Hamas ve Hizbullah ile Karşılaşma
Noam Chomsky
29 Temmuz 2006
(Aşağıdaki seçki, editörlüğü Stephen R. Shalom tarafından yapılan
ve önsözü yazılan, Noam Chomsky ve Gilbert Achcar'ın Perilous Power:
The Middle East and U.S. Foreign Policy (Korkutan Güç: Ortadoğu
ve Amerikan Dış Politikası) adlı kitabın son sözünden alınmıştır.)
Soru: Amerika ve İsrail'in, Hamas'ın seçimi
kazanması ve Gazze ve Lübnan'da art arda meydana gelen çatışmalar
karşısındaki tepkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Noam Chomsky: Amerika'nın tepkisi, ABD'nin
demokrasiyi sadece ve sadece, bu demokrasi ABD'nin stratejik ve
ekonomik hedefleri ile uyum içinde olduğu sürece desteklediğini
bir kez daha gösterdi.
Ocak 2006 sonunda Hamas'ın seçimleri kazanmasından
bu yana gerçekleşen bazı önemli olayları tekrar gözden geçirmek
faydalı olabilir.
12 Şubat'ta, Usama bin Ladin'in demeçleri New
York Üniversitesi'nde hukuk profesörü olan Noah Feldman tarafından
New York Times'da değerlendirildi. Feldman, Ladin'in nasıl
da su katılmadık bir barbarlığın içine gömüldüğünü tasvir ediyordu.
Ve şöyle devam ediyordu: "Amerika Birleşik Devletleri bir demokrasi
olduğundan, tüm vatandaşlar hükümetlerinin aldığı kararların sorumluluğunu
taşıyor, bu nedenle buradaki siviller meşru hedeflerdir gibi sapıkça
bir iddia" derken analizini derinleştiriyordu. Hiç şüphesiz tam
anlamıyla bir ahlak bozukluğu. İki gün sonra, Times'ın başyazısı
tesadüfen, Birleşik Devletler ve İsrail'in de bin Ladin'in ahlak
bozukluğuna ortak olduklarını bildiriyordu. Filistinliler özgür
bir seçimde yanlış bir şekilde oy kullanarak efendilerini gücendirmişlerdi.
Halk bu suçları nedeni ile cezalandırılmalı idi. Muhabirin gözlemlediği
kadarı ile "Niyetleri Filistin Yönetimi'ni paradan ve uluslararası
bağlantılardan yoksun bırakmaktı"; böylece Filistin Devlet Başkanı
Mahmud Abbas "yeni bir seçime gitmeye mecbur kalacaktı. Sonunda,
Filistinlilerin, Hamas yönetimi altında yaşadıkları hayattan memnun
olmamaları dolayısıyla hükümete yenilenmiş ve uysallaştırılmış El-Fetih
hareketini getirmeleri umuluyordu." Halkı cezalandırma mekanizmaları
ana hatları ile böyle. Makalede ayrıca Condoleezza Rice'ın Filistinlilere
yapılan işkenceyi hafifletecek bir harekette bulunmamaları için
petrol üreticilerini ziyaret edeceği bildiriliyordu. Kısacası, bin
Ladin'in "sapıkça iddiası" Birleşik Devletler tarafından öne sürüldüğünde
artık ölümcül bir kötülükten değil, "demokrasinin teşvikine" yönelik
haklı bir adanmışlıktan bahsetmiş oluyoruz.[1]
Bu iki makale, benim araştırdığım kadarıyla hiçbir
yoruma yol açmadı. Gözden kaçan diğer bir nokta ise bin Ladin'in
"sapıkça iddiasının" aslında Amerika'da devletin rutin görevleri
ve iş yapma prosedürlerinden biri olduğuydu. Benzer örnekler Şilili
seçmenler Allende'yi seçme gafletinde bulunduğunda da yaşanmıştı.
"Ilımlı müdahale" ile Şili ekonomisine müthiş bir baskı uygulanmıştı.
Sert müdahale sonucunda ise Pinochet gelmişti. Bu duruma uyacak
diğer bir örnek ise yüz binlerce Iraklının yaşamına mal olan, ülkeyi
harap eden ve muhtemelen Saddam Hüseyin'in kendisi gibi canavarların
– ki bunlar çoğunlukla ABD ve İngiltere tarafından sonuna kadar
desteklenmişlerdir – yazgısından kurtulmasına neden olan ABD-İngiltere
yaptırımlar rejimidir. Aslında bu tam olarak Ladin'in doktrini gibi
değil, ondan çok daha sapkın. Şiddet derecesi daha fazla olduğu
için değil, hiçbir tahayyülün Iraklıları Saddam Hüseyin'den sorumlu
tutamayacağı ortada olduğu için.
En kıymetli örnek ise Washington'un kırk yedi
yıl boyunca Küba'ya karşı yürüttüğü terör kampanyası ve Küba'da
neden olduğu ekonomik darboğaz. İçerden edindiğimiz bilgiye göre,
Eisenhower ve Kennedy yönetimleri "aç Kübalıların artan rahatsızlıklarının"
Castro'yu hükümetten düşüreceği inancı ile "Küba halkının rejimden
sorumlu olduğuna", dolayısıyla da cezalandırılmaları gerektiğine
karar vermişlerdi. Amerikan Dışişleri Bakanlığı "açlık ve umutsuzluk
getirmek, sonunda hükümeti devirmek için Küba ekonomisini zayıflatacak
her türlü yola hemen başvurulması" gerektiğini bildirmiştir.[2]
Bu doktrin hâlâ yürürlükte.
Devam etmemize gerek kalmadan, Filistinlileri
demokratik suçları nedeniyle cezalandırmak için bin Ladin'in sapıkça
iddiasının benimsenmesinin genel gidişattan bir sapmaya tekabül
etmediğini gösterecek yeterli kanıtı buluyoruz.
Birleşik Devletler ve İsrail "niyetlerini" titizlikle
uygulamaya dökmeye devam ediyorlar. Örneğin tam da bu yüzden, çok
ihtiyaç duyulan bazı sağlık hizmetlerini sağlamaya yönelik bir Avrupa
Birliği teklifi, ABD tarafından şu gerekçe ile geri çevrildi: "Uzmanlar
bu konuda kaygılı olduklarını belirttiler; zira bu paranın bir kısmı
son aşamada hemşire, doktor ve öğretmenlere gidecek olsa da, bir
kısmı önceden memur maaşlarına gidecek ve böylece Hamas'a finansman
sağlayacaktır." "Teröre karşı savaşın" bir diğer başarısıdır
bu olay. ABD desteği ile İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'daki terörist
barbarlıklarına ve diğer suçlarına yenilerini ekliyor. Bazı durumlarda,
belki de Hamas'ın can sıkıcı ateşkesi bozmasını sağlamayı amaçlıyor
ki, İsrail de "müdafaa" için cevap verebilsin; yine başka bir tanıdık
strateji.[3]
Mayıs 2006'da, İsrail Başbakanı Olmert, "Gazze'den
çekilme"nin yanı sıra ilan edilen Şaron'un Batı Şeria'daki yayılma
projelerini resmileştirmek üzere hazırladığı planı açıkladı. Olmert,
Batı Şeria'daki değerli toprakların ve kaynakların (su da dahil)
ilhakı ve sürekli daralan Filistin topraklarının tamamen bölünmesini
amaçlayan programlara "yakınsama" ("hitkansut") adını koymuştu.
