardan atılan,
suyla yıkansa dahi deriyi yakan bir kimyasal karışım ürettiğini
belirtiyor. Ayrıca Albert, napalmın ABD tarafından Vietnamlılara
karşı yaygın şekilde kullanılan berbat bir silah olduğunu da
ekliyor.
İşe alma sürecini fiziksel olarak aksatarak öğrenciler DDC’ye
karşı yürütülen kampanyada başarıya ulaşıyorlar. Albert, DCC’nin
işe alma sürecini engellemenin kendi başına bir amaç değil,
bir amaca dönük olarak kullanılan bir araç olduğunu belirtiyor.
Amaç ise bir bilinçlenmenin yaratılması ve gelecekte daha çok
insanın yer alacağı bir hareketin tohumlarının atılmasıdır.
Özetle esas amaç hareket inşasıdır.
Yeni sosyal kurumları kazanabilecek kadar güçlü bir hareket
inşa etmek için aktivistlerin, insan doğası hakkında insanların
sahip olduğu birçok yanlış kavrayışın üzerine gitmesi ve bu
yanlış kavrayışların insanların sosyal eylemlilikte yer almasını
nasıl engellediğini ele alması gerekiyor. Örneğin hâlâ birçok
insan bu dünyada savaşların olmasını insan doğasına bağlıyor
ve eğer ABD savaş açmaz ya da Irak gibi ülkeleri işgal etmezse,
başka birilerinin bunu mutlaka yapacağına inanıyor. Albert şunu
da ekliyor: İnsanların baskıya karşı çıkmasını engelleyen diğer
bir inanış ise hâlihazırdaki sisteme bir alternatifin olmadığı,
devletin ve şirketlerin çok güçlü olduğu ve temelde sosyal bir
değişimi kazanmanın imkânsız olduğudur.
Ve böylece öğrenci temelli, güçlü bir hareket inşasına yönelik
bir taktik olarak Albert, MIT kampüsündeki lisans öğrencileri
birliği başkanlığı seçimlerine katılıyor. Pek çok kişinin kampüsteki
öğrenci birliği seçimlerini gerçek muhalefetten aptalca bir
sapma olarak görmesine rağmen, Albert seçimlere katılma kararını
vermesinde süreci sesini duyurmak ve örgütlenmek üzere kullanma
fırsatının etkili olduğunu belirtiyor. Seçimlerin kazanılması
Albert’e ve Sosyal Demokrat Hareket’e (Albert’ın o zamanlar
dahil olduğu bir hareket) dayalı döşeli bir ofis, materyal ve
üstelik bir de bütçe sağlıyor. Albert bu kaynakları direnmek,
muhalefet etmek ve hareket inşa etmek için kullandıklarını yazıyor.
Seçimlerin kazanılması Albert’e ayrıca popüler biri statü
de kazandırıyor. Etrafındakilerin özel biri olduğu ve seçkinlere
özgü avantajları hak ettiği yönündeki görüşüyle uzlaşması için
kendisine baskı yapılıyor. Bu durumu derinlemesine düşündükten
sonra Albert, vaziyeti kendi bireysel yararı yerine hareketin
gelişimi için kullanmakta karar kılıyor. Albert bu kararını
şu düşünceyle temellendiriyor: Kendisinin kampüste özel bir
şahsiyet olarak görülmesi tamamen şansa ve koşullara dayanmaktadır;
yoksa kendisinin ahlaki açıdan üstün biri olmasından ileri gelmez.
Isınma ve Erime
MIT’deki militan mücadelelerin büyük bölümü buradaki savaş
araştırmalarına karşı koymaya yönelikti, diyor Albert. Savaş
araştırmaları meselesi etrafında gelişen eylemlilik, Kasım Eylem
Koalisyonu’nun (NAC) kurulmasını sağlıyor. NAC, bütün Boston
bölgesinde yer alan ve temel amaçları MIT’deki savaş araştırmalarına
karşı çıkmak olan kampüs hareketlerinden ve gruplardan oluşan
bir koalisyondur. Buna cevaben, MIT, koalisyonun önde gelenlerinin
MIT tesislerine girmesini engellemek için yetkililerin bir emir
çıkartmasını sağlıyor.
