IRKÇILIĞA KARŞI AMBARGO
Yaptırımların mantığı, İsrail’e karşı İngiliz akademik boykotuna
destek kazandırıyor
Gabi Baramki*
Al Ahram, 2-8 Haziran 2005
Bir hafta önce 22 Nisan’da, İngiliz Üniversite Öğretim Elemanları
Derneği’nin (British Association of University Teachers - AUT)
Hayfa ve Bar Ilan Üniversiteleri’ni İsrail’in ırkçı ve sömürgeci
politikalarına ortak oldukları gerekçesiyle boykot kararı alması,
önemli bir psikolojik engelin aşılmasına vesile oldu. AUT senelik
toplantısında ayrıca, Filistin Akademik ve Kültürel Boykot Komitesi
tarafından ilan edilen boykotu tüm branşlarında duyurma kararı
aldı. Filistinlilerin çağrısı Filistin’deki en önemli yaklaşık
60 sendika, meslek örgütü ve eğitim kurumu tarafından destekleniyor.
Bunun içinde Filistin Üniversiteleri Öğretim Elemanları ve Çalışanları
Sendikaları Federasyonu ve İşgal Edilmiş Batı Şeria’da Filistin
sivil toplum kuruluşlarının şemsiye örgütü de yer alıyor.
Medyada ifade edilenin aksine AUT, Hebrew Üniversitesi’nin
boykot edilmesi önerisini reddemedi, fakat ilgili gerçeklerin
araştırılmasından sonra karar verilmek üzere yönetim kuruluna
havale etti. AUT’nin İngiltere’de 48000 öğretim elemanını temsil
eden bir örgüt olduğunu hatırlatmakta yarar var. Bu, kararın
İsrail ve batılı detekçileri açısından ciddiyetini ortaya koyuyor.
AUT önergesinin ardından boykota karşı siyonist kampanya
aşırı ölçülerde yükseldi. Boykotun altını oymak için yürütülen
Siyonist girişim, İsrail üniversitelerinin Filistin haklarının
en büyük destekçisi olan liberal sığınaklar olduğu algısını
geliştirmek üzere yanlış bilgiler yaymak şeklindeki o çok bildiğimiz
taktiklerini kullandı. Bu arada boykotun en aktif destekçilerinin
işgale karşı koyan ilerici Yahudiler olmasına rağmen, bu girişimi
anti-Semitist olmakla suçladılar. Şimdi İngiltere’deki Siyonist
lobi AUT’nin kararını yanıltıcı argumanlar kullanarak değiştirmeye
çalışıyor. Bu argumanlardan birine göre boykot Filistin ve İsrail
üniversiteleri arasındaki pekçok ortak projeye zarar verecek.
Fakat mevcut bu projeler, bulundukları her yerde, Filistin Yüksek
Eğitim Kurulu’nun Filistin ve İsrail üniversiteleri arasında
bilimsel ve teknik seviyelerde işbirliği yapılmaması yönündeki
çağrının altını oyuyor. Bu ortak projeler aynı zamanda, Filistin
muhalefetinin uluslararası alandaki birliğini de zedeliyor ve
belki de bilmeyerek, İsrail’in baskı politikalarına meşruiyet
kazandırıyor. Bu baskı politikaları Filistin topraklarına el
konulmasını, İsrail yerleşimlerinin genişletilmesini, Apartheid
duvarının inşaasını, masum insanların katlini, evlerin yıkılmasını,
tarım arazilerinin tahrip edilmesini, Filistinlileri diğer Filistinliler
ve yaşam kaynaklarından, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yalıtmayı
amaçlayan kuşatma stratejisini ve tüm bu uygulamaların sonucunda,
Filistin halkının uluslarası toplumun dikkatini çekmeden topraklarını
terketmek durumunda bırakılmalarını içeriyor.
