Çiftçiler neden intihar ediyor?
Girish Mishra
20 Aralık 2005
Hintli çiftçilerin intiharı fenomeni başladığında yıl 1997
idi. Bu durum o zamandan beri ürkütücü rakamlara ulaştı ve şu
anda kendi yaşamlarına son veren çiftçilerin sayısı 25.000’i
geçmiş durumda. Daha bir önceki gün Maharashtra Yasama Meclisi
üyesi bir kişi evinde kendisini yakacağı tehditinde bulunmuştu
ve bir kaç gün sonra Nagpur yakınlarındaki bir köyden, çiftçilerin
kendilerini ateşe vermek üzere cenaze ateşlerini hazırlamaya
başladıkları haberi geldi.
Bu intiharlar çoğunlukla Hindistan’ın zengin bölgelerinde,
yani Andhra Pradesh, Punjab, Karnataka ve Maharashtra’da gerçekleşti.
İntiharlar sadece arazi sahipleri arasında değil topraksız kesimlerde
de yaşanıyor. Hiç şüphesiz bu intiharlar daha derin bir tarımsal
krizin semptomları. Peki, bu krizin doğası nedir? Neden bu intihar
seli sadece 1997 sonrasında ve genelde tarımsal olarak zengin
bu dört bölgede yaşanıyor? Acaba bu fenomenin Hindistan ekonomisinin
dışa açılmasıyla ve Dünya Bankası’nın Yapısal Uyum Programı
himayesinde 1991’den beri yürütülen özelleştirme süreciyle bir
ilişkisi var mı? Konuyu araştırıp bir rapor sunmak için Bombay
Yüksek Mahkemesi tarafından görevlendirilen Tata Sosyal Bilimler
Enstitüsü’nün sorduğu sorulardan bazıları bunlar. Yüksek Mahkeme
bu kararı Tüm Hindistan Biyodinamik ve Organik Çiftçilik Birliği’nin
bir dilekçesi üzerine almış.
2004’te, sadece Maharashtra’da 644 kadar çiftçi kendi yaşamını
sonlandırdı. Bu çiftçilerin çoğu şu üç bölgeden: Vidharbha,
Marathwada ve Khandesh. Enstitü tüm intihar vakaları için enformasyon
toplasa da 36 intihar vakası daha detay bir araştırma için temsili
örneklem oluşturuyor.
Rapor bazı önemli gerçekleri ortaya koyuyor. Birincisi, yıllar
boyunca tarıma verilen önem görece azalmış. Tarım şu anda Gayri
Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) sadece %25’i kadar; halbuki kırsal
bölgelerde yaşayan halkın %75’i hayatını tarımdan kazanıyor.
İkincisi, tarımsal üretimin % 60-70’i geçimlik tarımdan geliyor.
Üçüncüsü, tarımdaki kamu yatırımları yıllardır sürekli bir gerileme
içinde. 1985’ten beri kabaca %60 azaldığı tahmin ediliyor. Rapor,
R. X. Desai tarafından yapılmış bir araştırmaya başvuruyor:
“Müteakip Hindistan Hükümetleri IMF ve Dünya Bankası rehberliğinde,
1985’te GSYH’nin % 14.5’ini oluşturan kırsal kalkınma harcamalarını
2000-01’de % 9.5’e düşürmüştür (bu harcamalar tarım, özel bölgeler
programı, sulama ve taşkın kontrolü, köy endüstrisi, enerji
ve ulaşımı kapsamaktadır - veriler Merkez ve Devletler'in toplamını
temsil etmektedir). Kırsal istihdam şu anda artmamaktadır; kişi
başı tahıl tüketimi ciddi oranda azalmıştır … durum bir felaket
arz ediyor. Merkez ve Devletler'in kırsal kalkınma harcamalarının
GSYH'ye oranı 1985-90'lardaki seviyesinde kalsaydı 2000-2001'de
1,24 trilyon rupi değil 3,05 trilyon rupi olacaktı; veya mevcut
miktarın ikibuçuk misli olacaktı.” Tarıma yönelik kamu yatırımlarının
azalması, sulamanın yaygınlaştırılması şöyle dursun, mevcut
sistemlerin yeterli bakımını bile imkansız hale getirdi. Dolayısıyla
yağışlara bağımlılık devam ediyor. Maharashtra’nın üç bölgesinde
de sulama tesislerinin son derece yetersiz oluşu dikkat çekici.
Yağışların yetersizliği, mevsimsiz yağışlar veya topyekün kuraklık
çiftçileri ciddi bir krize sürüklüyor.
Dördüncüsü, 1988’de BJP (Baharatiya Janata Party - Hindistan
Halk Partisi) önderliğindeki koalisyon Merkez’de iktidardayken
Hindistan, Dünya Bankası’nın yapısal uyum politikaları tarafından
Cargill, Monsanto, Syh genta, vb. küresel tohum şirketlerine
kapılarını açmaya zorlandı. Bunun sonucunda girdi ekonomisinde
büyük bir değişim yaşandı. Tarlada muhafaza edilen tohumların
yerini görece fazla gübre, pestisit ve sulama gerektiren şirket
tohumları aldı.
