Esatoğlu Vakası ve Cinsel Taciz Üzerine
Esra Aşan
13 Eylül 2007
BarışaRock’ta Mehmet Esatoğlu’na yönelik feminist protestolarla
tiyatro eğitiminde cinsel taciz konusu yeniden gündeme geldi
ve çeşitli alanlarda tartışılmaya devam ediliyor. Özellikle
gölge tiyatronun web sitesinde konu, taciz tanıklıklarını yok
sayan ve konuya dair dezenformasyon yayan yayıncılık anlayışıyla
ele alınıyor.
Mehmet Esatoğlu vakası tiyatro eğitiminde cinsel taciz, eğitimcilik
ahlakı, muhalif yapılar arasında kurulan hukuk, solda yaşanan
dejenerasyon, basın yayın politikaları, habercilik anlayışı
gibi pek çok tartışmaya kapı açıyor. Bu yazıda Esatoğlu vakasını
tartışırken sadece cinsel tacizin ele alınışı, kadınların tacizi
nasıl yaşadığı ve cinsel taciz karşısında neler yapılacileceğine
ilişkin görüşlerimi belitmekle sınırlı kalmaya çalışacağım.
Tacizin pek çok tanımı yapılmış olsa da genel anlamıyla bir
kadının fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne yönelik rahatsız edici
ve kadının rızası alınmadan gerçekleştirilen her türlü davranış
–fiziksel temas, bakış, söz, ima, şaka, teklif, ısrar…- kadına
yönelik cinsel taciz olarak tanımlanır. Dolayısıyla bir davranış
cinsel taciz olarak adlandırılırken davranışı gerçekleştiren
kişinin ne düşündüğü değil, davranışa maruz kalan kişinin ne
düşündüğü, rızasının bulunup bulunmadığı göz önüne alınır.
Cinsel taciz kadınların hayatının bir parçası olmuş durumda
o kadar ki çoğu zaman farkında olmadan gündelik hayatımızı karşılaşma
olasılığımız olan tacizlere göre organize etmeye çalışırız.
Mesela kimi zaman sokağa çıkarken giyeceğimiz kıyafeti seçerken
karşılaşacağımız taciz olasılıklarını aklımıza getirir “şu yere
giderken bunu giymeyeyim, biri bir laf der, sinirim bozulur”
diye düşünerek hareket ederiz. Kalabalık bir otobüste boş yerleri
kollamamız, sırtımızı kapıya duvara verecek şekilde ya da bir
kadının yanında ayakta durmaya çalışmamız da olası bir tacizden
korunma jesti olarak açıklanabilir. Gece tenha bir yolda yürürken
vücut şeklimiz bile karşılaşma olasılığımız olan bir taciz vakası
için tetikte; –eğer varsa- göz yaşartıcı spreyimiz hemen elimizin
altındadır. Ez azından kendi adıma, yolda yürürken karşıdan
gelen erkek güruhuyla tatsız muhataplıklar yaşayıp sinirimi
bozmamak için çoğu kez karşı kaldırıma geçtiğimi söyleyebilirim.
Sokaktaki tacizciyi bir daha görme şansınız çok olmadığı için
çoğu zaman sinirlerinizin bozulduğuyla kalırsınız.
Aile, okul, işyeri, cezaevi, üyesi olduğunuz siyasi yapı
gibi hayatınızın büyük bir kısmının geçtiği mekanlarda yan yana
durduğunuz kişilerin tacizine maruz kalmanız ise hem tanımlanması
hem de baş edilmesi çok daha zor bir meseledir. Tacizcinin tanıdık
olması ve ilişkinin samimiyet boyutu ya da belli bir hiyerarşiyi
içinde barındırması yaşananın “taciz mi yoksa yanlış anlama
mı” olduğunun ayırt edilmesini ya da tacizin deşifre edilmesini
zorlaştırır. Öncelikle kendinizi suçlar, durumun bir taciz değil
yanlış anlama olduğuna kendinizi ikna etmeye çalışırsınız. Çünkü
tacizin adını koyduğunuzda ve bu yüzleşmeyi yaşadığınızda hayatınızın
büyük bir kısmını geçirdiğiniz o mekandaki kurulu tüm ilişki
ağları kadının alehine alt üst olacak demektir. Bu nedenle çoğu
kadının güç eşitsizliği, bağımlılık ilişkisi ve sosyal hiyerarşi
ile belirlenmiş bu mekanlarda tacizi açıklamayarak susması çok
rastlanan bir durumdur.
Yaşadığınız tacizi birisiyle paylaştığınız zaman da tacizi
davet etmek için ne yaptığınız, nasıl davrandığınız araştırma
konusu yapılır; sorun tacizcide değil; taciz edilende aranır.
Bu yaklaşım ise tacize uğrayan kişiye ikinci bir mağduriyet
yaşatmaktan başka bir şey değildir ve mağdurun kendini suçlu
hissetmesine neden olur, onu yalnızlaştırırken tacizciyi korur
ve taciz jestlerinin devam etmesini sağlayan bir ortam kurar.
Tacizi anlattığınızda hikayeniz, pornografik bir öykü muamelesi
de görebilir. Kendini kadının cinsel haz nesnesi haline getirilmesi
üzerinden var eden ataerkil sistem algıları içinde bir erkeğin
fantezi dünyasını süsleyebilir. Bu durum da pek çok kadının
yaşadığı tacizi açıklaması karşısında bir engel oluşturur.
Şüphesiz cinsel tacizle mücadelenin yolu cinsel taciz karşısında
tepki göstermek, tacizin açıklanıp tacizcinin deşifre edilmesiyle
başlıyor. Lambdaistanbul gönüllüsü Yeşim Başaran’ın cinsel tacizle
ilgili bir yazısında[1] belirttiği gibi “sorunun çözümü, tacizden
kaçmak için sürekli saklanmaktan değil, her karşılaştığımızda
konuşmaktan, deşifre etmekten, tacizcinin cesaretlendirilmek
yerine hak ettiği cezayı alması için tacize karşı kadın grupları
oluşturmamızdan, sadece kendi yaşadığımız olayların değil, çevremizdeki
bütün taciz olaylarının müdahili olmamızdan geçiyor.”
Feminist hareket cinsel tacizi bireysel bir sorun değil hayatın
her alanında erkeği üstün gören ataerkil sistemin kurduğu kadın
ve erkek arasındaki ezme/ezilme ilişkisi sonucunda oluşan toplumsal
bir sorun olarak ele alır. Geşiltirilen çeşitli eylemlilikler
ve etkinliklerle kadına yönelik şiddetin kamusal görünürlük
kazanmasını sağlar ve bunu politik bir mesele olarak hem kadınlar
arasında hem de muhalif hareketler içinde tartışmaya açar. Cinsel
taciz karşısında ise tacizi açıklayan kadınların ikinci bir
kere mağdur edilmemesi için çeşitli yöntemler önerir: Cinsel
taciz karşısında kadının beyanı esas alınması ise bir tür pozitif
ayrımcılık ilkesidir. Bu, “Bir kadın öyle diyorsa taciz kesin
olmuştur, suçlanan da tacizcidir” demek değildir. Şu denmeye
çalışılmaktadır: Bir kadın tacize uğradığını söylüyorsa bunu
detaylandırmak, ispat etmek zorunda değildir. Erkek egemen yapılarda
tacizi açıklamak bir o kadar zorken bir de kadının tacizi ispatlaması
ona yaşatılan ikinci bir mağduriyettir. Bu nedenle kadının beyanı
temel alınır ve tacizle suçlanan kişinin tacizde bulunmadığını
ispat etmesi beklenir. Bu şekilde tacize uğrayan kadının tacizi
ispata çalışarak ikinci bir mağduriyet yaşamasının önüne geçilir.
***
2000 yılında ATÇ’de yaşananlara dönecek olursak: Yaşanan
olaylara ve tartışmaların gidişatına dair veriler sunan materyaller
zaten uzun bir süredir internet üzerinden kamuyla paylaşılmaktaydı[2].
Tiyatro eğitiminde cinsel taciz tartışmalarını gündeme getiren
Özgür Sahneli Kadınlar zor olanı yaptılar. Konuyu tartışmaya
açarken durumun vehametini gözler önüne seren detaylı tanıklıkları
açıklama cesaretini gösterdiler.[3] Ancak buna rağmen meselenin
platform içinde doğru düzgün tartışılamaması, taciz vakasını
tartışmak isteyenlerin manipüle edilmesi, cinsel tacizin sanatsal
çalışma yöntemi adı altında meşrulaştırılmaya çalışılması zaten
kadın beyanının yok sayılması anlamına gelir ve tacize uğradıklarını
açıklayan kadınlara yönelik bir hak ihlalidir.
Geçtiğimiz günlerde Mehmet Esatoğlu ile BarışaRock protestoları
üzerine yapılmış bir röportaj yayınlandı.[4] Röportajı yapan
sitede taciz mağduru kadınların tanıklıklarına ve protestoları
gerçekleştirenlerin açıklamalarında sundukları verilere değinilmemekte
ve bu beyanlar yokmuş gibi davranılmaktadır. Mehmet Esatoğlu’na
göre ortada bir taciz vakası dolayısıyla açıklama getirilecek
bir mesele de yoktur. Tacize uğradığını söyleyen kadınlar ise
kendisine yönelik bir komploda öne sürülen piyonlardır. Bu,
iktidarları tehdit altında olan erkeklerin feminist jestler
karşısında gelişitirdiği çok tanıdık bir tepki: İktidarlarına
karşı tehdit olarak gördükleri davranışlar karşısında direnç
örgütlemek; kadınların beyanları yok saymak; inkar etmek. Böylece
ortada tartışılacak bir sorun da kalmamış oluyor.