Söz konusu programlar, Filistin topraklarını birbirlerinden ve Kudüs'ün
Filistinlilere bırakılacak şu ya da bu köşesinden neredeyse tamamen
izole edilmiş, İsrail'in Ürdün Vadisi'ni alması, hava sahasını ve
bütün dış ulaşımı kontrol altında tutmasıyla kendi içine hapsedilmiş
ayrı ayrı kantonlara bölüyor. Müstesna bir halkla ilişkiler zaferi
ile Olmert Batı Şeria'dan "geri çekilirken" gösterdiği cesaret için
övgüler aldı. Zira kendisi Filistin ulusal haklarının tanınması
yönünde en küçük bir umut kalmamasını öngören projesi için son rötuşları
da yapmıştı. İnsafsızca ve yasadışı olarak örülmüş "Ayırma Duvarı"nın
arkasında yasadışı şekilde ilhak edilen topraklara "yakınsadıkça"
terk edilecek olan dağınık yerleşimlerin sakinlerinin "ıstırapları"
karşısında feryat etmemiz emredilmişti. Filistin'in yıkımının "tek
taraflı" olmaması gerektiği konusunda tek tük ihtarlar yapılsa da,
planların uygulanması için gerekli olan milyarlarca doları ödemesi
beklenen Washington'un oluru ile İsrail eylemlerine her zaman olduğu
gibi devam ediyor. Aslında Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın
bir teslimiyet belgesinin altına imza koyması daha çok tercih edilecek
bir durum olurdu; o zaman her şey yoluna girerdi.
Fiili hapishanelerinde çürüyen Gazze ve Batı
Şeria halkı tüm bunları itaatkâr bir biçimde izlemekle yükümlü.
Aksi takdirde sadist teröristler oluyorlar.
En son aşama, İsrail ordusunun bir doktor ve
kardeşini Gazze'deki evlerinden kaçırması ile 24 Haziran'da başladı.
İngiliz basınındaki kısa haberlere göre onlar "tutuklanmıştı". Amerikan
basını ise bu konuda çoğunlukla sessizliği tercih etti.[4] Onlar
da muhtemelen İsrail hapishanelerindeki diğer 9.000 Filistinli tutukluya
katılacak. Bu hapishanelerdeki Filistinli tutukluların 1.000'i hakkında
hiç bir suçlama olmadığı söyleniyor; dolayısıyla burada kaçırılmadan
bahsediyoruz. Ve geri kalanların birçoğu hakkındaki cezalar da İsrail
mahkemeleri tarafından verildi. İsrail'deki bu mahkemeler hukuk
yorumlayıcıları tarafından bir rezalet olarak değerlendirilip sert
bir biçimde kınanmıştı. Mahkumların arasında sayıları ve durumları
pek az ilgi çeken yüzlerce kadın ve çocuk da var. Pek ilgi çekmeyen
diğer bir şey de İsrail'in gizli hapishaneleri. İsrail basınına
göre bu hapishaneler Hizbullah üyesi olduğundan şüphe edilen birçok
Lübnanlı için İsrail'e giriş kapısı oluyor. Bu kişiler sınırın güneyine
aktarılıyor ve işkence eşliğinde sorgulanıyorlar. Bazıları Lübnan'daki
savaş sırasında yakalanmış, bazıları İsrail inisiyatifi ile kaçırılmış,
bazıları ise rehine olarak ele geçirilmişler. Varolan muhtelif kamplardan
belki de biri olan, 2003'te tesadüfen keşfedilen 1391 numaralı kamp
daha sonra hafızalardan silinmişti.[5]
Bir sonraki gün, yani 25 Haziran günü, Filistinliler
Gazze sınırından bir İsrail askerini kaçırdılar. Bu hiç kuşkusuz
gerçek bir olay. Okur yazar olan herkes onbaşı Gilad Shalit'in adını
bilir ve serbest bırakılmasını ister. Kaçırılan ve adı sanı bilinmeyen
Gazzeli siviller ise kimsenin umurunda değildir. Yakalanan askerlere
haklı olarak insanca davranılması konusunda ısrar eden uluslararası
hukuk, sivillerin de yasadışı biçimde tutuklanmasını tümüyle yasaklar.