AUT boykotunun ve medyada gördüğü ilginin en önemli başarılarından
birisi, İsrail’e karşı uygulanan istisnacılığın ve bu ülkeyi
yıllardan beri eylemlerinden sorumlu tutulamayacak, uluslararası
hukuğun üzerinde bir varlık olarak görme eğiliminin altını oymasıdır.
Filistin kampanyası İsrail ve Apartheid Güney Afrikası arasındaki
benzerliklere dikkat çekmiş ve uluslarası kamuoyunu 1980’lerde
Afrika’ya karşı başarıyla uyguladığı ve Apartheid rejiminin
düşürülmesiyle sonuçlanan yaptırımların aynısını İsrail’e karşı
da uygulamaya davet etmiştir. İki durum arasında farklılıklar
olduğunu kimse inkar etmiyor, fakat her iki durumda da uygulanan
ırkçı politikalar, bunlara benzer araçlarla karşı konulmasını
gerektirmektedir. Boykot ve uluslararası yaptırımlar Filistin
sivil direnişinin elindeki en önemli araçlardır. Maalesef, bu
araçlar geçmişte yalnızca nadir olarak ve koordinasyondan yoksun
bir şekilde kullanılmıştı. Fakat şimdi Filistin kampanyası boykotu
işgale ve İsrail’in Apartheid politikalarına karşı bir strateji
olarak benimsiyor. Sesimizi uluslarası alanda duyurabilmek ve
boykotun barışçıl bir direniş strateji olduğunu gösterebilmek
adına tüm dünya üzerinde aktif birliktelikler kurabilmek için
sabırla ve meşakkatle çalıştık. Bu birliktelikler anti-Siyonist
İsrailli akademisenleri de içeriyor.
Bu başarı Lahey’deki Uluslarası Adalet Divanı’nın Aparthed
Duvarı hakkında aldığı tarihsel kararın bir sene ardından geldi.
Bu karar uluslarası toplumu İsrail’e karşı etkili önlemler almaya
davet etmektedir. Bu anlamda, AUT önergesi sözkonusu uluslararası
gelişmeye karşı verilen ilk pratik yanıt, Adalet Divanı kararını
elle tutulur bir yaptırıma tercüme eden ilk adım olaraka kabul
edilebilir. Konunun özü budur, halkımızın büyük çoğunluğu artık
İsrail’i kınayan fakat iş gerçekleri değiştirmeye geldiğinde
başarısızlığa uğrayan uluslararası kararlardan bıkmış vaziyette.
Halk, İsrail’i Filistinliler’e karşı uyguladığı acımasız baskı
politikalarından alıkoyacak, İsrail’in ABD dış politikasınca
aktif olarak desteklenen ve kollanan, bir politik irade örgütleyemeyen
Arap ve Avrupa devletlerinden yüz bulan uluslararası hukuk ihlallerini
cezalandıracak bir iradenin ortaya çıkmasını bekliyor.
Fakat yeni boykot stratejisinin etkili olabilmesi için bunun
İsrail’deki tüm akademik ve kültürel kurumları içerecek şekilde
genişletilmesi gerekiyor, çünkü bunların tamamı, işgali, ve
Filistin halkının baskı altında tutulmasını aktif olarak gizliyorlar.
Boykot diğer taraftan ekonomik alanda da genişletilmeli. Ekonomik
boykot kampanyanın başarıya ulaşmasında anahtar bir rol oynayacaktır.
Ayrıca, mesleki, spor ve işçi sendikaları ve diğer alanlarda
da uygulanmalı. Ancak boykot tüm bu alanlarda sağlam bir şekilde
uygulanmaya başlandığı zaman uluslararası diplomatik yaptırımlar
için de güvenle ve etkili bir şekilde bastırabileceğiz.
* Ramallah, Birzeit Üniversitesi
eski rektörü
Çeviren: Ali K. Saysel
BGST Kuramsal Eğitim ve Araştırma Birimi
|