Oysa cinsiyetçiliğe ve tacize karşı olduğunu belirten bir
kişiden kadınların açıklamalarını kaale alarak cinsel taciz
ortamları kuran tiyatro çalıştırıcılığı yöntemini -oyuncuyu
dokunarak çalıştırması, fiziksel temasta bulunması, cinselliğin
çalışma içinde merkezi bir yer alması ve bu durumun kadınlarda
yarattığı rahatsızlık- tartışmaya açması beklenir. Hatta taciz
mağduru kadınların meseleyi bu kadar detaylandırarak anlatmalarına
da gerek yoktur. Kadınların beyanı karşısında duruşunu sisteme
alternatif bir yerde kodlayan ATÇ içinde konunun ele alınıp,
Mehmet Esatoğlu’nun çalıştırıcılık yönteminin masaya yatırılması,
Esatoğlu’nun nasıl bir eğitimcilik perspektifiyle hareket ettiği
noktasında bir açıklama yapması gerekirdi. Bugüne kadar hala
tartışılmaktan imtinayla kaçınılan mesele budur.
Hatırda tutulması gereken diğer bir mesele ise Esatoğlu hakkındaki
taciz suçlamalarının sadece 2000 yılında ATÇ içinde yaşananlarla
sınırlı olmadığı. 2005 yılında Toplumsal Araştırmalar Vakfı
bünyesinde konservatuar sınavlarına hazırladığı genç bir kadın
da aynı mağduriyeti yaşadığında ailesinin durumu TAV yönetimine
bildirmesiyle Esatoğlu’nun vakıfla ilişkisinin kesildiği bilinmekte.[5]
Bu bilginin yaygınlaştırılması üzerine çeşitli muhalif çevrelerin
etkinliklerinde konumlanamadığı da söylenmekte. Taciz meselesini
ATÇ içinde kendisine yönelik bir komplo girişimi olarak ele
alan Esatoğlu’nun bu “iddialara” da bir açıklama getirmesi gerekmektedir.
BarışaRock protestoları sonrasında yaşanan tartışmalarda
bu mesele ısrarla yok sayılmaktadır. Oysa BarışaRock protestolarını
örgütleyenlerin kaleme aldığı yazılarda belirtildiği gibi protestoların
tetikleyicisi TAV çatısı altında yaşanan tacizin mağdurun alanda
tacizcisi ile karşılaşması üzerine yaşadığı travma ve feminist
hareket içinde konumlanan annesinin sürece müdahil olmasıdır.
Bu olayın da 2000 yılında ATÇ’de yaşanan tartışmalarla hiçbir
ilişkisi yoktur; yıllar sonra bambaşka bir mekanda vuku bulmuş
bir hadisedir.
***
İşin daha da trajik tarafı Mehmet Esatoğlu’nun kendilerini
siyasetin sol tarafında tanımlayan pek çok çevre tarafından
kucaklanmasıdır. Muhalefet içinde nasıl bir ortam kurulmaktadır
ki çeşitli hak ihlallerinde bulunmuş kişiler hiçbir özleleştiri
vermeden burada konumlanabilmektedir. “Solcu biri tacizci olamaz”
gibi bir önkabul tacizcilerin cirit attığı, her içki ortamına
taciz hikayelerinin meze olduğu, kimin ne olduğunun bilinip
de dile getirilmediği bir “sol” piyasada kabul edilmesi mümkün
olmayan bir irrasyonalitedir. Bugün Türkiye “solu”, muhalif
kimliği kepaze eden, tacizin neredeyse gündelik hayatta bir
iletişim biçimi haline geldiği bir dejenerasyon içindedir. Bu
bataktan çıkabilmek için, muhalif alanın bu şekilde kirletilmesi
karşı çıkan kişi ve kurumların şahit oldukları ya da bildikleri
cinsel taciz ya da cinsiyetçi tavırlar karşısında tavır almaları
ve cinsiyetçiliği deşifre ederek, bu tarz jestlerin gerçekleştirilemeyeceği
ortamlar kurmaları gerekir. Aksi halde sol muhalefetin içeriden
kirletilmesinin önüne geçilemeyecek ve ortada muhalif bir sol
da kalmayacaktır.