En Zor Aşamanın Arifesinde *
Abdel Wahab Badrakhan
Güvenlik Konseyi’ndeki müzakereler, muhtemel bir ateşkesi beraberinde getirebilecek bir çabanın var olduğunu düşündürmek üzere tasarlanmış bir dalaveredir. Fakat, müzakereler muhtemelen İsrail askeri operasyonlarının üzerini örtmek ve gerekli zamanı sağlamak üzere operasyonlarla aynı zamana denk gelecek. Bu yeni bir şey değil. Güvenlik Konseyi, Arap-İsrail çatışmasının değişik aşamalarında bu rolü başarıyla oynadı. Amerikan baskısı olsun ya da olmasın savaşın amaçları hakkında mevcut olan – açıklanmamış – uluslararası bir konsensüse cevap olarak her zaman bu rolü İsrail’in işine yarayacak şekilde oynadı. Bu sefer, karmaşık bir menfaatler ve amaçlar kümesi tarafından yönlendirilen aleni bir uluslararası konsensüs mevcut. Büyük güçler, bunun bir İsrail-İran savaşı olduğu üzerine anlaşmış durumda ve bu da Hizbullah’ın yenilgisi yoluyla İran’ın mağlup olmasını yeğleyen Batılılar’ın sıraya girmesi için yeterli.
Peki olay nerede gerçekleşiyor? Ödül ne ve kurban kim? Kimse bu önemsiz “detaylara” dikkat etmedi ve kurbanların sayısının azalması için kimse gayret bile etmedi. Rakipler ve düşmanlar arasında Lübnan’ın, çatışmanın gerçekleşeceği mekan olması hususunda “tarihi bir anlaşma” vardı ve bu anlaşma halen mevcut. Şöyle ki, bir yanda İsrail ve ABD, diğer yanda Suriye ve İran birbiriyle yarışıyor. Bu ülkeyle ve onun halkıyla uğraşmakta kimin daha yoz olduğu konusunda; bu ülkede yaşam için gerekli olan şeyleri yok etmede kimin daha becerikli olduğu konusunda ve bu ülkenin halkını hor görmede ve onların kaderiyle alay etmede kimin daha aşağılık olduğu konusunda yarışıyor bu ülkeler. Hepsi bu yarışı kazandı ve kazanacak, çünkü savaş henüz bitmedi; ikinci aşamanın başlangıcının arifesindeyiz, en zor ve en yıkıcı olan aşamanın …
Son mülteci konvoyunu beklemek ne kadar gerekliyse, yabancıların ülkeyi boşaltmasını beklemek de o ölçüde gerekliydi. Hepsi sona erdiğinde, güneydeki arena, şiddetli ve sert bir karşılaşma için uygun olacak ve ABD’nin yeşil ışığı yakmasının ardından, İsrailliler gönüllerinin arzuladığınca, cezadan muaf olacaklarının bilinciyle ve tam bir barbarlıkla öldürecek, yok edecek ve yakacaklar. İsrail’in her şeyi yakma aşamasına başlaması için ABD’nin yeşil ışığı yanmış olacak ve bu yeşil ışığı kamufle etmek için yüce Dr. Condoleezza Rice’ın, “Lübnan’daki çözüm için diplomatik plan” olarak adlandırılan şeyi ortaya atması gerekiyordu. Dışişleri bakanı, Lübnan’da “Hizbullah sonrası aşama” için çalışmaya yeni başladı, ancak planı ne kadar akıllıca olursa olsun İsrail’in senaryosunun bir adım ötesine geçmeyecek. Ve (uluslararası kararları uygulayarak) plana “yasal” bir kılıf uydurmak için ne kadar yoğun çabalarsa çabalasın, savaş başladığından beri Washington’un aldığı pozisyonlara ahlaki bir çerçeve çizmeyi asla başaramayacak.
Şurası açık ki, İsrail savaşın bu aşamasında kendini galip sayamaz. Bir tek şunu ispat edebilmiştir: İsrail, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve Ortadoğu’da barışın ve birlikte yaşamanın gerçekleşeceği bir geleceğe karşı suçlar işlemekten başka hiçbir şey yapmayan terörist bir devlettir. Bu savaş İsrail’i ilgilendirdiği kadar ABD’yi de ilgilendirdiği için, bundan sonra her an başlayabilecek olan aşama, en tehlikeli ve en iğrenç olanlar da dahil olmak üzere, bütün olasılıklara açık. İsrail şimdiye kadar sivilleri hedef alan yasaklanmış silahlar kullandı. Bazı askeri uzamanlar, İsrail’in, kara saldırısında ilerleme katedebilmek amacıyla kasıtlı olarak (“akıllı” veya “sınırlı”) nükleer ya da kimyasal silahlara başvurmasından korkuyorlar. Son bir kaç günün çatışmaları ve Hizbullah militanlarıyla yapılan doğrudan savaşlar, İsrailliler’e geleneksel silahlar kullanarak Lübnan Direnişinin üstesinden gelmenin zor olduğunu kanıtladı; bu silahlar ne kadar güçlü ve ne kadar yoğun olursa olsun.
Ne yazık ki, Güvenlik Konseyi’nin dünkü müzakerelerinde, büyük güçlerin şu ciddi olasılıkları gözönünde bulundurduklarında dair herhangi bir şey çıkmadı: Düşmanın yararlanabileceği her şeyin yakılması politikası, geleneksel olmayan silahların kullanımı ve büyük, ilan edilmiş bir katliam. Bütün bu devletler, net bir galip tarafın ve net bir mağlup tarafın olmasını istiyorlar. Böylelikle, felaket sonrası aşama için çeşitli düşünceler ileri sürebilecekler. Bu şekilde “uluslararası toplum” hata yapıyor ve her zaman da yapacak. Sadece insanların katliamdan canını kurtaracak barışçıl çözümler oluşturmakta başarısız olmadı. Aynı zamanda, bu krizle baş etmekte de başarısız oldu, çünkü “uluslararası toplum” tamamen ABD-İsrail mantığına tâbi olmuş durumda. Bu mantık barışı önemsemiyor. Bu mantık, Araplar’ı küçük düşürme arzusunu uç noktalara taşıyarak, ihtilafın sürdürülmesiyle besleniyor. Fakat bu gerçek barışı getirecek ya da Araplar’a diz çöktürecek “son” savaş mı olacak? Her gün, barışa dönük bütün umutları yok ediyorlar.
* 24 Temmuz 2006, Al-Hayat gazetesinden alınmıştır.
Çeviren: Özgür Eren
|