Fosil Yakıt Madenciliğine Son Verin
George Monbiot ile, Sonali Kolhatkar tarafından yapılan
söyleşi
15 Aralık 2007
Çeviren: Ali Kerem Saysel
180 ülkeden 10 binden fazla delege Bali’de, Kyoto Protokolü
Küresel Isınma Anlaşmasını 2012 sonrasına uzatmak üzere
toplanıyor. ABD, Kanada ve Japonya’nın muhalefeti, emisyon
indirim hedeflerini gelecek iklim müzakereleri için bir “yol
haritasına” oturtma girişimlerinin önünü kesecekmiş gibi
görünüyor. ABD, zengin ulusların emisyonlarını 2020
itibariyle % 25-40 indirmeleri önerisinin “tümüyle gerçek
dışı” ve “yararsız” olduğunu ifade etti. Bu arada iklim
aktivistleri, Bali konferansındaki liderleri iklim
değişimine karşı uyarmak için 8 Aralık Cumartesi günü
dünyanın çeşitli şehirlerinde yürüyüşler ve gösteriler
düzenlediler.
George Monbiot Guardian gazetesinde köşe yazarıdır ve “Heat:
How to Stop the Planet from Burning” adlı kitabın yazarıdır.
Bu kitapta Monbiot, gezegeni kurtarmak için karbon
emisyonlarında 2030 itibariyle %90 indirime gidilmesi
gerektiğini savunuyor.
Kolhatkar: Bali’de masaya sürülen en şiddetli indirim
önerilerinin bile gerçekçi olmadığı, mevcut bilime
dayanmadığı ve gezegeni kurtarmak için yeterli olmayacağı
doğru mu?
Monbiot: Doğru. Hükümetler Arası İklim Jürisi’nin (IPCC –
Intergovernmental Panel on Climate Change) son raporuna
bakacak olursanız, endüstriyel dönem öncesine göre 2 oC
ısınmayı önlemek istiyorsak –ki bu gerçekten kritik bir
eşik; bu ısınmayı önlemeliyiz– 2050 itibariyle küresel
olarak %85 indirim yapmamız gerekiyor. Şimdi, küresel
anlamda %85 indirim demek, eğer bunu eşit olarak
dağıtacaksak, herkes aynı miktarda karbon dioksit
üretecekse, zengin milletlerin daha da fazla indirim yapması
demek. Yani, İngiltere, ABD v.b ülkelerde %90’ların üst
seviyelerinde bir indirimden söz ediyoruz. Benim
hesaplamalarıma göre ABD’de %98.3 indirim dünya genelinde
%85 indirime karşılık geliyor. Yani, eğer 2 oC ısınmayı
önleme şansımızı yüksek tutmak istiyorsak, küresel
ekonominin geçekten karbonsuzlaştırılması gerektiğinden söz
ediyoruz demektir.
Kolhatkar: Peki neden BM IPCC bile geçerliliğini yitirmiş
görünen bilimi temel alıyor?
Monbiot: İklim değişimiyle ilgili keşfettiğimiz ürkütücü
şeylerden biri, olayların bilimin önünden gidiyor olması.
Daha insanlar bir şey araştırırken bir diğeri ortaya
çıkıyor. Örneğin şu anda karbon emisyonlarındaki büyüme,
IPCC’nin en kötü durum senaryosundan daha kötü. Yani jüri şu
çok fazla emisyon yaratacak olan A1F1 senaryosundan söz
ediyor fakat şimdi görüyoruz ki durum bundan daha kötü.
Fakat diğer taraftan, jürinin henüz dikkate almadığı
“geribesleme” etkileri denen çeşitli etkiler de görüyoruz.
Jüri ileride bunları da dikkate alacak fakat iklim
değişimini bunlar çok ivmelendiriyor. Bir “pozitif
geribesleme” kendi kendisini ivmelendiren bir süreçtir ve
iklim değişimi bunlardan çok sayıda içeriyor. Örneğin
okyanuslar ısındığında, su daha az karbondioksit
özümseyebilir. Tıpkı bir şişe Coca-Cola gibi, ısıttığınızda
karbon dioksit dışarı kaçar çünkü bu suyun fiziksel bir
özelliğidir, ısındığında daha az gaz tutabilir. Bu
gerçekleştikçe, karbon dioksit atmosfere girip okyanusları
daha da ısıttıkça, daha az karbon dioksit özümsenebilir ve
süreç böylece devam eder. IPCC’nin gerekli indirimleri
hesaplarken henüz dikkate almadığı ve varlığını kabul ettiği
geribeslemeler bunlardır. Dikkate alındığında ihtiyaç
duyulan indirimler çok daha şiddetli olabilir.
Kolhatkar: Gerçek rakamlar verildiğinde, Kyoto protokolü ve
onun gelecek beş yıl içinde1990 seviyelerinin %5 altına
indirme hedefi komik görünüyor.
Monbiot: Bu tam bir şaka gibi. Bu rakamlarla gerekli indirim
arasındaki on misli fark bir tarafa, %5 indirim bile
başarılamıyor. Kyoto Protokolü başarısız oldu. Ve aslında
bunu söylemeyi sevmiyorum ama başarısız olmasının temel
nedeni, ABD delegasyonunun 1997 müzakerelerinde almış olduğu
pozisyondur. Ve bunu söylemekten daha da nefret ediyorum ama
o delegasyonun başı Al Gore’du. Ve Al Gore, Kyoto’nun
kurumsal başarısızlığı için müzakerelere katıldı. Farklı
ülkeler için farklı standartlar getirmek suretiyle Kyoto’nun
altını oydu. ABD’nin, mevcut karbon seviyeleri üzerinden bir
indirim yapması yerine, hiçbir şey yapmaması halinde
üreteceği emisyonlar üzerinden indirim yapması gerektiğini
savundu ki bu, oyunun kurallarını tamamen değiştiren bir
tavırdı. Dahası, emisyon ticareti yapılması gerektiğini
söyledi –başka ülkelerden indirim satın alabilmeliyiz– ve bu
Kyoto Protokolü’nün gerçekleştirebilecekleri açısından son
derece tahrip edici oldu.
Kolhatkar: Al Gore’un bu hafta IPCC ile birlikte Nobel Barış
Ödülü’nü alması çok ironik. Gore şimdi Bali’de ve sanki
1997’dekinden farklı bir tavır takınıyor. Gerçekten sizin
referans aldığınız bilimi temel alıyor mu, yoksa o da mı
düşük bir tahminde bulunuyor?
Monbiot: Gore’un rakamları hala düşük ama Al Gore’un, tıpkı
tüm diğer liderler gibi, görevden ayrıldıktan sonra çok daha
iyi bir iş başardığına şüphe yok. Clinton veya Atlantik’in
bu yakasında Tony Blair gibi. Artık söylediklerinin hiçbir
kıymeti kalmadığı zaman doğruları söylemeye başlıyorlar.
Söylediklerim biraz kinik kaçabilir, aldığı ödül tümüyle
değersiz demek istemiyorum tabii. Bence görevden ayrıldıktan
sonra çok önemli işler başardı ama insanların aynı zamanda o
görevdeyken yaşananları ve Kyoto Protokolü’nü nasıl
batırdığını hatırlamalarını istiyorum.
Kolhatkar: Bali İklim Konferansı’nda maliye bakanlarının
tartıştığı yeşil teknoloji transferi ve yeşil ürünlerin
ticareti konularında ne düşünüyorsunuz? Gelişmekte olan
ülkeler zengin ülkelerin, karbon emisyonlarını düşürmek için
gerekli olduğunu söyledikleri teknolojilerini kendileriyle
paylaşmalarını istiyorlar.
Monbiot: İyi güzel de, son birkaç gündür kafamda bir şeyler
dönüp duruyordu, kafamda yavaş yavaş beliren bir fikir. Eve
dönüp de rakamlara baktığımda dank etti. Teknoloji
paylaşımı, alternatif teknolojilerin devreye sokulması için
pek çok plan olmasına karşın ve aslında tüketicilerin fosil
yakıtlara olan talebinin azaltılması ve bunun gibi şeyler
için de, görebildiğim kadarıyla dünyanın hiçbir yerinde
hiçbir ülkede fosil yakıt arzını azaltmaya yönelik bir plan
yok. Talep olmadıktan sonra ne çıkar ki diyebilirsiniz, ama
hala yeri kazıp bunu çıkarıyorsanız bir şekilde yakacaksınız
demektir. Bunun çıkarılmasının başka hiçbir nedeni olamaz.
Bunu hobi olarak çıkarmıyorlar. Bu yakılacak.
Kolhatkar: İyi de arz talebi takip eder diyemez miyiz?
Monbiot: Eğer arz varsa talep arzı takip edecektir, çünkü
bize verilen enerjiyi kullanacağız. Fakat arzı düşürmek için
bir plan yapmadığınız müddetçe talebi azaltmak yönünde
yapacağınız hiçbir plan işe yaramayacaktır. Bunlar
kesinlikle gerçekleşmeyecektir.
Kolhatkar: Pekala, ABD ve diğer bazı ülkelerin küresel
ısınma indirimlerinin ulusal ekonomileriyle bir şekilde
uyumlu olması gerektiği iddiaları hakkında ne diyeceksiniz?
ABD’nin temel tavrı bu ve indirimleri kabul etmemelerinin
nedeni de bu, çünkü ekonomilerini etkileyecek.
Monbiot: Gelin büyük resme bakalım. Mevcut büyüme hızları
dikkate alındığında –küresel olarak senelik yüzde 3 gibi–
ekonominin her 23 yılda ikiye katlandığı görülür. Bu üstel
bir fonksiyondur ve şimdiyle gelecek yüzyıl arasındaki 92
yılda mevcut ekonominin 16 misli büyüyeceği gibi bir sonuç
ortaya çıkar. Atlantik’in bu yakasında yakın zamanda
yayımlanan bir dizi denklem bize ekonomik faaliyetin
boyutlarının kaynak kullanımıyla son kertede eş olduğunu
kanıtlıyor. Yani ekonomik faaliyet ikiye katlandığında
insanların kaynak kullanımı da ikiye katlıyor. Bunun anlamı
şu: 2030’a kadarki gelecek 23 yıl içinde, insanlığın iki
ayak üzerinde yürümeye başladığından bugüne kadar, yani 3
milyon yıldır tükettiğine eşit miktarda kaynak tüketeceğiz.
Bu tabi ki sürdürülemez. Bu büyüme hızını sürdüremeyiz.
Yüzde 3 bile sürdürülebilir olanın çok ötesinde. Yüzyıl
sonunda insanlığın iki ayak üzerinde yürümeye başladığından
beri tükettiğinin 16 mislini tüketeceğiz. Dünyada bu 16
misli kaynak yok. Ekonomik büyüme hızlarının bizim iklim
politikalarımızı etkilemesine izin vermemeliyiz, bizim iklim
değişimi politikalarımız ekonomik büyüme hızlarını
etkilemeli.
Kolhatkar: ABD’nin 2008 ortalarında iklim değişimi
gazlarının indirimine yönelik kendi planıyla ortaya çıkacağı
iddiasına ne demeli? Sizce bu plan neye benzeyecek?
Monbiot: Evet, bunun neye benzeyeceğini gayet iyi biliyorum.
Bu tamamen gönüllülük esasına göre olacak. Büyük bir
ihtimalle, ekonominin karbon yoğunluğu ile ilgili olacak. Bu
George Bush’un kullanıp durduğu formül, yani mutlak
emisyonlarımızı indirmek yerine –yapmaları gereken bu olduğu
halde– birim ekonomik faaliyet başına üretilen karbon
dioksit miktarını azaltacağız diyorlar. Bu hiçbir işe
yaramaz. Bu meseleyle baş edebilmemizin tek şartı
uluslararası bir anlaşma sağlamak ve herkesin kendisi için
aynı standardı uygulaması. Yani bağlayıcı bir uluslararası
anlaşma gerekli.
Kolhatkar: Geçen Cumartesi iklim değişimi için küresel eylem
günü ilan edilmişti ve dünyanın çeşitli kentlerinde
yürüyüşler ve gösteriler düzenlendi. Sizce bu tarz
protestolar yeterli hızda büyüyor mu?
Monbiot: Hayır, yeterli hızda değil. Ve bu şekliyle çok
ileri gitmesi de mümkün değil. Biz bir grup olarak eylemden
önceki Çarşamba günü burada Güney Galler’de inşa edilen bir
açık kömür madenine gittik. Bu madeni işgal ettik, hafriyat
malzemesinin üzerine oturduk ve o gün için çalışmalarını
durdurduk. Benim her yerde görmek istediğim bu. Başarılı
olmamızın tek yolu bu; gidip makinelerin önünde duracağız ve
fosil yakıtların çıkarılmasını engelleyeceğiz. Fosil
yakıtların çıkarılmasını engellemeden iklim değişimini
önleyemeyiz. Şimdi bazılarımız bunun için tutuklanmayı ve
hapis cezasını göze alıyor. Durum o kadar sıkıntılı bir hal
aldı ki artık, içimizden bir grup bunu sonuna kadar
sürdürmeye karar verdi, yani muhtemelen hepimiz hapsi
boylayana kadar.
Kolhatkar: Bu bir örgüt mü yoksa sadece bireyler mi?
Monbiot: Hayır, bu bir öz-örgütlenme. Bunun için sadece bir
çağrı yaptık, şurada olacağız, şunları yapacağız, tarih
budur dedik ve herkes güvendiği kişilerle kendi grubunu
oluşturup gelip bize katılabilir dedik. Ve hiç fena olmadı,
işte bunları daha sık görmek istiyoruz.
Kolhatkar: Burada ABD’de gösteriler oldu ama haberlere pek
yansımadı. Amerikalıların pek çoğunu tatil alışverişinden
alıkoyacak bir atmosfer oluşmadı. Fakat sizin veya çevre
üzerinde çalışan başkalarının ne dediğine bakacak olursak,
asıl eylem yapılması gereken yer ABD.
Monbiot: Evet, gerçekten öyle. Ve ABD başkaları için de
şartları belirliyor. İşlerin döndüğü yer ABD. Bir şey yapmak
istiyorsanız ve ABD hükümeti buna izin vermeye hazırsa, bu
çok ama çok çabuk gerçekleşebilir çünkü burası hala
teknolojinin ve ekonominin en güçlü olduğu yer. ABD hala her
şeyin değişebileceği bir yer.
Bunu en açık şekilde ABD 2. Dünya Savaşı’na girdiğinde
gördük. Pearl Harbor bombalandıktan sonra on yıl veya bir
yıl veya ay değil sadece günler içinde bir ekonomik ve
teknolojik değişime tanık olduk. Bu muazzamdı. Müttefikler
savaşı böyle kazandılar. Bu ABD’de gerçekleşti. Örneğin
büyük ölçüde sivil bir ekonominin 90 gün içinde askeri bir
ekonomiye dönüştüğünü gördük. Gerçekten tüm süreç 90 gün
içinde tamamlandı. O güne kadar bir parça olsun askeri
teknoloji araştırmamış olan General Motors birden büyük bir
askeri teknoloji şirketine dönüştü. Talimatı aldıktan sonra
90 gün içinde bombardıman uçağı üretti. Tasarladı, prototip
geliştirdi, denedi ve tam ticari versiyonu piyasaya sürdü.
Bu 1942’de oldu. Tüm bunlar tam-zamanında-üretim (just in
time), modüler tedarik (modular delivery) vb. sistemlerden
önceydi. Endüstri ve üretim bugünküne kıyasla çok daha ilkel
düzeydeydi. Şimdi istesek bir ay içerisinde tüm küresel
ekonomiyi tersine çevirebiliriz. Eksik olan tek şey siyasi
irade.
Kolhatkar: Bali İklim Konferansının bu son haftasında,
devletlerin büyük bir kısmı, tabi ABD ve belki Kanada ve
Japonya hariç, Kyoto Protokolü’ne göre çok daha kuvvetli
indirimler öngören bir belge ortaya koyarlarsa, bu gezegeni
kurtarmayacak bile olsa, bunu doğru yönde bir adım olarak
değerlendireceğinizi varsayıyorum. Umutlu musunuz, en
azından insanlar bu kadar büyük bir ölçekte bir araya gelip
bu meseleyi uluslararası bir seviyede tartışabiliyorlar
diye?
Monbiot: Sanırım Gramsci’nin söylediği gibi: aklın
karamsarlığı ve iradenin iyimserliği. Ummaya devam ediyorum
ama şu anda hükümetlerden doğru sinyaller alamıyorum.
Duyduklarım bir sürü yeşilyıkama (greenwash), kamuoyunu
yatıştırmaya yönelik bir sürü tartışma, ama meseleyle
gerçekten başa çıkmak üzere pek az şey yapılıyor.
Yeşilyıkama ile kastettiğim çevresel aklama. Bu gerçekte
hiçbir eylem yaratmadan bir eylem izlenimi yaratıldığını
belirtmek için kullanılan bir terim. Şimdiye kadar bu
müzakerelerde de bunu gördük ve kesinlikle bundan çok daha
fazlasını içermek ve çok daha hızlı ilerlemek durumunda.
Notlar:
Z Net sitesinden alınmıştır. Söyleşinin orijinali için
tıklayınız.
Bu söyleşi 10 Aralık günü Uprising’de
(www.uprisingradio.org) yayınlanmıştır. Söyleşinin İngilizce
transkripsiyonu Julie Svendsen tarafından yapılmıştır.
Sonali Kolhatkar Uprising’in yapımcısıdır. Yardımcı yapımcı
Gabriel San Roman’dır.