Kürtler'in Özgürleşmesine Eşlik Etmek
Ertuğrul Kürkçü
21 Aralık 2010
35 yıldır süre giden savaştan çıkış için Türkiye'ye
bir plan sunan bir tek politik güç var: Bütün bileşenleriyle
birlikte DTK. Planın içeriği adında içkin: Demokratik Özerklik!
Demokratik Özerlik, faşist ya da oligarşik bir rejimde
gerçekleşemeyeceği için, DTK Türkiye'nin de bu dönüşüme eşlik
etmesini teklif ediyor: Demokratik Cumhuriyet.
Kürtler Diyarbakır'da bir "çalıştay" topladı, TBMM Başkanı
Mehmet Ali Şahin yeri göğü inletti "Meclisten başka yerde
toplanamazsınız" diye! İnanması zor, Mehmet Ali Şahin
vatandaşların bütün toplantılarını TBMM'de mi yapmalarını
istiyor gerçekten! Yoksa "çalıştay" nedir bilmiyor mu? Kürtler
Türkçe konuşsa bir dert, konuşmasa başka dert. "Çalıştay"
yerine "workshop" deseler Şahin böyle kükrer miydi? Ya da
"atölye"?
Artık Ankara'dan sıtkı sıyrılmış bir Kürt olsam "sizin
diliniz size bizim dilimiz bize" derdim. "Biz bir 'Komxebata'
topladık, siz ne sanmak isterseniz onu sanın!"
"Polis Akademisi"nde oluyor da Belediye'de olmuyor
mu?
İçişleri Bakanı Beşir Atalay 1 Ağustos 2009'da Ankara'da,
Polis Akademisi'nde Deniz Ülke Arıboğan, Hasan Cemal, Oral
Çalışlar, Cengiz Çandar, Fehmi Koru, İbrahim Kalın, Mustafa
Karaalioğlu, Ruşen Çakır, Mithat Sancar, Muharrem Sarıkaya,
Okan Müderrisoğlu, Nasuhi Güngör, Ali Bayramoğlu, Mümtaz'er
Türköne ve İhsan Dağı'nın da aralarında olduğu bir grup
gazeteci ve üniversite öğretim üyesini bir başka "çalıştay"da
bir araya getirmişti: "Kürt
Meselesinin Çözümü: Türkiye Modeline Doğru".
Çalıştayın ardından bir yazılı açıklama yapan Polis
Akademisi Başkanı Zühtü Arslan da "çalıştay vesilesiyle farklı
görüşlerden gazeteci ve yazarların katılımıyla oldukça yapıcı
ve 'verimli bir beyin fırtınası' yapıldı"ğını belirtirken
yüzünde gülücükler açıyordu.
Bu "çalıştay"a katılanların da aralarında olduğu bir başka
topluluk bu kez Demokratik Toplum Kongresi'nin çağrısıyla
"beyin fırtınası" yapınca neden TBMM'de fırtınalar esti
dersiniz? Dün CNNTürk'te "basına açık olmaması" bir ihtimal
olarak belirtildi ama, İçişleri'ninki de basına kapalıydı...
Kıyamet kopmamıştı.
Bence kıyametin nedeni bir "Komxebata" toplanmış olmasında
değil, bu "çalıştay"ın bir fazlası ve bir eksiği olmasında:
Diyarbakır'da polis yoktu ve Kürtler vardı!
Hükümetin kıyamet koparması bundan. Adalet ve Kalkınma
Partisi (AKP) bütün iktidar düzeylerinden baktığında görüyor
ki, Kürtler çözüm inisiyatifini ellerine alıyor, meşhur tabirle
"sorunun bir parçası değil, çözümün bir parçası" olmak üzere
tarihsel bir adım atıyor! Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı,
TBMM Başkanı ve Başbakanın durmadan tehdit yağdırması
bundan.
Demokratik Cumhuriyet ve Demokratik
Özerklik
Geçtiğimiz hafta sonu Diyarbakır'da toplanan "1. Demokratik
Özerklik Çalıştayı" ya da "1. Komxebata Xweseriya Demokratik"te
de söylediğim gibi 35 yıldır süre giden savaştan çıkış için
Türkiye'ye, beğenelim beğenmeyelim, bir plan sunan bir tek
politik güç var: Bütün bileşenleriyle birlikte Demokratik
Toplum Kongresi (DTK). Planın içeriği adında içkin: Demokratik
Özerklik! Demokratik Özerlik, faşist ya da oligarşik bir
rejimde gerçekleşemeyeceği için, DTK Türkiye'nin de bu dönüşüme
eşlik etmesini teklif ediyor: Demokratik Cumhuriyet.
Siyaseti çoğulcu bir toplumsal süreç olarak değil, siyasi
partiler oligarşisinin seçkinleri arasındaki bir iktidar
itişmesi olarak göre gelenler DTK'nin ne olduğunu kolayca
kavrayamayabilir. DTK, özcesi Kürt halkının özgürlük
mücadelesinin bütün uğrakları ve bütün düzeylerinde mücadele
edenlerin temsilcilerinin halkın geleceğini belirlemeye dair
söz hakkı sahibi kılındığı çok katmanlı ve çok ögeli bir
politik tartışma ve yol gösterme zemini...
"De facto"dan "de jure"ye
DTK, üzerinde ahmakça fırtınalar koparılmasına ve
mugalâtalarla saçmalığa indirgenmeye çalışılmasına rağmen
"Demokratik Özerklik" önerisiyle bize ne olduğunu hiç
bilmediğimiz, bilemeyeceğimiz bir şey öneriyor da değil. Bu
önerinin merkezi hedefi Kürt halkının çok uzun bir zamandır
yürüte geldiği mücadeleler sonucunda edindiği "de facto"
statüyü, yani fiili durumu, uluslar arası hukuk normlarının
süzgecinden geçirerek "de jure" kılmak, yani kazanımları kayda
geçirerek bunlara yasallık kazandırmak.
DTK Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak birliği, bölünmezliği ve
devlet egemenliğini tanıyor, buna mukabil Kürtlerin haklarının
Türkiye'nin tamamını kapsayan bir demokratikleşme süreci içinde
teslim edilmesini talep ediyor. Bu politik çerçeve, "savaş"ın
bütün görünür, görünmez gerekçelerini ortadan kaldırarak,
demokratik bir mücadele çerçevesi kurmayı mümkün kıldığı için
bir savaştan çıkış planıdır. "Demokratik Özerklik" önerisi
Türkler'e Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmayı, bölmeyi değil
birlikte "yeniden kurmayı" öneriyor:
"Demokratik özerklik; sınırların
değişmesini değil, sınırlar içinde halkların kardeşliğinin ve
birliğinin pekişmesini sağlayacak, böylece Türkiye'de oluşan
karşıtlaşmayı durdurup Kürt halkıyla Türkiye'nin yeni bir
sözleşme ile Türk-Kürt ilişkilerinde yeni bir dönem
başlatacaktır. Modelimiz, Türkiye'nin tüm diğer bölgelerinde de
uygulanabilecek bir demokratikleşme modelidir. Zaten dünyada da
devletler, katı merkezi karakterlerini bırakarak adem-i
merkeziyetçi siyasal sistemlere yönelmektedir. Çünkü yerinden
yönetime dayanan sistemler sorunları daha kolay çözdüğü gibi,
her alanda gelişmenin daha da hızlandığı siyasal modeller
haline gelmişlerdir. Bu yönüyle demokratik özerklik, yetkilerin
yerellere devredilerek devletlerin bu tür sorunları çözüp,
demokratikleşmeye yöneldiği eğilimlere de uygun
düşmektedir."
Esas mı ayrıntı mı?
"Demokratik Özerklik" teklifinin "çalıştay"da da çokça
eleştirilen, "özsavunma", "bayrak", "flama" ve sair alametler,
temsil mekanizmaları, "özerk" bölgelerin merkezin yetkilerini
devralma ölçüleri ve sınırları bahislerinde taşıdığı
"belirsizlik" ya da "tutarsızlıklar" konusunda DTK'yi günlerce
bakalorya sınavına tabi tutmak ve "otur sıfır" diye notlamak
mümkün elbette... Ancak, bunlar Demokratik Özerklik önerisinin
özü yanında ancak ayrıntı sayılabilecek ikinci dereceden
konular.
"Demokratik Özerklik" önerisinin asıl tarihsel değeri Kürt
özgürlük hareketinin bütün taraflarının Türkiye'yle savaşa son
vermek üzere Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkelerinden
hareketle bir ortaklaşa "yeniden kuruculuk" iradesini beyan
ediyor olmaları ve bunun için ellerini Türkiye halkına
uzatmalarında.
Ultra milliyetçileri şimdilik bir kenara koyalım, kendine
"aydın" ya da demokrat diyenlerin bu teklif karşısında
yapmaları gerekli ve mümkün, yapmamaları zorunlu iki şey
var:
Kürt halkının kendi özgürlüğü ve haysiyeti için
sürdürdürdüğü mücadelede çok ağır bedeller ödeyerek kazandığı
özgüvene eşlik ederek her ilin, her belediyenin kendi özerk
yönetimine sahip olduğu, bu özerk yönetimlerin bir araya
gelerek demokratik bir cumhuriyet altında her milliyet ve
inançtan yurttaşı birleştirdiği, herkesin dilinde, dininde,
dinsizliğinde, milliyetinde özgür olduğu, özgür üreticilerin
kendi kendini yönettiği yeni bir toplum, bir yeni hayat
kurulması için Türkiye'nin batısında da güçlü bir dalga
yaratmak... Bu mümkün ve gerekli.
Kürtlerin mücadelesini, bir özgürlük kavgası değil, devlet
güvenliğinin bir tamamlayıcı parçası, müesses nizamın bir
bileşeni, Avrupa Birliği'nin doğuya doğru mutasavver
genişlemesinin bir momentine irca ederek onları bugünkü
dönüştürücü konumlarına ulaştıran anti-kapitalist ve devrimci
dinamikten uzaklaşmalarını sağlamak amacıyla en geri bilince
seslenmek: Kürt özgürlük mücadelesine nifak sokmak. Bunu
yapmamak gerek.
Bir de değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek bir durum:
Kürtlerin kendi kendilerini yönetme iradesi!
Notlar: Bu yazı Bianet
sitesinden alınmıştır.