Beşincisi, eldeki bilgiler toprak verimliliğinde hızlı bir
kayba işaret ediyor; ki bu kaybın sorumlusu giderek artan gübre
ve su tüketimi olmalı. Gübre, sulama ve elektrik sübvansiyonlarının
kısılması üretim maliyetlerinin artmasına neden oldu ve çiftçileri
daha fazla kaynağı seferber etmeye zorladı. Liberalleşme politikası
özel sektöre gübre ve pestisit üretiminde giderek çok daha fazla
yer açtı. Açıktır ki, bu ürünler git gide pahalanmıştır. Rapor
çoğu çiftçinin azalan toprak verimi ve artan böcek tehdidi ile
başa çıkmak için hükümet mekanizmalarının sunabileceği güvenli
bilgiye ulaşamadığını ortaya koyuyor. Çiftçilerin danışabilecekleri
tek kaynak gübre ve pestisit şirketleri ki bunlar kendi çıkarlarının
peşindeler.
Altıncısı, 90'larda, özellikle 1995’ten sonra, üretim maliyetlerinde
keskin bir artış yaşandı, çünkü neredeyse tüm girdiler daha
da pahalı hale geldi. Bunun telafi edilmesi hükümetin, çeşitli
mahsuller için duyurduğu taban fiyatlarını yükseltmesini ve
bunun yanı sıra ürün veriminin artmasını gerektiriyordu. Fakat
bu daha çok gübre, daha çok pestisit ve daha çok sulama demekti.
Rapor, son on yıldır uygulanan taban fiyatların artan üretim
maliyetlerini karşılamadığının altını çiziyor. Taban fiyatı
ve üretim maliyetleri arasındaki ortalama fark, çeltik için
%38, Bajra (Rajastan'ın temel darı bitkisi) için %48, yerfıstığı
için %32, ayçiçeği için %50, pamuk için %38, buğday için %47'dir.
Yedincisi, yeni ekonomik politikaların saldırısından sonra
tarım dışı sektörlerdeki iş fırsatları azaldı. Özellikle tekstil
imalathaneleri kepenklerini kapattılar. Rapordan alıntı yapalım:
“Azalan tarla dışı istihdam fırsatları krizi daha da şiddetlendirmiştir.
İntiharların olduğu bölgelerde tarla dışı seçeneklerin git gide
azaldığı görülüyor. Ayrıca, aile fertlerinin kentsel bölgelerde
işlerini kaybetmeleri üzerine geri döndükleri veya köy dışındaki
tarım dışı sektörlerde iş bulamadıkları da görülüyor … Böylece,
azalan tarım dışı fırsatlar tekrarlanan ürün başarısızlıkları
ve borçlanmayla birlikte, kırsal bölgelerdeki aileler için akut
borçluluk yaratmış olabilir.”
Sonuncusu, sıkça yaşanan ürün başarısızlıkları, artan üretim
maliyetleri ve ürünleri hak edilen fiyatlardan satma imkânının
olmaması çiftçileri tefecilerin eline düşürmektedir. Arazi sahibi
çiftçiler, bankalar veya tarım kredi kooperatifleri gibi kurumsal
kaynaklardan kredi alabiliyorken, kiracı topraksız çiftçiler
bu imkânlardan yoksundur. Borç tuzağına düştükten bir süre sonra
bir kısmı, yoksulluktan ve aşağılanmaktan kurtulmanın tek çıkar
yolunu intiharda bulmaktadır. Rapordan aktaralım: “... ürün
ekimini gerçekleştirebilmek için krediye bağımlılıkta keskin
bir artış var. Kredi alma eğilimi 90’larda arttı. Çiftçiler
ilk kredilerini bankalardan aldılar (bankalar sadece bir kez
kredi verdi, kredinin devamı için önce kalan borçların ödenmesi
gerekiyordu). Sonraki krediler, banka kredisini ödeyebilmek
için bazı özel kesimlerden alındı ... Çiftçilerin yüzde 75’inden
fazlasının gayrı resmi kaynaklara kredi borcu var.”
Raporun vurgusu şu: “Hindistan tarımının çokuluslu şirketlere
açılması ve Hindistan hükümetinin geri çekilmesi eşzamanlı olmuştur.
Dahası, iç Pazar, gümrük duvarlarının indirilmesi nedeniyle
istikrarsızlaşmıştır. Haksız ticaret koşulları tarım ile uğraşanlar
ve/veya tarıma bağlı olanlar için durumu daha da kötüleştirmiştir.”
Durumun ciddiyeti son derece açıktır.
Çeviren: Umut Hasdemir
|