Ülke İçinde Yerinden Edilme ile İlgili Uluslararası Hukuk Üzerine Bir Değerlendirme
Derya Demirler
Kişilerin ülke içinde zorunlu olarak yerinden edilmesi 21. yüzyılın en önemli sorunlarından biri olarak değerlendirilebilir. Soğuk savaş sonrasında etnik çatışmalar ve iç savaşlarda meydana gelen artış sonucunda bugün yaklaşık olarak ülke içinde yerinden edilmiş 25 milyon kişinin varlığından bahsedilmektedir.
[1] Sadece 1993 – 1994 yılları arasında iç çatışmalar sonucunda her gün ülke içinde zorunlu olarak yerinden edilen kişilerin sayısının 10.000’i bulduğu tahmin edilmektedir.
[2]
1990’ların sonlarında mültecilerin sayısını ikiye katlayan ülke içinde yerinden edilen kişiler, Erin Mooney’in deyişiyle “yerinde mülteciler – “internal refugees” uluslararası kamuoyunun dikkatine ancak 1990’lı yıllarda gelebildiler. Bunun en önemli nedeninin ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin insan haklarının korunması meselesinin, uluslararası ilişkilerin kurucu ilkesi olan “devletlerin egemenliği” (sovereignty) ile çatışmasıdır. Nitekim, anayasal egemenlik ilkesiyle ülke içinde yerinden edilenlerin kaderinin asli olarak (kişilerin zorunlu olarak göç etmelerinde etken olmuş ya da göçe sebebiyet veren nedenlerin ortadan kaldırılmasında yeterli derecede etkin olamamış) devletlere terk edilmesi nedeniyle bu kişilerin ulusal ve uluslararası koruma mekanizmalarından etkin bir şekilde yararlanması söz konusu olamamaktadır.
Yasal açıdan bağlayıcılığı olmasa da bugün ülke içinde yerinden edilmiş kişilere yönelik ve mülteci, insan hakları hukuku ve insancıl hukuk literatürü ile uyumlu olacak şekilde hazırlanmış
Birleşmiş Milletler Ülke İçinde Yerinden Edilmeye İlişkin Yol Gösterici İlkeler uluslararası kamuoyu tarafından kabul görmüştür.
[3] Bu ilkeler, ülke içinde göç ettirmenin her aşamasında, göç ettirilen kişilerin korunmasına ilişkin hak ve güvenceleri tanımlamaktadır. İlkeler, keyfi göç ettirmeye karşı koruma, göç ettirme sırasında sağlanacak koruma ve yardımları belirli bir temele oturtma, güvenlik içinde geri dönüş, yeniden yerleştirme ve yeniden entegrasyon güvencelerini düzenlemektedir. Yol Gösterici İlkelere göre “zorla ya da mecbur kalarak evlerinden ya da sürekli yaşamakta oldukları yerlerden, özellikle silahlı çatışmaların etkilerinden, genel olarak şiddet içeren durumlardan, insan hakları ihlallerinden veya doğal ya da insan kaynaklı felaketlerden korunmak için,uluslararası kabul görmüş devlet sınırlarını geçmeksizin kaçan ya da bu yerleri terk eden kişi veya bu tip kişilerden oluşan gruplara “ülke içinde yerinden edilmiş kişiler” denilmektedir.
Ülke içinde yerinden edilmeye ilişkin olarak tavsiye niteliği taşıyan ve yumuşak hukuk (soft law) olarak nitelendirilebilecek bu ilkelerin uygulamasında ve takibinde Birleşmiş Milletler, özel bir yapı biçimlendirmektense “işbirliğine dayalı bir yaklaşım” (collaborative approach) benimsemiştir. Buna göre Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği altında ülke içinde yerinden edilenler için kurulan İnsancıl İşlerin Koordinasyonu Bürosu (
Office of Coordination of Humanitarian Affairs – OCHA) ve Uluslararası Kızıl Haç Komitesi arasında bir işbirliği öngörülmektedir .
[4]
BM Kılavuz İlkeleri’nin yumuşak hukuk metni olmasına rağmen, uluslararası alanda ciddi bir biçimde hüsn-ü kabul gördüğü, 40’tan fazla dile çevrildiği, bazı yerel hükümetlerin Kılavuz İlkeleri esas alarak kendi yasalarını oluşturdukları söylenebilir.
