Ermeni Mes’elesi* (Metnin Transkripsiyonu)
Çeviren: Şilan Hazar-Şebnem A.
Ermeni Mes’elesinin Esâsı - Ali ve Fuad Paşa - Devlet-i Osmâniye Rusya Sefîri - Ayastefanos ve Berlin Muâhedeleri - Abdülhamîd ve Ermeniler - Komiteler Teşkîli - Patrik İzmirliyan – Vartabidler - Hınçakistler - Kamil Paşa’nın Sadâreti - 1894 İhtilâli - Sason Kıtâli - Hanato’nun Makalesi - 1896 İhtilali - Ermenilerin Bomba Hazırlıkları - Bâb-ı âlî’yi Berhevâ Etmeğe Teşebbüs - Halil Rif’at Paşa’ya Tecâvüz - Kıtâl - Ermeni Mes’elesi ve Düvel-i Muazzama - Abdülhamîd’in Politikası
Ali ve Fuad Paşalar zamanında genç Ermeniler pek büyük bir rol oynamışlardı. Abdülazîz zamanının meşâhîr-i ricâli Ermeniler hakkında bir nizamnâme-i dahilî tanzîm etmek teşebbüsünde bulundukları zaman, Fransız mekteblerinde yetişmiş Ermenilerin meşâhîr-i ricâline mürâcaat eylemişlerdi. Fakat ondan sonra Ermeniler hakkındaki muâmele tebdîl etmiş, Murâd-ı Hamîs’in hal’ini müteâkıb Ermeniler hakkında haksızlıklar icrâ’ edilmeğe başlamışdı. Hatta bu sebepden dolayı Ermeni Patriği Bâb-ı âlî’ye müteaddid defalar şikâyâtda bulunmuş idi ise de, Ermeniler hakkında ıslâhât icrâ’ edileceğine dair Bâb-ı âlî’den mütevâlî va’dler almış, bu va’dlerin hiç biri mevki-i tatbîke konulmamışdı. Fakat o sırada Devlet-i Osmânî’ye Rusya harbinin zuhûru, Osmanlı ordularının Abdülhamîd’in seyyiât-ı idaresi yüzünden mağlub olması Ermenilerce fırsat ad edilerek Ayastefonos’a kadar giren Rusları istikbâl için Ermenilerden bir hey’et-i murahhasa gönderilmiş, hey’et-i murahhasa reisi Nerses, Grandük Nikola ile uzun uzadı mülâkatda bulunmuşdu. (1)(1) Patrik Nerses’in bu istirhâmı üzerine Ayastefanos Muâhede-nâmesine bir madde ilâve edilmişdi ki, bu madde ber vech-i âtî idi:
“On altıncı madde - Rusya askerinin Ermenistan’ı tahliyesi ve devlet-i âlî’yeye iâdesi devletin münâsebetinde münâkaşa ve ihtilâfı mûcib olabileceğinden Bâb-ı âlî ihtiyacât-ı mahalliyeye tevfîken Ermenilerin sâkin olduğu eyaletlerde derhal icrâ-i ıslahâtı ve hıristiyanların Kürdler ve Çerkeslerden te’minlerini der-uhde eder.”
Rusya hükümeti o zamana kadar Ermenilerle hiç meşgûl olmuyordu; Rusya’nın Memâlik-i Osmâniye’de en ziyâde meşgûl olduğu Hıristiyan milleti, Rusya’nın Bulgar kardeşlerinden başka kimse değildi. Rusya hükümeti Balkandaki tasmîmâtını kuvveden fiile getirdikten sonra nazar-ı dikkatini Anadolu’ya tevcîh eylemişdi; Rusya hükümeti Bâb-ı âlî’ye karşı Ermeniler tarafını iltizâm ederek Anadolu’da bir Ermeni mes’elesi ihdâsına çalışıyordu. Rusya’nın maksadı Ermenilere ümid vermek, bu suretle Ermenileri hükümet-i Osmâniye aleyhine tahrîk etmek idi.