Nitelikli bir İsrailli gazeteci olan Gideon Levy, İsrail'in verdiği
cevabı şöyle tasvir ediyordu: "bombaladı, top mermileriyle dövdü,
karartma uyguladı, yıktı ve kuşatmayı zorla kabul ettirdi; en kötü
teröristler gibi adam kaçırdı ve kimse sessizliğini bozup tüm bu
kahrolası şeyler niçin yapılıyor, hangi hakla? diye sormadı." Ve
yazar ekliyordu, "bu tür eylemler gerçekleştiren bir devlet artık
herhangi bir terör örgütünden ayırt edilmez hale gelir." İsrail
ayrıca Filistin hükümet üyelerini kaçırdı; Gazze'nin elektrik ve
su tesisatının büyük bir bölümünü yok etti ve birçok başka suça
imza attı. Oy haklarını yanlış bir şekilde kullanan Filistin halkının
bu şekilde toplu bir cezalandırmaya tâbi tutulması, Af Örgütü tarafından
"savaş suçu" olarak tanımlandı ve kınandı. Çocuklar da dahil birçok
masum sivilin ölümüne neden olan, binlerce insana artan bir sefalet
getiren, Filistin toplumunda geniş kapsamlı bir hasara neden olacak
bu gelişmelerin sonucunda, birkaç gün içinde Birleşmiş Milletler'in
Gazze teşkilatı bir "halk sağlığı felaketi" uyarısında bulundu.
Bu durum, Gazze gibi yüzde 80'e yakın yoksulluk, yüzde 40'a yakın
işsizlik oranının olduğu bir yerde zaten çok önceden beri bir tehlike
işareti olarak kendini gösteriyordu. Ve sözü edilen koşullarda çabuk
ve ivedi bir önlem alınmaması durumunda durumun hızla kötüleşeceği
ortada.[6]
İsraillilerin öne sürdüğü üç talebin Hamas tarafından
kabul görmemesi Filistinlilerin cezalandırılmasına bahane oldu.
Bu üç talep: Hamas'ın İsrail'i tanıması, tüm şiddet eylemlerine
son vermesi ve önceki antlaşmaları kabul etmesi olarak sıralanıyor.
New York Times editörleri, Hamas liderlerine talimat veriyorlardı.
Öncelikle Hamas "2002'deki Beyrut Barış İnisiyatifi ve Arap Birliği'nde
tümüyle kabul gören, Mısır ve Ürdün'ün de onayladığı temel kuralları"
kabul etmeliydi. Ve bunun yanında bunu "ideolojik anlamda verilmiş
bir taviz olarak değil, gerçek dünyaya adım atmak için bir giriş
bileti, yasadışı bir muhalefet olmaktan yasal bir hükümet olmak
yönünde bir gelişme katetmek için gerekli bir kural olarak" yapmalıydı
– yani bizim gibi.[7]
Fakat söylemedikleri bir şey vardı; o da İsrail
ve Amerika'nın bu koşulların hepsini tamamen reddettiği gerçeğiydi.
Bir devlet olarak Filistin'i tanımıyorlar; Hamas bir buçuk yıldır
tek taraflı bir ateşkese riayet ettiği ve müzakereler iki devletli
bir yapılanmada uzlaşma yönünde ilerlerken uzun-dönemli bir ateşkes
çağrısı yaptığı halde şiddete son vermeyi reddediyorlar; ve 2002
Arap Birliği'nin anlamlı bir diplomatik uzlaşma için diğer tüm öneriler
ile birlikte yaptığı, ilişkilerin normalleşmesi yönündeki çağrısını
su katılmadık bir saygısızlıkla görmezden geliyorlar. İsrail, Amerikan'ın
siyasetini tanımladığı düşünülen "Yol Haritası"nı onayladığında
bile, haritayı tamamıyla anlamsız kılacak on dört "çekince" ekledi.
