Beyazıt Mahkumları
Kaya Burukkan
Beyazıt'ta
bir darülfünun, bir ilim kapısı, bir üniversite vardır
bilir misiniz?
Zordur bizim
okula girmek. Aslında beş kapısı vardır. Ama ikisi açıktır.
"Güvenlik" nedeniyle. Beş kapısı olan okulun açık olan
iki kapısında beşer güvenlik durur. Biri kimlik sorar. Biri çantaya
bakar. Biri sadece sana bakar. Diğer ikisi ise genel bir bakış atar.
Zordur bizim
okula girmek. Kimliğini gösterirken bileğinden tutarlar seni. Çekerler,
yakından bakarlar kimliğe, sonra da "sevecen" bir şekilde
"buyur geç arkadaşım" derler. Geçemezsin. Sen geçersin
de... Çantan geçemez. Çantanı tutarlar bu sefer. Açarlar. Bakarlar.
Yetmez, çantanın gözlerine bakarlar. Yetmez, defterini
açarlar, içinde "bişey" var mı diye. Özeline girerler
; çıkartamazsın, girme diyemezsin...
Sen geçersin.
Çantan da geçer. Bu sefer turnikeden geçemezsin. "Lan Ali, baktınız
mı lan buna?" "Baktık lan yavşak, baktık" derler.
Son "resmi" vizeyi de almış olursun böylece.
Girersin. Kurtulmuşsundur.
Ya da belki kurtulmamışsındır. Güvenlik kameraları vardır
her yerde. "Güvenlik" kaygısından. Siyah beyaz şeritlerden
ibaretsindir birilerinin masasında. Aslında tarih kokan, eski İstanbul'un
göbeğinde olan yaşlı, güzel bir binada koşarak yürürsün
fakültene kadar.
Hepsini çekersin
sineye. Hepsini. Hepsini...
Gün gelir,
"izole", "hijyenik", "mikroplardan", "pisliklerden",
"itlerden" arındırılmış; girişlerde "filtreden",
"süzgeçten", "elekten" geçirilmiş okulunun içerisindeki
fakültede bağrışmalar duyarsın. Çıkarsın, bakarsın "ne
oluyor" diye. Ne olacak. Kargaşa...
Kumaş pantolonlar.
Gömlekler. Ceketler. Deri ayakkabılar. Paltolar. Bıyık veya sakal.
Eller arkada
kenetlenmiş. Tehditler savruluyor. Küfürler. İğrenç küfürler.
Gözlerinden kan, ağızlarından salya, ciğerlerinden nefret fışkırıyor.
Kim bunlar?
Birazı öğrenci.
Hukuk fakültesinden azı. Kalanı, artanı ise
bilinmeyen nesne. Okuldan değiller. Öğrenci değiller.
Aralarından iki tanesi "cinayete teşebbüs"ten yargılanmış;
biri hüküm giymiş, çıkmış; deniliyor...
“Ey ulu güvenlik!
Neredesin?” derken tam da...
Güvenlik gelir.
Grubun sataştığı, bağırdığı tehdit ettiği öğrencilerin etrafına
geçer. Gruba bakar. Sadece bakar. Gruptan birisi elinde pala sallamaktadır.
Güvenlik bakar. Sadece bakar. Göz göre göre bakar. Göz görür.
Güvenlik görmez...
Güvenlik amiri
orada mıdır? Olmaz mı... Ne yapar?
Evet, doğru
bildiniz. Bakar. Ek olarak da sırıtır. Güzel güzel, pis pis sırıtır.
Bu olay ekstrem
midir? Evet. Belki. Peki, ne sıklıkla yaşanır? Senede bir... idi
bu seneye kadar. Artık haftada iki-üç. Her seferinde
aynı şekilde: Kalabalık grup. Katiller. Palalar. (Siz annenizi
bile sokamazken okula)
Beyazıt'ta.
Uzak değil. Taksim'den 20 dakika uzaklıkta. İstanbul'un göbeğinde.
Faşist saldırılar
inanılmaz derecede artıyor. Şiddet eşiği giderek yükseliyor. Okulda
doğru düzgün bir muhalefet yok. Karşı çıkanlar
üç beş kişi, ki onlar da engelleniyorlar güvenlik tarafından,
"güvenlik" nedenleriyle.
Bugün fotoğraf
makinem yanımdaydı. Fotoğraf çekmek istedim. Güvenliğin
muhteşem tablosunun fotoğrafını. Uyardılar. Yasakmış. Değil
güvenliği çekmek, okul içinde izinsiz görüntü almak yasakmış.
İÜ'de günübirlik
mahkumiyetler her gün tekrarlanıyor. Her akşam salıveriliyoruz.
Her sabah yeniden gözaltındayız. Yakınlarımızla görüştürülemiyoruz.
Ama "birileri" açık görüşe gelebiliyorlar... Dikkatinize...