Fakat Bâb-ı âlî Rusların eline böyle bir silah vermeği kat’iyen istemiyordu. Hatta bu sebebe mebnî Rusların arzusundan fazla müsâadât i’tâsına râgıb olmuş, bu bâbdaki hüsn-i niyetine bir zaman kuvvede irâe eylemişdi. (1)(2) Bâb-ı âlî 1878 senesi haziranında Kıbrıs muâhedesi namıyle İngiltere ile bir tedâfü-i ittifâk akd ediyor, bu muâhedede İngiltere hükümeti devlet-i Osmâniye’nin Anadolu’daki arazisinin tamamiyetini muhâfaza etmeği tekfîl eyliyordu. Buna mukabil Zât-ı hazreti mülûkâne dahi ileride devletin beyninde kararlaşacağı vecihle hüsn-i idâreyi ve devlet-i âliyenin memâlik-i mezkûrede bulunan tebaa-i İseviyye vesâiresinin himâyesi zımnında ıslahât-ı lâzımeyi icrâ’ edeceğini İngiltere devletine va’d ediyordu.
Fi-l-hakika Rusya ve İngiltere hükümetlerinin Ermeniler hakkındaki himâyesi devlet-i Osmâniye’nin şübhe ve tereddüdüne mûcîb olmuşdu. Bâb-ı âlî, Ermenileri Rusya ve İngiltere elinde bir âlet olmak üzere bırakmamak için Ermeniler hakkında müsâadât-ı lâzımede bulunulacağını va’d ediyor, hatta Berlin Kongresi’ne Ermeniler tarafından murahhas gönderilmesine bile müsâade olunuyordu. Bâb-ı âlî’nin bu müsâadesi üzerine Ayastefanos Muâhedenâmesi’nin 16 ıncı maddesi Berlin Muâhedesi’nin 61 inci maddesini teşkîl etmiş ve mezkûr madde ber vech-i âtî yazılmışdı:
“Bâb-ı âlî Ermenilerin sâkin oldukları eyaletlerde ihtiyâcât-ı mahâlliyenin îcâb ettiği ıslâhat ve tanzîmatı bilâ-te’hîr icrâ’ ve Ermenilerin emniyetini Kürdler ve Çerkeslerden muhâfaza edeceğini taahhüd eder.
Bâb-ı âlî bu bâbda ittihâz olunan tedâbîri evkât-ı muayyenede devletlere beyan edecek ve devletler dahi tedâbîr-i mezkûrenin icrâsına nezâret edeceklerdir.”
Ermenilerin sâkin oldukları eyaletler, Van Gölü’nün cenûb ve şimal tarafları ile Sason havâlisi, Erzurum, Muş, Bitlis, Diyarbekir, İskenderun, Zeytun, Maraş ve Adana civârı idi.
Bâb-ı âlî Berlin muâhedesinde her ne kadar bu türlü mevâid de bulunmuş idi ise de 1880 senesinden 1890 senesine kadar bu ıslâhat ne Bâb-ı âlî tarafından icrâ’ edilmiş, ne de Ermeniler tarafından taleb olunmuşdu. O zamanlar İstanbul’da Rus politikası nüfûzunu zâyi’ etmiş bulunuyordu; en ziyâde icrâ’-i nüfûz eden politika, İngiltere politikası ile ittifâk-ı müselles idi. İngiltere ise bu esnâda Ermenilerin sâkin oldukları eyâletler için hiç bir şey taleb etmiyordu.
Bâb-ı âlî’nin bu sûretle hareket etmekden bir maksadı vardı; o da Rusların arzu ettikleri veche ile muhtâriyet-i idâreyi hâiz bir Ermenistan vücûda getirmektense, devlet-i Osmâniye’nin tamamiyet-i mülkiyyesini muhâfaza etmek için Anadolu’nun ıslâhatı ile meşgûl olmaktı. Fakat bu esnâda İngiltere’nin fikri büsbütün başka idi. İngiltere’nin Der-saâdet sefîri, Türkiye için en mükemmel politika anâsır-ı Hıristiyâniyenin kesretle bulundukları eyaletlerde en mükemmel me’mûrlar istihdâm etmek olacağını söylüyor, Lord Salisbori de sefîrinin fikrini takviye ederek şu sûretle beyân-ı mütâlaa ediyordu: “Düvel-i muazzama tarafından müttehiden vuku’ bulacak bir müdâhale üzerine müşkülât zuhûru melhûz olmasından dolayı İngiltere hükümeti Berlin muâhedesinin 61 inci maddesinin icrâsı ve ıslâhat-ı umûmiye îfâsı için şu son seneler zarfında Bâb-ı âlîyi sıkıştırmaktan sarf-ı nazar eylemiş ve konsolosların aldığı malûmâta binâ-i efkâr ederek yalnız sû-i idâreden bahs eylemiştir. ” (1)(3)
İşte buradan da anlaşılıyor ki İngiltere hükümeti ıslâhatdan, Ermenistan ihdâsından hiç bahs etmiyor, yalnız memleketin her tarafında meşhûd sû-i idâreden şikâyet eyliyordu. Ermeniler ise Avrupa’ya karşı ilân edilen ve hiç bir zaman tatbîk edilmeyen bu ıslâhatdan bir fâide hâsıl olmayacağını tecrübe ile anlamışlardı. Sû-i idârenin ortadan kaldırılması için namuslu me’murlar ta’yîn olunmasını Ermeniler de muvâfık görüyorlardı. O esnâda Ermeniler memâlik-i Osmâniye de hürriyeti tamaya mazhar olmuş bulunuyorlardı. Kiliselerinde her türlü merasimi serbest bir sûret de ifâ ettikleri gibi mâbeyn-i hümâyûnda , hazîne-i hâssada, Bâb-ı âlî’de pek çok Ermeni ekâbir-i me’murini mevcûd bulunuyordu. Meselâ Agop Paşa maliye nazırı idi; mutasarrıflık gibi, muhâkim ve sâire gibi emniyeti icâb eden me’mûriyetlerde hep Ermeniler istihdâm olunuyordu. Valiler mâiyetinde, hemen bütün vilayetlerde umûr-ı siyâsiye Ermenilerin elinde idi. Daha doğrusu 1880 senesinden 1888 senesine kadar Devlet-i Osmânîye’nin en mühim me’mûriyetlerinde Ermeniler istihdâm olunuyordu. Abdülhamîd hazîne-i hâssa’da Ermenileri istihdâm ediyor, Ermeni şâkirdanının Avrupa’ya tahsîle gitmelerine müsâade eyliyordu. Ermenilerin dirâyet-i istikâmeti ma’lûm olduğundan ufak tefek hatalarına asla ehemmiyet verilmiyordu.
Ermenilerle İslâmlar beyninde ihtilâfa mûcîb olan bir kaç şey vardı: Kürdlerin taâruzu, me’murin-i mahâlliyenin irtikâbı... Ermeniler her ne kadar Osmanlı idaresinin fenalığından müşteki bulunuyor idi iselerde Rusları da kendileri için büyük tehlike ad etmekten hâli kalmıyorlardı. Ermeniler 1870 senesinden beri Kafkasya da pek ziyâde terakki etmişlerdi. Hatta hudûdlarını Gürcistan’a kadar teşmîl etmişler, Tiflis ve Aleksandırpol şehrinde pek ziyâde kesret peydâ eylemişlerdi. Hatta bir müddet sonra Ermenilerde hukukunu müdâfaa için (Hınçak) namiyle Paris’te bir cem’iyyet teşkîl eylemişlerdi. Bu cem’iyyetin te’sîsinden maksad Ermeniler’i tarik-i iştirâkiyûn üzerinde idare eylemekdi.