Albert, “Bizim tepkimiz ise MIT’nin ana merdivenlerini tırmanarak
ve yüzümüzü Massachusetts Caddesi’ne çevirerek sert açıklamalar
yapmak ve bu engelleme emrini ihlal etmek oldu" diyor, (s. 102).
MIT, girişin engellenmesine yönelik bu emrin ihlal edilmesini
görmezden geliyor. Albert’a göre MIT bu durumu görmezden geliyor,
çünkü MIT yönetimi onların tutuklanması halinde NAC eylemlerine
olan desteğin dramatik şekilde artacağından korkuyor. Albert,
MIT yönetimi şu gerçeği mükemmel bir şekilde anlamıştı, diye
yazıyor: Endüstriyel ülkelerde baskının üstesinden gelmenin
tek yolu, elitlerin uyguladığı baskının, caydırcılığı sayesinde
engellediği tepkiden daha fazlasının üretilmesini kışkırttığı
bir bağlam yaratmaktır.
Nihayet NAC’nin esas eylem günü geliyor; plan, MIT laboratuvarlarına
yürüyerek oradaki çalışmaları engellemektir. Fakat, polis laboratuvarlara
onlardan önce ulaşıyor; sonuç olarak, polis ve NAC arasında
fiziksel bir çatışma yaşanıyor. Albert, fiziksel çatışmanın
tâli bir gösteri olduğunu, çünkü toplam sonuca bakıldığında
bir mücadelenin ölçüsünü sağlayan şeyin asla göz yaşartıcı gaz
bulutlarının boyutu ya da yaraların, şişliklerin veya kırık
kemiklerin miktarı olmadığını açıklıyor. Önemli olan bunun ardından
ne geldiğidir; ki bu da yapılanların, harekette kaç aktivistin
kaldığı, bunların ne ölçüde kararlı oldukları ve örgütsel donanımın
ne durumda olduğu üzerinde oluşturduğu kalıcı etkidir.
Sonuç olarak, Albert, 60’lardaki öğrenci hareketlerinin o
zamanki havayı ve kimi zaman da yüksek öğrenimdeki geçerli kuralları
değiştirebildiğini yazıyor. Hareketlerin milyonlarca insanın
ufkunu açtığını, toplumda kabul gören normları alt üst ettiğini
ve bu dalganın bugün hâlâ etkili olan sonuçları olduğunu ekliyor.
Bean Town ve Washington Mermileri
Bu iki bölümde Albert, Boston Halkı Barış ve Adalet Koalisyonu3’na (PCPJ) ve Savaş Karşıtı Harekete katılmış olmasından çıkardığı
bazı dersler üzerinde kafa yoruyor. Gençlerin, daha yaşlı aktivistlerle
çatışma yaşadığını, çünkü genç aktivistlerin eski tarz Leninist
örgütsel hiyerarşiyi, sekterliği, tutuk davranan hareketlere
özgü yasalcılığı ve resmiyeti reddettiğini yazıyor. Bunun yerine
genç aktivistler, öz-yönetimi, geniş kesimlerin katılımını,
militanlığı ve gündelik hayatta yenilikçiliği savunuyorlar.
Fakat Albert, genç aktivistlerin kendi sezgilerine fazlasıyla
güvenerek sık sık büyük hatalar yaptıklarına da dikkat çekiyor.
Genç aktivistlerin saçma sebeplerle sıkça birçok kişiyi kötülediğini,
cesaret ve güven gösterisiyle ciddi başarıları birbirine karıştırıp
kendilerini aşırı derecede övdüklerini de ekliyor.
Başka bir tartışmalı konu ise nasıl örgütlenileceği ve Boston
PCPJ’nin nasıl inşa edileceği konusunda bir konsensusa ulaşmaktır.
Bazıları Washington’da büyük gösteriler gerçekleştirmeyi savunurken,
kimileri yerel gösteriler önerir. Albert’a göre problem insanların
bir seçeneği diğerine yeğlemeyi bir prensip meselesi olarak
algılamasıdır. “Şu ya da bu seçeneği tercih etmenin ahlaki bir
bölünmeye işaret ettiğini düşünüyorlardı. Gerçekte, elbette
ki sorun bağlamsaldı. Hangi noktada bulunduğumuzu göz önüne
alarak her zaman kendimize, sunulan seçenekler içinde hangisinin
bizi daha ileriye götüreceğini sormalıydık.” (s.118)
Albert, taktikleri bağlamlarından kopuk şeylermiş gibi tartışmak
saçmadır, diyor. Örneğin, sivil itaatsizlik mi yapılacağı, bir
ayaklanmaya mı yoksa agresif ve militan bir yürüyüşe mi girişileceği
içinde bulunduğumuz duruma göre değişir, diye açıklıyor. Albert’e
göre aktivistlere yol göstermesi gereken ana ilke şudur: Seçtikleri
taktik, hareketin haksızlığa karşı muhalefitini genişletip derinleştiriyor
ve yoğunlaştırıyor mu?
Böylece, Albert, 60’ların aktivistleri elitlere karşı tehdit
edici olabilmek için hareketlerin büyümesi, çeşitlenmesi ve
yoğunlaşması gerektiğini anlamıştı diye yazıyor.
“Washington’a önce bir miting yapmak, sonra bir yürüyüş ve
bir miting yapmak, daha sonra bir miting ve sivil itaatsizlik
yapmak, en sonunda da eski tarzda hayatı felç etmek için gitmenin
temel mantığı, hareketin her daim büyüdüğünü ve güçlendiğini
göstermekti; dahası hareketin odak noktasının bu savaştan (Vietnam
savaşı) bütün savaşlara karşı olmaya ve savaş karşıtlığından
da kapitalizm karşıtlığına doğru genişlediğini göstermekti.
Bizim yükselişimiz elitlere şunu söylüyordu: Eğer Vietnam’da
ısrarcı olursanız, ülke içinde dayanılması çok güç sorunlarla
karşılaşabilirsiniz (s. 133).”
Böylece 1971 1 Mayıs’ında hareket, şehirdeki hayatı durdurmak
amacıyla sivil itaatsizlik yapmaya kararlı göstericileri Washington’a
taşıyor. Slogan şudur: “Eğer hükümet savaşı durdurmazsa, o halde
biz hükümeti durdururuz.” Albert, bu sloganda şöyle bir sorun
olduğunu belirtiyor: Bu slogan pek çok kişiyi, örgütlenme metodlarını
ve eylemleri sadece kısa vadeli sonuçlarına göre yargılamaya
yöneltti; oysa ki hareketin istekleri uzun vadeliydi. Neticede
insanlar Washington’a gider ve şehri bir gün boyunca işlemez
hale getirir; ama ertesi gün hükümet her zamanki gibi işinin
başına geri döner. Albert, bunun sonucunda epeyce insanın aktivizme
son verdiğini, bunun esas nedeninin yaptıklarının enerji kaybından
başka bir şey olmadığını düşünmeleri olduğunu ekliyor. Çabalarının
ne Vietnam Savaşı’nı ne de hükümeti durdurmadığını görünce insanlar
buna benzer hayal kırıklıklarına uğrar.
Ekmek ve Güller
Ekmek ve Güller 60’larda kurulan yeni sol tarzındaki ilk
feminist kadın örgütlerinden biriydi. Örgüt, çocuk yapma hakkı,
çocuk bakımı, eşit istihdam, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı
ve kadınlara karşı uygulanan şiddet konularını ele alıyordu.
