Lübnanlılar için Bir Felaket*
Dahr Jamail**
İsrail’in Lübnan’a karşı gerçekleştirdiği son saldırı tüm şiddeti ile devam ediyor. Binlerce Lübnanlı Beyrut’taki bombalamalar nedeni ile göç ediyor.
Beyrut’a yağan bombalar çok sayıda sivili öldürürken, Amerikan hükümeti Lübnan’daki İsrail işgalini kınamayı bir kez daha reddetti.
Sınıra doğru giderken şakalaşıyorduk. Abu Talat bana döndü ve şöyle dedi: “Neyi özlediğimi biliyor musun?” Ben de sordum: “Neyi özlediniz?” “Irak çayını” dedi ve şoförümüze dönerek hiç Irak çayı içip içmediğini sordu. Sonra da ne kadar lezzetli olduğundan bahsedip övünmeye başladı. Başını bir kez daha bana doğru çevirip ”O çayların en harikasıdır” dedi gururla.
Sabah Lübnan sınırına vardığımızda binlerce insanı sınırı geçmeye çalışırken bulduk. Bazıları bagajlarını arabalarının üstüne koymuştu, birçoğu ise yanına tekerlekli valizlerini almış yürüyerek karşıya ulaşmaya çalışıyordu.
Küçük Bush, Bush’un itaatkâr sözcüsü, Suriye’nin Hizbullah’ı desteklediği için cezalandırılması gerektiğini düşündüğünü açıkladı. Şam’da, bu açıklamaların arkasından geleceklere dair endişeli bir bekleyiş söz konusu. Hepimizin kafasında cezalandırmanın ne zaman ve nasıl olacağı sorusu var.
İsrail’in Lübnan’a karşı gerçekleştirdiği son şiddetli saldırı tüm hızı ile devam ediyor. İsrail’in Lübnan’ın güneyinde bulunan suya ihtiyacı olduğu düşünülürse, bu işgal 22 yıldır süre giden işgallerin en sonuncusundan daha uzun sürebilir. Eğer gerçekten Suriye, Hizbullah’a iki askeri kaçırıp sekizini öldürdükleri güney Lübnan’daki BM hattını geçmesi ve İsrail askerlerine saldırması için yeşil ışık yaktıysa, İsrailli savaş tertipçilerine Lübnan’a topyekûn savaş açmaları için hazır bir bahane sunmuş demektir. Buna ek olarak, aslında Suriye tarafından desteklenen Hizbullah saldırıları, ABD’nin Suriye’ye saldırması için İsrail’e izin vermesine zemin hazırlayacaktır. Bekliyoruz, izliyoruz ve umuyoruz ki bombalar Şam’a düşmeye başlamaz.
Perşembe günü İsrail’in F-16 savaş uçaklarının Beyrut’ta gerçekleştirdiği yaygın bombalamalardan kaçıp sığınmak için 15.000 kişinin Lübnan-Suriye sınırını geçtiği bildiriliyor. Bugün bu durum petrol istasyonlarının, polis merkezlerinin ve bir hastanenin bombalandığı haberleri ile aynen devam ediyor.
Sınırda Beyrut’taki bombalardan kaçanlar ile röportaj yaparken, insanların söyledikleri karşısında kendimi yeniden Irak’taymışım gibi hissettim.
“İsrailliler’in ağır bir şekilde bombaladıkları Beyrut’un güneyinde bir yerdeydim” diye anlatıyor Ali Süleyman, kendisi 55 yaşında bir elektrikçi. “Hemen yanımızdaki barınaklarda çok sayıda mülteci vardı. Bu barınaklar aynı zamanda dün gece İsrailliler’in bombaladıkları eski bir hastanenin de hemen yakınındaydı. Çok korkunç bir geceydi, bizim bulunduğumuz yere saldırdılar. İsrailliler hastanenin Hizbullah’ın cephaneliği olduğunu düşünüp hastaneyi bombaladılar. Suriyeliler de Lübnanlılar da şimdi gidiyorlar. Artık ne yiyecek var ne de ekmek. Yaşadığımız yerde artık elektrik ve su da yok. Eğer bu durum devam ederse, bu büyük bir felaket olur.”
