Vulgar Bir Çağda Ebevenylik / Anneler Günü Kutlu Olsun
Cynthia Peters
11 Mayıs 2002
Çeviren: Murat Yıldız
Kitapçıdaki çocuk bakımı raflarını kısacık da olsa dikkatle inceleyen birisi, nasıl iyi bir ebeveyn olunacağı hakkında çeşitli stratejiler ve bu stratejilerin bazı inceltilmiş versiyonlarını bulacağını bilir.
Tamamı, hararetli bir tartışma konusu olan “bir bebek ebeveynleriyle mi uyumalıdır” sorusuna ayrılmış kitaplar var. “Çocuklarına sözlerini dinletebilmeyi” isteyen ebeveynler için hazırlanmış resimli yayınlar var. Daha ziyade oyuncak ve alet edevat kataloğuna benzeyen, bizleri, uygun ürün seçiminin daha çok uyku, daha akıllı çocuklar ve sorunsuz öğünler getireceğine ikna etmeye çalışan ebeveyn dergileri var.
Uzmanlar, anaakım yayıncılık devleri ve bebek bakım alet edevatı üreten büyük şirketler, ebeveynliğin her anında, çocuğumuzun gelişiminin her evresinde ve gündelik aile hayatının çatışma ve sorun çıkan her dakikasında ellerimizden tutarak, ailemizin uyumunu destekleyeceklerini vaat ediyorlar. Ebeveynlerin yardıma ihtiyacı yok demiyorum. Aslına bakacak olursanız, bir mırıltı veya bir çığlık şeklinde seslendirilen “imdat” ifadesi, muhtemelen evrensel bir ebeveyn yakarışıdır.
Fakat artık bu uzman tavsiyelerinin paralize edici olduğunun farkına varmalıyız. Bu tavsiyeler yetişkinlerin dikkatinin önemli bir kısmını gündelik küçük detaylara odaklamakta ve aslında çok daha önemli olan fakat üzerinde daha az kontrolümüz olduğunu hissettiğimiz büyük sorunlarla ilgilenmekten alıkoymaktadır.
Bu tavsiyeler, bizleri, yeterince çabalarsak en azından iyi ebeveynler olabileceğimize ve bir şekilde mükemmel çocuklar yetiştirebileceğimize, bu şekilde dünyaya “yeterince iyi” bir katkı sağlayabileceğimize ikna etmek suretiyle adaletsiz kurumların rasyonalize edilmesine katkıda bulunmaktadır. Ebeveynleri, çocuklarının önüne kesin çizgilerle tanımlanmış ve aslında anlamsız tercihler sunmaya yönlendirdikleri gibi, bizlerin önüne de anlamsız “seçenekler” sunar. “Bugün mavi spor ayakkabılarını mı yoksa yeşilleri mi giymek istersin?”
Çocuğa yaş dönemine bağlı olarak sınırlı seçenekler sunmak doğru olabilir. Fakat uzmanlar aynı numarayı ebeveynlere de yapıyorlar. Elimizden tutmak işte tam da bu noktada sınırlayıcı bir araç oluyor. Dar bir seçenekler dizisi önerilen gürbüz çocuklar gibi mama sandalyelerimize yerleştiriliyoruz: Emzirmek mi biberon mu? Anne-babanın yatağı mı bebek yatağı mı? Yıkanabilir çocuk bezleri mi yoksa tek kullanımlık bezler mi? Uyarıcı duvar kâğıtları mı yoksa sakinleştirici müzik kutuları mı?
Şüphesiz “emzirmek ya da biberon” çok kişisel ve evet, politik imaları bile olan önemli bir karardır. Fakat emzirme ve biberonun ötesinde kocaman bir dünya vardır ve bu, en az yeni doğan bebeğimizi nasıl besleyeceğimiz hakkındaki kişisel kararımız kadar ve belki ondan daha fazla ilgi gerektirir.