Hınçak komitesi Avrupa’da birçok neşriyatda bulunmuş, nihayet Londra’da te’sîs etmişdi.
Komitenin maksadı büsbütün istiklâl değildi. Hatta memâlik-i Osmânîyedeki a’zâsı yalnız Kürdler’e karşı hükümetin biraz daha şiddetle mecâzât etmesini taleb ediyorlar, mürtekib valilerden, hayırsız jandarmalardan şikâyet ediyorlardı. Hınçak komitesinin gaye-i amâli, Ermenilerin sâkin bulundukları eyaletlerde Islâhat icrâ’ ettirmekten ibaretti.
Rusya hükümeti hudûdunu memâlîk-i Osmânîye Ermenilerine karşı sed etmek için Ermenistanda âdetâ bir zâbıta vücûda getirmişdi. Rusya hükümeti Ermenilerden bazılarına Çarın himayesini va’d ederek onları Ortadoks yapmağa çalışıyor, her valinin ve mutasarrıfın yanında bir casus bulunduruyordu. Mesela Erzurum’da bu vazîfeyi Hasankale kadısı ifâ ediyordu.
Rusya’nın bu hareketi Anadolu’da pek ziyâde heyecan husûle getirmişdi. Herkes Rusya’nın bu hareketinden endişenâk oluyor, hatta buna komiteler de pek ziyâde hiddet ediyorlardı. Bir tarafdan Rusya, hükümet-i Osmânîye’ye muzırr bir sûretde hareket ediyor, diğer tarafdan Abdülhamîd de Rusya’ya muhâlif hareketde bulunuyordu. Abdülhamîd en ziyâde Avrupadaki memâlik-i muhâfaza için İttifâk-ı Müselles’in, Anadolu’daki eyâletleri muhâfaza için de İngilterenin cenâh-ı himâyetine ilticâ eylemişdi. İstanbul’a gelib kendisini ziyâret eden Almanya imparatoru, Abdülhamîd’in en birinci dostu idi.
Fakat bir müddet kadar İngiliz politikası eski ehemmiyetini zâyi etmeğe başlamış idi ise de Kamil Paşa’nın sadâreti üzerine tekrar eski nüfûzunu iktisâb eylemişdi.
Abdülhamîd Avrupa siyasetini kemâl-i dikkatle takib ediyordu. O zamana kadar münferid bir halde kalan Rusya’da artık bir dost bulmuşdu. Abdülhamîd Rusya’nın bu suretle kesb-i kuvvet ettiğini görünce tedrîcen Rusya’ya meyyal olmağa başladı. O günden itibaren Ermeniler hakkındaki tavır ve hareketi de tebdîl etti. Fakat bu tebdîlâta sebep olan bazı esbâb-ı mühimme de mevcûd idi. 1887 senesinde, Abdülhamîd’in teveccühünden mehcuûr olan Said Paşa re’s-i kâra geçmek istiyordu. Said Paşa hiç bir sebep olmadığı halde Ermeniler hakkında Berlin muâhedesinde mevcud mevâdin tatbîkini taleb etti. Abdülhamîd Said Paşa’nın Ermenilerden rüşvet aldığına zâhib oldu. Zaten bir taraftan da Hınçak komitesinin teşkîlinden endîşenâk oluyordu. Husûsiyle Ermeniler tarafından vuku’ bulan teşvîkatı, hafiyyeden me’mûrinin şikâyeti, Abdülhamîd’i büsbütün korkutuyordu.
