Neşe Yaşın Röportajı
Röportajı Yapan: Feryal Öney, Tuğçe Çuhadaroğlu
21 Ekim 2007
Bir süredir Kıbrıs'ta ırkçı faşist çevreler tarafından
yazar Neşe Yaşın'a yönelik bir sosyal linç kampanyası yürütülüyor.
Konuyla ilgili bilgilendirme sunan ve dayanışma talep eden Neşe
Yaşın'la son dönemde maruz kaldığı saldırılar, Kıbrıslı kadın
olmak, barış politikaları ve Üzgün Kızların Gizli Tarihi üzerine konuştuk.
Son günlerde, Kıbrıs'taki milliyetçi, faşist çevrelerin
uyguladığı cinsel içerikli tacizlere, saldırılara maruz kaldığınız
için bir yazı kaleme aldınız; basın ve internet yoluyla kamuya,
henüz haberdar olmayanlara açtınız bu meseleyi. Sessiz kalmadınız
ve kaleminizin gücünü kullanarak insanları bu konuda uyanık
olmaya, sessiz olmamaya davet ettiniz.
Sizin de söylediğiniz bir "sosyal linç" söz konusu. Henüz
bilmeyenler için kısaca anlatabilir misiniz neler olup bittiğini?
Kıbrıs’ta yayınlanan Volkan gazetesi yıllardır bana ve Kıbrıs’taki
diğer barış yanlılarına nefret dili kullanarak saldırılar yapıyor.
Bu gazete Rauf Denktaş’ın da köşe yazarı olduğu ve Cumhurbaşkanlığı
dönemindeki danışmanlarının da köşe yazıları yazdığı; kullandığı
saldırgan üslupla eşi benzeri az bulunur bir gazete. Uzun süre,
zaman zaman tehdit de içeren bu saldırılardan çok rahatsız olmama
rağmen sessiz kaldım. Özellikle cinsel taciz düzeyindeki saldırılarla
ilgili herhangi bir girişimde bulunmamın –ki bu yalnızca dava
açmak olurdu- beni daha da mağdur durumda bırakacağını düşündüm.
Son iki haftadır bu saldırılar artık bir sosyal linç halini
aldı. Manşetten verilen ve gazetenin ön sayfasını tümüyle kaplayacak
biçimde yayınlanan yazılarda “Üzgün Kızların Gizli Tarihi” adlı
kitabımdan tahrif edilerek alınan bölümler, sanki bir biyografi
söz konusuymuş gibi sunularak bana karşı cinsel taciz unsurlarına
dönüştürülmüş durumda. Hatta son bir haftadır her gün yayınlanan
bir ilanla romandaki bir kahramanın kim olduğunu; bulana 10
milyar ödül vereceklerini yazıyorlar. “ Rum erkekleri sünnetsiz
olduğu için mi daha iyi?” derecesinde ibareler var. Gazetenin
benim cinsel bir içerikle adımı anmadığı gün yok gibi. Planlı
bir psikolojik savaş. Bu gazeteler bazıları uydudan yayın yapan
bazı televizyonların sabah programlarında da okunuyor.
"Üzgün Kızların Gizli Tarihi"nden bahsedelim. Birleşemeyen
bir adanın (Kıbrıs'ın) hikâyesini, bir Rum erkeğiyle Türk kızının
imkânsız aşkıyla sembolize ederek anlatan bir roman. Bu karşılıksız
aşk hikâyesinin arka planında -tarihiyle ve bugünüyle- “Kıbrıslı
olmak” gerçeği yer alıyor. Rum kesimiyle Türk kesimin birleşmesi,
dost olması imkânsız mı?
Romanın kahramanı İnci, Kıbrıslırum Adonis’e 1001 gece masalları
kurgusu içinde hikayeler anlatır. Kıbrıslıtürklerin yakın tarihine
dair bu hikayelerle onun aşkını kazanmaya ve onunla birleşmeye
çalışır. Bu bir Kıbrıs allegorisidir aynı zamanda. Bu birleşme
gerçekleşmez romanda ama roman bir umutla biter. Hala 1001.
hikayeye gelinmemiştir çünkü ve İnci hikayelerini anlatmaya
devam edecektir. Kıbrıs için de belki yakın gelecekte değil
ama birgün birleşme olacak diye düşünüyorum.
"Bazı durumları edebiyat anlatabilir ancak. Edebiyatın
varlık nedeni, büyüsü de budur. Dilin sınırları genişledikçe,
hayatı, insanlık durumunu kavramanın olanakları da çoğalır...
İnsana dair her şey, hırs, nefret, kıskançlık, aşk, özveri,
merhamet, onay ve beğenilme isteği o kadar önemli ki... İnsana
dair bu tür şeylerle uğraşmadan ülkelerin ve dünyanın büyük
meseleleri denen şeyleri çözümlemek zor." diyor, edebiyatın
aslında dünyayı değiştirebilecek gücünden bahsediyorsunuz bir
söyleşinizde. Anlaşıldı mı romanınız? Romanınızda "imkânsız"
olarak ifade ettiğiniz "birleşme" konusu kimin, ne kadar gündeminde?
Ne gibi tepkiler aldı "Üzgün Kızların Gizli Tarihi"?
Romanımın Kıbrıs’ta daha çok ilgi görmesini beklediğimi itiraf
etmeliyim. Yayınlandığı günlerde epey ilgi oldu; çok iyi eleştiriler
aldı tabii. Ama bunlar Türkiye’deki gazete ve dergilerde çıkan
yazılardı. Kitaptaki güçlü milliyetçilik ve militarizm eleştirisinin,
Kıbrıslıtürklerin toplumsal belleğine dair metinlerin çok daha
ilgi görmesini beklerdim. Aşk hikayesi bunun önüne geçti. Televizyonda
ülkenin o zamanki Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş romanla ilgili
yorum yaptı ve romanın ahlaksız olduğunu; Türk gençlerini Rumlarla
cinsel ilişkiye girmeye teşvik ettiğini söyledi. Gazetecinin
“Romanı okudunuz mu?” sorusuna ise “Okumadım ama herkes bunu
konuşuyor”du verdiği cevap.
Bölünmeyi protesto etmek için Rum Kesimi'nde yaşıyor,
Türk Kesimi'ne geçmek için üç uçak değiştiriyor ve bu yol için
`Dünyanın en uzun 50 metresi' diyordunuz.
Bu protestonun, bu tercihin ne gibi yansımaları oldu size?
Hangi çevrelerde, nasıl karşılandı?
Bu artık geçmişte kaldı. Nisan 2004’ten sonra bunu yapmam
gerekmedi. Artık kimlik kartımızı göstererek geçebiliyoruz.
Güneyde yaşamak benim için bir “tercih” değildi. Tam tersine
iki taraftan birini tercih etmek zorunda bırakılışımıza bir
itirazdı. Şu anda adanın iki tarafında birden yaşadığımı düşünüyorum.
En önemli duvarlar insanların kafalrındaki duvarlar. Benim için
öyle bir duvar yok.
Güneye geçtiğim zaman bana tepki gösteren pek çok kişi sonradan
bunu onayladı. Bugün ise geçmişte bir günah, bir tabu gibi duran
mekan normalleşmiş durumda. Benim yıllar önce yaptığımı artık
Kıbrıslıtürklerin %90’ı yapıyor.
Geçen yıl Kıbrıs Rum Kesimi'ndeki meclis seçimlerinde,
ilk kez bir Kıbrıslı Türk olarak aday oldunuz. Kıbrıslı Rum
seçmenden 'barış' adına oy istediniz. "Eğer seçimlerden başarı
ile çıkarsam Kıbrıs Cumhuriyeti (Rum Yönetimi) Temsilciler Meclisi'nde
Türkçe konuşacağım, tüm Rum milletvekillerinin konuşmalarının
da Türkçeye tercüme edilmesini isteyeceğim" diyordunuz.
Ve, "Bana verilecek oylar, Rumların, Kıbrıs adasını Türklerle
paylaşma arzusunu da yansıtacaktır" diye ifade ediyordunuz derdinizi.
Seçimlerde neler yaşandı? Bugün ümit vadeden gelişmeler
yaşanıyor mu?
Küçük bir partiden adaydım ve kazanmak konusunda umutlu değildim.
Parti, barajı geçemedi ama ben kendi adıma bir başarı kazandığımı
söyleyebilirim çünkü seçmenlerin yaptığı tercih oylarında bir
sonraki adayın oylarının iki katını alarak birinci geldim.
Kıbrıs’ta Rum kesimiyle Türk kesiminin ‘birleşme’si, adada
toplumsal barışın hâkim olması için farklı yollarla mücadele
edenlerin önde gelenlerinden birisiniz. Peki, bu mücadelede
Kıbrıslı kadınların pozisyonu nedir? Hands Across the Divide
(Sınır Ötesine Uzanan Eller) gibi kadın örgütleri, ya da Armenian
Relief Society (Ermeni Yardım Derneği), Latin Association for
Support of Foreign Workers (Yabancı İşçileri Desteklemek İçin
Latin Birliği) gibi cemaat örgütlenmelerinde yer alan kadınlar
toplumsal barışa ulaşmak için ne gibi yollar deniyorlar? Bu
konuda, Kıbrıslı kadınlar arasında güçlü bir dayanışmadan, ortak
bir hareketten bahsedebilir miyiz?
Kadınların çok aktif olduğu; öne çıktığı günler yaşandı ama
şu anda genel bir durgunluk, bir yılgınlık ve umutsuzluk söz
konusu. Milliyetçi siyasi eliti en çok huzursuz eden buluşmalar
Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kadınların buluşmaları olmuştur.
Onlar kendi çevrelerinden kadınlara bile güvenmiyorlar bu konuda.
“Duygusaldırlar, hemen ağlarlar, birbirlerine yakınlaşırlar”
gibi bir anlayış var.