Fakat ebeveynlerin dikkati, tam da yetişkinlerin odaklanması gereken şeylerden –kurumların işleyiş biçimlerinden, bu kurumların pek çoğunun açgözlülük, bireycilik, liyakat, hiyerarşi ve iktidarın adaletsiz kullanımı üzerine iş gördüğü gerçeğinden– sürekli bir şekilde kesinlikle uzaklaştırılır.
Boston Globe’ta geçenlerde (21 Şubat 2002) yayımlanan bir köşe yazısı, çocuklarımızla grup oyunları oynamanın, “kazanmak her şey değildir” gibi öğretici anlar yaşattığını ve şefkat ve hakkaniyet gösterenleri örnek alma fırsatı sağladığını söylüyordu. İşbirliği ruhunu geliştirmek için Monopol’ü bile kullanabiliriz.
“9 yaşındaki çocuğunuzun istediği bir araziyi mi satın alıyorsunuz? Pazarlık edin. Parasız mı kalmış? Borç vermeyi teklif edin.”. İlişki vasıtası olarak gayrimenkul ticareti ve banka borçları çerçevesine sıkıştırılıyor olmamız yeterince acıklı. Fakat en kötüsü bu değil. Dehşet verici olan şu ki psikiyatri uzmanları, aile terapistleri ve her çeşit profesyoneller sözbirliği etmişçesine bir grup oyunu boyunca ebeveynlerin nasıl davranmaları ve ne söylemeleri gerektiğinden bahsediyorlar. Sanki gerçek dünya yok. Ya da olabilir fakat orada işbirliği ve cömertliği geliştirecek yollar göstermenin bir anlamı yok.
Bir çocuk, babası Monopol’de hileye karşı öğütler verdikten sonra takım elbisesini giyip kravatını takıp yeni restore edilen bir mahalledeki kiracıları tahliye etmeye katkıda bulunduğunda ne düşünür? Bir çocuğun, çöp varillerindeki geri dönüşümlü atıkları ayıklayan evsiz insanları gördüğü zaman ne düşünmesi beklenir? Şimdiye kadar onlara kimsenin nasıl banka kredisi alınacağını öğretmediğini mi?
Çocukların, kazanmanın açıkça her şey olduğunu, dünyada kaybedenlerin kitlesel açlık gibi şeyler yaşadığını fark ettikleri zaman ne düşünmeleri beklenir. Ve hatta bazılarının buna itiraz ettiklerini, grup oyunu etiğine göre kötü bir sportmenlik örneği sergilediklerini gördüklerinde!
Çocuklarımızla grup oyunu oynamak onlara duygularını anlatma şansı da verir. “Bunu duygusal olgunlaşmada bir ilk adım olarak düşünün” diyor Globe’un köşe yazarı. Son zar atışı çocuğunuzda hayal kırıklığı mı yarattı? “Hey, bu senin için gerçekten bir başarısızlık. Nasıl hissediyorsun? Ben olsaydım hayal kırıklığına uğrardım. Bakalım gelecek sefer şansın iyi gidecek mi!” demeye çalışın.
Ders şöyledir: kuralları sorgulama. Fakat kuralların sende nasıl duygular uyandırdığına dikkat et. Bu muhakkak ki önemli bir hayat becerisidir. Şimdi, çocuğunuz bir gün olağan bir şekilde şöyle söyleyebilecektir: “Hey, işten çıkarılmak benim için kesin bir başarısızlık. Kendimi oldukça üzgün hissediyorum. Ekonomideki gelecek kriz ne getirecek acaba!”
Ya da “Hey, halı-bombardımanı büyük kıyımlara neden oluyor. Bu konuda üzüntü duyacak kadar duygusal olgunluğa sahibim. (Çocukken ebeveynlerimin benimle oynadıkları o Monopol oyunlarına şükürler olsun.) Silah sistemlerindeki yeni gelişmeler bakalım neler getirecek!”
