Olmayan Bölgenin Fantazisi
Büyük Ortadoğu Planı
Gilbert Achcar
Çeviren: M. Özgür Efe
Şeyh Yasin suikastı Washington’un Arap dünyası üzerine planı hakkındaki
her türlü tartışmayı tehlikeye attı. ABD’nin en son ihtirası, Ortadoğu
petrol zenginlikleri ve pazarları üzerindeki denetimini güçlendirmek ve
askeri üs ve tesislerini genişletmek; üstelik tüm bunları demokratikleşme
adına yaptığını söylüyor.
Bush yönetimi Irak’ın işgalini üç bahaneyle haklı göstermeye çalıştı.
Birincisi, 11 Eylül 2001 sonrasında teröre karşı açılan savaştı, eldeki
tüm kanıtların aksini göstermesine rağmen, Saddam Hüseyin Usame bin Laden’in
destekçisi değilse de en azından işbirlikçisi gibi gösterildi. İkinci
argüman kitle imha silahlarının (KİS) oluşturduğu tehditdi. Bu konuda
ABD ve Birleşik Krallık’ın sağladığı tüm bilgilerin asılsız olduğunu biliyoruz.
İlk iki gerekçe solup gittiği için, üçüncü bir bahane önem kazanıyor:
Washington Irak’ı tüm Ortadoğu’ya örnek gösterebileceği kadar çekici bir
demokratik model yapmaya söz vermişti.
Bağdat’a karşı kampanyanın başlamasından beri diğer iki gerekçe ile
birlikte geliştirilen bu argüman, en çok da Bush yönetiminin Pentagon
çevrelerinde aktif olan yeni-muhafazakar dostları tarafından şevkle etrafa
yayıldı (1). Irak işgalinin arifesinde 26 Şubat 2003 tarihinde, Bush Ortadoğu’ya
demokratik değerleri yayma hırsını bir dizi yeni-muhafazakarın ve kayıtsız
İsrail destekçisinin meskeni olan American Enterprise Institute adlı düşünce
kuruluşu önünde açıkladı. Enstitünün yirmi danışmanını yönetimi için ödünç
aldığıyla övündü (2). Daha sonra 9 Mayıs 2003 tarihinde, ne tür değerlerin
yayılması gerektiğini göstermek için on yıl içinde bir “ABD-Ortadoğu Serbest
Ticaret Bölgesi” kurulmasını önerdi (3).
Bu argüman Clinton dönemiden kalan ve Bush yönetimi altında güce dayalı
yaklaşıma arka çıkmaya devam eden insani savaş taraftarlarından destek
buldu. Harvard’da profesör ve insan hakları uzmanı olan Kanadalı Michael
Ingatieff, aslında çok daha kaba saba düşünen bir yönetimi desteklerken
son derece incelikli argümanlar kullandı. 2003 Ocak ayında New York Times
gazetesinde yayınlanan bir makalesinde, okurlarını daha iyi ikna etmek
için isyankar bir ton takınarak esasen bir “iyilik imparatorluğu” olarak
tanımladığı ABD imparatorluğunun iyi yanlarını göklere çıkarıyordu. ABD,
“hafif bir imparatorluktur, serbest pazarlar, insan hakları ve demokrasi
gibi değerlerle süslenen, dünyanın bu güne dek gördüğü en müthiş askeri
güçle desteklenen küresel bir hegemonyadır” diye iddia ediyordu (4). Uzun
savunması bir sonuca yaklaşırken “imparatorluğun gerekliliği şudur ki,
Irak gibi yerlerde, demokrasi ve istikrarın son umudu olmuştur” diyordu.
Sonradan gördüklerimiz bize bunun yanlış olduğunu gösterdi (5).
Liberallerden (ABD’de anlaşıldığı şekliyle ilerlemeci anlamında liberal)
gelen bu idealist övgüye tezat olarak Bush yönetiminin İslam dünyasına,
özellikle Irak’a demokrasi getirme yönündeki kibirli hedefi muhafazakar
realistlerin şiddetli eleştirilerine yol açtı. 2002 sonbaharında bu kanadın
önde gelen yayın organlarından National Interest dergisinin editörü Adam
Garfinkle bu yaklaşımın naif olduğu yönünde uyarılarda bulundu. Yönelttiği
ilk itiraz, başka bir Harvard profesörü olan Samuel Huntington tarafından
tanımlanan “demokrasi paradoksu”yla ilgiliydi: Dünyanın bazı bölgelerinde
demokrasi, mükemmelliğe kavuştuğu Batı’ya düşman güçleri büyütür. ABD
düşmanlığının en yüksek olduğu İslam dünyası bunun en iyi örneğidir. Garfinkle’ın
ikinci itirazı ise Arap dünyasında demokrasi için yürütülecek bir kampanyanın
“ya Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün ve uzun zamandır dost ülkeler olarak
adlandırdığımız benzer ülkelerdeki anti-demokratik yönetici sınıflara
karşı ABD’nin tutumunda önemli bir değişiklik gerektireceği ya da bariz
diplomatik ikiyüzlülüğün kalıcı hale gelmesi anlamına geleceğidir” (6).
Müslümanlar uzun zamandır bu ikiyüzlülüğe aşinadır; Washington’un demokrasi
vaatleri hakkındaki ironi katılmış şüphecilikleri buradan gelir. ABD’de
demokrasinin samimi destekçileri bunun altını çizer. Bir yıl önce, Carnegie
Endowment for International Peace kuruluşunda araştırmacı olarak çalışan
Thomas Carothers, Bush ve takımının bölünmüş kişiliklerini eleştirdi:
“Gerçekçi Bush dünyanın pek çok yerinde dost tiranlarla sıcak ilişikleri
aktif olarak geliştirirken yeni Reagancı Bush Ortadoğu’da güçlü bir demokrasi
kampanyası için zil çalıyor” (7).
New America Foudation kurumunun global ekonomik politikalar eş başkanı
Sherle Schwenninger ABD stratejisi üzerine bir makalede “son otuz yıldır
ABD politikasının özünün Arap demokrasisine ve Arapların kendi kaderini
tayin hakkına aykırı” olduğuna işaret ediyor. Her ABD başkanı, Arap halkını
yabancılaştıran üçlü bir sacayağı üzerine kurulu bu stratejiyi benimsemiştir:
“İsrail’in savunmasının üstlenilmesi ve bir tür barış sürecinin teşvik
edilmesi; Mısır ve Ürdün’de ABD yanlısı hükümetlerin cesaretlendirilmesi;
Basra Körfezinin petrol üreten ülkelerinin yönetici aileleriyle, özellikle
de Suudi Arabistan’ın kraliyet ailesiyle sıkı müttefiklik ilişkisinin
geliştirilmesi... Buna karşın Irak’ın işgali yalnızca ABD’nin meşruiyet
sorunlarını şiddetlendirmiştir. Çünkü bölgedeki pek çok kişi için bu durum
ABD’nin Irak halkının refahıyla değil oradaki petrolle ve askeri gücünü
artırmayla ilgilendiği yönündeki inançlarını güçlendirmiştir” (8).
Irak’ta Kitle İmha Silahları’nın (KİS) bulunamaması ve Iraklıların
ABD’ye açıktan düşmanlık göstermeseler bile sıkı bir şekilde meydan okumalarının
damgasını vurduğu dinamik durum, Bush’u demokrasi argümanının şiddetini
yükseltmeye zorladı. Bush, 6 Kasım 2003 tarihinde, Reagan yönetiminin
desteğiyle 1983 yılında kurulmuş olan ve her iki partiyi de eşit mesafede
olan National Endowment for Democrasy kuruluşunun ABD Ticaret Odası’nda
yapılan toplantısında bir konuşma yaptı. Konuşmanın ana teması İslam dünyasında
demokrasiydi ve uzun bir liste oluşturan otokratik ülkelerin liderlerine
–Fas, Bahreyn, Umman, Katar, Yemen, Kuveyt, Ürdün, ve hatta Suudi monarşisi-
öğütler verirken “demokratik reformları engelleyen ve altını oyan Filistin
liderlerini” kınayarak demokrasinin esnek bir kavranışını gözler önüne
serdi (9).
Birkaç gün sonra, Irak’ta –The Economist tarafından adlandırıldığı
şekliyle- prokonsül Paul Bremer ve ekibiyle Iraklı Şiilerin dini lideri
Büyük Ayetullah Ali Al-Husseini al-Sistani arasında bir güç denemesi yaşandı.
Bu Huntingtoncu anlamda paradoksal bir durumdu: Ayetullah kurucu meclisin
seçimi ve yeni anayasanın onaylanması için oy hakkı talep ederken, işgal
otoritesi Washington tarafından atanmış bir Irak hükümetine şekli güç
transferini haklılaştırmak için kısa ve orta vadede bir seçimin düzenlenemeyeceğini
savundu. Destekçilerinin kitlesel protestolarından güç alan Ayetullah,
Birleşmiş Milletler’i arabuluculuğa zorladı, ve seçimlerin 2004 sonuna
kadar yapılacağı taahhütünü aldı.
Bu durum Bush yönetiminin takındığı demokratik imaj açısından oldukça
zarar vericiydi ve başkanlık seçimleri öncesi oy oranları düşmeye başlamıştı,
bu yüzden yeni bir girişim başlattılar. 13 Şubat’ta Londra’da Arapça çıkarılan
günlük liberal Al-Hayat gazetesi, Washington tarafından G-8 liderlerinin
yardımcı kadrolarına Haziran ayında Georgia’da Sea Island’da, düzenlenecek
zirveye hazırlanmaları amacıyla dağıtılan “G-8 Büyük Ortadoğu Ortaklığı”
başlıklı bir çalışma belgesi yayınladı (10). Belge ağırlıklı olarak, Sosyal
ve Ekonomik Gelişme için Arap Fonu (AFSED - Arab Fund for Social and Economic
Development) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP-United Nations
Development Programme) bölgesel bürosunun himayesi altında hazırlanan
Arap dünyası üzerine raporlardan faydalanarak yazılmıştı. Belgede Arap
ülkelerindeki sefalet, cehalet ve işsizliğin düzeyini ayrıntılandırılıyor
ve ortak çıkarları “aşırılıkların, terörizmin, uluslararası suçların ve
yasa dışı göçlerin artması” tarafından tehdit edildiği düşünülen G-8 üyeleri
uyarılıyordu (12). Rakip girişimler (Avro-Akdeniz Ortaklığı ya da Barselona
süreci ve ABD Dışişleri’nin Ortadoğu Ortaklık İnisiyatifi) tamamlayıcı
girişimler olarak takdim edilip, sanki bütün bunlar aynı politikanın parçalarıymışçasına
“Afganistan ve Irak’ın çok taraflı yeniden inşası girişimine” davet çıkarılıyordu.
Belge, Demokrasi ve Bilgi Toplumu başlığı altında, G-8 ülkelerinin
2006 yılına kadar seçim düzenleyecek Arap ülkelerine teknik yardımlar
-seçimlere gözetmenlik değil sadece seçmenlerin kaydedilmesine ve çalışanların
eğitimine dönük seçim öncesi yardımlar- gibi sınırlı kapsama sahip inisiyatifler
öneriyordu. İnceleme aynı zamanda kadın yöneticileri ve gazetecileri eğitecek
merkezler, (şeriat yasalarını kapsayan) yasal danışmanlık merkezleri ve
STÖ’ler kurulmasına yardım edilmesini; 2008 yılına kadar çoğu öğretmen
olmak üzere 100,000 kadının eğitilmesini öneriyordu.
En cesur yenilik, Ekonomik Fırsatlar başlığı altında, “Orta ve Doğu
Avrupa’nın eski komünist ülkelerinde yaşanan dönüşüm mertebesinde bir
ekonomik dönüşüm” için yapılan bir çağrıydı. Washington’un amentüsüne
göre bunun anahtarı, refah ve demokrasinin anahtarı olan özel sektörün
güçlendirilmesiydi. Belge bu konuda dahice öneriler getiriyordu: Mikrofinans**
mucizesi sayesinde beş yıl boyunca yılda sadece 100 milyon dolar ile,
kişi başına verilecek 400 dolarlık kredilerle sefalet koşullarından sıyrılacak
(750.000 kişisi kadın olmak üzere) 1.2 milyon müteşebbis yaratılacaktı.
Diğer çareler daha bilindiktir: Avrupa Kalkınma ve Yeniden İnşa Bankası
modeli üzerinden bir Büyük Ortadoğu Kalkınma Bankası kurulması (Arap ülkelerinde
zaten böyle bir kurum (AFSED) bulunmaktadır, fakat Batı ülkeleri tarafından
idare edilmez); serbest bölgeler oluşturulması (Arap ülkelerinde hali
hazırda birkaç tane vardır); bu ülkelere Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmaları
ve bu üyeliğin gerektirdiği reformları yapmaları konusunda baskı yapılması.
Al-Hayat tarafından ifşa edilmesinin ardından bu belge, Arap dünyasının
estirdiği eleştiri rüzgarlarıyla beslenen bir yangına yol açan ilk kıvılcım
oldu. Eleştiriler belgede yer alan Büyük Ortadoğu tanımıyla başladı: bu
tanım Afganistan, İran, Pakistan, Türkiye ve İsrail’i kapsıyordu, ki tek
ortak paydaları Amerikan aleyhtarlığının en güçlü ve Batı-karşıtı biçimiyle
İslami fundamentalizmin (ki ABD tarafından bir numaralı halk düşmanı ilan
edilmiştir) en yaygın olduğu bölgede yer almalarıydı.
ABD’nin Batılı ortaklarını benimsemeye ikna ettiği politik-sosyolojik
öncelikleri yansıtan bu değerlendirme dışında, böyle bir gruplamayı makul
gösterecek herhangi bir coğrafi, kültürel ya da ekonomik neden bulunmamaktadır.
Objektif kriterlerle bakıldığında bu gruplandırma ya çok ileri gitmiş
ya da gereğince ileri gidememiştir . Böyle bir mantık bu ülkelerin hükümetleri
ya da halkları tarafından kabul edilemez, yalnızca Washington’un stratejik
önceliklerini güçlü bir şekilde paylaşan İsrail bir istisna oluşturur
çünkü bahsi geçen diğer ülkeler İsrail için temel kaygı nedenidir. Araplar
tarafından belgeye yönelik olarak ilk ve en kızgın eleştiri Arab Human
Development Report adlı yayının baş editörü Mısır’lı Nader Fergany tarafından
yapıldı. Washington’un raporu kendine maletme şekline kızan Fergany Al-Hayat’ta,
Arap devletleri bir yana, kendi G8 ortaklarına bile proje üzerinde yorum
yapmaları için çok az zaman bırakan ABD’nin benimsediği prosedürün “mevcut
ABD yönetiminin dünyanın kalan kesimine karşı, sanki devletlerin ve halkların
kaderleri üzerine karar verebilecekmiş gibi davranmasına yol açan küstah
zihniyetini” gösterdiğini vurgulayan bir yazı yayınladı (13).
Fergany sözkonusu belgeye şu noktada karşı çıkar: Arap ülkelerinde
yapılan bir çalışmanın sonucu, yeni-muhafazakarlar tarafından terörizmin
kaynağı addedilen, çoğunlukla Müslüman, fakat coğrafi olarak çok büyük
farklılıklar gösteren muazzam bir alana, ülkelerin kendi özgünlükleri
göz ardı edilerek uygulanmıştır. Projeyi reddetme gerekçelerini şu çerçeveye
oturtur: Belli başlı muhataplara önceden danışılmadan “dışardan empoze
edilen” bir projedir ve Arap dünyasında yozlaşmayı besleyen ve Arapların
çıkarlarını tehdit eden bir yönetimin kredibilitesi bulunmamaktadır (bu
nedenle diye ekliyor Fergany, “bir sarhoşun sokak lambasına aydınlanmak
için değil devrilmemek için yaslanması gibi” bu belge de UNDP-AFSED raporuna
dayanıyor.)
Fergany bölgede yaygın olarak paylaşılan bir duyguyu ifade ederek,
Washington’un Avrupa’yla projesi üzerinde uzlaşmaya çalıştığını yazıyor.
Uzlaşmanın hedefinde ise özellikle karşı çıktıkları Irak işgaliyle “Arap
toplumu içinde kazandıkları popülerlik ve saygınlık nedeniyle değişim
güçleri tarafından önemli müttefikler olarak görülen” Almanya ve Fransa
gibi ülkeler bulunuyor. Eğer bu ülkeler tekrar ABD görüşüne dönecek olurlarsa
“Arap halklarına sağladıkları kısıtlı destek aracılığıyla kazandıkları
politik sermayeyi kaybedecekler” ve bölgedeki değişim güçleriyle ortaklık
için tarihi bir fırsatı yitirecekler. Fergany bunun Washington belgesinin
gizil bir amacı olabileceğini düşünüyor.
Fergany, ABD’yi kendi ekonomik modelini Ortadoğu’ya empoze etmek istemekle
eleştiriyor. Belge Filistinlilerin haklarından söz etmeksizin İsrail’i
bölgenin ekonomik dokusuna entegre etmeyi gerek koşul sayarken Arap dünyasının
asıl problemlerini göz ardı ediyor. Irak’ın egemenliğini değil sadece
yeniden yapılandırılmasını ele alıyor, çünkü yalnızca “Irak’ın yıkımında
rol oynayan ülkelerin şirketlerine kontratlar dağıtmakla” ilgileniyor
.
Fergany Arap devletlerine ABD planını reddetmeleri çağrısında bulunurken,
eğer Arap dünyasının rönesansı olacak reformları içeriden kendileri yapmak
için hakiki bir çaba sarf etmezlerse bu reddedişin beyhude olacağına da
vurgu yapıyor. Bu beklenti UNDP-AFSED raporunda ana hatlarıyla ortaya
konuyor. Ekim 2003 yılında yayınlanan son edisyon, 2002 Temmuz’unda yayınlanan
ilk edisyonun neo-liberal amentüye uyduğu ve dış etmenlerin Arap dünyasının
durumu ile ilgili baskın sorumluluk payını göz ardı ettiği yolundaki mantıklı
eleştirileri dikkate aldı. 2003 raporu Arap ekonomilerinin bağımlılığına
vurgu yapar özel sektör tekellerinin devlet tekellerinin yerini almasına
karşı uyarıda bulunarak ekonomik liberalizmini yumuşatır ve Ortadoğu’daki
İsrail ve ABD politikalarını eleştirir (14).
ABD projesinin en büyük handikapı, söylenen ve yapılan şeyler arasında
uçurum olması nedeniyle inanılırlıktan yoksun olmasıdır ve bu nedenle
Arap dünyasında değişimin en ateşli destekçileri bile bu projeyi reddederler.
Tunuslu insan hakları eylemcisi Moncef Marzouki Al-Hayat’ta “ABD’nin Arap
dünyasında demokrasinin gelişimine dönük politikalarının hiç bir inanılırlığı
olmadığığına” vurgu yapıyor (15) ve ekliyor: “Aslında ABD politikalarının
bir bütün olarak, İran’da ve diğer yerlerde gördügümüz üzere, aşırı İslami
güçlerinin gelişmesini kolaylaştırdığını söylenebilir” diye ekliyor.
Arap dünyasında Bush yönetimine ve ondan geldiğinden şüphelenilen her
şeye karşı duyulan şiddetli düşmanlık Washington’un başlıca müttefiki
olan, himayesi altındaki Arap devletlerini –Mısır ve Suudi Arabistan–
kendilerini bu girişimden uzak tutmaya sevk etti. Hatta Başkan Mübarek
girişimin kışkırtacağı tepkilere karşı kendini korumak için karşı kampa
öncülük etti. Kendi çekincelerini dile getirdikten sonra Riyad’a uçtu
ve Suudi ev sahipleriyle birlikte “Arap ve Müslüman ülkelere dışarıdan
belirli bir reform prototipi empoze edilmesini” reddeden bir bildiri yayınladı
(16).
Bu infialle karşı karşıya gelen Bush yönetimi girişimin kendini ilgili
kesimlerin yerine koymayı amaçlamadığına yemin etti. Dışişleri Bakanı
bu mesajı iletmek üzere bölgeye gönderildi, fakat bu, Washington’un bazı
Arap müttefikleriyle görüşmeler yapmak üzere bölgeye yollanan Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı Marc Grossman’ın Brüksel’de verdiği demeçte, Dublin’de
yapılacak ABD/AB ve İstanbul’da yapılacak NATO zirvelerinde de Temmuz’da
yapılacak G8 zirvesindeki gibi “Büyük Ortadoğu”da reform konusunun tartışılması
gerektiğini söylemekten alıkoymadı. Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kuveyt’te
verdiği bir demeçte Washington’un G8 buluşmasından önce Arap devletlerinin
bu soruna eğileceklerine güvendiğini belirtti.
Satır aralarından okunduğu kadarıyla ABD’nin Arap müttefikleri (Washington’un
esin verdiği) Suudi girişimini Mart ayında yapılacak Tunus zirvesinde
yeniden dolaşıma sokmaya hazırlanıyorlar. Girişim aynı yıl Mart ayında
Bahreyn’de bir zirve yapma niyetiyle 2003 Ocak ayında duyurulmuştu, Irak
krizi nedeniyle toplantı yeri Mısır olarak değiştirildi ve süresi bir
güne indirildi. Veliaht prens Abdullah’ın girişimi bölgesel gerginlikler
ve bölgedeki diğer yöneticilerden bazılarının Washington’un isteklerine
boyun eğilmemesi yönündeki uyarıları nedeniyle politik olarak zamanlaması
yanlış yapılmış bir girişim olarak kaldı. Suriye Devlet Başkanı Beşir
el-Esad, Washington’un Irak’taki emellerini gizlemek için birbiri ardına
çeşitli maskeler kullanmasını kınadı: BM Denetlemeleri, Güvenlik Konseyi
Kararları, KİS, “demokrasi sorunu, sonra insan hakları ve şimdi de gelişme
vaat ediyorlar”(17).
Suudi girişimi Arap devletlerinde, kendi kendilerine girişecekleri
reformları ve politik katılımın gelişmesini, bunun yanında özel sektörü
destekleyecek ve teşvik edecek, nihai olarak bir Arap ortak pazarını oluşturacak
tedbirlerinin alınmasını savunacak yasal düzenlemelerin gerçekleşmesini
güvence altına almayı amaçlıyordu. Bu tarz (ABD’nin sunduğu gibi, politik
olarak çekingen, ekonomik olarak katı ve kökten) reçeteler göstermiştir
ki, bu gibi sponsorlarla Ortadoğu’da özgürleşme, özelleştirmeden öte bir
anlam ifade etmeyecektir.
Gilbert Achcar University of Paris-VIII bünyesinde öğretim üyesi
olarak görev yapmaktadır. Son çalışmaları her ikisi de Monthly Review
Press, New York tarafından 2002 yılında yayınlanan The Clash of Barbarisms
(Barbarlıklar Çatışması, Everest, 2002) ve 2004 yılında yayınlanan
Eastern Couldron (Kaynayan Ortadoğu: Marksist Aynada Ortadoğu,
İthaki Yayınları, 2004) kitaplarıdır.
Notlar:
1 Ortadoğu’nun demokratikleştirilmesi programının
açık bir anlatımı için Victor Davis Hanson tarafından yeni-muhafazakar
takımın yayın organı The Weekly Standard’da 21 Ekim 2002 tarihinde yayınlanan
"Democracy in the Middle East: It’s the hardheaded solution" makalesini
okuyabilirsiniz.
2 George Bush, "President Discusses the Future of
Iraq", Office of the Press Secretary, White House, 26 Şubat 2003.
3 George Bush, "Remarks
by the President in Commencement Address at the University of South Carolina",
White House, 9 Mayıs 2003.
4 Michael Ignatieff, "The
Burden", the New York Times Magazine, 5 Ocak 2003.
5 Ignatieff sözlerini geri aldığı bir makale yayınladı:
"The
Year of Living Dangerously", New York Times Magazine, 14 Mart 2004.
6 Adam Garfinkle, "The
Impossible Imperative? Conjuring Arab Democracy", The National Interest,
Güz 2002.
7 Thomas Carothers, "Promoting
Democracy and Fighting Terror", Foreign Affairs, Ocak/Şubat 2003.
8 Sherle Schwenninger, "Revamping
American Grand Strategy", World Policy Journal, Güz 2003.
9 "Remarks
by the President at the 20th Anniversary of the National Endowment for
Democracy, US Chamber of Commerce", White House, 6 Kasım 2003.
10 Metin, gazetenin İngilizce web sitesinde yer almaktadır.
Dar al Hayat
11 UNDP ve AFSED, Arab Human Development Report 2002
ve Arab Human Development Report 2003, New York. Her iki rapora da
http://www.undp.org/ adresinden ulaşılabilir.
12 Yasa dışı göçün diğer belalarla ilişkilendirildiğine
dikkat ediniz.
13 Nader Fergany, "Critique of the Greater Middle
East project: the Arabs sorely need to refuse a reform from abroad" (Arapça),
Al-Hayat, 19 Şubat 2004.
14 Bush yönetimi buna misilleme olarak UNDP’ye yapılacak
ve Kongre tarafından çoktan kabul edilmiş olan ABD yardımını kayda değer
miktarda azalttı.
15 Moncef Marzouki, "The US project for democracy
in the Greater Middle East -Yes, but with whom?" (Arapça), Al-Hayat, 23
Şubat 2004.
16 Nevine Khalil, "Winds of Change", Al-Ahram Weekly,
Kahire, 26 Şubat 2004.
17 Amira Howeidy, "Swan-Song for Arab Unity", Al-Ahram
Weekly, 6 Mart 2003.
* Yazının aslına
http://mondediplo.com/2004/04/04world
adresinden erişebilirsiniz.
** Mikrofinans/Mikrokredi kavramı ilk kez dünyanın
en yoksul ülkelerinden biri olan Bangladeş’te 1974 kıtlığı sırasında yoksullukla
savaş programı başlatan Muhammad Yunus tarafından geliştirildi. Ana fikri,
ödünç verilen küçük miktardaki borçların bir kişinin ve ailesinin hayatta
kalma becerisi açısından büyük farklılıklar yaratabileceğidir. [ç.n.]