Benzer taktikleri ABD Felluce’de, El Kaim’de ve Irak’ taki diğer şehirlerde de uyguladı.
O sırada Güney Beyrut’ta olan 22 yaşındaki Lübnanlı öğrenci Nebham Razaq Hamed de benzer bir hikaye anlattı: “Bombalama gece boyunca sürdü ve bugün de sürüyor; savaş uçakları ve bazen de toplar kullanıyorlar. Birçok sivili öldüren gelişigüzel bombalamalar nedeni ile herkes panik halinde. İsrailliler siviller ile savaşçılar arasında bir ayrım yapmadan kasıtlı olarak herkesi terörize ediyorlar.”
Savaş derinleştikçe, Lübnan halkının özellikle de kadınların terörizmin daha farklı şekilleri ile karşılaşmamalarını ummaktan başka çare kalmıyor. Ruth Rosen’ın "Irak’ta Cinsel Terörizm Dalgası" adlı muhteşem makalesinde savaşın getirdiği kaosun kadınları ne denli feci bir duruma soktuğu ana hatları ile belirtiliyor. Mutlaka okunması gereken bu yazı, kentte İsrail kuşatmasının neden olduğu eziyet sürdüğü sürece, yalnızca Beyrutlu kadınların başına gelmemesini temenni edebileceğimiz trajik manzarayı betimliyor.
Ailesi ile otobüste yolculuk eden Suudi Arabistan’lı bir adam şöyle diyor: “İsrailliler henüz yeterince Arap toprağını işgal etmediler mi?”
Beyrut-Şam arası sadece 127 kilometre, dolayısı ile konuştuğum insanların zihninde saldırının izleri hâlâ tazeydi, çoğunun hâlâ elleri titriyordu.
Yine orada bulunan başkalarının söylediklerine göre, Lübnan dağı ve karşı-Lübnan dağları arasında yüksek bir platonun üzerine yerleşmiş olan orta Lübnan’daki Bekaa Vadisi de bombalanıyormuş. Üstelik bombalanan yerlere tarihi bir kent olan Baalbek de dahil. Bu kent M.Ö. üçüncü bin yılın sonunda kurulmaya başlamış. Yakınında iki nehir bulunan şehir başlangıçta Fenikeliler’e aitmiş. M.Ö. 47’de Sezar tarafından burada bir Roma kolonisinin kurulmasından kısa bir süre sonra, kentte büyük bir coşku ile muazzam bir tapınak kompleksi inşa edilmeye başlanmış. Tapınakların bombalanıp bombalanmadığı belli değil; fakat röportaj yaptığım iki kişi de Hizbullah’ın kontrolünde olan Baalbek şehrinin bombalandığını söyledi.
Beyrut’tan kaçan 50 yaşlarında Kuveytli bir adam “Orası çok kötüydü. İsrailliler sivillere saldırıyor, polis merkezlerini ve petrol istasyonlarını, hatta akaryakıt depolarını bombalıyorlardı. Havaalanını da ikinci kez bombaladılar. F-16’ları bombalarken gördüm, her yer duman olmuştu. Bu Lübnanlılar için büyük bir felaket.”
Savaşı durdurmak için ne yapılabileceğini düşündüğünü sorduğumda hemen şöyle dedi: “Arap hükümetleri kıçlarını kaldırmayacak gibi gözüküyor, ben de Lübnan’dan ayrılıyorum.”
*15 Temmuz 2006, http://www.alternet.org/ sitesinden alınmıştır.
**Dahr Jamail Irak ve Ortadoğu’dan haberler bildiren bağımsız bir gazetecidir.
Çeviri: Özlem Arslan
|