Bunu, Washington'un üstü kapalı onayını alarak ve yorum yazılarında
konunun sessizlik içinde geçiştirilmesini sağlayarak yaptı.[8]
Hamas'n seçim başarısı, ABD ve İsrail tarafından
hevesle sömürüldü. Önceden müzakereler için bir "karşı taraf" yokmuş
gibi yapmak zorundaydılar. Dolayısıyla Oslo Antlaşması'nı imzaladıktan
sonra sistematik bir şekilde yapmakta oldukları şeyi yapmaktan,
yani Batı Şeria'yı ele geçirme projelerini (önceki eylemlerinin
kapsamını hep bir adım daha ileri götürerek) gerçekleştirmekten
başka çareleri yokmuş gibi davrandılar. Clinton ve İsrail başbakanı
Ehud Barak'ın son yılları olan 2000'de yeni yerleşimlerin inşa edilme
hızı doruğa çıkmıştı; sonraki Bush-Şaron yönetiminde de bu hız artmaya
devam etti. Hamas hükümetteyken, Olmert ve işbirlikçileri bir "taraf"
olmadığı için feryat edebilirlerdi. Bu nedenle, Filistin'in ilhak
ve yıkımına devam etmekten başka çareleri yokmuş gibi davranabilirlerdi.
Bunu yaparken, belki tek taraflı "yakınsama" ile ilgili birtakım
ılımlı çekinceleri olsa da, Batı kamuoyunu kibarca alkış tutacak
şekilde biçimlendireceklerine güveniyorlardı; fakat Hamas'ın programları
bir çok yönden kabul edilemez olsa da, İsrail'inkinin bir o kadar,
hatta daha kötü olduğu, üstelik sadece retorikten ibaret olmadığı
gerçeğinin üzerini örtmesini bekliyorlardı. Aslında çok önemli bir
fark şuydu: Onlar Filistinlilerin haklarını sistematik bir şekilde
reddediyorlardı.
Bu çirkin oyundaki ikinci perde ise 12 Temmuz'da
Hizbullah'ın iki İsrail askerini kaçırması ve birkaçını da öldürmesi
ile başladı. Bu olay, İsrail'in tüm gücünü kullanarak saldırmasına
neden oldu. Bu saldırı sonucu yüzlerce insan hayatını kaybetti ve
Lübnan'ın, İsrail işgalleri ve iç savaş sonrası yeniden inşa ettiği
yapılarını da yeniden yerle bir etti. Nedenleri ne olursa olsun,
Hizbullah Lübnan'a pahalıya mal olacak korkunç bir kumar oynadı.
Deneyimli bir Ortadoğu muhabiri olan Rami Knouri'nin de ifade ettiği
gibi burada "[sivil nüfusu] koruyabilecek ve zorunlu hizmetleri
sunabilecek paralel ya da alternatif liderliklerin" askeri kanatlarıyla
birlikte yükselişlerine neden olan süreçlerin ne kadar tehlikeli
olabileceğini görüyoruz.[9]
Analizciler olayın nedenleri konusunda ayrışıyorlar.
Financial Times'a göre "Hizbullah'ın resmi çizgisi, kaçırmanın
İsrail hapishanelerinde kalan birkaç Lübnanlı tutsağın serbest bırakılmasını
amaçladığı yönündeydi. Fakat saldırının boyutu ve zamanlaması, İsrail'in
iki cephede aynı anda savaşmasını sağlayıp, Filistinliler üzerindeki
İsrail baskısını azaltmanın da kısmen amaçlandığını gösteriyordu."
Hizbullah'ın, yine sınır ötesi bir baskınla askerleri esir aldığı,
bir tutsak değiş tokuşu ile son bulan, Eylül 2000'de gerçekleşen
Aksa intifadasına karşı tepkisini ve İsrail'in 2002'de Batı Şeria'da
gerçekleştirdiği yıkıcı saldırılara yanıtını hatırlayan bir çok
kişi bunu onaylıyor.[10] Diğerleri ise 2000'deki değiş tokuşta gündem
yapılan tutsakların bir gerekçe olabileceği iddiasını onaylıyorlar.