Diğer bir Globe sütunu (18 Nisan 2002) ebeveynlere, çocuklarının düşlerini nasıl dinlemeleri gerektiği konusunda öğütler verir. Henry’nin düşü şöyledir: “Savaş olmasın. Bir hayalim var fakat planım yok. Hemen hemen imkânsız. Mümkün ancak çok çok zor. Keşke yetişkin olsam.”
Henry daha iyi söyleyemezdi. Henüz, büyüdüğünde, şimdi naifçe düşündüğü şekilde güçlü bir yetişkin olmaktan ziyade çocuklarını nasıl idare edeceğine dair tavsiyeler tüketen bir ebeveyn olacağının farkında değil. Bu arada 6 yaşındaki Henry’nin düşüne nasıl karşılık vermeliyiz? İnsan Gelişimi Profesörü Ulla Malkus, Henry’nin dikkatini “dünya barışını tam burada, evimizde” sağlamaya yönlendirmeliyiz diyor.
Fakat bu bir yalandır. Dünya barışını kendi evinizde sağlayamazsınız. Bu düşünce, asıl amacın kişisel kazancı başkalarının kazancı pahasına çoğaltmak olduğu bir oyundaki örnek işbirliği fikrinden sadece biraz daha makuldür.
Elbette, huzurlu bir eve sahip olabiliriz –ve olmalıyız. Evler, çocuklarımızın hakkaniyet, cömertlik ve işbirliğini öğrendikleri ilk yer olmalıdır. Fakat bu, ebeveyn olarak işimizin başlayıp bittiği anlamına gelmez. Henry’nin imgeleminin “yetişkinleri” olmak da –grup oyunları ve evlerimizin ötesinde, eylemlerimizin parametrelerini tarif eden kurumlara bakan insanlar olarak– bizim sorumluluğumuzdur.
Henry’nin bir düşü var fakat bir plandan yoksun. İşte biz burada sahneye çıkmalıyız. Henry’ye yetişkinlerin düşleri gerçekleştirmek için nasıl çalışabildiklerini göstermeliyiz. Örneğin, planlayarak, diğer yetişkinlerle konuşarak, kurumların nasıl çalıştıkları konusunda sorumluluk alarak, yetişkin muhakemesini ve imkânlarını, toplumumuzda işbirliği, barış ve adaleti besleyen projeleri –tutarlı bir şekilde her gün– desteklemek üzere kullanarak gösteriyor olmalıyız.
Bu yüzden Henry’yi politik toplantılarımıza, barış etkinliklerimize, protestolarımıza, mahalle temizliği eylemlerimize götürelim. İnsanların nasıl düş kurduklarını ve sonra bu düşü gerçekleştirmek için nasıl plan yaptıklarını (ilgilendiği müddetçe) izlemesini ve dinlemesini sağlayalım.
Zaferlerimizdeki sevincimiz ve yenilgilerimizdeki kaygılarımızı görmesini sağlayalım. Düşüncelerini duymak ve sorularını cevaplamak için yanında olalım. Deneyimli ve yetenekli yol göstericiler olarak kaygılarını zekice tartışabilelim. Anlaşmazlıklarımıza, tartışmalarımıza, uzlaşmalarımıza (ya da ayrılıklarımıza) ve yolların biri ya da diğerinde ilerleyişimize tanık olmasını sağlayalım.
Sadece örnek davranış sergileyebilmemiz için bir imkân sunduğu için değil, zaten yapmamız gerektiği için onu hareket inşasının yetişkin dünyasına davet edelim.
Bu vulgar savaş ve kurumsallaşmış açgözlülük çağında, bizi cezbedici bir şekilde gerçek dünyayı göz ardı etmeye çağıran ve bir ebeveyn olarak asıl işimizin, kendi yavrularımızla etkileşimlerimize ince ayar yapmak olduğunu ima eden “çocuk-merkezli” ebeveynlik tavsiyelerine karşı duralım.