Uluslararası kamuoyunun 1990’lı yılların ortalarından itibaren söz konusu olan çabalarının nihai ürünü olan BM Kılavuz İlkeleri, yerinden edilme sorununun tanınması bakımından bir mihenk taşı oluştursa da “küreselleşen bir yerel sorun” ile karşı karşıya olduğumuzdan bir ilk adım olmanın ötesine geçememektedir. En temelde yukarıda bahsedilen devlet egemenliği ve insan hakları arasındaki gerilim, yerinden edilenlerin insan hakları durumunu, son kertede hükümetlerin siyasi irade gösterme ihtimaline terk etmiş görünmektedir. İkinci olarak Kılavuz İlkeleri, özellikle çatışmalardan ve ciddi insan hakları ihlallerinden kaynaklı yerinden edilme (conflict induced internal displacement) vakalarında onarıcı adalete ilişkin bir bahis içermemektedir. Bu noktada “yerinden edilme”yi en nihayetinde terk edilmek zorunda kalınan yaşam alanına “güvenlik ve vakar içinde” geri dönülmesi ile son bulacak bir süreç olarak tanımlayan Kılavuz İlkeleri’nin yerinden edilmeye neden olan geçmiş ile hesaplaşmaya dönük bir önerisinin bulunmaması dikkat çekicidir.
Her ne kadar son zamanlarda onarıcı adalet ile ilgili olarak BM nezdinde bir takım girişimlerden bahsedilebilse de
[5] bunun da en temelde onarıcı adaletin temel kavramlarının (yerine koyma, tazminat, rehabilitasyon, tatmin ve bir daha tekrarlanmama garantisi) BM çatısı altında bir kez daha altını çizmekten ibaret olduğu söylenebilir.
BM bünyesinde gerçekleştirilen bu çalışmaların yerinden edilme sorunu ile yüzleşmek durumunda olan ülkeler için bir çerçeve sunduğunu, bu anlamda da oldukça önemli olduğunu teslim etmekle birlikte, son kertede yerel hükümetler ve sivil toplum nezdinde geliştirilecek siyasi iradenin yokluğunda yerinden edilen kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi söz konusu olamamaktadır. Türkiye örneğinde olduğu gibi atılan adımlar siyasi konjonktüre son derece endeksli ve bu nedenle kırılgan ve sonuç itibariyle toplumsal mutabakata dayalı bir çözüm oluşturmanın uzağında kalabilmektedir. Tam da bu noktada yerel hükümetlerin sorunu tüm boyutlarıyla tanıması, kendi sorumluluğunu kabul etmesi, yasa oluşturma sürecinde tüm muhatapların katılımına olanak sağlaması; sivil toplum örgütlerinin ise bu süreçte ısrarlı ve kararlı bir biçimde hükümeti adil ve demokratik çözüm oluşturma yönünde zorlamaları yerinden edilme sonrasında mağduriyetlerin gerçek anlamda giderilebilmesi için kritik önemi haiz görünmektedir.
Notlar:
1 Internal Displacement: Global Overview of Trends and Developments in 2006, Internal Displacement Monitoring Centre, Norwegian Refugee Council, Nisan 2007.
2 Roberta Kohen, ve Francis Deng, Masses in Flight: The Global Crisis of Internal Displacement , Washington DC: Brookings Institutions Press, 1998), 3.
3 Birleşmiş Milletler Ülke İçinde Yerinden Edilmeye İlişkin Yol Gösterici İlkeleri tamamlayıcı nitelik taşıyan ancak sadece yerinden edilme sürecinde gasp edilen mülkiyet haklarının yeniden tesisine odaklanan
Pinherio İlkeleri de bu kapsamda değerlendirilebilecek bir diğer düzenlemedir.
4 Erin Mooney, “Towards a Protection Regime or Internally Displaced Persons” içinde Refugees and Forced Displacement – International Security, Human Vulnerability and the State, (der.) Edward Newman ve Joanne van Selm., New York: UN, University Press, 2003.
5 Bu girişimlerin en nihai örneği van Boven ve Bassiouni Prensipleri’dir (Basic Principles and Guidelines on the Right to Remedy and Reparation for Victims of Gross Violations of International Human Rights Law and Serious Violations of International Humanitarian Law.)
Bassiouni Prensipleri 1989’dan beri süren uzun bir müzakere sürecinden sonra Nisan 2005’te onaylanmış, 21 Mart 2006’da kabul edilmiştir.