Buna neden olarak da, Hizbullah'ın asker kaçırma eylemini bu son
krizden önce de denemiş olması ve yukarıda bahsedildiği gibi İsrail'in
gizli hapishanelerinin varlığı gösteriliyor. Hizbullah uzmanı, Lübnanlı
bir akademisyen olan Amal Saad-Ghorayeb, Gazze bağlantısını temel
bir veri olarak değerlendiriyor; fakat, "tutsakların ülke içindeki
öneminin" ihmal edilmemesi gerektiğini vurguluyor.[11]
Yine bazıları İran ve/ya Suriye'yi temel aktörler
olarak ele alıyorlar. İran ve Suriye'nin Hizbullah'ın eylemlerini
kontrol ettiği bilinen bir gerçek olsa da, çoğu uzman ve İranlı
muhalif bu görüşe katılmıyor. Arap liderlerinin çoğu ise suçu İran'a
yüklüyor. Olağanüstü yapılan bir Arap Birliği zirvesinde, Arap liderler
olayda İran etkisinin olmasından kaynaklanan endişeleri nedeniyle
"Arap kamuoyuna açıkça meydan okumaya" hazırdılar. Dubai'li bir
askeri uzman, İran'ın Hizbullah aracılığıyla, "barış sürecinin çökmesine
ve Filistinlilerin öldürülmesine" hiçbir tepki göstermeyen "Arap
hükümetlerini köşeye sıkıştırdığını" iddia etmişti. Ve işte şimdi,
İsraillilere karşı pek çok başarı kazanan Hizbullah vardı." Hizbullah'ın
eleştirilmesine Suriye, Yemen, Cezayir ve Lübnan tarafından karşı
çıkıldı; Irak hükümeti "çok nadir görülen bir birlik içinde" İsrail'in
eylemlerini "suç teşkil eden bir saldırı" olarak nitelendirip kınadı.
Ve göreve gelmesi Washington tarafından alkışlarla karşılanan başbakan
Nuri al-Maliki, "İsrail saldırılarını durdurmak için tüm dünyayı
hızlı bir biçimde harekete geçmeye" çağırdı. Arap liderlerinin "kamuoyuna
meydan okumaya" istekli olması, bölgede radikal İslamcı grupları
güçlendiren geniş çaplı bir etkiye neden olabilir. Mısır'daki Müslüman
Kardeşler Örgütü lideri Mahdi Akef'in Arap devletlerini ani ve sert
bir biçimde kınaması dikkate değer bir gelişmedir. Ortadoğulu bilim
adamı Fawwaz Gerges'a göre, "Müslüman Kardeşler Örgütü" Mısır'da
yapılacak özgür bir seçimi "oy çokluğu ile rahatça alabilir'. Fawwaz'a
göre, kollarından biri Hamas olan örgüt, başka birçok yerde geniş
bir etkiye sahip.[12]
Pentagon'un Savunma İstihbarat Servisi'ndeki
Ortadoğu ve terörizm dairesinin önceki başkanı Emekli albay Pat
Lang ise daha geniş kapsamlı bir analiz sunuyor: "Bu temelde bir
kabile savaşı. Bir düşmanın varsa ve Hamas'ın önerdiği gibi geçici
bir ateşkesi kabul etmek istemiyorsan, yapabileceğin tek şey düşmanı
yok etmek. Üç adamın kaçırılmasına karşı İsrail orantısız bir tepki
verdi. Fakat öyle görünüyor ki, bu olayın kendisi İsrail'e, kendi
kamuoyuna ve ABD'ye sunabileceği zekice bir mazeret sağladı."[13
]
Amaçlar ve çelişen faktörler üzerine yapılabilecek
spekülasyonların bizi gözümüzün önündeki trajediyi göremeyecek kadar
körleştirmesine izin vermemeliyiz. Lübnan yok ediliyor, İsrail'in
Gazze hapishanesinde hâlâ işkenceler sürüyor; ve çoğunlukla gözden
ırak olan Batı Şeria'da, tarihte az rastlanan gaddarca bir olay
gerçekleşiyor. ABD ve İsrail, bir ulusu yok etmeye yönelik projelerini
tamamlıyorlar.
