"Kürt Açılımı-Demokratik Açılım'a dair-2"
İlker Yasin
28 Ağustos 2009
“Kürt Açılımı-Demokratik Açılımın” tartışıldığı 26.08.09
tarihli “Açık Görüş” adlı programda Ali Bayramoğlu güzel bir
toparlama yaptı. Özetle şunları söyledi: “Bu topraklarda bir
cumhuriyet kurulduğunda 12 milyon insan vardı. Bunların 9
milyonu Türk değildi. Bu 9 milyon, Müslüman olmayanlardan,
başka yerlerden sürülmüş insanlardan ve de Kürtlerden
oluşuyordu. Cumhuriyet ideolojisi bu 9 milyonluk kesimi
Türkleştirmeye çalıştı. Bunda büyük ölçüde başarılı oldular.
Ancak bu politika Kürtler üzerinde tam olarak başarılamadı.
Sıkıntı budur.”
Konuyla ilgili bir çok programı aynı anda takip etmeye
çalıştığımdan dolayı aşağıdaki satırların kime ait olduğunu
hatırlayamıyorum. Yine büyük ihtimalle Ali Bayramoğlu söylemiş
olabilir... Yukarıdaki tespiti güzel sonlandırıyor: Kürtler
üzerindeki asimilasyon politikası sürdürülebilir bir etnik kriz
üzerine kuruldu. Yaşadığımız süreç, bu politikanın da sonuna
gelindiğini göstermiştir.
Yukarıdaki satırlar, 1. Mahmut’un zorunlu iskan
politikalarına kadar götürülen Kürt sorunun Cumhuriyet tarihi
içerisindeki yerini göstermesi anlamında önemli bir toparlama...
Ayrıca bu tespit, altta yatan önemli bir gerçeğin de üzerindeki
perdeyi kaldırıyor. Sürdürülebilir bir etnik kriz demek şu
anlama gelmektedir: Devletin zirvesindekiler seksen küsur yıl
boyunca, Kürt’leri asimile edip etmemeyi değil, bu politikanın
nasıl işletilip işletilmemesi gerektiğini tartışmışlar. Biraz
daha ileri götürelim: Sürdürülebilir savaş politikasından ne
kazanacaklarını ve ne kaybedeceklerini planlamışlar. Planlamalar
ise şunların üzerine kurulu: Yüksek teknolojili silahların
temini, bu silah ticaret anlaşmaları ile silah imalatçılığı
yolunda ilerleyen bir Türkiye... Envanterini ve içerdeki
otoritesini sağlamlaştıran TSK ... Savaşa ayrılan yüksek
bütçeler sonucu sürekli olarak alt sınıflaştırılan ve ekonomik
seviye bakımından düşürüldükçe de, daha kolay manipüle
edilebilir bir halk kitlesi...
Öte yandan aynı gece Kanal A’da yayınlanan “Görüş Farkı” adlı
programda ise konu başlığı “Türk Milliyetçileri Kürt Açılımı’nı
tartışıyor” idi. AKP’nin siyasi çizgisine yakınlığıyla bilinen
bu kanaldaki programı takip etmenin önemli olduğunu düşündüm.
Türk Ocakları Başkanı Nuri Gürgür ise programa katılan
konuklardan biriydi... Meseleyi Bahçeli’nin açık ırkçı diliyle
değil daha “ince” bir dille ele alıyordu. Süreci reddetmiyor
fakat “dikkatli olunmalı, bölünebiliriz vs.” gibi uyarılarda
bulunuyordu. Sunucu tam dört kez araya girdi. İlk sorusu
“seçmeli ders ihtimaline ne diyorsunuz?” idi. İkincisi özel
kanallar; üçüncüsü enstitüler; dördüncüsü ise yer isimlerinin
değişmesi hakkındaydı.
Nuri Gürgür’ün dört ihtimalden ikisine dair verdiği yanıtlar
önemli... Yüksek öğrenimde enstitü kurulmasına dair Kürtçenin
zengin ve derinliği olan bir dil olmadığını düşünüyor. Bu
anlamda bir Kürt Dili Edebiyatı bölümünün açılmasının gereksiz
olduğunu ancak araştırma enstitülerinin kurulabileceğini
söylüyor. “Bunların Batman’da, Van’da açılması komik olur.
İstanbul ve Ankara’daki köklü üniversitelerde açılması gerek.”
diye de ekliyor. (Aslında bölgede açılacak enstitülerden endişe
duyduğunu ve bunların merkezde açılması gerektiğini belirtmiş
oluyor.) Özetleyecek olursak Nuri Gürgür, resmi dil Türkçe ile
aynı seviyede tanımlanan bir Kürtçe dilinin Türkiye’de bölünmeyi
getireceğini düşünüyor.
Yer isimlerinin ise talep karşılığında değiştirilmesi
gerektiğini savunuyor. Halkın sonradan konulan yer ismini zaten
kullanmadığını belirtiyor. Ancak bazı değiştirilmemesi gereken
yer isimlerinin olduğunun da ayrıca altını çiziyor.
Bu programların bir gün öncesinde Genelkurmay Başkanı. İlker
Başbuğ altında imzasının olduğu “Kürt Açılımı-Demokratik Açılım”
sürecine dair kamuoyuna bir açıklama yaptı. Askerin kırmızı
çizgilerini belirtti. TSK’nın kültürlere saygısının olduğunu
ancak üniter yapının her zaman arkasında durduğunu hatırlattı.
Açıklamanın sonrasında haber programları, gazete yazıları akort
edildi. Açılım sürecinde, PKK, Öcalan vs. gibi isimlerin
başındaki terörist, bölücü ifadeleri hissettirilmeden
kaldırılmışken, tekrar terörist PKK, bölücü başı Öcalan diline
geri döndük.
Açılım sürecindeki tartışma konularını, 25.08.09 tarihli
İlker Başbuğ’un kamuoyu açıklaması ışığında değerlendirirsek, şu
iki noktanın ortaya koyulabileceğini düşünüyorum:
1) Anadil tartışması Kürt Sorununun kalbine oturmaktadır.
Buraya dair bakışımız, bizim meseleye hangi ideolojik eksen
üzerinden baktığımızı göstermektedir. Böylelikle anadil
konusundaki mücadelenin önemi bir kez daha anlaşılmıştır.
2) Devletin asimilasyon politikasından vazgeçtiğini söylemek
hayal kurmaktır. Yapılacak açılımlar ise çok yüksek ihtimalle
“biraz kaybedersen daha çok kazanabilirsin” mantığı üzerine
kuruludur. Devletin, kendisini neden böyle bir hamle yapmak
zorunda hissetmesi ayrı bir tartışma konusu... Ancak şu da bir
gerçek ki bu hamle bir riski de her zaman beraberinde
getirmektedir. Yani “biraz kaybedersen daha çok kaybedebilirsin
de...” İşte özgürlük ve demokrasi mücadelesi verenler de bu
riskin peşine düşecek, “biraz daha kaybettirmek” için
oynayacaklar...
Notlar: