Boğaziçi’nde Tacize Karşı Eylem
Eser Dilsöz
3 Mart 2009
Birkaç gün önce Boğaziçi Üniversiteli kadın öğrencilerin Hisarüstü sokaklarında gece yarısı yaptıkları “tuhaf” bir eyleme şahit olduk. Öncelikle eylemin tuhaflığını, benim o şekilde adlandırmamdan değil çevredekilerin tuhaf bakışlarından aldığını belirtmeliyim. Eylemin gündemi Boğaziçi Üniversitesi kampüsünün sınırlandırdığı Hisarüstü mahallesinde son dönemde artan taciz vakalarıydı. Bu durumdan rahatsız olan kadınlar da yaklaşık 100 kişilik bir grup şeklinde çeşitli sloganlarla gece yarısı sokaklarda yürüdüler. Sekiz senedir bu bölgede yaşayan yeni mezun bir Boğaziçili olarak neden bu dönemde bu tarz vakaların artmış olacağını insanlarla tartışırken çeşitli fikirler ortaya atıldığını gördüm. Öne sürülen argümanlar “Mahallenin gençleri yapmıştır.” “Yok, onlar böyle şey yapmaz, mahalleye son dönemde tanınmayan tipler geliyor dışarıdan, Armutlu bölgesinden, onlar olabilir.” “Boğaziçi öğrencileri hiç değildir, onlar üniversiteli.” şeklinde farklılaşıyordu. Fakat eylemi gördüğümde aslında soruyu yanlış şekilde sorduğumuzu fark ettim. Asıl sorun faillerin kimler olduğunu araştırmak değildi. Asıl sorun üniversite öğrencilerinin ve Hisarüstü sakinlerinin özellikle de erkeklerin taciz vakalarına karşı tutumlarıydı. Bir erkek olarak eylem esnasında çevremde gördüğüm çoğu erkeğin takındıkları tavrı görünce (hepsi demiyorum; çünkü eylemi destekleyen bazı erkekler de kenardan izleyip alkışladılar) bu kadar temel bir insan hakkı ihlaline tavır gösterme konusunda bile daha çok yol almamız gerektiğini anladım.
Hisarüstü meydandaki simitçi ve börekçide oturup eylem kalabalığını gören erkeklerin çoğundaki ilk ifade büyük bir şaşkınlık oldu. Önce anlam veremeyip camdan dışarı baktıklarında bu kadar kadını gece yarısı bağırırken görmenin verdiği bu şaşkınlıktan olsa gerek, bir anda yüzlerindeki ifade değişti. Oturanların çoğu da üniversite öğrencisiydi. Bir anda bu şaşkınlık ifadesi ilginç bir tebessüme dönüştü ve arkasından bıyık altı gülüşlerin gelmesi geç olmadı. Biz tam bu gülüşmelerin sebebini anlamlandırmaya çalışırken 5-6 kişilik erkek grubunun aralarında yaptıkları şakalaşmalar işin tuzu biberi oldu.
- Oğlum sen mi taciz ettin lan bunları?
- Yok abi benim suçum yok.
- Yalan söyleme lan, şimdi çıkarırım seni dışarı, yolarlar seni. Hahaha!
- Aman abi, lütfen. Hahaha!
- Hahaha!
Seviyenin bu kadar düştüğü bir ortamda bir an gözümün önünden lisedeyken erkekler arasında yapılan Nuri Alço geyikleri, tecavüz sahnelerine atılan kahkahalar, Recep İvedik hayranlığı, maçlarda savrulan küfürler geçti. Tam durumdan rahatsız olup “Bunlar münferit vakalardır, sakin olmak lazım.” diye düşünürken eylem kalabalığı ilerlemeye başladı ve biz de arkalarından dışarı çıktık.
Dışarıda ise tacize karşı bağıran bir kadın gurubu ve etrafında “bu gece de bize eğlence çıktı” şeklinde müthiş bir güler yüzle onları izleyen erkekler vardı.
O erkeklerin arasına karıştığımızda ise “muhteşem” diyalogların yanımızdan hızla geçtiğini fark ettik. Ne tarafa bakacağımızı şaşırmıştık.
- Hangi şerefsiz taciz etmiş bunları a. koyim.
- O. çocuğunun biri taciz etmiştir.
- Issız sokaklara giderseniz tabii ki tacize uğrarsınız.
Galatasaray maçını izlemenin verdiği keyifle meyhanenin camından birinin eylem kalabalığına karşı gülerek anlamsız bir slogan atması da gözden kaçmadı.
- Kahrolsun faşizm, o. çocuğu AKP!
Eylem kalabalığını gören Hisarüstü sakinlerinin çoğu evlerinin camına çıktı. Mevzuyu anladıklarında kadınların evlerinin penceresinden eylem kalabalığına bakıp alkışlamaları, yükselen seslere evde buldukları tencere tavalarla eklenmeleri geç olmadı.
Arka sokaklarda yapılan turlamanın ardından bir erkek kitlesi eylem kalabalığının arkasına eklenmişti. Eklenen birkaç sarhoşun yaptıkları seviyesiz muhabbetlere müdahale ettiğimizde ise “Abi, yok ben destekliyorum, o yüzden alkışlıyorum.” şeklinde ilginç bir tavırla karşılaştık.
Derken arkamızda bir polis arabası belirdi. Kalabalık gittiği son sokaktan geriye dönerken polis arabası önlerini kesti. Polislerden birinin arabadan çıkış aksiyonu ibretlikti. “Ben bu işi hallederim!” edasıyla omuzlarını dikleştirdi ve Türk filmlerinden aşina olduğumuz “kabadayı” klişesine bürünerek kalabalıkla pazarlık yapmaya başladı.
Bu arada yol kenarında erkekler arasında dönen diyaloglar devam ediyordu ve bunlardan en iyimseri ise “Ya, bunları taciz etmişler mi gerçekten?” şeklinde bir sorgulama çabasıydı. Gerisini siz düşünün artık.
Eylem kalabalığı dağılırken yeni evli olduğunu anladığımız bir Hisarüstü sakininin hiç de sakin olmayan bir tavrıyla karşılaştık. Gelen polise bağırıyor ve bağırıp çağıranları içeri almaları için şikâyette bulunuyordu. Gerekçe olarak da “Siz bir baba olmanın ne demek olduğunu biliyor musunuz? Çocuğum uyandı, şikâyetçiyim bunlardan.” diyordu. Derken eyleme destek veren tanımadığım bir erkeğin söylediği söz son noktayı koydu: “Arkadaşım, sen de onları anlayışla karşıla. Bak geceleri tacize uğruyorlar. Aynı şey senin eşinin başına gelse destek vermez miydin?” İşte her zamanki gibi o “muhteşem” replik adamın bir anda sarsılmasına sebep oldu. Yine son çözüm olarak başvurulan bu taktik hamle adam üzerinde bir an “namus bekçiliği” görevini yerine getiremememin getirdiği bir eziklik duygusu yarattı.
Artık eylem sonlanmış ve kalabalık dağılmıştı. Eylem, kadınların böyle bir duruma sessiz kalmamaları ve mahallede ciddi bir gündem yaratmaları açısından gayet olumlu görünüyordu. Bundan sonra benzer vakalar yaşanır mı bilemiyoruz ama çoğunluğu üniversite öğrencilerinden oluşan kamusal bir ortamda görünürlük kazanan ve ses getiren bir eylem oldu.
Peki gelelim asıl soruya? Yazının başında da belirttiğim gibi biz erkekler olarak “sapık, tecavüzcü” diye nitelendirdiğimiz ve kendimizi dışarıda tuttuğumuz bu tarz bir “erkeklik” kültürünün ne kadar dışında yaşıyoruz? Kaçımız çevremizde yaşanan bu tarz olaylara gülüp geçmek yerine bir tavır üretiyor? Kaç erkek, taciz edenin niyetinin ne olduğunu anlamaya çalışmak yerine mağdurlara kulak veriyor? Kaç erkek gezerken sevgilisine laf atıldığında aslan kesilme cüreti gösterirken benzer şeyler başkalarının başına geldiğinde tepki göstermesini biliyor? Ve hepsinden önemlisi kaçımız içinde bulunduğumuz “erkeklik” durumunu sorgulayıp yaptığımız hatalarla yüzleşmeye ve birbirimizle tartışmaya hazırız?