Bu eylemler ve bunlara Batı tarafından verilen
tepki, emperyalist zihniyetin farkına varılamayacak ölçüde derinlerine
kök salmış vahşi gaddarlık, burnu büyüklük ve incinmiş masumiyetten
oluşan karışımını örnekliyor. Sonuç olarak, iddia edildiği gibi
Gandhi'nin kendisine Batı medeniyeti hakkında ne düşündüğü sorulduğunda,
niçin bunun iyi bir fikir olabileceğini söylediği kolayca anlaşılabilir.
Notlar
1. Noah Feldman, "Becoming bin Laden" (Messages to the
World: The Statements of Osama bin Laden kitabının eleştirisi),
New York Times Book Review, 12 Şubat 2006, s. 12;
Steven Erlanger, "U.S. and Israelis Are Said to Talk of Hamas Ouster,"
New York Times, 14 Şubat 2006, s. A1.
2. Louis Pérez, "Fear and Loathing of Fidel Castro: Sources
of U.S. Policy Toward Cuba," Journal of Latin American Studies
34, sayı. 2 (Mayıs 2002), s. 227–254.
3. Steven R. Weisman, "Europe Plan to Aid Palestinians Stalls
Over U.S. Salary Sanctions," New York Times, 15 Haziran 2006,
s. A10. Bakınız Tanya Reinhart, "A Week of Israeli Restraint,"
Yediot Ahronot, 21 Haziran 2006. Bu kalıp için çarpıcı bir
örnek de önceden planlanmış 1982 işgalini haklı çıkarmak için yoğun
(ve muvaffak olamamış) bir çaba ile Filistin şiddetine yol açmaktı.
Buna karşın, Filistin şiddeti Hamas'ın ateşkesini reddeden grupların
Gazze'den attığı Kassam roket saldırılarıyla devam ediyor. Bunlar
canice ve aptalca eylemler.
4. Jonathan Cook, "The British Media and the Invasion of
Gaza," Medialens (UK), 30 Haziran 2006; Josh Brannon, "IDF
Commandos Enter Gaza, Capture Two Hamas Terrorists," Jerusalem
Post, 25 Haziran 2006; Ken Ellingwood, "2 Palestinians Held
in Israel's First Arrest Raid in Gaza Since Pullout," Los Angeles
Times, 25 Haziran 2006, s. A 20. Bu konuda Los Angeles Times'ın
dışında, sadece Baltimore Sun (25 Haziran) ve the St.
Louis Post-Dispatch'de (25 Haziran) birkaç marjinal söz vardı.
Ayrıca, ana-akım medya da Shalit'in kaçırılmasını tartışırken bu
olaya gönderme yapmayı tercih etmedi. İngilizce yayınlar arasında
olayı en ciddi ele alan Turkish Daily News'dı (25 Haziran).
(Veritabanı araştırmasını David Peterson yapmıştır)
5. Aviv Lavie, "Inside Israel's Secret Prison," Ha'aretz,
Ağustos 22, 2003; Jonathan Cook, "Facility 1391: Israel's Guantanamo,"
Le Monde Diplomatique, Kasım 2003; Chris McGreal, "Facility
1391: Israel's Secret Prison," Guardian, 14 Kasım 2003, s.
2.