Abdülhamîd bu korkusunu izâle etmek için evvelâ Kürdlere yanaşmağa mecbûr oldu. Ermeni me’mûrlariyle Ermenilerin neşr-i efkâr etmelerini şiddetle tarassud altında bulundurdu. Artık o andan itibaren nefîler birbirini veli etmeğe başladı. Kiliseler ve mektebler hakkında verilen fermanlar valiler tarafından tedkîk olundu. Son seneler zarfında ferman-ı tahtında olmayub hükümetin müsâadesiyle açılan Ermeni mektebleri kapatıldı. Rüsûmât tahsilinde cebr ve şiddet ibrâz edildi. Aynı zamanda Kürdler de gördükleri muâvenetden emin olarak istedikleri gibi harekete mübâşeret ettiler. 1889 senesinde Ermenilerin hâlî müşkil bir dereceye geldi.
1890 senesinde Ermeni meclisi Patrik Aşıkyan Efendi vasıtası ile Bâb-ı âlî’ye mürâcaatda bulundu. Bâb-ı âlî bu mürâcaata gayet nazikâne bir cevab verdi. Fakat üç ay sonra kim bilir nereden gelen bir emir üzerine, Ermeni kiliseleri arandı. Buralara Ermeni ihtilâlcileri tarafından doldurulan bombalar, silâhlar meydana çıkarılmak arzu edildi. Erzurum hadisesi üzerine Abdülhamîd ile Ermeniler beyninde mevcud itilâf külliyen zâil oldu. Artık Abdülhamîd ondan sonra Ermeniler tarafından vuku’ bulan hareketin hep kendi aleyhine olduğuna ve bütün Ermeniler’in komiteler tarafından idâre edildiğine zâhib oldu. Diğer taraftan Ermeniler de Abdülhamîd’den tatlılıkla hiç bir şey istihsâl etmek mümkün olmadığına ve binâenaleyh Abdülhamîd’i korkutmak lâzım geldiğine kâni oldular. Artık ondan sonra Abdülhamîd’i korkutmakdan , Anadolu’da Avrupa’nın nazar-ı dikkatini celb edecek ve hatta icâbında düvel-i muazzamanın müdâhalesini mûcib olacak bir vaziyet ihdâsından geri durmadılar.
Fakat komiteler bunda pek ziyâde yanılıyorlar, Ermenileri tehlikeli bir yola sevk ediyorlardı. Bundan dolayı komiteler beyninde de İhtilâf husûle gelmeğe başlamışdı. Hınçak komitesine dahil olanlardan birçokları vardı ki bunlar Rusya ordusunda hidmet etmişler. Rus cemiyât-i hafiyesine dahil olmuşlardı. Bunlar öyle müzâkerât ile vakit geçirmek istemiyorlar, ne olacaksa birden olsun diyorlardı. O andan itibaren Ermeniler içinde hakîkî bir ihtilâl fırkası vücûda gelmiş oluyordu. Bu fırka 1893 senesine gelinceye kadar Hınçak Komitesi ile birlikte hareket etmiş, daha sonra (Troşak-Sıncak)(4) namiyle ayrı bir fırka vücûda getirmişdi.
Troşak komitesinin maksadı Ermenileri ihtilâle teşvîk etmek ve bu ihtilâle Rusya’yı da muâvenet ettirmekdi. Hınçakistler Türkiye’den ziyâde Rusyadan korkuyorlar,bu i’timâdsızlığı alenen beyân ediyorlardı.Troşakistler ise, Rusya’nın Ermenileri halâs edeceğine zâhib oluyorlardı. Acaba bunların maksadı Bulgarların yaptıkları gibi Ruslar sayesinde ittihâd edip sonra bu ittihâdı Ruslara karşı mı tevcîh eylemek mi idi!
