Ve İsrail Yine Güvende Olacak

Ramzy Baroud

BBC haber spikeri akşam haberlerinde şu açıklamayı yaptı: 25 Haziran’da Filistinli militanların, Gazze-Mısır sınırında bir İsrail askeri üssüne yaptığı saldırı İsrail’in “önleyici bir saldırı” yapmasına neden oldu.

Haber bülteninin hemen ardından, İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın bir sözcüsüyle yapılmış hiç de sorgulayıcı olmayan bir röportaj, onun da ardından İsrail’deki günlük gazetelerden birinin muhabiriyle Washington’da yapılmış bir röportaj yayımlandı. Günlerce Filistinli bir ses duyulmadı. İki İsrailli de birbirinin aynı, usandırıcı, ama yine de uğursuz bir söylevi aktardılar. Bu söylev, her olayı, sadece İsrailli canların önemli olduğu ön kabulüne dayanarak ele alıyor ve o şekilde aktarıyordu.

Uluslararası İngilizce haber kaynakları arasında – Ortadoğu’daki Arap ülkelerinden haber yapanlar da dahil – Filistin’in şafak öncesinde İsrail askeri üssüne yaptığı saldırının temiz bir misilleme olduğunu, hatta onurlu bir misilleme olduğunu bildiren bir haber kaynağına rastlamak neredeyse imkansızdı. Her şeyden önce İsrail, son birkaç hafta içinde çok sayıda Filistinli sivilin canına kıymıştı. Bu sırada Filistinliler aynı türdeki eylem biçiminden kaçınıyor, onun yerine Gazze sakinlerine anlatılmaz acılar yaşatmış olan İsrailli askerleri hedef alıyorlardı.

Belli başlı medya kuruluşlarının Ortadoğu’daki kollarının, İsrail’in 2005 Eylül’ündeki sözde geri çekilmesinden bu yana Gazze Şeridi’nde neler olup bittiğini yanlışlıkla gözden kaçırmış olması mümkün olabilir mi?

Her şey ses duvarını aşan uçakların çıkardığı korkunç gürültülerle, sahte bombardımanlarla ve yoğun nüfuslu ve fakir Gazze Şeridi’nin üzerinden alçak uçuş yapan İsrail jet uçaklarıyla başladı. Filistinliler, uluslararası topluma, İsrail provokasyonlarının durdurulması için müdahil olma çağrısı yaptılar. Çağrıları, genellikle olduğu gibi, sağır kulaklar tarafından duyulmadı.

Bu şekilde korkutma taktikleriyle İsrail, Filistinliler’e yüksek sesle net bir mesaj iletmek niyetindeydi: Sizin için kutlayacak bir şey yok; biz hâlâ sizin kaderinizin efendileriyiz ve 2000 yılında Güney Lübnan’dan çekilmemizden farklı olarak, Gazze’den muzaffer olarak ayrılıyoruz, hatta büyük ihtimalle sadece geçici olarak.

Bir süre sonra İsrail’in sahte saldırıları giderek gerçek olmaya başlarken, uluslararası toplum “özgürleştirilmiş” Gazze’de bir süre sonra olacaklara gözlerini kapamaya devam ediyordu. Medyaya göre haber yapılacak çok bir şey yoktu; çünkü Hamas, diğer Filistinli fraksiyonlarla birlikte provokasyonlara şiddetli misillemeyle karşılık vermeyi reddetmişti. Kendilerini Filistin Yönetimi (FY) Başkanı Mahmud Abbas’la birlikte Kahire’de vardıkları tek taraflı ateşkes kararına uymakla sınırlandırmışlardı.

Filistin’in cevabından – ya da hiçbir cevabın olmamasından – sıkılmış olan İsrailli yetkililer, özel tehtid ve gözdağı yöntemleriyle, hiç bir Filistinlinin İsrail’in hedef gözeten süikastlerinden muaf olmayacağı anlamına gelen korkutma taktiklerini ikiye katladılar.

Olayların ilginç bir şekilde gelişmesiyle Hamas, 2006 Ocak’ında hayret verici bir şeffalık ve demokratik yöntemle parlamento seçimlerini kazanmıştı. Christian Science Monitor gazetesinden John Hughes, ana-akım medyanın çizgisini yansıtıyordu: Ortadoğu’da bazı şeyler korkunç bir şekilde yanlış gitmiştir ve “Hamas zaferi bir gerilemedir.” Hughes gerileme derken, kafasındaki hayali bir barış sürecindeki gerilemeyi kastediyordu.

