Geçmişin Yükünü Geleceğin Omuzlarından Almak
Fırat Güllü
İçimizden kim bir teselli verebilir?
Dün ve bugün arasındaki mekanda
Bir melek acıyı hafifletmek için kanat çırpıyor.
Kendi elleriyle melek, geçmişin yükünü geleceğin omuzlarından
alıyor,
Ardında iyileştirilemez bir yara bırakarak.
Acıyı hafiflet, unutulmasına izin verme.
İçimizden kim bir teselli verebilir? *
(Nelly Sachs, “Wer von uns darf trösten?”)
Hamburglular için soğuk sayılamayacak, ancak İstanbulluları
titreten bir kış gününde Hamburg Üniversitesi’nin bahçesinde
durmuş, üniversitenin bahçesine yakın binalardan birisi üzerine
yerleştirilmiş büyük bir duvar panosunda Nelly Sachs’ın şiirini
okuyoruz. Panoda eskiden “Kuzeyin Kudüs’ü” olarak da bilinen
Hamburg’da artık geçmişte kalmış canlı Yahudi yaşamını temsil
eden bir resim yer alıyor. Resim bir aynanın uğursuz biçimde
kırılmasını anımsatacak biçimde parçalanmış ve kırıklardan arta
kalan boşluğun içerisine Sachs’ın dizeleri yerleştirilmiş. Bu
duvar panosunun altında şakalaşan ve eğlenen grup ise adeta
Sachs’ın aradığı teselliyi vermek amacıyla bir araya gelmiş
Yahudi ve Alman gençleri.
***
Ulus Özel Musevi 1. Karma Ana ve İlköğretim Okulu 8. sınıf
öğrencileri ile birlikte 3-10 Şubat 2007 tarihleri arasında
Almanya’nın Buxtehude kentine, Halepaghen Schule öğrencilerine
ve öğretmenlerine konuk olduk. Bu ziyaret, Alman öğrencilerle
ilk aşamasını 9-16 Aralık 2006’da İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz
ortak etkinliğin ikinci aşamasını hayata geçirmek için düzenlenmişti.
Etkinliğin ilk aşamasında İstanbul’daki Sefarad yaşantısının
ayrıntılarını gözlemleme ve anlama fırsatı bulmuştuk. Hamburg’da
ise, geçmişte yaşamış ve günümüzde yaşamakta olan Yahudi toplumunun
yaşamını incelemeye ve anlamaya çalıştık. Projenin bu ikinci
ayağında amacımız Hamburg’da II. Dünya Savaşı’na kadar büyük
bir canlılık gösteren Yahudi yaşantısının izlerini keşfetmek,
bu sayede savaşın yarattığı yıkımın daha iyi ayırdına varmak,
savaşın ardından yeniden oluşmaya başlayan yeni toplumun yaşantısını
anlamak ve araştırmamızın sonuçlarını kayda geçerek bir video
filme dönüştürmekti. Projemizi Hamburg Müzesi Sefarad Yahudileri
Bölümü, Joseph Carlebach Meydanı, eski Yahudi Mezarlığı, Hamburg
Sinagogu ve Israelitische Töchterschule (eski bir Yahudi kız
okulu) gibi tarihi değer taşıyan, Alman hükümeti tarafından
koruma altına alınan ve geçmişte yaşanan trajedinin tekrarlanmasını
engellemek amacıyla gençlerin ziyaretine açılan özel mekanlarda
gerçekleştirme fırsatını bulduk. Bu yazıda, geçmişin yükünü
yeni kuşakların omuzlarından almaya dönük söz konusu projeyi
gerçekleştirirken zihnimizde uyanan kimi fikirlerin okuyucularla
paylaşılması hedeflenmektedir.
Hamburg’da Yahudilerin Tarihi
Kaynaklar Hamburg’daki ilk Yahudi yerleşimcilerin 16. yüzyılın
sonlarında Portekiz’den geldiklerini belirtmektedirler. 1603
yılında resmi anlamda “Yahudi” olarak adlandırılmışlardır. Şehir
meclisi kayıtlarından, kimi vatandaşların farklı dinden gelen
bir toplumu Hamburg’da istemediklerini ve meclisten bu kişileri
Hamburg’dan uzaklaştırmasını talep ettiklerini; kilisenin de
bu konudaki taleplere destek verdiğini ve meclisi bu yönde kararlar
almaya zorladığını öğreniyoruz. Bu anlamda Hamburg’da antisemitik
yaklaşımların neredeyse Portekiz’den gelen ilk kafileyle aynı
yaşta olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak şehir meclisinin
önde gelen ailelerinin, Yahudi toplumunun sahip olduğu uluslararası
ticaret bağlantılarının şehir için taşıdığı önemi göz önüne
alarak bir ara çözüm oluşturduğunu da görüyoruz: Yahudilerin
şehir dışında bir getto oluşturmaları ve ibadetlerini gizli
bir şekilde sürdürmeleri.
Hamburg’da yaşayan Yahudi toplumu, eşit vatandaşlık hakları
elde ettiği 19. yüzyıla kadar sürekli olarak sözü edilen bu
antisemitik yaklaşımlara karşı mücadele etmek ve savunmacı bir
tavır takınmak zorunda kalmıştır. Politik ortam zaman zaman
gerilmiş, zaman zamansa yumuşamıştır. Aydınlanma düşüncesinin
de etkileriyle 19. yüzyılda Hamburg Yahudileri yavaş yavaş arzuladıkları
kişisel ve dini özgürlüklere kavuşmaya başlamışlar, özellikle
1871 ve 1918 yılları arasındaki İmparatorluk döneminde eşit
vatandaşlık haklarını kazanabilmişlerdir. Ancak yine aynı dönemlerde
Hamburg’da antisemitik milliyetçi partiler ve örgütler ortaya
çıkmaya başlamış ve Yahudileri, Alman modernleşmesinin öncüleri
ve Alman geleneklerinin baş düşmanları olarak suçlayan propagandalar
yapmaya başlamışlardır. Tüm bu gelişmelere rağmen Dünya Savaşı’na
kadar bu haklarda bir değişiklik olmamış, Hamburg Yahudileri
İmparatorluğun vatandaşları olarak Dünya Savaşı’nda orduya katılmışlardır.
Bu durum 1918 sonrasında Weimar Cumhuriyeti döneminde de başlangıçta
değişiklik göstermemiş ve anayasal vatandaşlık statüsü sürdürülmüştür.
Ancak 1933 sonrasında Nasyonal Sosyalist Parti’nin iktidara
gelmesiyle durum değişmeye başlamış ve merkezi devletin yönlendirmeleri
doğrultusunda Hamburg Şehir Meclisi, Yahudileri toplumsal hayattan
dışlayacak kararlar almaya başlamıştır. 1935’te Yahudiler eşit
vatandaşlık haklarını kaybetmişler ve Yahudilerin kamu hizmetine
girmeleri ve Hıristiyanlarla evlenmeleri yasaklanmıştır. 1938
yılıyla birlikte sistematik şiddet eylemleri başlamış, sinagoglara
ve Yahudi okullarına zarar verecek eylemler düzenlenmeye başlamıştır.
Bunun doğal bir sonucu olarak ülke dışına göçler başlamış, geride
kalanlar da kendi güvenliklerini sağlamak için değişik yöntemler
üretmek zorunda kalmışlardır. Ancak bir süre sonra Nasyonal
Sosyalist Parti ülke içindeki tüm Yahudilerin seyahat özgürlüklerine
net sınırlamalar getirmiş ve 1941 yılı itibariyle onları toplama
kamplarına göndermeye başlamıştır. Hamburg Yahudileri öncelikle
Riga ve Minsk’e, daha sonra da Auschwitz ve Thereseinstadt’a
götürülmüşlerdir. Savaş sonuçlandığında, Hamburg’da savaş öncesinde
sayıları 17.000’i bulan Yahudi nüfusundan sadece birkaç yüz
kişilik bir grup hayatta kalmayı başarmıştır.
Hamburg Kendi Tarihiyle Yüzleşiyor!
Savaşın ardından Almanya, içine girdiği yeniden yapılanma
hareketine ilk olarak “soykırımı” kabul ederek başlamış. 1945’te
Hamburg’da hayatta kalan bir avuç Yahudi yeni bir başlangıç
yapmak üzere Hamburg Yahudi Toplumu’nu kurmuşlar. Ardından Alman
hükümetinin davetiyle ülkeye gelen yeni Yahudi nüfusunun ihtiyaçları
doğrultusunda Hamburg’da 1960 yılında şu anki tek aktif sinagog
faaliyetlerine başlamış. Sinangog’da görevli Rabi Barzilay’dan
aldığımız bilgilere göre Hamburg’da şu anda 4.000 civarında
Yahudi yaşıyor. Bu nüfus içerisinde Hamburg’a ulaşan ilk Yahudiler
olan Sefaradların oranı oldukça düşük. Ağırlıklı kesimi Rusya
kökenli Aşkenaz Yahudileri oluşturuyor. Şu anda Hamburg’da yaşayan
Sefaradlar ise çoğunlukla İran’dan ülkeye gelmişler.
Savaş sonrasında Alman hükümeti, oluşturulan federal sistem
içerisinde okullarda soykırım üzerine dersler verilmesi konusunda
gerekli düzenlemeleri derhal yapmış. Ancak daha deneyimli öğretmenler
Almanya’da eğitim alanında asıl köklü değişimin, savaşın yarattığı
bu yenilgi ortamında alınan kararlardan çok, 68 hareketlerinin
bir ürünü olduğunu savunuyorlar. Bu anlamda geçmişin yükünü
kendi çocuklarının omuzlarından alanlar 68 kuşağının politikleşmiş
üyeleri. Bu dönemden sonra tüm ders kitapları daha demokratik
bir bakış açısıyla yeniden yazılmış, eğitim sistemi yeniden
tanımlanmış. Şu anda Almanya’daki okullarda 9. ve 10. sınıflar
düzeyinde 5 ila 8 saatlik bir ders dilimi holocaust’a
(soykırım) ayrılıyor ve konunun yerel projeler bağlamında işlenmesi
özendiriliyor. Amaç öğrencilerin kendi yaşadıkları bölgedeki
tarihi izleri keşfetmesini ve farklı kültürlere yönelik tahammülsüzlüğün
yarattığı tarihi yıkımın sonuçlarını anlayabilmesini sağlamak.
Hamburg’a çok yakın bir kent olan Buxtehude’deki bir devlet
okuluyla birlikte gerçekleştirdiğimiz faaliyet esnasında Hamburgluların
savaş öncesine ait canlı Yahudi yaşantısından geride kalanları
ve soykırımın yarattığı yıkımın izlerini saklamak ya da ortadan
kaldırmak için herhangi bir girişim içerisinde bulunduklarına
tanık olmadık. Tam tersine Hamburglular, Almanya’nın ve insanlık
tarihinin bu en kara lekelerinden birisinin her zaman hatırlanması
ve bir daha yinelenmemesi için bu tarihsel kanıtları iyice görünür
kılmaya çalışıyorlar. Öğrencilerimizden bazılarının bu durum
karşısında şaşkınlığa uğradığını belirtmeliyim: Bu kadar ağır
bir suç işleyen bir toplumun kendisiyle bu kadar açıkça yüzleşmeyi
kabullenmesi, genç kuşakların yeni bir gelecek inşa etmesine
de fırsat sağlıyor doğal olarak..
Hamburg’un zengin Yahudi geçmişinin ve Dünya Savaşı sırasında
yaşananların izlerini en açık biçimde görebileceğiniz yerlerden
birisi Hamburg Müzesi’nde Sefarad Yahudileri’nin tarihi üzerine
düzenlenen sergi. Bu sergi fikri 1970 yılında ortaya çıkmış
ve şu anda, çok geniş bir kullanım alanına sahip olan bu müzenin
büyük salonlarından birisi, daimi olarak bu sergiye ayrılmış
durumda. Sergi bir zamanlar Yahudi toplumunun bu şehrin ne kadar
da değişmez bir parçası olduğunu ve ardından 1930’ların sonundan
itibaren yaşananların ne denli büyük bir yıkım olduğunu ana
hatlarıyla ortaya koymayı amaçlıyor. Königstrasse’de bulunan
ve Naziler döneminde kısmen zarar gören eski Yahudi mezarlığı
şu anda koruma altına alınmış durumda. Ziyaretimiz sırasında
bize çok önemli katkılar sunan ve İstanbul’da yayınlanan Şalom
Gazetesi’nin Ladino sayfasının yazarlarından birisi olan araştırmacı/yazar
Michael Halevy bu mezarlıktaki taşlar üzerinde yaptığı çalışmalarla
kaybolmuş bir geçmişi yeniden yaşama döndürüyor ve eski Hamburglu
Yahudi ailelerinin tarihçelerini oluşturuyor. Karısı ve dört
çocuğu ile birlikte Riga’ya gönderilen ve orada ölen Hamburg
Yahudileri’nin son hahambaşısı Joseph Carlebach’ın adı Hamburg
Üniversitesi’nin yakınlarında bir meydana verilmiş. Bu meydan,
bir maketini Hamburg Müzesi’nde görebileceğimiz, Naziler tarafından
tahrip edilen eski büyük sinagogun var olduğu yer aslında. Sinagogdan
en küçük bir iz bile kalmamış durumda ama sinagoga bağlı okul
şu anda Yahudi toplumunun kullanımına sunulmak üzere restore
ediliyor. Savaş öncesinde en önemli kız okullarından birisi
olan Israelitische Töchterschule’nin binasının ilk katı bugün
halk eğitim merkezi olarak kullanılmakta, ancak üst kat yine
bir daimi sergiye ev sahipliği yapıyor: Hamburg’daki Yahudi
toplumunun eğitim yaşamını anlamamızı sağlayan bir sergi bu.
Tıpkı Hamburg müzesinde olduğu gibi burada da işlenen insanlık
dışı suçu örtbas etmeye yönelik hiçbir çaba göremiyoruz. Her
şey ortada: Rakamlar, listeler, toplama kamplarına gitmeden
önce öğrencilerin yazdığı mektuplar...
Gerek Alman gerekse Yahudi öğrenciler, yaşanan trajik olayların
kanıtlarıyla dolu bu mekanlarda kol kola geziniyorlar, yaşadıkları
üzüntüyü birbirleriyle paylaşıyorlar. Bu çok doğal, çünkü yaşanan
geçmişin sorumlusu 14-15 yaşlarındaki bu gençler değil ve geçmişin
yükünü de omuzlamak zorunda kalmamalılar. İki farklı toplumdan
gelen ve aynı tarihsel olaylarla farklı biçimlerde ilişkilenen
bu öğrenciler, sonuçta birbirleriyle empati kurabiliyorlar ve
geçmişte yaşanan trajik olaylara aynı taraftan bakmayı başarabiliyorlar.
Onların geçmişin yükünü kendi omuzlarında hissetmediklerini
ve çok farklı bir geleceği yaratma potansiyeline sahip olduklarını
en iyi anladığımız an, havaalanında yaşanan hüzünlü ayrılık
dakikaları oluyor. Hayatlarının sadece 15 gününü birlikte geçirmiş
bir Alman ve bir Yahudi öğrencinin, birbirlerinden ayrılacakları
için gözyaşı döktüklerini görmek, insanların hala dünyayı değiştirme
potansiyeline sahip olduğunu anlamamıza hizmet ediyor. Belki
de söz konusu eğitim projesinin hepimize verdiği en büyük ders
de bu.
Notlar :
[*] S Şiir, önce meslektaşım Bayan Bückmann tarafından İngilizce’ye
çevrilmiş; sonra İngilizce versiyondan yararlanılarak tarafımdan
Türkçe’ye uyarlanmıştır. İngilizce versiyon aşağıdaki gibidir.
"Who among us can bring consolation?
In the space between yesterday and tomorrow
an angel beats its wings against the lightening of sorrow.
With its hands the angel separates the weight of history
from the future,
leaving a wound that cannot heal.
Don´t let the lightening of sorrow be forgotten.
Who among us can bring consolation?"