Fakat bu his çok devam etmedi. Nihayet onlar da Ruslar aleyhine dönmeğe mecbûr oldular. Bu esnâda Hınçakistler vazîfelerinde kemâl-i fa’âliyyetle devam ediyorlardı. 1891 senesinden itibaren me’mûrine karşı kemâl-i şiddetle hareket ediyorlardı. Bu sûretle hareket etmekden maksadları her ne sûretle olursa olsun Avrupanın müdâhalesini celb eylemekdi. Bunlar Rusya ile Bâb-ı âlî beynindeki itilâfı haber aldıklarından hiç bir dakika gaib etmemek lâzım geleceğine kail oluyorlardı. Bu hususu kuvveden fiile getirmek için her türlü fedâkârlığa, her türlü vesâite mürâcaat ediyorlardı. Hatta Ermeni Vatanperver Cem’iyyeti neşr olunan bir beyânnâmede: “Hülâsa muvaffak olmak için pek çok şeye ihtiyaç vardır; evvelâ pek çok zaman ve para lâzım olduğu gibi, pek çok kan dökmek icâb eder. Vazifemizi ifâ etmek için içimizden bir çoğu silâh-be-dest, kalem-be-dest olarak hayatlarını tehlikeye koyub fedâ-i can eylemelidir. ” deniyordu.
Bunun için bir şey düşünüyorlardı: Bütün Ermenileri bir noktaya toplayub Avrupa’ya karşı bir Ermenistan, Hükümet-i Osmâniye’den gayr-ı memnûn bir Ermenistan göstermekdi. Fakat Ermeni milletinin kafası İdâre-i Osmâniye’den gayr-ı memnûn değildi. Vâkıa köylüler eziyet çekiyor, feryâd ediyorlardı; fakat sükûn ve istirâhata ahz ü i’tâya alışan kimselerle bi-l-hâssa devâir-i hükümetde kesretle istihdâm olunan me’mûrin hiç şikâyetde bulunmuyorlardı. Ermenilerin eshâb-ı servet olanları ile hükümet me’mûru olanları komitelere hiç rağbet etmiyorlar, hatta bunları ele bile veriyorlardı. Komiteler ise zenginlerin kalbine ilka’-yı dehşet için onlardan bir kısmını komitelerin bu hareketleri erbâb-ı servet ile me’mûrin arasında dehşet ilka’ etdi. Artık komitelerin ef’âlini bunlar da tasvib etmeğe başladı. Yavaş yavaş Ermenilerin meskûn bulundukları şehirler birer komitenin eli altına geçdi. Bu komitelerin rüesâsı, herkesin nazarından mestûr olarak nâm-ı müsteârla yaşıyorlardı; mesela bunlardan biri Baron Meyne namiyle Merzifon’da bir sene müddet imrâr-ı hayat eylemişdi. O zamanlar bir emir ortaya çıkıyor, bütün dükkanlar kapatılıyordu. Sonra bir me’mûr hakkında sokağa bir yafta yapıştırılıyor, yaftanın üzerinde bu me’mûrun ismi ilân ediliyor, akabinde bu me’múr kurşunlarla istikbâl olunuyor idi. İslâmlarla Hıristiyanlar beyninde vuku’ bulan ufak bir münâzaâ bir isyan, bir muhârebe şeklini alıyordu. Mesela Tokat’da bir halı için, Sivas’da bir el arabası için muhârebeler vuku’a geliyordu. Birçok Ermeni ihtilâlcileri müsellâh ve bazen bâr-gîre binmiş oldukları halde kasabalarda dolaşıyorlardı. Bunlar köylü Ermenileri İslâmlar aleyhine tahrîk ediyorlar, bunun içinde bir Ermeni kızının İslâm olmasını, koyunların çalınmasını, bir tarlanın münâziün fîh olmasını bahâne ediyorlardı. Sonra müsâdemeler birbirini veli ediyor, vergi tahsîline gelen jandarmalar katl ediliyordu. Kafilelere; hükümet sandıklarına taaruzlar vuku’ buluyordu. (1) (5)
Nihâyet büyük ihtilâller icrâ’sına da karar verildi. İlk büyük ihtilâlin (Sason) da icrâ’sına karar verildi. Sason ihtilâli 1894 senesi teşrîn-i evvelinde vuku’ buldu. Bu ihtilâl vuku’a gelir gelmez sefâretler derhal müdâhale etdi. Mahall-i vuku’ya Avrupa hükümetleri tarafından bir tahkikat komisyonu gönderildi. Osmanlı, Fransız, Rus, İngiliz murahhaslarından mürekkeb olan komisyon altı ay kadar (Muş) da kaldı. Burada kânûn-ı sânîden temmuza kadar yüzyedi defa in’ikad etdi. Bu müddet esnâsında yüzdoksan şâhit istimâ’ eyledi. İngiltere hükümeti bu tahkikatın Fransızca vesikalarını Mâî Kitab’da neşr etdi. Bu ihtilâl hakkında Fransızca tanzîm olunan rapor Rus İngiliz, ve Fransız murahhasları tarafından imza edildi. Bu esnâda Rusya ve Fransız hükümetleri Abdülhamîd’i, İngiltere de Rusya’yı iltizâm ediyordu. Bunun için murahhaslardan ikisi mahall-i tahkîkata ihtimâl ki evâmir-i hafiyye ile gelmişdi.