Birleşik Devletler hükümeti’nin koşulsuz desteğinin verdiği rahatlıkla İsrail’in şiddetli yıldırma ve korkutma taktikleri giderek daha da arttı. Ancak bu kez, İsrail’in Filistinliler’le savaşı uluslararası bir savaşın – ezelden beri itaatkâr olan Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nin desteğiyle Birleşik Devletler tarafından yönetilen savaşın – uzantısı haline geldi. Yardımda bulunan Batılılar, yardımlarını işgal edilmiş topraklarda insani bir felaket yaratabilecek ölçüde durdurduğunda, Birleşik Devletler politik bir baskı kampanyası başlattı. Bu kampanyada, nadir görülen bir şekilde Demokratlar ve Cumhuriyetçiler ve medyadaki bütün “İsrail dostları” birlikte davrandılar.

Batılı medya sıradan Filistinliler’in demokratik bir seçimle bir parlamento seçtikleri için acı çekmelerini haklılaştırmak amacıyla çabucak çeşitli amentular icat etti: Çünkü Hamas, İsrail’in politik gündemine çok iyi oturan diğer bahanelerin yanı sıra, İsrail’i tanımayı reddediyor ve şiddet kullanmaktan vazgeçiyordu. İsrail hükümeti’nin üst düzey danışmanı Dov Weissglass, her zaman olduğu gibi iyimser bir şekilde, açlıktan ölen Filistinliler’in durumunda mizahi bir yön yakalamaya çalıştı: (Ekonomik kuşatma) “bir diyetisyenle görüşmek gibidir. Filistinliler çok daha fazla zayıflayacaklar, ama açlıktan ölmeyecekler.”

Anlaşılan İsrail gösterinin tadını çıkarıyordu: Dünyanın, İsrail’in Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki sömürgeci yayılmasını görmezden gelirken, işgal edilmiş bir ulusu cezalandırmasını sağlamak, herkesçe bilinen rüyanın gerçek olacağını açıkça ortaya koymaktadır. Tabii ki İsrail böylesi sınırlı rollerle hiçbir zaman tatmin olamaz. Isıyı bir derece daha artırmanın zamanı gelmişti; münferit şiddetin, bütün yaşlardaki Filistinliler’e ulaşacak kadar yoğun bir şiddete dönüştürülmesi gerekiyordu. 21 Haziran’da hamile bir kadının, doğmamış çocuğunun ve onun kardeşinin öldürülmesiyle ve aynı aileden 14 kişinin yaralanmasıyla son bulan yedi haftalık süre zarfında İsrail, çoğunluğunu sivillerin oluşturduğu 90 Filistinliyi öldürmüştü. 9 Haziran’da, küçük bir Gazze kasabası olan Beit Lahia’da bir sahilde piknik yaparlarken aynı ailenin yedi üyesinin öldürülmesi de bu olaylara dahildi.

İsrailli Savunma Bakanı Amir Peretz, Başbakan Ehud Olmert ile birlikte sivillerin sebepsiz yere öldürülmelerini istemeden yapılmış bir hata olarak haklı gösterdi ve komşu İsrail kasabası Sderot’a ev yapımı roketlerle saldıran “teröristlerle” savaşmaya devam edeceklerine ant içti. 90 Filistinlinin öldürüldüğü ve yüzlercesinin sakatlandığı ve yaralandığı aynı zaman zarfında, İsrail ordu radyosu roket atışı sonunda meydana gelen bir yaralanmayı bildirdi. Bu tek yaralanma vakasını başka hiçbir kaynak doğrulamadı.

Ancak BBC’yi de içerecek şekilde Batı medyası, havaya uçan Filistinli ailelerle Filistinliler’in roket saldırıları hakkındaki İsrail iddialarını sürekli olarak aynı kefeye koymakta kararlıdır: bu kısasa kısastır ya da öyle gözükmektedir. Cahil medyanın dikte ettiğine göre, bir milletin hükümeti, kendisini askeri olarak işgal eden ülkeyi tanımayı reddetti diye o millete açlık çektirmek de aynı derecede meşrudur.

Birleşik Devletler yönetimi 9 Haziran’da Gazzeli bir ailenin öldürülmesini İsrail’in kendini savunma hakkı olarak savundu. BBC International ise, İsrail askeri tesisine 25 Haziran’da yapılmış olan saldırıyı Filistin’in kendini savunma hakkı olarak görmeyi reddetti. Tersine, “önleyici saldırı” yapmak zorunda kalan bir kez daha İsrail’di. İsrail’in kural tanımaz komşularını yola getirecek “darbeyi” vurmasından ve hayatın tasarlanan yönde tekrar akmaya başlamasından önce kaç Filistinlinin ölmesi gerektiği belirsiz. Filistinliler açlıktan ölecek, aşağılanacak ve rezil Gazze gettolarında İsrail tarafından katledilecek ... İşte ancak o zaman İsrail bir kez daha güvende olacak.





5 Temmuz 2006 tarihli www.zmag.org sitesinden alınmıştır.


Çeviri: Özgür Eren
bgst@bgst.org 0212 2511921 Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul