Silahların Gölgesinde Barışı Savunmak...
Esra Aşan, Ülker Uncu
24 Ekim 2007
İzmir: Ege Üniversitesi'nde PKK saldırısını protesto eden 300 öğrenci ile 25 muhalif öğrenci arasında gerginlik çıktı. DTP Buca ilçe binasının camı kırıldı, Gaziemir ilçe binasına silahlı saldırı düzenlendi.
İstanbul: DTP İl Başkanı Halil Aksoy'un verdiği bilgiye göre, önceki gün saat 04.00'te kimliği belirsiz dört kişi partinin bulunduğu apartmanın dış kapısını kırıp içeri girdi. Saldırganlar eski eşyaları kapı önünde tutuşturdu. Bahçelievler ilçe örgütünün camları kırıldı. Zeytinburnu ilçe binasına pompalı tüfekle ateş edildi.
Antalya: Manavgat DTP ilçe binası saat 20.30 sıralarında ateşe verildi. Binada büyük maddi hasar var.
Bursa: Tabelası indirilerek parçalanan, yakılmak istenen DTP'nin yanı sıra önceki gün Temel Haklar Derneği de saldırıya uğradı. Dernekten yapılan açıklamada, binaya giren 150 saldırgan, odaları dağıttı. Ayrıca saldırganlar Bağımsız Tekstil İşçileri Sendikası'nı da yakmak istedi. Altıparmak Caddesi'ndeki bir alışveriş merkezinin camlarını kırıldı, bazı eğlence merkezleri taşlandı. Grup, Santral Garaj Semti'nde de sahiplerinin Doğu ve Güneydoğulu olduğu öğrenilen bazı işyerlerinin kepenklerini kırarak, içeri girmek istedi. Bir aracın camı kırıldı.
Samsun: Bir grup önceki gün TKP il binası ve Haklar ve Özgürlükler Cephesi binalarınıtaşladı. Grup bina önünde de bir kişiye saldırdı.
Eskişehir: Kimliği belirsiz kişiler önceki gece TKP il binasına ve Halkevi'ne molotofkokteyli attı.
Mersin: SDP il binasına önceki akşam taş ve soda şişeleri atıldı. İl Başkanı Serkan Kaya, Çay, Siteler ve Yeni Mahalle'deki Kürt esnafın dükkânlarına saldırıldığını belirtti.[1]
DTP Antep il binası, kimliği belirsiz kişi veya kişiler tarafından taşlı saldırıya uğradı. İl binasının tüm camları taşlarla kırılırken, binanın kapısına da büyük harflerle 'MHP' yazıldı.[2]
Ülkücü 150 kişilik bir grup, Bursa Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği'ne saldırdı. Derneğin camlarını ve kapılarını kırarak içeri giren ülkücü gruplar, ortalığı talan etti. Saldırıdan korunmak için derneğin bir odasına girip kapıyı üzerlerine kilitleyen ve kalp hastası olduğu öğrenilen dernek üyelerinden bir kişi fenalık geçirdi.[3]
İzmir’de protesto gösterisi yapan kalabalıktan bir grup, 1. Kordon’daki kafe ve barların önünde oturanlara tepki gösterdi.[4]
Çeşitli gazetelerden alınan yukarıdaki haberler, son dört gündür sokaklardaki saldırılardan sadece birkaçına örnek. Kaç kişinin linç edilmekten kurtulamadığını, kaç linç girişiminin medyaya yansımadığını ise bilmiyoruz. Vatanın bütünlüğünü koruyacağız derken beden bütünlüğümüzün en ufak bir garantisi kalmadı. Dört gündür Türkiye’de yaşayan herkesin damarlarına ince ince değil, dev şırıngalarla enjekte edilen milliyetçi söylem, sonuçlarını anında vermeye başladı. Yukardaki liste, dört gündür Türkiye’de yaşananların çok azının resmini veriyor ne yazık ki... Hele bundan sonra olacakları düşündüğümüzde bu listeye bakıp “Bu daha ne ki?” diyeceğimizi söylemek için müneccim olmaya gerek yok.
Gündemin adeta ışık hızıyla değiştiği Türkiye’de, netleştirilmeye çalışılan konular bir anda belirsizleşip muğlaklaşabiliyor. Öyle ki, siyasi istikrardan bahsetmek şöyle dursun, can güvenliğimizin dahi belirsizliğini yaşıyor duruma geliyoruz. Örneğin, genel seçimlerin ardından başlayan anayasanın sivilleştirilmesine yönelik tartışmalar, askeri politikaların yeniden devreye girmesiyle rafa kaldırılmış görülüyor. Yaşanabilecek gelişmelerin karşısında hak ve özgürlüklerden yana kısıtlamalara gidilebileceği uyarıları şimdiden gelmeye başlamış durumda. Sivil seslerin susturulmaya çalışılıp silahların konuştuğu bir yerde, “milli güvenlik devleti”nden, “kadın ve insan haklarından yana hukuk devleti”ne geçmek çok da mümkün görülmüyor.
Silahların nispeten sustuğu barış süreci olarak da adlandırabileceğimiz 10 yıllık süreçte sivil siyaset adına çözüm üretilemediği; Türkiye’deki demokrasi güçlerinin, özellikle de Kürt hareketinin askeri yöntemlere alternatifler geliştiremediği ortada. Bugün yaşadığımız şiddet ortamında Türkiye’deki muhalif odakların içinde bulunduğu rehavetin payı gözardı edilemez.
Doğu’da çatışmaların yeniden hız kazanmasıyla art arda ölüm haberleri alıyoruz; çocuklarını, yakınları çatışmalar sırasında yitirenlerin acılarına tanık oluyoruz. Yaşanan gelişmeler karşısında insanların acılarıyla empati kurmak, ölümlere karşı olmak kadar insani bir şey olamaz. Vicdan sahibi her vatandaşın bu manzara karşısında daha fazla ölümün yaşanmaması için neler yapabileceğini sorgulaması; haklı protestosunu dillendirmesi gerekiyor elbette. Ancak ne yazık ki şehit cenazelerinin törenlerinde gerçekleşen protestoların barışçıl olduğunu; daha fazla kişinin ölmesini engellemek adına yapıldığını söylemek mümkün değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetiminde söz sahibi olanların “Savaşa hayır!” demesi barışçıl yöntemler geliştirmesi gerekirken tam tersine savaşın acılarının siyasi ranta çevrildiği günlerden geçiyoruz: Tezkere de meclisten geçtikten sonra, bugün sınır ötesi operasyonu haklı kılacak gerekçeler aranıyor. Şehit cenazeleri, daha fazla şehidin gelmesine neden olacak sınır ötesi operasyona izin veren tezkerenin meclisten geçirilmesini sağlayacak retorikleri parlatmak için kullanılıyor...
Ülkemizde 25 yıldır süren savaşın silahlarla çözülmediği bilindiği halde... Kürt sorunun demokratik yollarla çözümü mümkün olduğu halde... Amerikan’ın Ortadoğu üzerinde hegemonyasını kurmaya çalışırken 11 Eylül saldırılarının arkasına sığınarak işgal ettiği topraklara barış getireceğini söylediği gibi, Türkiye de, şehit cenazelerini sınır ötesi operasyon için bir mazeret olarak öne sürüyor. Kuzey Irak’taki PKK varlığına son vererek Türkiye’yi huzura kavuşturacağını söylüyor. Bu söylem ne yazık ki büyük bir kesim tarafından da sahipleniliyor. Bugün militarist politikalardan yana olanlar, ordu siyasetini destekleyenler yarın 100ler hatta 1000lerce ölüm haberi geldiğinde birbirlerinin suratlarına bakabilecek onuru kendilerinde bulabilecekler mi?
Görünen o ki, yıllardır hiçbir sorununu çözemeyen ve savaştan kâr edenler dışında kimsenin işine yaramayan “etnik ayrımcılık” politikası sürdürüldüğü müddetçe, bu ülkede her türlü ayrımcılık pompalanmaya devam edecek. Tüm bu yaşananlar, “Türk’ün Türkten başka dostu yoktur.” diyen; Türkiye coğrafyasının kültürel çoğulcu yapısını görmeyerek her vatandaşı Türk ilan eden ve başka kimliklerin özgürce ifade edilmesine izin vermeyen zihniyetin ne kadar vahim sonuçlara neden olabileceğini gösteriyor. Türkiye’de Rum, Ermeni, Kürt, Alevi, Yahudi, Hristiyan, kadın, eşcinsel, biseksüel, transeksüel... yani Türk, Sünni ve “erkek”den başka her şeyseniz, ruh haliniz de “güvercin tedirginliği”ndedir. Militarist politikalar yükseldiğinde ilk tedirgin olanlar, rahatsızlığı ilk yaşayanlar “ötekileştirilen” kimlikler. Militarizmin; ırkçılık, milliyetçilik, cinsiyetcilik ve heteroseksizmle beslenerek kendi yaşam alanını açtığını bildikleri için... Sadece Türk sünni erkeklerin vatandaş olarak kabul edildiği bu ülkede bir gün sıranın kendilerine geleceği korkusunu hissettikleri için... 6-7 Eylül’de “Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldı” bahanesiyle gayrimüslümlerin tasfiye edilişi; 1978 Aralık’ın da “Alevi komünistler sinemaya bomba attı.” söylentisiyle Maraş’ta yaşanan katliam hafızalarında yer ettiği için... Musa Anter’i, Uğur Mumcu’yu, Metin Göktepe’yi, Hrant Dink’i... unutmadıkları için... Kadınların savaşlarda yaşadıkları tecavüz deneyimlerini ve gitgide büyüyen şiddet sarmalını unutmadıkları için...
Ortalıkta bangır bangır bağıran “savaş” talepkârlarına karşı herbirimizin kendi bulunduğu alandan barışın sesini yaygınlaştırmanın yolunu bulmamız gerekiyor. Ancak bu şekilde yine bir umut ışığı yakalayacağız... Dayatılan militarist politikalar karşısında, sivil siyasetten yana olanların seslerini yükseltmesi umudun da yükselmesi anlamına gelecek. İçinde bulunduğumuz geri çekilme aşamasında eldekileri daha da hızlı kaybetmemek için güçlü ortak bir sese ihtiyacımız var. Çünkü biz “öteki”ler, savaşın karşısında durmaya devam ediyoruz. Yeryüzü barışın yüzü oluncaya dek...
Notlar:
[1]http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=236578
[2]http://www.firatnews.com/modules.php?name=News&file=article&sid=31972
[3]http://www.haberlink.com/news.php?a=22719?b=%22Bursa_Temel_Haklar'a_%C3%BClk%C3%BCc%C3%BC_sald%C4%B1r%C4%B1%22
[4]http://www.bianet.org/bianet/kategori/siyaset/102430/eglence-programlari-iptal-kafede-oturanlara-tepki