Sason havâlîsi Van Gölü’nün garbında, Muş Diyerbekir ovaları arasında kâindir. Burası dağlık bir mıntıka olmakla beraber nüfûzu oldukça ziyâdedir. Mikdâr-ı nüfûzu 10.000 Kürd ve 12.000 Ermeniden ibârettir. Ermenilerle Kürdlerin ikâmet ettikleri mahâller arasında hudûd olarak bir dağ vardır. Kürdlerle Ermenilerin tarz-ı hayatı beyninde hiç fark mevcûd değildi; yegâne fark, dinde idi.
Fakat diğer mühim bir fark daha varsa o da şu idi ki, Kürdler burasını kendi mâlları ad ettiklerinden burada sâkin Ermenilerden para alırlardı. Hatta burası mâ-beyn için de bir menba’-i vâridât idi. Meselâ bazen mâ-beynden şu meâlde bir telgraf gelirdi: Beş yüz lira gönderiniz! - Vâlînin cevabı: Vergiler toplandı. Artık bu telgraflar tevâli eder, sonra vâlî diğer bir telgrafa da böyle cevap verecek olursa azl edileceğini ve belki Fizan’a sürüleceğini bildiğinden derhâl memleketin zenginlerini sıkışdırmağa başlardı.
1892 senesinde Muş vâlîsi yine böyle sıkışdırılmış ve Sason’dan vergi toplamak için Ermenilerin sâkin oldukları kasabalara mürâcaat eylemişdi. Bunun üzerine Ermeniler iki def’a vergi veremeyeceklerini beyân eylemişler, bundan müteessir olan vâlî bir sene sonra bunun intikamını almağa teşebbüs eylemişdi.
Vâli, evvel emirde Ermenilere karşı bir hareket husûle getirmek için Kürdlerin taasublarını galeyâna getirdi. Bunun üzerine Ermeniler Kürdlerin intikamına büsbütün ma’rûz bir halde kaldı. An-asıl Adanalı olub Mekteb-i Tıbbiye’de tahsîl görmüş Hamparsum Boyacıyan nâmında biri Ermenileri mukavemete teşvîk etti. Muş’a civâr vilâyetlerdeki vâlîlerde diğer vâlînin hareketine imtisâl ettiler. Fakat bunlar vergi tahsîline teşebbüs ettikleri zaman Ermeniler tarafından silâhla mukabele gördüler. Daha sonra hükümet bunlar üzerine asker sevkine mecbûr oldu. Fakat Bâb-ı alî’nin iddiâ’sına göre asker gelir gelmez Ermeniler ilân-ı isyân etmek için kasabalarını yakarak dağlara çekilmişlerdi. Murahhaslar tarafından gönderilen raporda ise nokta-i nazar büsbütün cerh ediliyordu. Mezkûr raporda iddiâ’ olunduğuna göre Kürdler Me’mûrîn-i mülkiyye ve askerîyye tarafından verilen emirler üzerine köylere hücûm ederek püskürtüldükleri zaman Kıtaât-ı askerîyye sevkine mecbûriyet hâsıl olmuşdu. O zaman bu askerler köyleri yakmışlar, birçok kişileri fedâ’ etmişlerdi.