Albert, Ekmek ve Güller’de yer alan kadınların militan ve öfkeli
olduklarını ekliyor ve başkalarının sıradan durumlar olarak
gördükleri şeyleri cinsiyetçilik örnekleri olarak gördüklerini
belirtiyor. Sonuçta, birçok solcu erkek bu kadınları “histerik”,
“tepkisel”, “soğuk” ve “manyak” bularak küçümser. Kadınlar sürekli
olarak bu tür cinsiyetçi tutumlarla uğraşmak istemedikleri içindir
ki Ekmek ve Güller sadece kadınlara özgü bir alan olarak kurulmuştur.
Albert, Ekmek ve Güllerin, ırk, sınıf, hareket inşası, dış
politika ve ekolojik koruma gibi konularda feministlerin önde
gelen roller üstlenmesini istediğini belirtiyor. “O zaman hareketteki
erkekler olarak açıkça, cinsiyetçilik konusunda kadınlara ne
yapacaklarını söyleme hakkımız olmadığını, fakat diğer erkeklere
ve erkek egemen kurumlara müdahale etme sorumluluğumuz olduğunu
fark ettik” (s. 145).
Albert bunun, liderlik rolleri için her zaman görünüş itibariyle
kendine güvenen, eğitimli ve bilgili erkekleri seçmek yerine
kadınların da bu alanda yer almasının düşünülmesi gerektiği
anlamına geldiğini açıklıyor. Böyle bir mantıkla donanmış olan
bir hareket inşasının, iyi eğitim görmüş ve özgüvenli birkaç
erkeği liderlik rollerine taşıyan geleneksel cinsiyetçi eğilimleri
yıkacak potansiyele sahip olduğunu ileri sürüyor.
Sonuç
Albert’a göre, sol hareketlerin kendini en fazla hezimete
mahkum eden alışkanlıklarından birisi strateji eksikliğidir.
Albert, sadece daha aşina oldukları veya kendilerini daha iyi
hissettikleri için hareketlerdeki aktivistlerin daha önce başarısız
olmuş ya da başarılı olurlarsa yarın kötü sonuçlara yol açacak
olan eylem, örgütlenme ve kişisel hayat tarzı kalıplarını seçme
eğiliminde olduklarını açıklıyor. Albert, aktivistlerin nadiren
geri çekilmelerden ve kazançlardan ders aldıklarını da ekliyor.
Ayrıca aktivistlerin ekonomik üretim ve bütünlüklü yeni bir
toplum için üzerinde kolektif olarak anlaştıkları bir vizyondan
yoksun olduklarını da ekliyor.
Albert, aktivistlerin felaket tellelağı yapan, tepkisel bir
örgütlenme biçiminden uzaklaşmaları gerektiğini ısrarla vurguluyor.
"Hükümet toplanır; biz engel oluruz. Onlar bombalar; biz miting
yaparız. Onlar bir yasa önerir; biz o yasanın geri çekilmesi
için uğraşırız. Onlar tutuklar; biz protesto ederiz. Onlar harekete
geçer; biz cevap veririz. Onlar bir etkide bulunur; biz tepki
gösteririz (s. 397).” Albert’e göre, hareketleri radikal sosyal
değişimler kazanmaktan alıkoyan bu zihniyet tarzıdır. Albert,
eğer bir devrim yapma konusunda ciddiysek, işe önce bu kafa
yapısının üstesinden gelmekle başlamamız gerektiğini öneriyor.
Notlar:
* Boğaziçi Üniversitesi İşletme 2.Sınıf Öğrencisi
1 Mandisi Majavu, Cape Town Üniversitesi psikoloji bölümünde yüksek lisans öğrencisidir.
2 Remembering Tomorrow: From SDS to life after capitalism
3 Boston People’s Coalition for Peace and Justice (PCPJ)