Filistin İktidar Mücadelesi: İçeriden Kuşatma
Ramzy Baroud
10 Ekim 2006
Çeviren: Umut Hasdemir
Filistin halkının, tarihsel olarak, – ne kadar değersiz olursa
olsun – dümeni elinde tutan statüleri ve konumlarını savunmaya,
işgal altındaki bir ulusun emellerini ve meşru haklarını temsil
etmekten çok daha fazla zaman ayıran, güçsüz, kendi çıkarını
düşünen liderlik problemiyle mücadele ettiği bir sır değildir.
Ne yazık ki şu anki durum da, görülmemiş bir ders verse de,
bu gidişattan farklı değil.
Farklı olmak aslında tamamen insani bir durumdur. Fakat Filistin
liderliği çevresindeki politik ve ideolojik farklılıklar – Filistin'
in ulusal kimliğini parçalamaya yönelik ardı arkası kesilmeyen
ve ne yazık ki başarılı olan girişimlerin tam ortasında – acil
ulusal birliğe ihtiyacı olan, zaten zayıf ve baskı altındaki
toplumu daha da bölen geniş yarıklara dönüştüğünde, birisinin
ortaya çıkıp bu parodiye ön ayak olan böyle bir liderliğin bilgeliğini
ve faziletini sorgulamaya cesaret etmesi gerekir.
Filistin' de şu an yaşanan liderlik mücadelesi Filistin liderlerinin
yanlış önceliklerinin bir resmidir; bir kereliğine de olsa,
Filistinliler bunu anlama ve karşı çıkma cesaretine sahip olmak
zorunda.
Hamas tarafından yönetilen hükümet, Filistin halkının demokratik
seçiminin doğrudan sonucuydu; Birleşik Devletler, diğer Batılı
müttefikler, İsrail ve bir kaç Arap hükümetini kapsayan bir
ittifakın azimle mücadele ettiği bir seçim oldu bu. Onların
karşı çıktığı şey seçimlerin şeffaflığı değil, sonucuydu. Bu
ittifakta yer alan her bir tarafın, kendi bakış açısından, gerçek
Filistin demokrasisini reddetmek için iyi birer sebebi vardı.
Tabii ki, bu karşı çıkış sadece politik bir duruştan ibaret
değildi. Hemen son kuruşlarına kadar soyulmuş ve İsrail tarafından
topluca cezalandırılan, bilinen nedenlerle tam bir ekonomik
bağımlılık içinde yaşayan işgal altındaki bir ülkenin işlerini
yürütmek için Filistin hükümetine yapılan yardımın durdurulmasına
tercüme edildi. 160 binden fazla memurun, her ne kadar yetersiz
olsa da, son yedi aydır maaşlarını alamamasıyla birlikte, Filistin
ekonomisi kaosa battı.
BM' nin işgal edilmiş topraklardaki insan hakları özel raportörü,
26 Eylül' de BM İnsan Hakları Konseyi' ne, Gazze Şeridi' nin
– ironiktir, burası işgal altındaki toprakların " özgürleştirilmiş"
kısmıdır – 13 yıldan bu yana en ciddi krizi yaşadığı bildirdi.
Raportör, " Filistin halkına ekonomik yaptırımlar uygulanıyor;
ilk kez işgal altındaki insanlara bu şekilde davranılmıştır"
diyor. Raportör ayrıca, 700 km. uzunluğundaki Ayrım Duvarı'
ndan dolayı Batı Şeria' nın da bir insanlık krizinin eşiğinde
olduğu konusunda uyarı yapıyor. Batı Şeria' da etnik temizlik
gerçekleşiyor, diyor ve ekliyor " fakat İsrail söz konusuysa,
politik doğruluk bu dili yasaklıyor." Dugard' ın yüreğimizi
burkan bakış açısı, işgal altındaki topraklardan gelen benzer
raporlarla tamamen uyuşuyor.
Batılı medyadaki haberler Hamas hükümeti ile bir zamanlar
devlet başkanı Mahmut Abbas' ın hakim konumda olan partisi Fetih
arasındaki çekişmelere odaklanma eğilimindeyken, insanlık krizi,
usulüne uygun olarak gözardı ediliyor. İsrail' in günlük gazetesi
Haaretz' den Amira Hass ve Independent' tan Donald Macintyre
gibi bir kaç bireysel gazetecinin duyarlı ve güçlü bir kavrayışa
sahip haberleri olmasaydı Filistin halkının sözü edilmeyen acıları
hiç farkedilmeyebilirdi. (Raja Khalidi' nin Guardian' daki 22
Eylül tarihli, " Daha Kötüye Gidebilir" yazısı, Filistin ekonomisinin
dehşetengiz durumunu çarpıcı istatistiklerle gözler önüne serdi.
Fakat, Dugard' a göre, 1.4 milyon nüfusunun üçte biri şu anda
doğrudan yiyecek yardımına bağımlı olan Gazze, en berbat örnek
olmayı sürdürüyor.)
Fakat şu kabul edilmelidir ki, Filistinlilerin yaşadıkları
zorluklar karşısında gösterilen insanlıkdışı ve kayıtsız tavır,
tarihsel olarak acımasız davranışlara maruz kalmış olan bu ulusa
karşı Batı' nın genel yaklaşımının temel bir unsurudur. İç çekişmeler
ve etkisiz iktidar mücadeleleri sayesinde, Filistinliler kendi
liderliklerinin tam bir işbirliğiyle aşağılanıyor ve alçaltılıyor.
Tarih, Filistinlilerin son yüzyılın ilk yarısındaki Siyonist
sömürge projesini karşılayabilecek planlı ve meşru bir strateji
geliştirmek konusunda yaşadığı başarısızlıkla başlayan örneklerle
dolu: Hüseyni ve Nashashibi aileleri arasında çabucak kirli
bir iktidar mücadelesi ortaya çıktığında – ki her ikisi de Filistinlilerin
gerçek temsilcisi olduğunu iddia ediyordu – Nashashibi ‘ılımlı'
olarak nitelenirken diğeri aşırı ve terörist olarak nitelendi.
Bundan sonra tarih birçok kez ve çok daha zalimce tekerrür etti;
Filistin halkının çoğu, Filistin' de ya da Filistin dışında,
gönüllü olarak ya da umutsuzca direnecek bir platform aradığı
için fraksiyonların ve alt-fraksiyonların kurbanı oldu. ihtilaf,
bölünmüşlük ve uyuşmazlık gerçekten de Filistinlilerin en kötü
düşmanı oldu. İsrail bu bölünmeleri zekice kendi lehine kullanırken,
çeşitli Arap sermayeleri de benzer bir oyun oynadı: Yüklü nakit
parayla politik ittifaklar satın alma oyunu.
Bitmek bilmeyen askeri şiddet ve toplu cezalandırmanın her
türlüsü ile karşı karşıya kalan işgal altındaki topraklardaki
Filistinliler gibi, Diaspora' da mülteci kamplarında yaşayan
eşit derecede sefil insanların da, gittikçe inanılmaz derecede
zenginleşen, halktan kopuk ve onun gerçek umutlarını temsil
ettiği söylenemeyecek sözde liderliklerine sahip çıkmaktan başka
bir seçenekleri yoktu.
Geçtiğimiz yıllarda, özellikle Oslo kararları uyarınca Filistin
liderliği, eski ve yükselmekte olan seçkinler arasındaki üyeleri
için özel ayrıcalıklar karşılığında, statüsünü, İsrail' in demir
yumruğu ve en sadık hapishane gardiyanlığı düzeyine yükseltti.
Her ne kadar bu perde muhtemelen 2006 Mart' ında yeni bir hükümeti
iktidara getiren yasal seçimlerle kapanmış olsa da, Filistin
halkı, İsrail sonuçtan tatmin olana kadar pişman olmaları ve,
yoz ya da değil, statükoya geri dönmeleri için baskı altında
tutulacaktır.
Hamas ile birlik olması Filistinlileri daha da aşağılanmak
ve sefalet çekmekten kurtarsa dahi, ana-akım Fetih eski konumunu
tekrar kazanmaktan umudu kesmiş durumda. Politikanın güçlükler
içeren doğası ile uğraşan Hamas karışık mesajlar gönderiyor:
ülke dışından, sağduyudan yoksun mesajlar; ülke içinden ise
daha gerçekçi ancak genelde belirsiz mesajlar geliyor. Fetih
ve Hamas, her ikisi de, kendilerini muhafaza etme ve ilerlemelerine
duydukları arzunun, Filistinin ulusal birliğinin ya da ondan
geriye ne kaldıysa onu korumanın önüne geçmesine ve yerini almasına
izin veriyor.
Böyle bir uyarının – çoğu, yanıltıcı iktidar mücadelesine
gömülmüş – Filistinli liderler ve aydınlar yerine, Amira Hass
gibi gazetecilerden gelmesi elem verici. Amira Hass, geçen makalesini
(Missing the Government of Thieves) rahatsız edici bir sonla
noktalıyor: " Açıkça görülüyor ki, her iki hareket de şu anda
iktidar için rekabet ediyor ve işlerinin yabancı İsrail' in,
halkları üzerindeki egemenlik günlerini kısaltmak olduğunu unutuyorlar."
Filistinliler uzun zamandır ihanete ve yok sayılmaya alışıklar,
fakat bir halkın kendi liderlerince hayal kırıklığına uğratılmış
olması gerçekten de en acı verici olanı.
Ramzy Baroud' un en son kitabı:
The Second Palestinian Intifada: A Chronicle of a People'
s Struggle, (İkinci Filistin İntifadası: Bir Halkın
Mücadele Günlüğü) (Pluto Press, Londra) Amazon.com' dan
satın alınabilir. Kendisine
ramzybaroud@hotmail.com
adresinden ulaşabilirsiniz.