Avrupa murahhaslarının gerek bu beyânâtı ve gerek sâir tasdîkatı Osmanlı murahhasları tarafından kat’iyyet sûretinde telâkki edilmişdi. Bunların fikrince Kürdler’in Ermenilere taarruzu ikinci derecede hâiz-i ehemmiyetdi; çünkü bütün bu taarruzlar Me’mûrîn-i mahâlliye tarafından emr edilmişdi. Bunlar me’mûrîn-i mahâlliye’nin elinde bir alet olarak isti’mâl olunmuşdu. Bundan başka murrahhaslar tarafından verilen raporun nihayetinde, icrâ’ edilen tahkikat neticesinde Ermenilerin hükümet aleyhinde isyân eylediklerine dâir bir emâreye tesâdüf edilmediği de beyân olunmuşdu. Yine mezkûr raporların ifâdesine göre, Ermeniler hükümet aleyhine isyân etmiş olsalar bile bu ihtilâlin önünü alacak tedâbire tevessül etmediğinden ve Ermenilerle Kürdler beyninde münâzaât vuku’na mâni’ olmadığından dolayı me’mûrîn-i mahâlliye bundan tamamen mes’ûl idi. Murahhasların raporlarına nazaran Ermeniler tarafından beyân olunan ittihâmât doğru olduğu gibi bütün şehirleri yakanlarda Kürdler ile askerler idi. Bunlar şahidleri dinleyerek, mahâllinde tahkikat icrâ’ ederek ihtilâle sebep olan müessirâtı ve ihtilâlin fâillerini temamen anlamışlardı.
İhtilâlden evvel muhterik olan kasabalarda 450 ile 500 aile vardı; bu ailenin beheri lâ-akall on kişiden ibaret farz olunsa mecmûa telefât 4500-5000 kişi olmak lâzım gelirdi. (1)
(6)
Notlar:
* Osman Nuri Bey, Abdülhamîd-i Sâni ve Devri Saltanatı, 3.Cilt, sayfa 817- 868. İçerisinden seçilmiş bölümler.
(1)(1)Viktor Berar , Sultanın Politikası - “Ermeniler İstanbul surları önüne gelen Grandük Nikola’ya bir hey’et-i murahhasa göndermişlerdi, s.144 - “1877 de Moskof askeri İstanbul üzerine yürüdüğü zaman Ermeniler nümâyişler yapmışlar ve Hey’et-i murahhasa reisi Patrik Nerses, Grandük Nikola ile gizlice görüşmüşdür ” Jorj Golis , Mesa’il- i Şarkiye s. 32
(2) (1) Viktor Berar, Sultanın Politikası; s.14
(3) (1) Mâî Kitab, s.7, 1896- Mâî Kitab s.8, 1896
(4) Troşag( metinde Troşak yazıyor ancak doğrusu Troşag olacak), Ermenice bayrak demek Taşnaksutyun örgütünün gazetesidir, ilk dönemde örgütün adı da Troşag olarak belirlenmiş ama daha sonra örgüt Taşnaksutyun ( Ermeni Devrimci Federasyonu) adını almıştır. Metinde Sıncak olarak yazılan kelime de Hıncak olabilir ancak metinde ‘Sın’ harfi olduğu için böyle yazmayı uygun bulduk.
(5) (1) Viktor Berar; Sultanın Politikası; 173
(6) (1) Avrupa Murahhaslarının Raporları , Mâî Kitab s. 143 - 147