Yine "Üzgün Kızların Gizli Tarihi"ne gelelim. Söz konusu
yazınızda, "İlk baskısı 2002 yılında İletişim Yayınları’ndan
çıkan romanımdan seçilerek alınan bölümler, tahrif edilerek
sanki bir biyografi söz konusuymuş gibi bana karşı cinsel taciz
unsurlarına dönüştürülmüş durumda. Bu saldırılar sistemli bir
biçimde, beni hem toplumun gözünde aşağılamayı hem de psikolojik
olarak yıpratmayı hedefleyerek sürüyor. Uydu yayını yapan bir
televizyonda da gazeteler sabahları okunuyor. Kıbrıs’ın kuzeyindeki
küçük toplumumuzda pek çok insan bunları konuşuyor. Gazeteler,
üniversitedeki öğrencilerimin ellerinde..." diyorsunuz.
Bu haberler, nasıl bir etki yarattı çevrenizde? Öğrencileriniz,
eşiniz dostunuz ya da tanımadığınız çevreler nasıl tepkiler
veriyor bu gelişmeler karşısında?
Kıbrıs’ın Kuzey’ine geçtiğim zaman pek çok Kıbrıslıtürk bana
bunlardan söz ediyor. Tanımadığım bir adam “Volkan gazetesi
sizin için çok çirkin şeyler yazmış; çok kızdım” diyor mesela.
Bu yazılar hakkında böyle düşünen birinin yorumu bile beni rahatsız
ediyor. Sanki maruz kaldığım bir tecavüz başkaları tarafından
seyredilmiş duygusunu yaşıyorum. Bir de pek çok insan romanı
okumadı. Bir romanın kendi iç disiplini var. Romanın pek çok
yerinde İnci’nin ağzından “ben” anlatımı var çünkü Adonis’e
anlattığı hikayelerin bazıları kendi yaşadıkları. Romanın farklı
sayfalarından alınıp biraraya getirilmiş cümleler romanı hiç
okumayan birisi için çok irkiltici. Bir de biyografi gibi sunuluyor.
Romanda bir masumiyet dili var ve romanda anlatılan cinsellikte
de küçük bir kızın karşılaştığı cinsel kabalıklar karşısında
şaşkınlığı ve bocalaması var.
Çok profesyonelce yapılmış bir tahrifat. Değişik sayfalardan
cümleler biraraya getirilip romandan alıntılar gibi sunuluyor.
Sonra da “biz ne yapıyoruz ki romanı alıntılıyoruz sadece” diyorlar.
Elif Şafak’a da olmuştu roman kahramanlarının dilinden söylenilmiş
cümlelerle saldırılar.
"İlk kez böylesi faşizan saldırılarla, cinsel tacizle
karşılaşmıyorum ama bu defa iş çığırından çıkmış durumda. Direkt
siyasal içerikli bir saldırı hiç umurumda değil ama işin içinde
şu başa bela "kadın olmak" meselesi var." diyorsunuz.
"Kadın olmak", "kadın edebiyatçı olmak"... Son yaşadıklarınız
net bir biçimde gösteriyor bir "kadın edebiyatçı" olarak dünyanın
gidişatına dair söz söylemenizin bazı insanlar için ne kadar
tahammül edilemez bir şey olduğunu. "Çağdışı adamlar bir yazarda
sadece bir kadın, bir cinsel obje görüyorlar ve kendilerine
eğlence bulduklarını sanıyorlar..." diyorsunuz.
Neler yaşadınız, yaşıyorsunuz bir kadın, bir kadın edebiyatçı
olarak?
Bunları yazsam roman olur! Ama roman olarak yazılan şeyler
bile bu acıları ikiye katlamaya yetiyor. Geçen kadınlar gününde
yaptığım konuşmamı “ Ben dörtnala gidiyorum yazının atıyla.
Efendiler, size iyi tacizler dilerim” diye bitirmiştim. Ama
artık o efendilere bunun hesabını sorma zamanı geldi. Yalnızca
kendim için değil. Bunu yaşattıkları pek çok kadın yazar ve
sanatçı için.
Tartışma yarattı mı bir kadın edebiyatçının yaşamakta
olduğu taciz, "sosyal linç"? Özellikle kadınların dayanışma
örgütlemesi söz konusu oldu mu?
Türkiye’den çok destek geldi. Yazar örgütleri ve feminist
kadınlar TÜYAP’ta dayanışma yapacak. Istanbul’da yaşayan Kıbrıslıların
örgütü KIBES, 2 Kasım günü saat 19.00 da AKM’de düzenleyeceği
bir konserle benimle dayanışma yapacak. Aphrodite’s Peace Band
Avusturalya’da yaşayan Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırumların oluştırduğu
bir müzik grubu ve onlar çalacak bu konserde. Ben de şiirlerimle
yer alacağım.
Onun dışında Kıbrıs’ta bazı köşe yazarları ve Gazeteciler
Birliği destek verdi. Her destek veren başına iş açıyor tabii.
Benimle ilişkilendiriliyor cinsel bir içerikle.
Bu röportaj internet üzerinden
gerçekleştirilmiştir.