6. Gideon Levy, "A Black Flag," Ha'aretz, 2 Temmuz
2006; Christopher Gunness, "Statements by the United Nations Agencies
Working in the Occupied Palestinian Territory," 8 Temmuz 2006; Af
Örgütü basın açıklaması, "Israel/Occupied Territories: Deliberate
Attacks a War Crime," AI Index: MDE 15/061/2006 (Kamusal), Haber
Servisi Numarası 169, 30 Haziran 2006.
7. Baş makale, "A Problem That Can't Be Ignored," New
York Times, 17 Haziran 2006, s. A12.
8. Yol Haritası ve 14 Çekince Üzerine İsrail Bakanlar Kurulu
Açıklaması, 9 Temmuz 2004, ilk olarak 25 Mayıs 2003'te yayınlandı.
9. Rami G. Khouri, "The Mideast Death Dance," Salon,
15 Temmuz 2006.
10. Roula Khalaf, "Hizbollah's Bold Attack Raises Stakes
in Middle East," Financial Times, 13 Temmuz 2006, s. 5; David
Hirst, "Overnight Lebanon Has Been Plunged into a Role It Endured
for 25 Years – That of a Hapless Arena for Other People's Wars,"
Guardian, 14 Temmuz 2006, s. 29; Megan K. Stack and Rania
Abouzeid, "The Nation of Hezbollah," Los Angeles Times, 13
Temmuz 2006, s. A1; Neil MacFarquhar ve Hassan Fattah, "In Hezbollah
Mix of Politics and Arms, Arms Win Out," New York Times,
16 Temmuz 2006, s. I:1; Amos Harel, "Israel Faces a Wide Military
Escalation," Ha'aretz, 12 Temmuz 2006; Uri Avnery, "The Real
Aim," 15 Temmuz 2006, Gush Shalom sitesinden ulaşabilirsiniz.
11. Mouin Rabbani, Democracy Now!, 14 Temmuz 2006,
deşifrasyonuna internetten ulaşabilirsiniz; Saad-Ghorayeb, zikreden
Halpern ve Blanford, "A Second Front Opens for Israel," s. 1. [Tutsakların
sayısı resmi olarak kabul edilen bir ya da iki tanesi dışında bilinmiyordu.
Ana-akım medyada konuya ilk yer veren Ha'aretz gazetesinin
köşe yazarı Nehemia Shtrasler'di. Nehemia Shtrasler, İsrail Lübnan'dan
çıktıktan sonraki altı yıl boyunca, kimsenin Hizbullah'ın temel
talebinde [Lübnanlı tutsakların salıverilmesi] yalnız bırakılmasını
doğru bulmadığını yazıyordu. Lübnan Başbakanı, Fuad Siniora, daha
iki gün önce bu tutsakların salıverilmesinin antlaşma için temel
bir koşul olduğunu söyledi. Samir Quntar'a ek olarak, İsrail'in
elinde yıllardır salıvermediği 15 tutsak daha var. Onları yıllar
önce ılımlı Siniora'nın ellerine teslim edebilirlerdi. Bakınız.
Shtrasler, "A Path to Strengthen the Extremists," Ha'aretz,
21 Temmuz 2006 (İbranice). (22 Temmuz 2006 tarihinde güncellenmiştir.)]
12. Hassan Fattah, "Militia Rebuked by Some Arab Countries,"
New York Times, 17 Temmuz 2006, s. A1; Dan Murphy and Sameh
NaGuib, "Hizbullah Winning over Arab Street," Christian Science
Monitor, 18 Temmuz 2006, s. 1; Edward Wong and Michael Slackman,
"Iraqi Prime Minister Denounces Israel's Actions," New York Times,
20 Ekim 2006, s. A1; Fawwaz Gerges, Journey of the Jihadist:
Inside Muslim Militancy (Orlando, FL: Harcourt Inc., 2006),
s. 26.
13. Lang, Dan Murphy'den alıntılandırılmıştır, "Escalation
Ripples Through Middle East," Christian Science Monitor,
14 Temmuz 2006, s. 1.
Çeviren: Özlem Aslan
|